Makale

TÜRKIYE EKONOMISI NE DURUMDA

LATIF EPÖZDEMIR ( Hak ve Özgürlükler Partisi ( HAK-PAR) Genel Baskani

Yapilan en son kamuoyu arastirmalarina göre ‘Türkiye’nin en önemli sorunu’
ekonomi sorunu olarak görülmektedir. Bu arastirmayi yapan firma ‘Kürt Sorununu’ alternatif sorular arasina almadan ‘terör’ sorununu almis ve Kürt sorununu hiç sormamistir. Buna göre de ‘terör’ sorunu ilk bes sorunun arasinda yer almaktadir. Peki nedir su anda Türkiye’de ekonominin durumu? Türk Ekonomisinin geldigi durumu bazi veriler isiginda degerlendirelim.
Gayrisafi milli hasila (toplam ulusal gelir)
Bir ülke vatandaslarinin verilen bir yil için ürettikleri toplam mal ve hizmetlerin, belli bir para birimi karsiligindaki degerinin toplamidir. Yani, bir ülkedeki toplam varliklarin kisi basina düsen kismidir. Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2019 yilinda bir önceki yila göre yüzde 14,9 artarak 4 trilyon 280 milyar 381 milyon TL oldu. 2019 yilinda kisi basina GSYH cari fiyatlarla 51 bin 834 TL, ABD dolari cinsinden 9 bin 127 olarak hesaplandi. Ne var ki mevcut ekonomik sistemde gelir dagilimindaki adaletsizlik nedeni ile Türkiye’de GSMH esit dagilmamaktadir. Örnegin kisi basina 10 bin dolar dendiginde her vatandasin cebine yilda 10 bin dolar giriyor anlamina gelmez. Âmâ kiminin cebine 100 bin dolar girerken kiminin cebine 1 milyon dolar girmektedir.Çünkü Ekonomik dengesizlik ve esitsizlik had sayfada Gelir dagiliminda esitsizlik de gösteriyor ki, Tü rkiye hizla sosyal devlet anlayisindan uzaklasmaktadir.
Ekonomi uzmanlarina göre, Türkiye’nin bugünkü reel borcu, faiz hariç 160 milyar dolar civarindadir. (Görüldügü gibi bu dolar bazinda ifade edilmektedir. Türk lirasi bazinda bu rakam 8 kat dah büyüktür.) Döviz kurunun yükselmesi ile birlikte olusan kayip 100 milyar dolari bulmaktadir. Bu nedenle bu borç 260 milyar dolar olarak realiteye yansimaktadir ve kur yükselisi önlenemese o oranda her gün biraz daha artacaktir.
Maliye bakaninin istifasi ve Merkez Bankasinda yapilan son düzenlemelerle hükümet dövizin Türk parasi karsisindaki uçuk tirmanisini frenlemek için MB faizlerini arttirma yoluna gitti. Bu dolari biraz asagiya çekti ama ilerleyen günlerde bu durum enflasyonun yükselmesine neden olabilecek bir durumdur. Ne var ki dövizdeki kur artisindan çikan fark halkin cebinden 300 milyari uçurdu. Enflasyon orani yillik %10 olarak belirlense bile gerçekte %30 un üstünde seyretmektedir. Son düzenlemelerden önce temel gida maddelerinde %100 yakin fiyat artisi vardi ve piyasadaki fiyat artislari denetlenemiyordu. MB faizlerinin arttirilmasindan sonra hayat pahaliliginin ve enflasyonun daha da artacagi öngörülmektedir. Yükselen kur farkinin neden oldugu üretim içi kar kaybi ise 750 milyar lirayi bulmaktadir. Yani yükselen kur, direk olarak üretime dair kâr kaybina neden olmaktadir.
Ancak sirket bilançolarinin aktifinde döviz mevcudu olanlar, döviz kurunun yükselmesi ile birlikte kar olarak faaliyet disi kârlarini arttirmaktadirlar. Hal böyle olunca üretim den kaynaklanan kar ise düsmektedir.
Bilindigi gibi dövizin tirmanisini durdurmak ise üretim artisi ve reel kar ile ihracatin artisina baglidir. Ekonominin faaliyet disi yapilan gelir / kâr’a yönelmesine sebep oldugu için hem disa bagimliligi artirmaktadir, hem döviz rezervinin azalisina o da dövizin yükselisine sebep olmaktadir
Türkiye’de son dönemlerde olusturulan Varlik Fonu uzmanlara göre su anda 63 milyar lira borçlu. Türkiye’deki bütçe açigi ise 225 milyar lira olarak ifade edilmektedir.
Verili duruma göre geçen yil Türkiye toplam 500 milyar dis borç ödemistir. Bu ülke genelinde bir yilda toplanan verginin %20 sine tekabül etmektedir. Lakin geçen 6 aylik zaman içinde 135 milyar vergi toplanmis, bu süre içinde kamu dis bor miktari 180 milyar dolara ulasmistir.

2015′ te milli gelir 850 milyar dolar iken, 2021 yili için ön görülen milli gelir 700 milyar dolar. 2023 ulusal geliri simdiden 800 milyar dolar olarak öngörülmektedir. Bu durum açikça göstermektedir ki, ülke her yil biraz daha yoksullasmaktadir.
Bu kötü ekonomik gidisat nedeni ile gelinen noktada ülkede 17 milyon kisi açlik sinirinin altinda yasamaktadir. Türkiye’de açlik sinirinda 30 milyon kisi var ve bu nüfusun 3/1 inden fazla bir orandir. Yani ülkede her üç kisiden biri açlik sinirinda yasamaktadir. Issizlik orani ise, gençlerde %35’lere dayandi. Bu genç issizlerin çogu üniversite mezunu ve bosta geziyor. Ülke çapinda genel olarak issizlik orani ise %20 yi asti. Türk-Is’in yaptigi arastirmaya göre bugün Türkiye’de 4 kisilik bir ailenin açlik siniri ücreti 2500 lira ve yoksulluk siniri ise 8500 lira iken asgari ücret hala 2360 liradir.
Türkiye’de bir de ‘isi’ olanlar var. Gerek kamu gerekse de özel sektörde çalisanlar bakimindan Türkiye’de bugün asgari ücret günlük 10 dolara indi. Asgari ücret Türkiye’de ay bazinda 215 evroya tekabül ediyor. Bu oran Yunanistan’da 650, Tunus’ta 350 Almanya’da 1400 evrodur.

Bu durumda:
Bugün Türkiye’de aracina 50 lira yakit alan kisi,2000 yilinda bununla 85 litre benzin alabiliyordu.2012 de 11 litre 2020 de ise ancak 7 litre alabiliyor. Ama ALMANYA da 50 evro ile vatandas aracina,2000 yilinda 34 litre,2012 yilinda 36 litre,2020 yilinda ise 38 litre benzin alabiliyor. Asgari geçim standartlarina dair bir kiyas yapmak istersek bu tablodan farkli bir tablo çikmayacagi asikardir.
Bu ekonomik veriler karsisinda Türkiye’de satin alma gücü giderek düsmektedir. Örnegin 2000 yilinda 1 ton bugday parasi ile 22 çeyrek altin almak mümkündü. Ama 2020 yilinda 1 ton Bugday ile ancak 2 çeyrek altin alinabilmektedir. Asgari ücret geçen yil 2360 lira olarak belirlendiginde Ayçiçek yagi 9 lira iken henüz bu yil asgari ücret tespit edilmemisken Ayçiçek yagi pazarda 35 liraya çikti. Asgari ücret artan hayat pahaliligi karsisinda eriyip gitti, açlik sinirinin altinda kaldi.
Tarimsal üretim durma noktasinda. Çünkü üretici ürettigini maliyetinin altinda satiyor. Maliyet fiyatlari ( döviz bazli oldugu için) sürekli yükseliyor ve üretici sattigi ürünün yerine ayni maliyetle yeni ürün koyamiyor. Bu kez de ayni ürün her üretim sürecinde farkli maliyete üretildigi içinde piyasaya her seferinde farkli fiyatlarla satilmak durumunda. Bu da talebi yavaslatiyor. Bu nedenle sanayi ve üretim durma noktasinda. Sanayiciler devletten gereken destegi alamadiklari için bu alani birakarak yüksek kar ve rant yüzünden ellerindeki sermaye ile insaat sektörüne yöneldi.
Ülkede sanayi ve tarim alaninda artan maliyetler ve daralan pazar nedeni ile üretim düstü, bu kez de ithalat artti, öyle ki saman bile ithal edilir oldu. Üretim azalinca dissatim da düstü. Bu kez de cari açik büyüdü, giderek de büyümektedir.
Hükümet ise izledigi yanlis ekonomik politikalarinda israr ediyor. Bunun sonucu ekonomi her gün biraz daha daraliyor, krize giriyor. Örnegin hükümet ‘ yap islet devret’ anlayisindan ötürü köprü, yol ve hastahaneler için her yil yüz milyarlarca geri ödeme yapmak zorunda. Oysaki bunlar devlet eli ile yapilmis olsa bir yilda ödenen cezalar toplami ile yapilabilirdi.
Peki bu süre içinde büyük ekonomik sikintilar içinde debelenen küçük esnafin ‘hali pür meali’ ne durumda. Kuskusuz ‘ülkem insani’ da ülkesine benziyor. Vatandas bankalara hücum ediyor ve hayatini ve isini sürdürebilmek için kredi kullanma yoluna gidiyor. Vatandasin banka ve kredi kuruluslarina borcu (hükümetin önerisi ile pandemi kosullarinda kerdi kullanimi firladi) 820 milyar lira. Bunun 660 milyari kredi karti borcudur. Ülkede su anda 3.500.000 kisi aldigi kredileri geriye ödeyemedigi için icralik olmak üzere.
Bütçenin sektörlere ve hizmet kurumlarina dagilimindaki dengesizlik ayni zaman da ekonomik istikrarsizligin yani sira sosyal dengeyi de sarsmaktadir. Örnegin, diyanet bütçesi ve savunma bütçeleri milli egitim ve saglik bakanligina ayrilan bütçeden daha fazladir. Bu da egitim ve saglik hizmetlerini kisitlamaktadir.
Bana Göre ; ekonomin basat sorun oldugu dogrudur, ancak bunun temelinde yatan sebeplerin basinda Kürt sorunu olarak kastedilen sözüm ona ‘ terör le mücadele’
sorunu ve bu konudaki kötü yöntem ve mekanizmalar da ciddi sorunlar arasindadir.
Lakin yürütülen iç ve dis politikalarin yarattigi giderler,bu alanlarda sürdürülen güvenlikçi ve askeri politikalar ekonomiyi ciddi sekilde etkilemektedir. Içte yillardir sürdürülen ve ‘terörle mücadele’ olarak adlandirilan güvenlikçi politikalarin gerekli kildigi harcamalar çok büyük rakamlarla ifade edilmektedir. Kürt sorununun barisçil demokratik yollarla çözümü mümkün iken bu sorunun poligonlarda ve askeri operasyonlarla çözülmek istenmesinden ötürüdür ki 30 yildan fazladir sürdürülen bu politikalar ekonominin belini büktü.Her ne hikmetse 30 yildir mücadele edildigi halde hala ‘terör’ de bitirilemedi,Kürt sorunu da varligini korumaya devam ediyor.
Diger yandan Türkiyenin dis politikasinda da barisçil politikalar izlenmemis olmasi ülkeyi komsulari ile ‘düsman’ hale getirdi.O sinirdan bu sinira yapilan askeri yiginaklar ve askeri operasyonlar ekonomiyi adeta sarsiyor. Dogu Akdeniz, Suriye,Yunanistan,Fransa,Ermeniztan,Irak ve bir çok ülke ile yaratilmis olan sorunlar ve özellikle de Suriye iLibya,Azerbeycan ve Iraka yapilan askeri sevkiyatlar ve askeri harcamalar bütçenin büyük kismini yutuyor. Böyle bir tablo içinde Türkiyenin Somali devletinin borçlarini ödüyor olmasi,üç milyondan fazla Suriyeliyi barindirip maas veriyor olmasi da ayrica abesle istigalden baska bir sey degildir.
Tüm bu tablo içinde Türkiye mecburen ekonomiye ve sosyal yasama kaynak olusturmak amaci ile para bulmak zorunda.Bu iki yolla gerçeklestirilmektedir. Ya özellestirme ve kamu kurumlarinin satisi yolu ile para bulunmaya çalisiliyor ya da dis borç ile ekonomiye nefes aldiriliyor. Öyle ki ülkede özellestirilmeyen çok az kamu kurumu kaldi.Yollar,köprüler,hastahaneler,meydanlar nerde ise bir çok hayati alan özellestirildi.Buna bankalar,PTT veSeker Fabrikalari da dahil. Tank Palet fabrikasi, Haliç PORT,ve Istanbul borsasinin da Katar sirketlerine satilmis olmasi ekonominin içinde bulundugu krizin isaretidir.
Diger yandan Türkiye dis borsalardan ancak yüksek faiz ile (%8 gibi) dolar bazli dis borçlar almaktadir. Bu borçlar kurrun yüksekligi karsisinda neredeyse dönem spnuna kadar iki katina çikmaktadir. Faiz oraninin yüksek olusu ise ayri bir sorun.
Özetle söylemek gerekirse Türkiye yeralti ve yerüstü zenginlik kaynaklarini dogru degerlendirip barisçi iç ve dis politikalari, güvenlikçi ve askersel politikalari terk ederek içte ve dista barisçi politikalar sürdürse tüm bu ekonomik sikintilar yasanmayacak.Bir iç barisla ekonomik ve sosyal esitsizlikler giderilebilinir. Yeni bir toplumsal sözlesme ile sorunlar çözülebilir.Ülke kaynaklari reel olarak degerlendirilse,üretim artisi saglansa, çiftçi ve sanayici desteklense,hem istihdam yaratilip issizlik sorunu çözülecek hem de kalkinma refah ve huzur saglanacaktir.
Basa dönecek olursak söz konusu arastirma raporunda Kürt sorunu yer almamis demistik. Bu ,ülkede Kürt sorunu yoktur anlamina gelmemektedir. Tersine Kürt Sorunu Türkiye’de yok olmus ya da geri planda bir sorun degildir. Belki debu sorun Türkiye’nin en basat sorundur. Ancak bana göre ‘Kürt sorunu yok terör sorunu var’ diyen meriyetteki algi,Kürt sorununu inkar ederek ‘terör’ sorunu ile es tutan bir algidir. Bu nedenle varligi kabul gören ‘ terör’ den kasit; varligi yok sayilan ve bilinçli olarak ötelenen Kürt sorunudur.
Bölgesel Kürt karsiti nizam ve onun hizmetindeki PKK ve benzeri örgütler,bu yeni yüzyilda, Kürt sorununu arka plana iterek Kürtlerin statüsüz kalmalarini saglamak istemektedir.
Türkiye ekonomisi ülke genelinde ele alindigi zaman kuzey Kürdistan da PKK nin alanlarda güçlü oldugu zaman, bölge ekonomisini de çökerttigi bunun da Türkiyenin genel ekonomisini negatif olarak gerilettigi ortadadir. Çünkü ortada atil duruma gelen bir Pazar söz konusudur.
Iktidar, terörle mücadeleyi sebep göstererek, yapay olarak Kürt sorununu geri plana itmekle ”Kürt’ sorununu çözülmüs gibi göstermek istiyor. Bu politika da ekonomiye ciddi zarar vermektedir. Yansira, siyasal olarak ülkenin çikmaza girmesini saglamaktadir.
Kuskusuz ki, Kürt sorununu Kürtlerle birlikte çözme süreci baslatilirsa, terör de her iki halkin ortak hedefi haline gelir ve bu ‘terör’den ancak o zaman kurtulabilinir.Belki o zaman Ekonomik göstergeler reel olarak islemeye baslar.Iste bu nedenledir ki KÜRT SORUNU
Türkiyenin en TEMEL SORUNU
olmaya devam etmektedir.
Yukaridaki verilerin hemen tümü her an degisebilmekte ve giderek olumsuz bir gelecek bizi beklemektedir. Dogal olarak Bestepe Külliyesinin günlük 300 bin lira olan masraflari da artmaktadir.

Latif Epözdemir

Back to top button