Türkiye’nin beka sorunu ve dis güvenlik
Her ülkede oldugu gibi Türkiye’de güvenlik konusunu ele aldigimizda akla 3 güvenlik alani akla gelir. Içerde sosyo-ekonomik, genel güvenlik (asayis) ve dis güvenlik sorunu. Dis güvenlikte ise özellikle komsulariyla olan iliskiler sözkomusu.
Bu yazimda özellikle Türkiye’nin günümüz kosullarinda dis güvenligini ele almakta yarar görüyorum. Zaten, daha sonraki yazilarimda ele almayi düsündügüm iç küvenlik konusu bir kaosu gösteriyor, ama konu daha detayli ve girift olmasi nedeniyle daha sonraki yazima birakiyorum.
Nisan 2017 de, her ülkenin komsu ülkelerle barisçil ve iyi iliskiler temel yaklasimina baktigimda Türkiye’nin hiç de böyle bir konumda olmadigi apaçik.
Türkiye, tüm komsulariyla düsman olmasa da aykiri bir konumda. Ortadogu kayniyor, Arap Dünyasi bile kendi içinde uyumlu bir siyasi yaklasimda degil, hele Iran ile tamamen siyasi de olsa bir savas içinde, Türkiye’de burada taraf. Sii-Sunni kavgasinda taraf.
Iran, bir taraftan hilal denilen Irak-Suriye ve Lübnan kusagi ve diger taraftan da Basra Körfezi ve Arap Yarimadasi’nin güneyindeki Sii kesimlerinin Ortadoguya hükmetme/etkili güç olma stratejisini uyguluyor, Türkiye ise açik bir sekilde de sunni kesimden yana tavir aliyor.
Uluslararasi bazda dis güvenlk denildiginde, devlet bazinda sadece askeri üstünlük ve gereklilik akla gelmez. Bu alanda birçok alan akla gelir. Özellikle de komsu ülkeler bazinda güvenlik alaninda 3 konu önemlidir. Birincisi, komsu ülkelerle olan ekonomik iliski, yani karsilikli çikarlar çerçevesinde kalikinma programlari ile yatirimlar, ve, sosyo-ekonomik ve kültürel iliskiler, ikinicisi ise komsudaki yönetim iliskileridir. Örnegin Suriye ve Irak ile iliskiler. Üçüncüsü ise, baris içinde yasama kosullarinin olusturulmasi. Bu ise kriz dönemlerinde müdahalede bulanacak bir ortak komisyonun duruma müdahale ederek, krizin barisçil-siyasal çözümler için önerilerde bulunmak olur. Ama Türkiye’nin yaklasimi maalesef böyle degil, o daha hükmedici ve saldirgan bir tavir izliyor.
Ortadogu haritasina baktigimizda özellikle üçüncü sik olan barisçil-siyasal çözümlerin degil de çatismaci yöntemlerin ön planda oldugunu görüyoruz. Barisçil çözüm siyaseti yerine taktiksel ve tek tarafli çikar stratejileri hakim durumda. Halbuki ekonominin globellestigi ve bununla birlikte ortak savunmanin öne çiktigi bir dönemde tek tarafli çikar stratejisinin kaybetmeye mahkum oldugunu biliyoruz, özellikle de Türkiye’nin komsu ülekeleri ile iliskilerinde bunu bariz olarak görüyoruz.
Türkiye’nin Suriye’ye yönelik son birkaç yilda sürdürülen siyasetine baktigimizda tam bir kaosla karsi karsiya oldugunu görüyoruz. Baslangiçta Ogul Asad ile ‘kardes’ iliskileri oldugunu, hatta sayin Cumhurbaskani Erdogan’nin basbakanlik döneminde Esad ailesi ile birlikte tatil yaptiklarini hatirlarsak, daha sonra bu iliskinin bir düsmanliga dönüstügünü görüyoruz. Halbuki dis plolitikada dost/düsman ayriligi degil, uzun erimli karsilikli çikar iliskileri sözkonusudur.
Baas rejiminin baba Esad döneminde Subat 1982’de Müslüman Kardesler Hareketinin Hama kentinde baskaldirmasina rejimin nasil bir karsilik verdigini hatirlayalim. Rejim, havadan ve karadan kente saldirarak 2 gün içinde harabeye çevirdi, ele geçirebildigi Müslüman Kardesleri iskenceden geçirdi ve yargisiz infaz ettirdi, örgütü geçici de olsa hunharca çökertti.
Reisicumhur Erdogan, ki Müslüman Kardeslere olan sevgisi biliniyor, 1982 yilinda yapilanlari bilmesine ragmen o dönem Esad’in Baas rejimiyle kardeslik siyaseti güttü. Suriye’deki iç savasin basladiginda ise AKP Hükümetinin Müslüman Kardesler de dahil, ISID (DAES), Al Nusra ve diger radikal dinci örgütlere silahta dahil her türlü destegi verdigi dünya kamuoyu tarafindan biliniyor. Örnegin Avrupa ülkeleri, disaridan Al Nusra ve ISID’e katilmak isteyen radikal dincilerin (selefistlerin) Türkiye üzerinden Suriye’ye geçtiklerini biliyor ve Türkiye’yi bu konuda sürekli uyariyorlardi.
Aralik 2016’da Whatsapp kanaliyla kamuoyuna ulastirilan Türkiye Içisleri Bakanligi’nin ‘gizlilik’ tasiyan bir yazisinda Al Nusra’ya gereken ‘silah ve mühimmatin nakliyatina sinirda zorluk çikarilmamasi’ belirtilmisti. O, halende bu destegi radikal dinci kesimlere sürdürüyor.
ABD’nin Askeri Istihbarat Örgütünün 2012 yilinda yayinlanan bir raporunda, Türkiye’nin Al Nusra’ya kimyevi gaz, özellikle de Sarin gazi, üretim formülü ile bilesenlerini verdigini iddia etti.
Besir Esad Baas Rejiminin Suriyedeki muhaliflere yaklasimi da bilinmekte. O, süre içinde giderek islami radikalci güçlerin hiç birine direk saldirmadi ve saldirmiyor. Onlarin karsilikli olarak birbirlerinin çatismalarini izliyor ve biyik altindan gülüyor. Rejim, zayif düseni Rusya, Iran ve PYD’nin destegiyle kendisi saldirarak ya yok ediyor veyahut da etkin oldugu bölgeden kovuyor.
Süre içinde Müslüman Kardeslerde dahil çogulcu demokrasiden yana olan örgütler giderek güç kaybediyorlar. ISID ve Al Nusra ile benzeri örgütler ise giderek güçleniyorlar.
AKP Hükümeti daha evvel Esad’in Baas Rejiminin kesinlikle çökertilmesini ve Esad’in gitmesini siar yaparken daha sonra Rusya ile isbirligine giderek bu sartindan vazgeçti. Simdi ise ABD’nin Suriye’yi son vurusundan sonra aniden ABD’yi kutlayarak Esad’in gitmesi gerektigini söylüyor. Rusya’dan da cevap gecikmedi. ‘TürkiyeSuriye’deki kimyevi silahlari konu yapacagina ihraç ettigi gidalarin saglik kontrolünü’ yapmalarini önerdi, yani Türkiye ile alay etti.
ABD’nin Suriye Hava üssüne saldirisindan sonra ise onlari kutlayarak zik-zak politikasini devam ettirdi. Böylelikle temel stratejisi olmayan Türkiye, Rusya ve ABD arasinda deyim yerindeyse ‘iki duvar arasinda’ kaldi.
Bu baglamda ikinci bir konu ise, Erdogan ve AKP’nin Suriye’deki Kürtlere iliskin politikasi. AKP, Suriye’deki iç savasin baslamasindan kisa bir süre sonra Rojava Bölgesine yönelik tavri olumsuz olmamasina ragmen, örnegin Pesmergelerin Türkiye üzerinden Kobani’ye geçisi, sonradan PYD’nin tekçi yaklasimindan ötürü Suriye Kürtlerine yönelik siyasetini degistirerek diplomasi kurallarina ters bir dis siyaset izlemeye basladi.
Kürtler açisindan soruna bakarsak yine Türkiye’nin ‘Kürt kardesleri’ne yönelik politikasinda da ciddi bir tutarsizligi görüyoruz. Daha evvel kardes olan Kürtler aniden düsman ve terörist oldular.
Türkiye, ‘Firat Kalkani’ harakatini baslattiginda PYD/ DSG’nin Afrin ile Kobani arasindaki bölgenin kontrolünü engelleme ve güvenli bölge olusturma amaciyla Suriye’ye girdi. Ama Menbiç’e yaklastiklarinda beklemedikleri engellerle karsilasti. Menbiç’i ele geçiren DSG Menbiç’i Suriye ordusuna birakmis ve geri çekildigini ilan etmisti. Ayni zamanda ABD ve Rusya Türkiye’yi uyararak daha ileri gitmemelerini istediler. Türkiye, koydugu hedefe ulasamiyarak, o bölgedeki askeri harekati durdurmak mecburiyetinde kaldi, ‘Firat Kalkani’ harekatinin bittigini açikladi. Erdogan ve AKP’lilerin bu dönemdeki Kürtlere genel olarak bakisinda da zik-zakli bir yaklasim ortaya çikti. Bir yandan ‘biz Kürt kardeslerimize degil terör örgütü PYD’ye karsiyiz’ derken Suriye’deki Araplarin dahi adlandirdiklari Hatayin güneyindeki Kürt Dagi aniden ‘Türkmen Dagi’ oldu. Yani, daha önce akillarina gelmeyen Suriye’deki Türkmenler’e sahip çikma akillarina geldi. Yine Erdogan, Kobani ve Afrin arasindaki bölgenin ‘Arap topraklari oldugu’ savina sarildi . Erdogan ve ekbi herhalde yakin tarihi unutmus! . Baas rejiminin 1962 yilinda ‘Arap Kemeri’ denilen uygulamanin oradaki Kürtlere neye maloldugunu unutmus olamaz. ‘Arap kemeri’ uygulamasi sonucu 200.000 den fazla Kürt zorla o bölgeden çikarilarak güneydeki Arap çöllerine sürgün edildi, yerlerine Arap asiretleri yerlestirildi. Baas Rejimi bununla da yetinmedi, sürgün edilen ve Suriye vatandasi olan diger yüzbinlerce Kürdün vatandasliktan çikardi, onlar yabanci olarak okuma, memur olma ve bir dizi haklarindan men edildiler. Bugün Suriye’deki vatandassiz Kürtlerin sayisinin 1,5 Milyona yakinoldugu söyleniyor. Erdogan ve ekibi neden yakin tarihte yapilan bu suçu yargilamiyor da, sinir bölgesinde Araplarin yasadigini ve oranin Arap Bölgesi oldugunu iddia ediyor.
Kisa süre evvel ‘Firat Kalkani Operasyonu’nun sonlandirildigini açiklamak mecburiyetinde kalan AKP-Hükümeti, simdi de ‘Dicle Kalkani Operasyonu’ndan bahsediyor. Bu operasyonla Ezidilerin tarihsel bölgesi olan Sincar’i (Sengal)ve Türkmenlerin de yasadigi Telafer’i isaret ediyor. Yani Sengal Daglarina opresayon yaparak PKK’yi oradan kovacakmis. Vay halimize! Türkiye’de PKK ile basedemeyen devlet, Irak’a uzanip oradan PKK’YI uzaklastiracak ha? Peki, ya 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye’den Avrupa’ya kaçmak mecburiyetinde kalan onbinlerce Besiri-Kürdü (Ezdiler) için Erdogan neden bir söz sarfetmiyor? Veyahutta DAES’in Sengal ve Telefer’de yaptigi hunharca katliamlara neden ses çikarmiyor? Neden agir kayiplar sonucu bölgeyi DAES’den temizleyen Kürdistan pesmergelerinden övgü ile bahsetmiyor?
Erdoganin Suriye’deki Kürtlere bakis tavrinin benzerini Irak’ta, özellikle de Kerkük’e yönelik yaklasiminda görüyoruz. Kerkük Il Meclisi’nin Mart ayinda Kürdistan Bayragini göndere çekilmesine yönelik kararina sultanimiz, ‘0 bayragi derhal indirin’ diyor ve ‘Kürt kardesleri’ unutup orda da Türkmen kardeslerine sahip çikiyor.
Siyaset ile ugrasan insanlarin Erdogan’in bu tavrina da gülesi geliyor. Kerkük’te Meclis üyelerinin çogunlugu karari ile Irak bayraginin yaninda Kürdistan bayraginin da asilmasi karari çikti. Sanki Türkiye’nin komsulariyla baska sorunlari yokmus gib,i basta Reisicumhur olmak üzere AKP’nin kurmaylarin ve muhalefet agiz birligi ile bu karara karsi çikiyorlar. Erdogan, ‘hemen o bayragi indirin’ diyor. Dünya kamuoyu sana, ‘be hey sen kim oluyorsun ki baska bir ülkede alinan karara karsi çikiyorsun’ demez mi?
Kerkük Il Meclisi 26’si Kürt, 9’u Türkmen ve 6’si da Araplardan olusuyor. Araplar ve Türlkmenler oylamanin yapildigi oturumu terkediyorlar, bu onlarin hakki, ama oylama demokratik ve çogunlukla Kürdistan bayraginin da resmi binalarda göndere çekilmesine karar veriyor. Velev ki, alinan bu çogunluk karari hem Irak anayasasina ve hem de genel yasalara uygun.
Ilginç olan, kendi Kürt Sorunu’nu çözemeyen Erdogan’in Irak’in içislerine karismasi cüreti ve bu baglamda yeniden Türkmenleri kesfetmesi, özellikle de kendi istihbarati MIT’in 1995’de kurdugu Türkmen Cephesine sahip çikmasi, ki bu örgüt ismi cephe olmasina ragmen Irak’taki orta halli bir Türkmen partisi, diger Türkmen parti ve örütleri gibi Kürdistan’da da örgütlü. Siyasi faaliyetlerini Kürdistan’daki diger Türkmen partileri gibi özgürce yürütebiliyor, Türkmenlerin Kürdistan Parlamentosunda da konulan kota çerçevesinde milletvekilleri bulunuyor, Türkmen kimlikleriyle bakan oluyorlar.
Türkiye, Kürdistan Federal Bölge Hükümeti ve partilerinin Irak Anayasasi’nin geçici 140’inci maddesi kapsaminda ‘Sorunlu bölgeler olan Kerkük, Çemçemal, Mahmur, Sengal ve Sexan, Khaneqin’de’ önce sayim yapilmasi ve daha sonra da bu bölgelerde referenduma gidilmesini Bagdat hükümetinin sürekli erteledigini ve engelledigini biliyor. Bu bölgeler, ISID’In 2014 yilinda istila edilmesinden sonra Kürdistan Pesmerge Güçlerinin zorlu ve kanli bir micadelesinin sonucu kurtarildi, ve, o bölgelerdeki güvenligi de yine Pesmerge Güçleri sagliyor. Bu savasta binlerce pesmerge yasamini yitirdi, yüzlercesi de yaralandi. Kisaca Irak ordusu bu bölgeleri savasmadan ISID’e teslim ederken Kürdistan pesmergeleri kani ile geri aldi, bugün de o bu bölgeleri koruyor.
Simdi ise Kerkük basta olmak üzere bu bölgeler Kürdistan Federal Bölgesine baglanmak istiyorlar, yapilacak bir bagimsizlik referenduma da katilmak istiyorlar.Kerkük’ten sonra Diyala ve Ninova bölgelerindeki halk da bu istemlerini dile getiriyor.
Iran ve PKK ile yakin iliskisi olan Goran Partisi hariç, Kürdistan Hükümeti ve bölgedeki diger kürdistani partiler yapilmasi planlanan bagimsizlik referendumunu destekliyorlar. Bu amaci Türkmen Cephesi disindaki diger Türkmen partileri, Asuriler, Keldani ve Süryaniler ile Ezidi Kürtleri de destekliyorlar. Tüm bu güçler bagimsizlik konusunu Bagdat ve komsu ülkelerle görüserek barisçil ve siyasal bir yolla çözülmesini istiyorlar.
Referenduma , daha dogrusu bagimsiz bir Kürdistan devletine karsi olan güçlerden birisi de PKK, ama bu hareketten degisik bir tutum beklemek hayalperestlik olur.
Basta Iran olmak üzere Türkiye, Irak’in bir iç sorunu olan ‘Bagimsizlik Referendum’una sert tepkiler vererek karsi çikiyorlar. Neden?
2005’den beri merkezi Irak Hükümeti ve Parlamentosu’nda anayasal haklarina kavusmak isteyen Kürtlere Araplar tarafindan sürekli engeller çikarildi, yillik ödenmesi gereken paralar ödenmedi, Kürdistan Hükümeti’nin önüne sürekli engeller çikarildi. Tüm sorunlari barisçil ve siyasi kanallarla çözmeye çalisan Kürdistan Hükümetinin önüne sedler konuldu, engellemelere gidildi. Son dönemde de Bagdat yönetimi Hasti Sabi sii milisleri ve PKK’yi Iran’in destegiyle Kürdistan hükümetine karsi devreye sokmaya çalisiyor. Kürdistan pesmergeleri ise özellikle PKK’ya kardes kani dökülmemesi için telkinde bulunuyor ve uyariyorlar.
Türkiye’deki AKP Hükümeti de geleneksel Kürt düsmanligi politikasina sarilmis görünüyor. Kerkük ve diger tartismali bölgeler baglaminda Türkmen ve Arap koruyuculugunu üstleniyor, sorunlarin barisçil kanallarla çözülmesi için çaba harcayacagina ‘kabadayilik’ tasliyor, ama Irak’taki geçmis 50 yillik tarihi de es geçiyor.
Baas rejiminin ve Saddam’in özellikle Kerkük’teki Kürtlere, Asuri ve Türkmenler’e uyguladigi gaddarca politikayi görmezlikten geliyor. Baas Partisi 70’li yillarda özellikleri Kerkük’te yüzbinlerce Kürt, Asuri ve Türkmen’i Kerkük’ten zorla çikararak Irak’in baska bölgelerine sürdüklerini unutuyor, böyllelikle de Kerkük’ün çogunlugunu Kürtlerin olusturdugu çok etnikli yapisinin Araplarin lehine degistirildigini inkar ediyor.
Kürdistan Pesmergeleri Kerkük ilinden sürgün edilen yukarida adi geçen etnik gruplarin tekrar kendi topraklari olan Kerkük’e dönmelerini sagladi. Tarihi Kürdistan kenti olan Kerkük giderek eski durumuna kavustu, gelinen kosullarda o bölgenin Kürdistan’a baglanmasi istemine Türkiye neden hirçinca karsi çikiyor, tehditler savuruyor?
Türkiye’nin 2005’den sonra Kürdistan Federe Bölgesi ile olan ekonomik iliskileri hizla gelisti. Kürdistan üzerinden Irak’in diger bölgeleri ve Arap ülkelerine yapilan ihracat miktarlari her yil yükseldi.
Kürdistan Federe Bölge anayasasi Türkmenler’de dahil diger tüm azinliklara örgütlenmenin yanisira tüm azinlik haklari taniyor, anadilde egitim uygulaniyor. Adi geçen azinliklar Irak tarihinde görülmemis özgürlügü Kürdistan’da yasiyorlar, bu nedenle onlarda bagimsizlik referendumunu destekliyorlar.
Kürdistan Bölgesi tüm ekonomik sikintilara ragmen ISID ile savas döneminde hiçbir etnik kökene bakmadan kapilarini tüm siginmacilara açmis durumda. Nüfusu 6 milyon’u geçmeyen bu bölge 2 Milyon’dan fazla siginmaciya Bagdat’in hiçbir mali destegi olmadan evsahipligi yapiyor. Bu tavir, dünyada görülmemis insani bir yaklasim. Türkiye ise 81 Milyonluk nüfusuyla 2,5 Milyon’a ev sahipligi yaptigi için yakiniyor.
Türkiye su gerçegi artik görmeli. Ortadoguda Kürdistan ve Kürtlerin ISID’le savastan ötürü Dünya kamuoyunun merceginde, ve sayginliklari giderek artiyor. Sayisi 36’yi asan ülke Kürdistan’in bagimsizligindan yana tavir belirliyor. Türkiye ve Iran istemeseler de Kürdistanlilar Irak’ta bagimsizlliga dogru ilerliyorlar. Erdogan ve AKP Kürtleri gerçekten de kardes olarak görüyorlarsa, Kürtlere engel çikaracaklarina onlara bagimsizlik yolunda destek vermeli, engel olmamalilar. En azindan Irak’in içislerinden ellerini çekmelidirler.
Dünya kamuoyu Kürdistan’in bagimsizligindan yana ise, ne Iran ve ne de Türkiye buna engel olabilir. Çünkü bati dünyasi pratikte bagimsiz bir Kürdistan devletinin Ortadoguda bir baris adasi ve önemli bir denge unsuru oldugunu görüyor.
Bagimsiz Kürdistan kendi komsularindan gelen tüm engellere ragmen hem de çok yakinda gerçeklesecektir. Dünya konjüktörü de bunu selamliyor.
Bekir Saydam