Türkiye’nin önünü bir hayli karanlik görüyorum

Bir furya basladi. Türkçe’de deyim “dört koldan” der ama burada isler dördü besi çoktan asti: On dört koldan bir “Müslümanlastirma” faaliyeti yürüyor. Böyle dedimse, sorun ya da konu Müslümanlik ile çagdas dünya arasinda olmasi gereken baglari kurmak, Islam’in felsefesini yapmak gibi seyler degil. Sorun, kurallar, yasaklar getirmek. Biri “toplu ulastirma”da kadinlarla erkekleri ayiralim diye anket yapiyor, öteki Asmalimescit’te içkiyi yasak etmek üzere yasa tasarisi veriyor, beriki “namaz kilmayan hayvandir” diye fetva çikariyor vb.
Bizim memlekette islerin nasil düzelecegine dair parlak fikirleri olan çok vatandas bulunur. Bazan ayni fikri çok kisi söyler: “Sallandiracaksin elli tanesini” hikmeti bunlarin basinda gelirdi. Memlekette hangi düsünce üslubu egemense, ona uyan “çözüm önerileri” de o asamada daha sik dile getirilir. Simdi bu gibi tasarilarla ortaya atilanlardan bazilarinin bu kategoriye girdigi düsünülebilir.
Yani, simdiye kadar kendine uygun iktidar görmedigi için parlak fikirlerini kendine saklamis Müslümanlar, diyelim hirsizlarin elini kesmenin hirsizligi engelleyecegine inananlar… Su dönemde çikip içlerindekini dökebilirler.
Böyleleri de vardir ya da olabilir ama bir baska kategorinin daha “faal” oldugu kanisindayim: Imaninin kuvvetini göstererek göze girmek isteyenler. Bunlarin dedigi yapilmasa da (çesitli nedenlerle, ama basta bu çagda olamayacagi için), “siki Müslüman” olduklari hatirlanir, günü gelince ise yarar. Bakin, gazete basan adam hakkinda o gün “böyle yapilmaz” denir ama aradan bir süre geçince o gayrimesru katkilarinin karsiligini görmeye baslarlar.
“Göze girmek” dedim. Bugün memlekette “gözüne girmek” fiilinin anlam tasidigi tek bir kisi var. Hatirlayacak ve gecikmis olsa da mükafati verecek olan, o! Ve hatirliyor. Mükafatini da veriyor.
Geçen gün Özgür Düsünce’de bir haber çikti. Önemiyle kendi boyu bosu arasinda tam bir ters oranti olan bir haber!
Haberin kaynagi Levent Gültekin. Diyor ki Levent Gültekin, üst düzey bir bürokrat emekli oluyormus; Tayyip Erdogan’la bir görüsmeleri olmus ve Tayyip Erdogan bu toplumun ayarini düzeltmek için yapmayi düsündügü isleri anlatmis.
Bunlari dinleyen bürokrat anlasilan dehsete düsmüs ki “Bunlarin yarisini yapmaya kalkarsaniz iç savas çikar” demis. Cevap korkunç: Tayyip Erdogan, “Çiksin” diyor; “O zaman ezer geçeriz.’
Verilen bilgi bundan ibaret. “Bürokrat” kim, belli degil. Herhalde kimligi açiklanmamak üzere Levent Gültekin’e söylemis böyle. Ama Tayyip Erdogan’in bu soruya bu cevabi vermis oldugunu Levent Gültekin kanitlayamayacagi gibi, adini vermedigi bürokrat da kanitlayamaz – megerki o sözleri kayit altina alacak bir teknik imkâna sahip olsun.
Bu da zayif bir ihtimal.
Gelgelelim, “kanitlama” falan gibi teknik sorunlarin disinda, tamamen dedikodu düzeyinde, “Böyle böyle olmus… diyesiymis ki…” falan diye anlatildiginda çok inandirici bir hikâye bu.
Tayyip Erdogan’in hiç öyle bir niyeti olmadigini varsayalim – “bilinçli” amaçlar çerçevesinde. Ama izledigi yol, gerçekten de böyle bir amaç oldugunu düsündürüyor. Tayyip Erdogan’in bugün izledigi yolun çikmasi muhtemel durumlar arasinda en akla yakin olani bir “iç savas.’
Tayyip Erdogan sektirmiyor, her gün konusuyor. Her gün bir yerde, bir münasebetle konusmakta, ama genellikle o münasebetle bir münasebet kurmadan konusmakta. Bir “münasebet” bulamadigi günlerde de muhtarlari toplayip onlarla konusmakta. Söyledigi her söz birisiyle (yurt içinde ya da disinda) bir kavganin sözleri. Ya Amerika’nin haddini bildiriyor, ya Avrupa’nin.
Türkiye hakkinda konusuyorsa ya halkimiza örnegin kaç çocuk yapmalari gerektigi konusunda birtakim fetvalar sunuyor ya da “iç düsmanlari” ile kavga ediyor (bunlarin sayisi da hiç az degil). “Hainler”, “müsveddeler” girla gidiyor.
Cumhurbaskanimiz sürekli olarak ‘Darü’l-harb”de. Bir türlü “sath-i sulh”e çekemiyoruz.
Bu politikasiyla “savasa hazir” bir taban tutuyor. Mitinglerde “Vur de vuralim” diye haykiran bir taban. Onlari “çiçek böcek” sohbetiyle mutlu etmek mümkün degil. Ama bu kivama getiren Tayyip Erdogan oldu. Her firsatta geçmiste olmus bir seyin “intikamini alma” havasi yaratarak bu kesimin manevi gidasini veriyor.
Polisin hiç degilse “Robokop” denilen kismini kendi “militan”i haline getirme yolunda epey mesafe aldi.
Yasalari degistiriyor; yasalari uygulayacak olanlari da degistiriyor. Yalniz kendi iradesinin geçerli oldugu bir toplum yaratmakta da epey mesafe aldi.
“Danistay”in yirmi dört yargici falan derken her seyin “tek seçici”si oluyor.
Ama kendisiyle ayni fikirde olmayan, onun emrettigi biçimde yasamaya razi gelmeyen, Büyük Reis’in degerlerini paylasmayan milyonlarca insan yasiyor, Türkiye Cumhuriyeti dedigimiz bu toplumda. Onlar ne olacak? Bakin su liseler falan (tabii onlari da “üst-akil” karistiriyordur), Tayyip Erdogan’in “makbul vatandas”i olmayan bir dolu insan var ortalikta.
Iste onlarin ilaci da “iç savas” olabilir. Ispanya’da Franco iç savasi kazandi. Onunla birlikte koca Ispanya’yi kazandi ve iyice yaslanmis olarak ölünceye kadar da elinden birakmadi.
Sözleriyle, davranislariyla Tayyip Erdogan’in üzerimizde biraktigi oldukça net bir izlenim var. Suskun bir kisi hiç olmadigi için, hakkinda fikir sahibi olmaya imkân veren epey bereketli malzeme veriyor. Iste o genel izlenim çerçevesinde “Iç Savas olsun. O zaman ezer geçeriz” sözleri pekâlâ yerine oturuyor. Namaz kilmayanlarin hayvan oldugu bu âlemde iç savasta ezilmesi beklenen tarafin hamam böceginden öte bir degeri oldugunu da sanmiyorum.
Onun için de Türkiye’nin önünü bir hayli karanlik görüyorum.
————————————————————
T24 ‘ 16 Haziran
Murat Belge