Makale

Uçak ve savas

Geldigimiz nokta su, büyük gazetelerden biri ‘yayinlayacagim, ortaligi sarsacagim’ diye bir gün öncesinden duyurdugu haberi hükümetten baski gelince yayinlamaktan vazgeçiyor.

Yeryüzündeki hiçbir gazete kolay kolay kendini bu duruma düsürmez, böyle bir seyin olabilmesi için çok büyük bir baskinin yapilmasi gerekir.

Ya da artik oralari bile geçtik, öyle büyük baskiya falan gerek kalmiyor, ‘yayinlamayin’ diyorlar, gazete de yayinlamiyor.

Yazarlarin yazilarini da sansür ediyorlar.

Sadece iktidarin ve Basbakan’in övülmesini istiyorlar, en küçük bir elestiriye bile tahammülleri yok.

Ama Türkiye’de olaylar çigirindan çikiyor.

Köse yazarlarinin Basbakan’i övmesi isleri düzeltmeye yetmiyor.

Zaten, bugün Basbakan’in kendisine ‘gerçek’ soru soracak ve sorusunun cevabini israrla isteyecek sahici hiçbir gazetecinin karsisina çikamamasi da durumun vahametini gösteriyor.

Iktidarin açiklayamayacagi o kadar çok fiyaskosu birikti ki Basbakan’in sahici gazetecilerden ödü patliyor.

Hem televizyona çikmak istiyor, hem de hiç bir ciddi soru sorulmasin, çarpitilan gerçekler yüzüne vurulmasin istiyor.

Su Suriye’de düsürülen uçak konusunu alin mesela.

Birbiriyle çelisen birçok açiklama yaptilar, ilk yaptiklari açiklamalardan döndüler, laflari evirip çevirdiler ama o uçaga gerçekten ne oldugunu, bu kadar kritik bir dönemde niye Suriye hava sahasinda uçtugunu, o uçagin orada uçmasi için kimin emir verdigini, hükümetin bir savas uçaginin Suriye hava sahasinda dolasmasindan haberi olup olmadigini asla açiklamadilar.

Ciddi yabanci kaynaklar o uçagin Suriye hava sahasinda düsürüldügünü söylüyor.

Ellerinde belgeler ve kayitlar oldugu da anlasiliyor.

Neden hükümet, müttefiklerinden, NATO’dan, Amerika’dan, Ingiltere’den, ‘bizde kayitlar var’ diyen Rusya’dan bu belgeleri istemiyor?

Basbakan ve Disisleri Bakani, neye ve kime güvenerek televizyonlara çikip ‘uçagimizi Suriye uluslararasi sularda vurdu’ açiklamalarini yapti?

Askerler, hükümeti kandirdi mi?

Hükümet, askerî konularda denetimi tümden kayip mi etti?

Peki, ya Semdinli?

Semdinli’de ne oluyor?

Hiç kimse bilmiyor, Basbakan ‘115 PKK’li öldürdük’ diyor.

Orada toplam kaç PKK’li var?

Basbakan 115 PKK’liyi öldürmekle ‘övünürken’ saldirilar nasil hâlâ devam ediyor?

O PKK’lilar, o agir silahlar nasil kimsenin haberi olmadan bölgeye sizdi?

Yüz binlerce askeri ve korucusu, uçaklari, Heronlari olan bir orduya karsi PKK yirmi gündür bir’cephe savasini’ nasil sürdürüyor?

Tabii, asil temel soru su:

Hükümet, ‘115 vatandasini’ öldürmek zorunda kalacagi bir savasin ‘sosyal zeminini’ ortadan kaldirmak için ne yapiyor?

Irak’ta, Suriye’de Kürtler kendilerine ‘özerk bölgeler’ elde ederken Türkiye’de Kürtlerin ‘anadilde egitime bile sahip olmadan’ yasamaya devam edecegine gerçekten inaniyor mu hükümet?

Tamam, PKK yönetimi barisa yanasmiyor.

PKK’nin savasi sürdürebilecegi ‘sosyal sartlari’ ortadan kaldirdi mi hükümet, Kürtler çocuklarini istedikleri gibi egitebiliyorlar mi, ‘kendi devletlerinin’ resmî dairelerinde anadillerinde konusma hakkina sahipler mi, ‘ne mutlu Türk’üm diyene’ anlayisi degisti mi, Türk olmayanin’mutsuzlugu’ bitti mi, Kürtler kendilerini bu ülkede güvende hissediyor mu?

Hükümet, kendi vatandaslarinin huzuru ve güvenligi için gerekenleri yapmazsa, ‘savasa’ da ‘barisa’da PKK karar verir.

PKK, bir anda bütün ülkede bir savas havasi yaratmayi basarabiliyor.

Ünlü Fransiz devrimcisi Saint-Just’ün bir lafini çok sik hatirliyorum bugünlerde, ‘devrim silahlarin degil yasalarin patlamasidir’.

Sen yasalarini genislet, bütün herkesi kapsayacak hâle getir, kosullar o yasalari ‘patlatamasin’, o zaman bak bakalim böyle günlerce süren ‘cephe savaslari’ oluyor mu?

Açilim dönemlerinde PKK gene gidip karakollara, askerlere saldiriyordu, o zamanlarda PKK’lilarin bir bölümü bile elestiriyordu o saldirilari, toplumdaki ‘ümit’ PKK’nin yaratmak istedigi ‘ümitsizlik’havasini boguyordu.

‘Baris’ isteyen bir hükümet karsisinda PKK ‘savasa’ destek bulmakta çok zorlaniyordu.

Bugün ‘savas’ diye bagiran bir iktidar karsisinda, PKK ‘daha da fazla savas’ diyerek olaylarin belirleyicisi hâline gelebiliyor.
‘Silahla yaziyi’ esdeger gören bir Içisleri bakaninin oldugu ülkede silahlar susmaz.

Uludere’de devletin öldürdügü insanlar için ‘dolap beygirleri’ dersen, Uludere’de ne oldugunu açiklamazsan, Uludere için özür dilemezsen, Kürtler PKK istedi diye gidip ‘halk savasina’ katilmaz ama PKK’nin saldirilarini da ‘açilim’ günlerinde oldugu gibi elestirmez.

Türkiye’nin kaderine, Türkiye’deki Kürt ve Türk vatandaslarin oy verip seçtigi Türkiye hükümeti karar verir, kaderi belirleme gücünü ve rolünü PKK’ya kaptiriyorsa, kolaya sapip PKK’ya sövmek yerine,’ben bu gücümü nasil kaptirdim’ diye sorup, akli basinda bir cevap bulmasi gerekir bence.

——————————————

Taraf-10 Temmuz

Ahmet Altan

Back to top button