Üçlü zirve: Makas açiliyor
Tahran’daki Putin-Erdogan-Ruhani zirvesinde olanlar, Türkiye açisindan Suriye meselesinin bir katmerli ve sürekli bunalima döndügünün kaniti. Ankara bundan böyle yalniz. Artik dayanabilecegi tek sey kendi gücü. Ya da Rusya’nin dümensuyundan çikmamayi göze alacak. Dolayisiyla, Islâm âleminin liderligi ve yeni Osmanli Imparatorlugu projelerini bir süre erteleyip, alti bin kilometrekarelik Idlib meydaninda ne yapabilecegine bakacak. Bu da iyi ihtimal, zira yapabilmekten ziyade seyretmek ve maruz kalmak makaminda olacak. Kötü ihtimalse, Rusya basta, bugün kol kanat gerdigi silahli muhalifler dahil herkesle birden papaz olunmasi.
Zirvede neler oldu, bakalim.
Ruhani: Önce Sam
Iran Cumhurbaskani, Iran’in Sam’daki ‘yasal hükümetin istegi üzerine’ Suriye islerine karistiginin altini çizerek hem mesafesini koydu hem de bir nevi yetki hatirlatmasi yapti. Lafa dogrudan, ‘Sam’la temas etmeden hareket edilmemeli,’ diye girdi. Yani Tahran, Ankara’yi kabulü pek zor o seçenekle, Esad’la uzlasma seçenegiyle karsi karsiya birakmaktan vazgeçmiyor. Hasan Ruhani, Libya örnegini hatirlatarak, bir ülkede merkezî otoritenin ortadan kaldirilmasinin telafîsi imkânsiz kötü sonuçlarina dikkat çekti, Sam’in otoritesinin taninmasi sartini bir de buradan, masadakilerin ötesine seslenerek ortaya sürdü. Gerçi ‘biz baris için savasiyoruz, teröristler savas için’ sözü daha çok edebî ve hamasî söylemin parçasi gibi, ancak burada da, yine, savas ortamini ortadan kaldirmak için atilacak her adimda Sam’in otoritesinin taninmasini merkeze oturtma geregine isaret etmis oldu. Baris dedigi bu.
Ruhani’nin söyledikleri arasinda Tahran’la Ankara’nin yakinlasmasina yolaçabilecek tek unsur, Suriye’nin dogusundan ABD’nin çikarilmasina yaptigi israrli vurguydu. Çünkü bu ayni zamanda Firat’in dogusunda kurumlasmasi ihtimali bulunan Kürt inisiyatifine hayat hakki taninmamasi anlamina da gelebilir ve bu amaçla iki devlet ortak hareket edebilir. Baska yönden bakildiginda, Ruhani’nin bu baglamda adini hiç anmadigi YPG’yi, SDG’yi sorun etmedigi, meselesini ABD ile sinirli tuttugu da söylenebilir. Bu konuyu simdilik parantez içinde sayalim, Idlib’e dönelim.
Ruhani sonuç olarak, ‘tamam, Idlib’i kan gölüne çevirmeyelim, ama oradaki teröristleri de ortadan kaldiralim’ demis oldu, Erdogan’in ‘ateskes çagrisi’ni kaale almadi, yarin-öbürgünkü adimlarina dair isaret vermedi.
Putin: Durmak yok, yola devam
Putin neler dedi? Bir defa, Erdogan’in yakindigi durumdan övgüyle sözetti.
Cumhurbaskani, ‘çatismasizlik bölgesi’ ilan edilen yerlerin, Rusya ve Suriye ordusu ile müttefiklerinin yaptiklari yogun saldirilar ardindan tahliye anlasmalariyla bosaltilmasi ve buralarda rejimin egemenliginin yeniden kurulmasi sürecinden rahatsizligini belirtmisti. Ankara adina bunun bu platformda, bir masa etrafinda yüzyüzeyken bu açiklikla gündeme getirilmesi ilginçti. Erdogan, ‘Zamanla gerginligi azaltma bölgeleri farkli bahanelerle tasfiye edildi,’ diye sikayet etti. ‘Geriye sadece Idlib kaldi. Muhalefet, bölgelerin tesisinin ardindan yasanan gelismeler nedeniyle bu konuda aldatildiklarini düsünüyor.’ Izlenimim o ki, aldatildigini düsünen sadece Suriye muhalefeti degil.
Vladimir Putin, iki devletin ‘çatismasizlik bölgeleri’nden muradinin nasil birbirine taban tabana zit oldugunu, basindan beri hepimizin apaçik gördügü gerçegi Ankara’nin nasil da görmezden geldigini -çünkü görmemesine imkân yoktu- ortaya koydu. Erdogan’in ‘muhalefet aldatildigini düsünüyor’ diye yakindigi süreci Putin, ‘Ciddi ölçüde basari elde edildi,’ diye tanimladi; Sam’in yeniden denetimi altina almayi basardigi topraklari isaret ederek. Tasviri ballandirdi da: ‘Suriye hükümetinin kontrolü altindaki topraklarda insanlar barisa adim atiyor, istihdam artiyor.’ Buradan hareketle Idlib’e nasil yaklastigini ifade etti: ‘Kalan terörist gruplar su an Idlib bölgesinde bulunuyor.’ Çikan sonuç belli: ‘Suriye’nin mesru hükümeti Suriye topraklarinin tamamini denetlemeli.’ Yani Idlib’i almali. Afrin’e, Firat Kalkani bölgesine de uzanan bir söz. Bugünün degilse de yarinin sancilarini simdiden haber veriyor.
‘Ateskesi ihlal etmeye çalisiyor teröristler,’ dedi Putin, ateskesle sahiden ilgileniyormus gibi. ‘Kimyasal silahlarla provokasyon yapiyorlar. ( ) IHA’larla saldirilarda bulunuyorlar.’
Oysa ateskes, Erdogan’in gazeteciler karsisinda defalarca tekrarladigi kavramdi: ‘Bugün burada bir ateskes ilani yapabilirsek inaniyorum ki bu zirvenin en önemli adimlarindan birisi bu olacak, sivilleri ciddi manada huzurlu kilacaktir. Bu konu ile ilgili bir adimin atilmasi bu zirvenin de zaferi olacaktir. ( ) Burada ateskes ifadesi yer alacak olursa yapilacak açiklamada çok daha isabetli olacaktir. ( ) Ateskesin saglanmasi çok çok önem arz ediyor. Benim söyleyecegim son söz budur.’
Hakikaten son söz oldu.
Putin: Olsa dükkân senin
Rusya devlet baskaninin Erdogan tarafindan bu kadar vurgulanan ateskes konusunda söyledigi, Moskova ile Ankara arasinda uçak düsürme skandalindan bugüne kadar hüküm süren zoraki flörtöz münasebetin gelecegi hakkinda süphe yaratiyor. ‘Burada masada silahli muhalifler yok,’ dedi Putin. ‘Suriye ordusu da yok. Bence Türkiye Cumhurbaskani genel anlamda hakli. Bu güzel olurdu. Fakat biz onlarin yerine konusamiyoruz. Nusra ve ISID’in teröristlerinin silahlari kullanmayacaklarini varsayarak hareket edemeyiz.’
Israrli ateskes talebine karsilik verilen bu cevabin, agir bir durum yarattigi açik. Bir yandan ‘Nusra ve ISID adina güvence mi veriyorsunuz?’ sorusunu sormak demek bu; öte yandan ‘veremezsiniz ki’ de demek! ‘Ateskesi telaffuz edeceksek Sam’in da masada olmasi gerekir’ de demek!
Ve siz böyle bir lafin söylendigi yerde, Lazkiye’deki Rusya üssüne Idlib’ten yapilan saldirilardan yakinan muhatabiniza söyle bir teklifte bulunuyorsunuz: ‘Rus dostlarimizin rahatsizlik duydugu unsurlari, saldirilara girisemeyecekleri yerlere çekmeyi deneyebiliriz.’
Muhatabiniz da söyle diyor: ‘Sivil halkin korunmasi bahanesiyle teröristleri korumak ve Suriye hükümetine zarar vermek kabul edilemez.’
Bu kadar nâhos bir konumu kabullenerek nereye varilacak?
Üstelik, Idlib’in ‘sivil halk’inin koruyucusu gibi davranirken ayni anda Nusra’yi bir yerden bir yere ‘çekmeyi deneyebileceginizi’ söylemeniz, Idlib’teki herkesi tek potaya sokup orada imha etmeyi göze alabilecek birilerine mesruiyet zemini sunmak anlamina geliyor. ‘Bölgede kurdugumuz 12 gözlem noktasinin sahadaki anlamlarindan biri de,’ diye konustu Erdogan. ‘Türkiye’nin Idlib halkina can güvenlikleri konusunda güvence vermis olmasidir.’ Hepsi biraraya geldiginde, ‘siviliyle, teröristiyle Idlib bizden sorulur’ gibi bir söz söylemis olunuyor.
Devami da söyle: ‘[Idlib’in] Kendi halkina yönelik katliamlari hala aklimizda olan Esed rejimine birakilmasina razi gelemeyiz.’
Karsisindaki iki muhatap Suriye’nin bütününde ‘mesru hükümet’in egemenligin tesisini sart görürken söylüyor bunu Erdogan. Ekliyor: ‘Türkiye, güvenlik saglanana kadar bölgedeki varligini sürdürmeye kararlidir. Tehdidin kaynagina ve boyutuna göre adimlar atmaya devam edecegiz.’
Nasil edeceksiniz? Rusya’ya ragmen mi?
Herkes kendi yoluna?
Zirveden simdilik çikan sonuç su: Makas açiliyor. Herkes kendi yoluna yöneliyor. Peki, Ankara’nin Suriye’de, Iran’la yer yer çatismayi, Rusya’yla baska mevzularda da papaz olmayi göze alarak yürüyebilecegi bir ‘kendi yolu’ var mi? Varsa nereye çikiyor bu yol? Neleri göze alarak yürünebiliyor, simdilik alti buçuk liralik dolarla? Vermezlerse kendimiz yapacagimiz F-35’lerin ve kimseyi dinlemeyip alacagimiz S-400’lerin korumasi altinda mi yürünecek?
Ve elbette daha önemli soru su: Ne ugruna?
Erdogan zirvede hakli olarak, yeni mülteci akini tehlikesini dile getirdi. ‘Sivillerin gidecek baska yerleri olmadigi için milyonlarcasi bizim sinirimiza dayanacaktir,’ dedi. ‘Türkiye, mülteci agirlama kapasitesini doldurmustur.’
Elhak dogru. Üstelik mevcut iktidarin bizzat kiskirttigi irkçilik yüzünden Suriyeli mültecilere yönelik toplu saldirilarin yasanmasi an meselesi. Ancak tipki irkçilik kiskirtmasi gibi, gürültüyle feci sekilde çuvallayan eskisiyle, ihtirasin yön verdigi yenisiyle Ankara’nin Suriye politikalarinin su muazzam mülteci meselesinin dogusunda büyük rolü var. Fetih hülyalarinin yolaçtigi, önü arkasi düsünülmeksizin girisilen maceralarin sonuçlari degil mi yasadiklarimiz? Son derece yanlis millî güvenlik sorunu tesbitleri ve irkçilik yüzünden ülkenin selametinin nerede oldugunu idrak edememe halinin bu islerdeki payi ufak mi?
Disisleri Bakani Mevlüt Çavusoglu’nun dün dedigi esasen trajikomikti, ancak o lafi esas hepimizin Türkiye’yi yönetenlerin ve fetih-ganimet sapkinlarinin yüzüne tekrar tekrar haykirmasi gerekiyor: Kimse kimseyi kandirmasin.
Muhtemelen söyle olacak: Rusya ve Suriye ordusu, elbette Iran’in katilimiyla, Idlib’te, bombardimanlar esliginde mevzi hücumlara girisecek, bir anda yüz binlerce kisiyi yerinden oynatmadan, adim adim, hamle hamle, vilayeti alacaklar. Bu süreçte muhtemelen yine Ankara’nin kismen denetleyebildigi, el degistiren topraklardan kaçacak militanlarin ve sivillerin siginabildigi cepler birakilacak ve zamanla bunlar da küçültüle küçültüle bütün vilayetinin Sam’in egemenligi altina girmesi saglanacak.
Ankara ne yapar? Bu soruyu cevaplamak kolay: F-35 yapar, aliriz her yeri.
Daha zor soru su: Halen ihtiyaci ve çikari oldugu ve zaten baska seçenegi olmadigi için Ankara’nin dedigine uyan veya ona yanasan silahli örgütler, adim adim can ve toprak kaybettikleri bir süreç içerisinde, sonuna kadar savastan yana uzlasmaz radikallerle, gidecek yeri olmayan yabanci cihatçilarla beraber, bu sürece aslinda pekâlâ istirak eden Ankara’ya karsi cephe almayacaklar mi? Komsu mahallede dükkân açarmis rahatligiyla Idlib’e serpistirilen on iki ‘gözlem noktasi’ndaki askerleri nasil tehlikeler bekliyor?
Umarim memleketin getirildigi halin ve canimizi yakan haksizlik adaletsizlik döneminin yolaçtigi moral bozuklugunun tesiriyle bizim gözümüze hep kötü ihtimaller takiliyordur. Yoksa, düsülen vaziyet, hele ekonomik krizle birlikte düsünüldügünde, korku filminde, islerin sarpa sarmaya basladigi ikinci asamayi çagristiriyor.
————————————————————-
Marmara Yerel Haber- 8 Eylül 2018
Ümit Kivanç