Makale

Uruk’un laneti, Irak’in gelecegi ve kuyrugunu isiran leviathan

Devlet olgusunun ilk olarak ortaya çiktigi mekan olan Uruk’tan adini alan Irak’ta ulus devletçilik bir türlü dikis tutmuyor. Dikis tutmamasi sadece Irak’in ulus devletçilik dönemine tekabül eden 20. yüzyilla sinirli degil, devlet olgusunun zuhur ettigi günden itibaren bu böyle. Tarihin birçok ilkine besiklik eden topraklar Sümer, Akad, Babil ve Asur’dan beri gerek kendi yarattigi canavarlar gerekse dünya imparatorluguna soyunan tüm istilaci güçlerin ilk hedef ve savas alani oldu. Her seferinde de yerle bir edilerek tarumar edilmekten kurtulamadi.

Ebelik ettigi devlet organizasyonu en büyük laneti haline gelen Irak, bin yillardir yarattigi canavarin birinci derecede kurbani olageldi. Yetmedi dünyaya armagan ettigi canavar Ingilizlerin mimarliginda ulus devlet leviathanina dönüserek Nietzsche’nin deyimiyle adeta ‘halklarin ölümü’ ve dahi katili haline geldi. Yeni versiyonuyla 20. yüzyil boyunca en fazla da Irak’ta halklarin ölümü oldu. Belki de tarihin bir cilvesi olarak leviathan dönüp dolasip çiktigi yerde ölümünü ariyor. Ölümünü ararken de halklarin ölümü olmaya devam ediyor.

Ingilizler tarafindan halklarin hilafina ve cografyanin gerçeklerine aykiri olarak, emperyalizmin çikarlari dogrultusunda yapay bir ulus devlet olarak insa edilen ülke hiçbir zaman bu asiyi kabul etmedi. Ingilizler 1932 yilinda bu yapay devletin bagimsizligini kabul ve ilan etse de ipleri hiçbir zaman elinden birakmadi. Çok renkli, çok etnikli, çok kültürlü ve inançli olan bu cografyanin ulus devlet zihniyeti geregi homojenlestirme çabalari yüz binlerce insanin katledilmesine, Halepçe-Enfal gibi soykirimlara sahitlik etti.

Dünyanin en zengin yeralti kaynaklarina ve tarihi zenginliklerine sahip olmasina ragmen birkaç yilda bir darbe ve suikastlarla iktidarlari mütemadiyen degisen Irak’ta halklar hiçbir zaman baris, huzur ve istikrar yüzü görmedi. 8 yillik Iran ile savasta ölen 300 bin kisinin kaydi bile tutulmamisken, 1991 yilinda Birinci Körfez ve 2003’te Ikinci Körfez savaslari ardindan yeni bir sürece girdi. Farkli format ve çabalarla bir arada tutulmaya çalisilan Irak’in Sünni mezhepçilik gömlegi yerine Sii mezhepçiligi gömlegini giydirmesinin de çare olmadigi görüldü. 2014 yilinda ortaya çikan DAIS’in saldirilari karsisinda tekrar tarumar oldu.

Bir zamanlar 72 milletin dibinde toplandigi Babil Kulesi’nin yerinde tabiri caizse simdilerde 72 devletin istihbarati, vekil güçleri ve çok uluslu sirketlerinin cirit attigi bir cografya. Leviathanin gayri mesru veledi DAIS’in yerle bir ettigi Irak’in ulus devlet kimligi yine derin bir krizle karsi karsiya. Bunca elin isin içinde oldugu bir yerde krizin asilmasi pek mümkün degil. Iran-ABD, Iran-Türkiye, Iran-Arap ülkeleri, Türkiye-Arap ülkeleri, Arap-Kürt çekisme ve rekabetinin iç içe geçtigi Irak’ta hali hazirda en kritik nokta ABD-Israil ile Iran arasinda savas düzeyine dayanan rekabet olmaktadir.

Iran tarih boyunca Sii nüfuzu nedeniyle Irak’a kendi arka bahçesi olarak bakti. Ortadogu’da ulus devletçiligin ikinci mihenk tasi olan Iran’in bundan vazgeçmesi de mümkün degil. Adeta savasini bu topraklarda vermektedir. Öte yandan ekonomik ve hegemonyasi için ABD, güvenlik gerekçeleriyle Israil var. Her güç de Irak’i taraf belirlemeye ve kendi safina geçmeye zorlamaktadir. Bu kavgada taraflarin avantaj ve dezavantajlari var. Lakin ev sahibi, iki taraf karsisinda da hepten dezavantajli. Iran, ideoloji haline getirdigi Sii mezhepçiligine dayanarak önemli bir nüfuz sahibi. Özellikle Irak Baas rejiminin 2002 yilinda yikilmasi ve ABD’nin ülkeden çekilmesiyle adeta tek söz sahibi haline geldi.

Irak’ta yönetime gelen hiçbir gücün Iran’i görmezden gelmesi kolay degil. Öte yandan son imparator ABD ve Ingiltere ve Israil var. Merkezi hükümetin bunu da göz ardi etmesi mümkün degil. Çikarlari yüzde yüz birbiriyle çatisan iki gücü dengelemek ve memnun etmek gibi grift bir krizle karsi karsiya. Ayrica Irak’ta taraflari dengeleyecek ya da rest çekecek ve yeni bir çözüm ortaya koyacak düzeyde siyasi bir yapilanma, hareket ve otorite de görünmüyor.Bu da kaderi pamuk ipligine bagli iktidarin çok hizli gelisen siyasi, askeri gelismeler karsisinda dikis atma ihtimali demek.

Iran ve ABD ile ortaklarinin rekabeti sürdükçe yeni kurulacak iktidarlarin da akibetinin ayni olacagi neredeyse kesine yakin.ABD ve Iran arasindaki gerginlik sahada adi konulmamis bir savasa dönüstükçe kriz ataklari siklasiyor.Resmi olarak üstlenilmese de taraflar çesitli metotlarla birbirlerinin hedeflerini yokluyorlar.ABD saldirilardan Iran ve kendisine bagli Hasdi Sabi’yi suçlarken, Iran ise Hasdi Sabi hedeflerine yönelik saldirilardan Israil ve ABD’yi itham ediyor.Iki taraf da varligi yoklugu belirsiz Irak Merkezi Hükümeti ve Basbakan Adil Abdulmehdi’yi sikistiriyor.

Abdulmehdi treni yolda tutabilir mi bilinmez ancak bu yönde çabalari var. Geçen hafta bu gündemle Iran’i ziyaret ettigi ve Hasdi Sabi’nin denetim altina alinmasi talebini Tahran’a ilettigi Arap basinina yansidi. Irak hükümetinin simdiki politikasi bu savasa taraf olmama yönünde.Dolayisiyla Iran’in Hasdi Sabi gibi vekil güçlerin ülke içinde ve disinda ABD ve Israil’e karsi kullanilmasindan imtina etmesini istiyor.Daha genis perdede Irak’ta Sadir hareki gibi önemli Sii aktörler de Iran’in ülkede askeri olarak bu düzeyde güç kazanmasindan rahatsiz.Suudi Arabistan ve diger körfez ülkelerinin de dürtüklemesiyle Sii mezhepçiliginden ziyade Arap milliyetçiligini önceleyen bu egilim tüm yabanci güçlerin ülkeden çikarilmasini dillendiriyor.

ABD’nin görmezden geldigi Iran ve Hasdi Sabi hedeflerinin Israil tarafindan vurulmasina karsi Tahran’in bastirmasiyla Abdulmehdi hükümeti Irak hava sahasinin izinsiz kullanilmamasina dönük iki hafta önce karar çikararak duyurdu. ABD öncülügündeki DAIS’e Karsi Uluslararasi Koalisyon karari uyacagini duyurdu.Irak’in simdilik hali hazirda kendi hava sahasini denetleyecek kapasiteye sahip olmadigi biliniyor.Havada söz sahibi ABD.Abdulmehdi hava sahasina iliskin kararina ABD’nin uymayi açiklamasi, ayni zamanda bu karara dayanarak Türkiye, Israil ve Iran’in ihlalleri nedeniyle kevgire dönen hava sahasini denetime almak için kullanabilir.

Sahadaki gerçeklige bakildiginda ne Iran ne de ABD bu ülkedeki ekonomik ve askeri varligindan vazgeçecek gibi degil. Iran, Hasdi Sabi güçlerinin yasal çerçeveye alinmasina ikna ancak yapisini oldugu gibi korunmasini dayatiyor Bagdat’a.Bunun üzerinden de Irak’ta ciddi bir askeri güç olmayi tasarliyor.Ki birçok veri islerin bu yönde gittigine isaret ediyor.Zira Irak hükümeti, Iran’in hem Siiler üzerindeki nüfuzu hem kendisine bagli sivil ve askeri yapilar hem de ülkedeki ekonomik gücü nedeniyle çaresiz.Ayni sekilde ABD’yi görmezden gelmesi zaten imkansiz.Dolayisiyla Irak’in bu krizden çikmasinin herhangi bir yolu görünmüyor.

Dis güçlerden kaynakli krizlerin yani sira Kürt-Arap iliskileri de referandum sonrasi belli bir yumusama ve diyalog olsa da önemli bir sorun alani olarak duruyor. Abdulmehdi, Federal Kürdistan Bölgesi’ne yönelik yeni bir yaklasim gösteriyor gibi gözüküyor. Ihtilafli bölgeler basta olmak üzere sorunlarin anayasal çerçevede çözümünden yana irade beyaninda bulundu. Simdiye kadar iyi niyet beyanindan öteye geçmedi. Sürekli bir araya geliniyor ve bazi komisyonlar kuruluyor ancak pratikte bir ilerleme yok.Buradaki fay hattinin oldukça oynak oldugu biliniyor.Simdilerde dinmesinin tek sebebi ABD faktörüdür.Zira Federal Kürdistan Bölgesi, Sii iktidarinin ve dolayisiyla Iran’in gücünü dengeleme ve sinirlandirmanin en önemli araci.Ancak pratikte gelismelerin olmamasi ABD-Iran kaynakli dissal krize içerden de merkezi ve bölgesel hükümetin ya da daha dogru tabirle Kürt-Arap krizinin eklenmesi yüksek ihtimaldir.

ABD-Iran denklemi kadar olmasa da Türkiye’nin politikalari diger bir gerginlik kaynagi. Simdilerde gündemden düsse de Türkiye’nin Suriye politikasinin aynisini Irak Sünnileri üzerinden Irak için de uyguladi. Türkiye’nin Basika ve Federal Kürdistan Bölgesi’nde çok sayida askeri üssü ve hali hazirda KDP’nin destegiyle PKK’ye karsi sürdürdügü operasyonlar var. Irak, Ankara’nin politikalarina yönelik zaman zaman rahatsizliklarini ifade etse de bu genellikle açiklamalarla sinirli kaldi. Bu yilin basindan itibaren Türk mallarina karsi bazi ambargolar konuldu ancak bunun da ne kadarinin Irak hükümetinin karari ne kadarinin Iran’in talebi oldugu belirsiz. Dolayisiyla Türkiye’nin egemenligini yok sayan politikalarina karsi da çaresiz.

Toparlayacak olursak Irak’in çokça bahsedilen toprak bütünlügünün yerinde yeller esiyor.Egemenligi ise farkli nüfuz alanlarina bölünmüs vaziyette.Esasinda hiçbir zaman da olmadi. Bu kadar badireye karsi bundan sonra olmasi da pek mümkün görünmüyor. Isin ironisi ise Irak’in yapay toprak bütünlügünün bizatihi bu konuda ahkam kesen Iran ve Türkiye tarafindan tarumar edilmesidir.Bunca kronik kriz içinde debelenen Irak’in bir ulus devlet olarak tekrar belini dogrultmasi ve ayakta kalmasi oldukça zor.Uzun bir süredir komada olan Irak bazi güçlerin çikarlari geregi belki ani bir parçalanma yasamaz ama giderek bir cenaze haline gelecegi asikar.

Devlet yapisinin üredigi mekan olan Irak’in içler acisi hali bu kötülügün serüveninin çarpici bir göstergesi gibi.Ilk imparatorun insanlarin kellesiyle kale insa etmekle övündügü topraklarda binlerce yil sonra imparator yandasi ve karsitlariyla hep beraber çaresiz.Leviathan dönüp dolasip dogdugu yere dönerek kendini isirip duruyor.Ardindan ölümden, kiyimdan, savaslardan, soykirimlardan ve bilcümle olabilecek tüm kötülüklerden ibaret kirli bir sicille. Belki de Uruk’ta dogan kötü ‘ur’un Irak’ta ölümü yeninin bu topraklarda dogusunun habercisidir.

Abdulmelik S. Bekir

Back to top button