Üslup sorunu rejim sorunu haline geliyorsa…
“Iktidar, her seyden önce, ortaya çikan kitlesel öfkenin Gezi Parki’nda sökülen bes-on agaç yüzünden olusmadigini, bunun bir birikimin patlamasi oldugunu görmek zorunda. Peki neyin birikimi bu? Ne zamandir birikiyor” sorusuyla bitirmistim dünkü yazimi.
Son iki gündür Taksim’i, Besiktas’i, Kizilay’i ve baska bazi semtleri esir alan siddet, bu soruyu maskeleyemez; bu sorunun cevabini aramanin hayati önemini ortadan kaldiramaz.
“Biriken öfke” derken, elbette gözü dönmüs bir halde ortaligi yakip yikan, kirilmadik vitrin, ATM; tahrip edilmedik araba birakmayan, AK Parti binalarini atese veren siddet müptelalarinin öfkesinden bahsetmiyoruz. Iktidar sözcülerinin, olaylarin iki ayri fazini birbirine karistirarak, cuma ve cumartesi günleri barisçil ve demokratik gösterilerle muhalefet hakkini kullanan genis kitleleri anlamaya çalismak yerine, onlarin eylemleriyle son iki gündür meydanlari isgal eden illegal marjinal gruplarin siddet eylemlerini birbirine karistirip “iste gördünüz mü; olay marjinal gruplarin ve onunla isbirligi yapan CHP’nin isi” çizgisinde savunmaya çekilmesi iktidarin olan biteni anlama noktasindan hâlâ çok uzak oldugunu ortaya koyuyor. Ne yazik ki, Cumhurbaskani Gül’ün “Mesaji aldik” açiklamasina, Nabi Avci’nin samimi özelestirisine ragmen durum hâlâ bu…
Meydan okuma, restlesme ve asagilama
Yazinin basindaki “Neyin birikimi bu” sorusuna dönecek olursak…
Cevap için geriye gitmeye gerek yok; sadece su son iki günde Basbakan tarafindan yapilan açiklamalara bakmak bile yeterli. Ne diyor Basbakan?
Hakkinda yürütmeyi durdurma karari olan bir yapi hakkinda, “Hukuki süreç ne gösterecek, bakacagiz; yeniden tartisacagiz” demek yerine, üstüne basa basa “Topçu Kislasi’ni yapacagiz, hatta otel de yapacagiz; AKM’yi de yikacagiz, Taksim’e cami de yapacagiz” diyerek kavgada “yeni cepheler” açmaya kararli oldugunu ilan ediyor Erdogan. Ardindan da o malum üslubu ile ekliyor: “Nereye cami yapacagimi CHP’ye ya da bir avuç çapulcuya soracak degilim.”
Ayni günün aksamina, hizini alamayip Fatih Altayli’yla yaptigi söyleside agzina içki koyan herkesi (ki anketler bunun halkin yüzde 40’i oldugunu gösteriyor) alkolik ilan ediyor.
Bu da yetmiyor, Fas’a giderayak bir zamanlar Erbakan’in Susurluk protestolari sirasinda isik kapatip açanlari “Glu glu dansi yapiyorlar” diye asagilamasini fena halde hatirlatan bir biçimde, hosnutsuzluklarini tencere tava çalarak ortaya koyanlari “Tencere tava hep ayni hava” diyerek küçümsüyor, tepkinin hiçbir türlüsünü hiçbir sekilde dikkate almadigini ortaya koyuyor.
Iste bu üslup, birinci tekil sahisla kurulan bu cümleler, Taksim’deki toplumsal patlamanin sebebinin ta kendisidir. Bu dedigim dedik tutum; bu burnundan kil aldirmayan tavir, bu meydan okuma aliskanligi; bu restlesme huyu, bu küçümseyici, asagilayici ifadelerdir insanlarin akin akin Taksim’e akmasina sebep olan…Basbakan’in sik sik kendi adamlarini da güç duruma düsürerek hemen her konuda tek yetkili, tek karar sahibi gibi davranmasidir. Her elestiriyi “sen kimsin”, “sen isine bak” diye püskürtmeyi, her karsi çikani “kasitli, kötü niyetli, karanlik hesaplar içinde” göstermeyi aliskanlik haline getirmesidir. Farkli olanla en ufak bir empati yapmadan yeni köprüye Yavuz Sultan Selim adini koymasi, “Kafasi kiyak gençlik-Fatih gençligi” ayirimi yapmasi, her lafin basinda “biz” ve “onlar” diyerek kendisine oy vermeyenleri ötekilestirmesidir.
Yüzde 50 aktif muhalefete geçerse…
Bu satirlari okuyanlar arasinda “Ne yapalim, Basbakan da böyle biri iste. Biraz fevri, biraz sinirli, biraz elestiriye tahammülsüz ama o kadar çok artisi var ki, bu kadar kusur kadi kizinda da bulunur deyip katlanacagiz” diye düsünenlerin çok oldugunu biliyorum.
Ne var ki son olaylar, sorunumuzun “alt tarafi bir üslup sorunu” diye geçistirilecek bir sorun olmadigini; eger böyle devam ederse bu üslup sorununun bir rejim sorunu yaratma potansiyeli tasidigini hepimize göstermis olmali.
AK Parti halkin yüzde 50’sinin oyunu alarak iktidar olabilir. Ama diger yüzde 50’nin tarafsiz, kayitsiz ya da pasif muhalif konumdan aktif muhalefete geçtigi kosullarda iktidarda kalamaz. Çünkü böyle bir ülke yönetilemez bir ülke haline gelir.
————————————–
Bugün-4 Haziran
Gülay Göktürk