Vahim bir özellik

Dünya Türkiye’nin gidisini endiseyle izliyor; endisesini artik gizlemiyor. Bu endise verici durumun bas sorumlusunun Recep Tayyip Erdogan oldugu konusunda da kimsenin süphesi yok. ‘Dünya’ derken ‘demokratik dünya’yi kastediyorum. Rusya ve Iran gibi, Erdogan’a içerlemek için baska türlü gerekçeleri olanlari degil (onlara sorsaniz, ‘demokratik gerekçeler’ sayacaklardir, ama orasi baska hikâye).
Dünyadaki bu hava Türkiye’nin iç politikasina henüz pek yansimiyor. Hiç de yansimayabilir ya da basarili bir manipülasyonla bir ‘Erdogan destegi’ne dönüstürülebilir. Türkiye’nin kendi üretegeldigi ideoloji ile demokratik deger arasinda ezelden beri kapanmayan bir makas, bazen daha az açilir, bazen daha çok açilir, ama hep vardir. Onun için burada son yazimda: ‘Zaten bir yanda uluslararasi topluluk ve demokrasi tarihi, demokratik degerler, demokrasiyi ‘demokrasi’ yapan ilkeler, öbür tarafta Türkiye toplumunun siyasi deneyimi ve sagduyusu, onun bu degerleri sindirmislik ya da sindirmemislik ölçüsü… Asil gerilim burada yasanacak ve bir biçimde burada çözülecek’ demistim.
Yurtdisinda Tayyip Erdogan’i elestiren çok; ama elestiri konusu çok degil, hatta tek: kararli anti-demokratik tavri. Içeride ona oy veren, ‘Öl de ölelim’ tezahürati yapanlar ise Erdogan’in demokrasiye katkilarindan ötürü bu sevgiyi beslemiyorlar. Erdogan’in varligi onlar için baska bir sey: çikar, statü edinme, su bu, ama devam etmesini istedikleri bir sey.
Neyse, Erdogan’in kurmaya, yaymaya çalistigi düzen üstüne özellikle bir seyi vurgulamak istiyorum bugün. Bu ‘sey’ çok konustugumuz ve kim bilir daha ne kadar çok konusacagimiz (bunu yazarken, bir an, epey ‘iyimser’ oldugumu düsündüm), ‘demokrasi’, ‘insan haklari’, ‘hukuk devleti’, ‘kuvvetler ayriligi’ gibi klasik konulardan biri degil.
Dünyada Türkiye’deki endise verici durumun sorumlusunun Erdogan oldugu konusunda kimsenin süphesi yok
Tayyip Erdogan 2010’larin basindan itibaren ‘otoriter’ tonunu yükseltmisti. Gezi buna bir tepkiydi ama Gezi’yle birlikte ve Gezi sonrasinda o ton yükselmeye devam etti. ‘Ton’la birlikte, dile getirilen ‘içerik’ de iyiden iyiye degisti.
Bu arada Erdogan’in kendisi degil ama silahsorlarindan biri AKP’nin artik ‘liberal’mis, ‘solcu’ymus, kendilerinden baska kimsenin fikrine vb. ihtiyaci olmadigini söyledi. Erdogan’in kendisi bunu söylemediyse de, söylenmesinin arkasinda onun oldugundan bir süphem yok. Erdogan, ‘kitlesi’nin kendisinden baska bir kimsenin sözüne kulak vermesini istemiyordu: ‘Benim kitlem alacagini benden alir!’
Bunun temelinde tabii, bütün davranislarina yansiyan, ‘iktidari artik saglam ele geçirdigine’ inanci vardi.
Konu etmek istedigim sey su: Tayyip Erdogan’in kurmakistedigi, bunun için sürekli bastirdigi, bir an gözünden kaçirmadigi o ‘düzen’in (‘baskanlik’, ‘Türk tipi baskanlik’, ‘milli ve yerli baskanlik’ v.b.) olmazsa olmaz kismi, içerdigi ‘kin’ ve ‘nefret’ olacak. Hani ‘dindar nesil/kindar nesil’ falan deniyordu, iste öyle, ona uygun bir toplum istiyor. Tayyip Erdogan, ‘bes çocuk’ dediginde bütün çiftler hizaya gelip eksiklerini tamamlayacak. Tayyip Erdogan ‘Üzümün tanesini yeyin. Suyunu ne içiyorsunuz?’ dedigi anda (daha önceden birakmamissa) içkiyi biraktigi gibi, birakmayani da yakalayip dövecek.
‘O benim gibi düsünmüyor. Benim onunla isim olmaz’ demesi mümkün degil Tayyip Erdogan’in. Onun tek bir düsünme biçimi var: ‘O benim gibi düsünmüyor. Hemen benim gibi düsünmeye baslamali.’
Ilismeden birakacagi kimse yok toplumda.
Böyle bir seferberligi yürütmek için de önemli ölçüde bir enerji gerek.
Hani çevreciler ‘rüzgâr’ enerjisi diyor, ‘günes’ enerjisi diyor: hegemonyacilar ‘ille de nükleer’ enerji diyor. Bunlari Tayyip Erdogan da der, diyor; ama Tayyip Erdogan’in kurmayi planladigi toplumsal düzen ‘nefret enerjisi’yle çalisacak.
Tayyip Erdogan’in kurmayi planladigi toplumsal düzen ‘nefret enerjisi’yle çalisacak
2002’de iktidara geldigi andan itibaren gördügü nefret, onun da bu nefreti duymasini hakli gösteriyor mu? Bence hayir, çünkü Tayyip Erdogan’in nefretinin geçmisi çok daha eskilere uzaniyor olmali. Bu ülkede ve daha birçok ülkede ‘Islâm’i ve ‘siyaset’i yanyana getirmek ‘magduriyet’ten beslenmeyi gerektiriyor. Ana besinin ‘magduriyet’ olunca, bunun sosunun da ‘nefret’ olmamasi çok güç. Belli ki Tayyip Erdogan, adlarinin olumsuzluguna ragmen bu besini, bu lezzeti çok begenmis.
Begenmis ki, simdi yeni toplum insa etme girisiminde, bu eski kini o yeni toplumun sivasi yapmak için elinden geleni yapiyor.
Peki, 2002’de baslayan adi ‘laiklik’ olan o tepki? Bu, Tayyip Erdogan’da zaten hazir olan ‘intikam’ haznesine ek malzeme saglamis olabilir elbette. En zararli etkisi ise, Erdogan’in kendinden çok onu destekleyen kitleler üzerinden oldu. Varkalma kavgasinin kuralsiz yürümesi gerektigine inançlarini pekistirdi. Mücadelenin ilkesizligini mesrulastirdi.
Bu, Türkiye’nin ezeli sorunlarinin Tayyip Erdogan kisiligi ile eklemlenmesinin simdi fazlasiyla kaygi verici biçimlenisi, gözünün önünde. Bu nihai ve baskasina varlik hakki tanimayan bir eklemlenme olmak durumunda mi?
—————————————————-
T24-4 Nisan
Murat Belge