Vahsi Emperyalizm

Son yillarda insanlik alemi, bir kaos içine yuvarlanmis durumda. Devletler, halklar, din ve mezhepler girtlak girtlaga gelmis durumda. Dünyamiz vahsi bir gezegen haline gelmis bulunuyor. Durumu, üçüncü dünya savasi biçiminde degerlendirenler de var. Evet, emperyalizm üçüncü kez, dünyayi yeniden parselliyor.
7 milyar insani, yönetenler ve yönetilenler biçiminde, iki ana bölüme ayirabiliriz. Yönetenler bölümünde, erkekler, kapitalistler, sanayilesmis devletler, yani egemenler var, sömürenler var. Yönetilen bölümde ise, kadinlar, emekçiler, geri birakilmis ülkeler, yani sömürülenler var. Bunlarin hepsinin tepede ise, üst akil olan vahsi emperyalizm var.
Bu iki ana grup arasinda, hayatin her alaninda kiyasiya bir mücadele sürüyor. Mücadele, giderek sertlesiyor.
Yönetenler, diger bölümü nasil yönetiyor ve sömürüyor? Önce, buna uygun bir maddi ve manevi ortam hazirlaniyor. Yönetenler, kendi sinif, irk, cins, renk, dil, kültür, din ve mezhep kimliklerini olabildigince yüceltirken, yönetilenlerinkini de olabildigince asagiliyorlar. Böylece yönetilenleri, asagilik duygusu içine sokuyorlar. Kendinden utanir hale getiriyorlar. Boyun egdiriyorlar. Sömürü düzeninin isbirlikçisi durumuna sokuyorlar.
Bunun sonucunda iki grup arasinda bir efendi köle kültürü olusuyor. Sömürü de bu kültürel doku üzerine oturtuyorlar.
Peki bu sömürü çarki nasil dönüyor? Erkekler kadinlari, sermaye sinifi emekçileri, sanayilesmis ülkeler geri kalmis ülkeleri, emperyalist ülkeler de tüm dünyayi sömürüyor. Burasi, yasagin, baskinin, savaslarin, dökülen kanin, yani vahsetin mutfagidir.
Bu tür tuzaklara düsmeyenler, aksine karsi çikanlar da var elbette. Peki bunlar hangi yöntemlerle kurulu düzene karsi çikiyorlar? Yönetilenler de tipki yönetenler gibi, mücadeleyi kutsal saydiklari kimlikler üzerinden yürütüyorlar. Zaten isin mantigi da budur. Önce milli ve manevi degerleri kutsal hale getireceksin. Daha sonra bu degerlerin tümünü, esgüdüm halinde mücadele alanina süreceksin. Zaten baska türlü mücadeleyi kazanmak mümkün degildir.
Örnekliyelim: Kapitalistler, önce emekçileri kendine yabancilastiriyorlar, sinifindan utanir hale getiriyorlar. Sonra onlara dönüp, ‘Ben isyeri ve fabrikalar açmasam, sen açligindan ölürsün.’ diyorlar.
Peki, düzene baskaldiran emekçiler bu soruya nasil cevap veriyorlar? ‘Hele söyle bir dur bakalim, sen hayatin boyunca ne yaptin? yarattigin bir sey var mi? Bak bu dünyada gördügün her seyi ben yarattim. Bu nedenle ben yönetecegim. Esasinda ben olmazsam sen açligindan ölürsün.’ Pesinden emekçileri sinif bayragi altinda toplanmaya çagiriyorlar, ‘Dünyanin tüm isçileri birlesin.’
Sistematik propagandalarla emekçileri aptala çevirenler kibar, medeni, çagdas oluyor. Emegine sahip çikan, bunun için mücadele eden, emekçileri sinif bayraginin altinda toplanmaya çagiranlar ise terörist oluyor, öyle mi?
Toplumu sürüye çevirmek, kurulu düzene boyun egdirmek için, dini afyon gibi kullanmak kutsal degerlere saygi oluyor. Ama dini ‘Insanlari kula kul olmaktan’ çikarmak için harekete geçirmek, dine saygisizlik oluyor, öyle mi?
Bir karis topragi, dikili agaci olmayan, tapu nedir bilmeyen, milyonlarca insani kutsal vatan için ölüme göndermek yurtseverlik oluyor. Ama 500 bin kilometre kare alana sahip bir ülkeyi isgalden kurtarma mücadelesi, terörizm oluyor öyle mi?
Bilenler bilir, Hiristiyanlarin peygamberi Hazreti Isa, esmer tenli, kivircik saçli, siyah gözlü bir Filistinlidir. Ama Avrupalilar onu sari saçli, mavi gözlü birisi haline getirdiler. Öyle ya, sari saçli mavi gözlü Avrupalilar dururken, esmer tenli kivircik saçli bir Asyalidan peygamber olur mu? Bu dünyaya yakisir mi?
Bu kapitalistler var ya bu kapitalistler, Allahin hatali isler yaptigini düsünüyor ve onu düzeltmeye kalkiyorlar. Kimin peygamber olmasi gerektigine kendileri karar veriyorlar. Bunlarin dindar görünmelerine bakmayin siz. Bunlarin dini, imani, Allahi para. Bunlarin topu Allahsiz.
Yilmaz Çamlibel