Veda ederken
9 ay evvel Bas Gazetesi’nden Rabia Çetin aramisti. Birer kahve içmek ve biraz da sohbet etmek üzere Taksim’de bir kafede randevulasmistik. Bulusmamiza az bir zaman kala, Rabia tekrar aramis ve Genel Yayin Yönetmeni Hamiyet Çelebi’nin de kendisiyle gelmek istedigini bildirmisti. Bas Gazetesi’nde bir yönetim degisikligi oldugunu duymustum ama arka plani hakkinda fazlaca bir bilgim de olmamisti. Dogrusu benimle neler konusacaklari hususunda hiçbir fikrim yoktu. Muhtemelen benimle görüs alisverisinde bulunarak, yeni yayin döneminde gazeteyi nasil buldugumu, nelerin yer almasinin daha iyi olabilecegini, önerilerimi ve zaman zaman bazi adres ve sahsiyetlere ulasmak veya görüsebilmek gibi konularda yardim ve destek isteyeceklerini düsünmüstüm.
Ama öyle olmadi; birkaç cümlelik hal hatir sorma faslindan sonra, sevgili Hamiyet Çelebi hemen konuya girdi ve Bas’ta yazi yazmami teklif etti. Ister her hafta, ister 2 haftada, ister ayda bir olsun, gazetelerinde yazi yazmami istediler. Böyle bir teklif beklemiyordum. Yillardir degisik gazetelerde, dergilerde ve internet sitelerinde yazilarim ve röportajlarim yayinlanmisti ama hiçbirinde periyodik olarak haftada bir yazi yazmamistim. Ama Bas Gazetesi’nde yazmam için teklif gelmesinden de son derece gurur duydugumu, bu onur verici faaliyeti reddetmek gibi bir tavrimin olamayacagini düsündüm. Teklifi memnuniyetle kabul edip ertesi haftadan baslamak üzere gazetenin 13 Subat 2017 tarihli sayisinda ’35 yillik gündemimiz: Anayasa’ baslikli ilk makalemi yazdim. Gazete öyle bir içerige sahipti ki, sanki bastan beri hep ayni kösede yaziyormusum da, ‘Bu haftadan itibaren artik bu kösede yazacagim’ türünden bir seyler yazmaya bile bir ihtiyaç duymadigim için, okuyucuya bir ‘merhaba’ bile deme ihtiyaci duyup hissetmemistim.
Biraz da yasadigimiz sartlar, karsilastigimiz manzaralar sonucu, hep oldugu gibi, geride biraktigimiz 9 ay boyunca pek de iç açici konularda yazamadim. Yasanan tek iyi sey, Bagimsiz Kürdistan Referandumu’nun yapilmis ve gerçeklesmis olmasiydi. Türkiye’nin siyasi hayatinda olup bitenlere karsi ilgisiz kalarak, baska bir dünyada yasiyormusuz gibi davranmak yerine, gelismeler karsisindaki demokratik ve muhalif pozisyonlarimizi ifade ettim.
Bu süreçte hiç degilse yillar boyu birilerinin Kürtlere karsi artik milli bir aliskanlik veya refleks haline getirdikleri hakaretlere ve asagilamalara karsi seyirci kalmayip, Türkiye’nin siyaset dünyasinda yer alan her boydan, mevkiden ve türden politikacilarina karsi, kimi zaman yumusak, ama çogu zaman da sert tepkiler ve elestirilerde bulundum. Bunlar arasinda yillar boyu menfaatleri pesinde kosan ve her nasilsa bir biçimde Kürt siyaset ve fikir dünyasinda yer verilmis bazi sahsiyetlerin de maskelerini düsürmeye ve haksiz yere itibar gördüklerini ifade etmeye çalistim.
Öte yandan Kürt dünyasinda izler birakmis olan Ahmed Arif, Dr. Abdurrahman Kasimlo, Orhan Kotan, Mehmed Uzun ve son olarak da Ihsan Aksoy gibi degerli sahsiyetleri anmak ve anilarimi nakletmek üzere yazilar kaleme aldim. Keza kurulusunun yil dönümü üzerinden yarim asir geçen Devrimci Dogu Kültür Ocaklari (DDKO’lar) üzerine bir degerlendirme ve anma yazisi yazdim.
Bas Gazetesi’nin sagladigi demokratik yayincilik atmosferinde, Kürtlerin, sadece bir kurtarici kahramana taparcasina bagli kalmak ve hayatlarini onun arkasindan yürümek, ona övgüler dizmek zorunda olmadan da sürdürebilecekleri, alternatifsiz olmadiklari gösterilmeye çalisildi. Birbirinden farkli fikirlere sahip insanlarin ayni çati altinda kalarak siddet içermeyen fikir ve düsüncelerini özgürce savunabilecekleri güvenli ortamlarin bulundugu bir Kürt dünyasina da sahip olduklari yasanip görüldü.
Ne var ki, gerek milletlerarasi politik gelismelerin, gerekse de Kürt toplumu olarak içerisinde yasamakta oldugumuz siyasi ve ekonomik sartlarin, hangi biçimde gerçeklestirilmesi gerektigi hususunda bizlerin fazlaca rolümüz olamiyor. Kürdistan Bagimsizlik Referandumu sonrasinda yazdigim ‘Yedi Düvele Karsi’ ve sonrasindaki yazilarimda da belirttigim gibi, ‘Dört yani pust zulasi’ kabilinden bir kusatma altinda kalan Kürdistan’da da sartlar 25 Eylül öncesinden farkli bir süreçte seyir izlemeye zorlandi. Ardindan vuku bulan ‘Kerkük Vakasi’ ihaneti ise, Kürtler ve Kürdistan üzerinde çok daha derin ve kisa zamanda kolay kolay onarilmayacak etkiler ve izler birakacak gibi.
Bu gelismeler sonrasinda ise, dogaldir ki gazetemizin de mevcut sartlar altinda yayin hayatini sürdüremeyecegi hususu tartisildi ve artik yayinini simdiki biçimiyle sürdüremeyecegi kanaatine varildi. Bana da, ‘merhaba’ demeden karsiniza çiktigim sizlerle yeniden bulusma sartlarina sahip oluncaya kadar ara vermek ve veda etmek kaldi.
Bu gazetede yazdigim ilk yazidan itibaren yakin ilgi ve desteklerini benden esirgemeyen basta degerli okuyucularim olmak üzere, her hafta kahrimi çeken Genel Yayin Yönetmeni Sevgili Hamiyet Çelebi’ye, Sevgili Rabia Çetin’e gazete yayininda emegi ve hakki olan bütün çalisan ve yönetici arkadaslarima tesekkür ve minnetlerimi sunuyorum.
Hosça kalin, umutla kalin.
——————————————————
Basnews- 27 Kaasim 2017
Ümit Firat