Makale

Vilayet-i Sarkiye’de gelisen siyasal olaylar isiginda: Kürtler, Ermeniler ve Osmanli Devleti ‘ (1908-1918)

Osmanli Imparatorlugunda Tanzimat dönemi (1839) ile baslayan siyasal süreç, bir yandan Osmanli cemaatlerinin haklarini koruma altina alarak genisletirken, diger taraftan 20.yüzyilin baslarina kadar padisahin mutlak olan yetkilerine belli siyasal sinirlandirmalar da getirmisti. 19.yüzyilda Tanzimat’la baslayan reform süreci içinde Osmanli Devletinin önemli sorunlarindan birisi de; geleneksel ‘millet sistemi’nin çözülmeye baslamasiyla birlikte ortaya çikan toplumsal esitligin saglanmasi problemine gerçeklestirmeye yönelik çabalar olusturmustu. Buna bagli olarak Osmanli devleti sinirlarinda 19. ve 20.yy.’in baslarinda idari baglamda ortaya çikan siyasal sorunlar, degisimler ve olaylar, tarihsel bir geçmise sahip olan imparatorlugun gelecekteki siyasal kaderini de belirlemisti. Osmanli devletinin son yillarinda Ittihat ve Terraki Cemiyeti tarafindan ‘Vilayet-i Sarkiye’de’ yani Kürdistan’da Kürt, Ermeni, Süryani, Rumlara ve diger dini cemaatlere vs. karsi gelistirilen toplumsal imha siyaseti ve bu siyasi anlayis dogrultusunda ortaya çikan toplumsal facialar, simdinin karar vericileri olan yani Türkiye Cumhuriyeti’ni günümüzde temsil eden kadrolar, yaklasik yüzyil önce yasanan facialari kabul etmeyerek, hala kararlarini Türk unsurunun çikarlarina göre belirlemeye çalismaktadirlar.

Osmanli devletini olusturan cemaatler arasinda toplumsal ve siyasal hareketlenmeye yol açan Tanzimat dönemini takiben1856’da yapilan Paris Antlasmasi’na bagli olarak gerçeklestirilen1856 Islahat Fermani ile Vilayet-i Sarkiye’de yasayan gayr-i Müslimlere de genis haklarin taninmasi öngörülmüstü. 1858 toprak reformu ile bazi kanuni sinirlamalara tabi olsa da Osmanli devletinin bütün cemaatlerine tasinmaz mallar üzerinde mülk edinme hakki verilmisti. 1864 vilayet nizamnamesi ile birlikte vatandaslik kanunu çikarilarak, o tarihe kadar Sultanin birer kulu olarak görülen vatandaslara, Osmanli vatandasligi ve kimligi verilmisti. Bu kanuna göre Osmanli vatandasi olan herkes din, dil, cins ve sosyal sinif farki gözetmeksizin Osmanli kimligine sahip olabilecekti. Böylece kisiler sultanin kulu olmaktan çikarak devlet vatandasi sayilma hakkini kazanacaklardi. 1864 yilinda çikarilan vatandaslik kanunu ile tarihte ilk kez Osmanli ülkesinde yasayan insanlara devlet eliyle yeni bir kimlik vermekle sonuçlanmisti. Ilk bakista oldukça basit görünen vatandaslik kavrami ve oradan kaynaklanan kimlik, köklü degismelere ve yeni siyasal gelismelere neden olacakti.

1876’da kabul edilen birinci kanuni esasi ile padisahin mutlak olan yetkileri hukuki ve yasama organlariyla sinirlandirilmasi ön görülmüstü. Yani Osmanli vatandasligindan Osmanli Meclis-i Mebusan’a giden siyasal düsüncenin ve idarenin önü açilmaya çalisiliyordu. 1878 Berlin Antlasmasi ile ilk defa Vilayet-i Sarkiye’de azinlik sorunlari ve haklari bir antlasmada Bati Avrupa ülkeleri ve Rusya gözcülügünde garanti altina alinma siyaseti ortaya çikmisti. 1878 Berlin Antlasmasi ‘Vilayet-i Sarkiye’de ‘ yani Kürdistan’daki cemaatler arasinda bir çok siyasal sorun ve çatismalara da zemin sunmustu. Antlasmanin belli maddelerine göre Osmanli devleti Kürdistan’daki Ermenileri ve diger gayr-i Müslimleri Kürtlerin baskisindan korumakla vazifelendirilmesi öngörülmüstü. Ki o tarihte Kürtler ve Ermeniler arasinda ciddi siyasal çatismalardan bahsetmek de mümkün degildir. Berlin Antlasmasi’ni imzalayan Almanya, Ingiltere, Fransa ve Rusya’nin amaci ‘Vilayet-i Sarkiye’de’ siyasal çikarlarini güçlendirmek için Kürtler ile diger cemaatler arasinda çatismalarin çikmasini tesvik etmekti.

Osmanli Padisahi Sultan II. Abdülhamit ise 1880’lerden sonra imparatorluk için tehlike arz eden Kürtler arasindaki gelismekte olan ayrilik düsüncesini bertaraf etmek ve kendi idaresine karsi Kürtlerin siyasal gücünü kirmak için 1890’da Hamidiye Hafif Süvari Alaylari’ni kurarak, Kürt asiretlerinden olusan kendisine bagli bir milis gücün kurulmasini saglamisti. Buna bagli olarak 1891’de Istanbul’da (bu günkü Kabatas erkek lisesi) asiret mekteplerinin açilmasini da saglamisti.

1890’lardan sonra ‘Vilayet-i Sarkiye’de’ yasayan Kürtlerin ve Ermenilerin büyük bir kismi Osmanli vatandasligini da reddederek, Kürt ve Ermeni ulusuna tabi olma fikirlerini kabul etme egilimini göstermisler idi. Ki Kürtler, 1880’lerde Osmanli vatandasligini reddederek, Kürt vatandasi olma düsüncesini uluslararasi kamuoyuna açikça ifade etmislerdi. Vilayet-i Sarkiye’de Ermeni ve Kürtler arasinda siyasal gelisme gösteren milliyetçi duygular, zaman zaman Kürdistan’da yasayan cemaatler arasinda çatismalara yol açabiliyordu.

Aslinda Sark Vilayetleri meselesinin tarihsel geçmisinin 1828-1829 Osmanli-Rus savasi ile basladigini ve göçertme meselesinin de bu tarihlerde basladigini söylemek mümkündür. Bu konuda Kemal Beydilli’nin, Osmanli arsiv belgelerine dayanan ‘1828-1829 Osmanli-Rus Savasinda Dogu Anadolu’dan Rusya’ya Göçürülen Ermeniler’ adli çalismasi Ermeniler ve ‘Ekrad ve Asair’ yani Kürtler hakkinda genis bilgiler vermektedir. Fakat 1828-1829 Osmanli-Rus savasinda göçertilen Kürt ve Ermenilerin, sayilari tam olarak bilinmiyor. Ayrica 1827’de Rus Generali Paskeyeviç’in Ermeniler ve Kürtler hakkinda hazirladigi 19 maddelik zorunlu göç talimatnamesi, Almanya’nin Münih Üniversitesi tarih Profesörlerinden Carl Friedrich Neumann’in 1834’de yazdigi ‘1828 yillinda Iran Eyaleti Azerbaycan’dan Rusya’ya Kirkbin Ermeni’nin Nakil ve Iskanlari'(Geschichte der Übersiedlung von vierzigtausend Armeniern, welche im Jahre 1828 aus der persischen Provinz Asarbaidschan nach Russland auswanderten) adli eseri ile Sergi Glihka’nin 1831’de yayinladigi ‘Ermenilerin Azerbaycan’dan Rusya’ya göçleri’ gibi kaynaklar o dönem hakkinda genis bilgi ve belgeler aktarmaktadir.

Vilayet-i Sarkiye’de Ermeni cemaatinin haklarini Berlin Antlasmasi’nda dile getiren devletler Almanya, Rusya, Ingiltere ve Fransa 1896’da Ermenilere yönelik birinci ‘Sark Vilayetleri Islahat Projesini’ taslak haline getirerek, Osmanli devletine kabul ettirmeye çalismislar idi. Fakat bu devletler kendi aralarinda dogan anlasmazliklardan dolayi Ermenilere yönelik gelistirilen ‘Sark Islahat projesi’ hayatta geçirilmemisti.

Osmanli devletinin ortaya çikan siyasal krizlerden kurtulusunu saglamak için 1889’da Ibrahim Temo, Ishak Sukuti, Mehmed Rasid ve Abdullah Cevdet ‘Ittihad-i Osmani Cemiyetini’ kurmuslar idi. Ittihad-i Osmaniye bagli olarak çikan yayin organlari olan Mesveret (Paris-1895), Osmanli gazetelerinde (Isviçre-1897) cemiyetin siyasal amaçlari propaganda ediliyordu. 1902’de Paris’te yapilan kongrede Ittihad-i Osmani cemiyeti ikiye bölündü. Prens Sabahattin ve taraftarlari Adem-i merkeziye siyasetini savundular.

1839’dan 1908’e kadar Osmanli imparatorlugunda gelisen siyasal olaylar Vilayet-i Sarkiye yani Kürdistan’da 1908-1918 tarihleri arasinda yasanan siyasal olaylarin/çatismalarin önünü açmisti. 1908 temmuz darbesi ile Ikinci Mesrutiyet ilan edilerek, padisahin yetkileri büyük oranda sinirlandirilmisti. Ikinci Mesrutiyet siyasetini dogrudan dogruya yönlendiren Ittihat ve Terraki cemiyeti kadrolari, 1908’den sonra Osmanli devletinin birligi adina Vilayet-i Sarkiye’de düsman olarak telaki ettikleri Kürt, Ermeni ve Süryani cemaatlerine yönelik soykirim yapma projelerine siyasal ve teknik zemin hazirlamaya çalisiyordular. 31 Mart 1909 olayi ile Sultan Abdülhamit’i Selanik’e sürgün ederek, padisahin yetkilerini Ittihat ve Terraki Cemiyeti’nin denetimine almislardi. Ittihatçilar, 1912-1913 arasinda ortaya çikan birinci ve ikinci Balkan savaslarinda yenilgi alarak, Balkan topraklarinin büyük bir kismini kaybetmislerdi. Ittihatçi kadrolar, kendi siyasi anlayislarina engel olarak gördükleri Osmanli Genelkurmay Baskani ve Harbiye Naziri Mahmut Sevket Pasa’yi 1913’de bir suikast (Bab-i ali baskini) ile öldürerek, Osmanli devlet idaresini tamamiyla ele geçirmisler idi.

1913’den sonra Türk unsurunu ulusal anlamda öne çikararak, irkçiliga dayanan bir Türk-Turan dünyasi gerçeklestirme hayali ile hareket eden Ittihatçi kadrolar,Balkanlardan- Orta Asya’ya kadar olan bölgede bir imparatorluk kurma hevesinde idiler. Ittihat ve Terraki Cemiyeti’nin sark vilayetlerine yönelik gerçeklestirdikleri ilk faaliyet Bitlis’te ortaya çikan Kürt milli hareketini bastirarak, liderlerini idam ederek, geriye Kürtlerin büyük bir kismini kuzey Afrika’ya zorunlu göçertmek olmustu. Diger taraftan Türk unsurunu millet-i hakime yapma çabalariyla, Türk milli sermayesini olusturmaya çalisiyordular. Özellikle Ermeni ve Rum sermayesine karsi büyük düsmanlik besliyorlar idi. Onlara yönelik Türk esnaflari arasinda gelistirdikleri sloganlardan biri de ‘barista rencber, savasta asker’ idi. Türk unsura hakim bir kimlik kazandirabilmek için Balkan savaslari sonrasinda iktidara geldiklerinde bir taraftan Türklere isletme olusturma kolayligi saglama ve Türklerin Türklerden alisveris yapmasi sloganini da propaganda etme siyasetini izlemislerdi. Ittihat ve Terraki Cemiyeti’nin temel siyasi amaçlarindan biri Vilayet-i Sarkiye’de Türk unsurun hakimiyetini kurabilmek idi. 1913’den sonra Ittihat ve Terakki yönetimi, irkçiligi da içinde barindiran Türk-Turan düsüncesini benimseyerek hakim ideoloji yapmaya çalistigi Türkçülük ideolojisi ile daha önceleri ortaya çikan Osmanlicilik ve Islamcilik siyasi tezlerini terk ederek, Türk unsurundan hakim (‘Millet-i hakime’) bir ulus yaratmaya çalismistir. Örnegin daha önce 1908’de Ittihatçilarin resmi yayin organi olan Tanin gazetesinde Hüseyin Cahit’in yayinladigi ‘Millet-i Hakime’ makalesinde Türk unsurun hakim olma düsüncesinden bahsederek, ‘Bu memleketi Türkler zapt etti… Çünkü ne denirse densin, memlekette millet-i hakime Türklerdir ve Türkler olacaklardir (bkz. H.Cahit Yalçin, Millet-i hakime,Tanin gazetesi,7 Kasim 1908 ve Siyasal Anilar).

Bu siyasal anlayis 1913’ten itibaren Kürtleri rahatsiz etmis ve bunun üzerine Bitlis Kürt milli hareketi, Türkçülük ideolojisine karsi bir tepki olarak ortaya çikmisti. Hareketin lideri Molla Selim, Vilayet-i Sarkiye’de bulunan Ermeni cemaatleriyle isbirligi yapma düsüncesiyle, Mus, Erzurum, Varto, Bitlis ve Van Ermeni din adamlari ile görüsmeler yapmisti. Fakat o tarihe kadar büyük oranda Ittihat ve terraki cemiyet ile iyi iliskiler içerisinde bulunan Ermeni temsilcileri, Bitlis Kürt milli hareketini yöneten Kürt yöneticilerin ortak tepki gösterme teklifini kabul etmediler. Büyük ihtimalle ile Ermeni temsilcileri Ingiltere, Fransa, Almanya ve Rusya tarafindan kendileri için 1914’de hazirlanarak, Ittihatçi rejime kabul ettirilmeye çalisilan ‘Sark Islahat Projesine’ büyük umut bagladiklarindan dolayi Kürtlerin teklifine yanasmayi tercih etmemisler idi. 13 Mayis 1913’te ‘iskan-i Muhacirin Nizamnamesi’ ile „Iskan-i Asair Müdüriyeti ve Iskan-i Asair ve Muhacirin Müdüriyeti Umumiyesi’ Dahiliye Nezareti tarafindan kabul edilerek, faaliyete geçirilmisti. Ilk faaliyet alanlarindan biri Kürdistan idi. Bitlis Kürt milli hareketini bastiran Ittihatçilar, Vilayet-i Sarkiye’de Kürtlere yönelik soykirim provasi yaparak, ilk zorunlu göçertme icraatlarini da 1913-1914’de Kürtler üzerinde denediklerini söylemek mümkündür. Ayrica Bitlis Kürt milli hareketinde yer alan Kürtlerin talan edilen tasinir ve tasinmaz mülk/mallarina el konularak, Ittihat ve Terraki Cemiyeti’nin hazinesine aktarilarak, buradan da o tarihlerde daha yeni olusturulmaya çalisilan Türk milli iktisadi adina Türk unsura devri saglanmisti.

Ingiltere, Fransa, Almanya ve Rusya devletleri, 1913’ten itibaren çesitli düzeylerde kurulan komisyonlarla, dogu vilayetlerinde Ermeniler için düsündükleri ‘Sark Islahat Projesini’ gerçeklestirme sürecini hizlandirmislardi. Bu hazirliklar 8 Subat 1914’te Osmanli devleti ile yapilan bir antlasmayla sonuçlandirilmisti.

Bu Islahat Projesi’nin ortaya çikmasinda, dönemin Ermeni temsilcilerinin siyasal ve diplomatik çalismalarinin çok büyük katkisi olmustur. Bu çalismalara; Haziran 1911’de Ermeni Patrikhanesi Umumi Meclisi’nin, Osmanli hükümetine sundugu yazili dilekçeyi, Ermeni Patrigi Arsaroni Efendi’nin La Turquie Gazetesi’yle yaptigi mülakatta; Ermeni sorununu 14 madde halinde dile getirmesini ve 8 subat 1912’de Osmanli Mebusan Meclisi’nde bulunan Zöhrab Efendi baskanliginda bir grup Ermeni mebusunun, Osmanli Meclisi’ne isteklerini belirten bir muhtira vermelerini örnek olarak gösterebiliriz. Bu istekler üzerine Osmanli hükümeti konu ile ilgisi olan bakanlardan bir komisyonun kurulmasina karar vererek, ilgi göstermisti. Dogu vilayetleri için düsünülen bu islahat projesinin asil mimarlari, Ortadogu’da çikarlari olan Rusya, Ingiltere, Almanya ve Fransa idi. Haziran 1913’te ön komisyon ‘Sark Islahat Projesi’nin ilk taslagini hazir hale getirmisti. Rusya elçisi Mandelstam bu tasariyi Ingiltere, Rusya, Fransa, Avusturya-Macaristan, Almanya ve Italya temsilcilerine sunmustu. Yaklasik 17 maddeden olusan ve Rusya tasarisi olarak da bilinen, bu islahat projesinde agirlikli olarak su görüslere yer verilmisti.

‘Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbekir, Harput ve Sivas vilayetleri tek vilayet haline getirilecekti. -Isbu Ermeni vilayetinin genel valisi büyük devletlerin muvafakatiyle padisah tarafindan 5 yil müddet için atanacaktir. Kendisi bir Osmanli Hiristiyani veya tercihen bir Avrupali yabanci olacaktir. -Genel vali, vilayetin icra reisi olup hiç istisnasiz bütün memurlari tayin ve azledebilir….-Vilayet meclisi es sayida Müslüman ve Hiristiyan üyeden mürekkep olacaktir. -Vilayete disaridan göçmen yerlestirilmeyecektir….-Osmanli hükümetinin ve büyük devletlerin murahhaslarindan mürekep bir komisyon vilayetin anayasasini tespit edecektir…'(Yusuf Hikmet Bayur, Türk inkilabi Tarihi, II-III ve Esat Uras, Tarihte Ermeniler).

Rus Disisleri Bakani Goulkevitch ile Osmanli hükümeti basbakani Said Halim Pasa arasinda 8 Subat 1914’te son seklini alarak imzalanmisti. Islahat tasarisinda sark vilayetlerinde yapilamasi gerekenler kisaca söyle ifade edilmisti: ‘Sark vilayetleri iki bölgeye ayrilmis, yani A ve B bölgelerinin basina da Avrupali iki müfettisin yönetmesi karari alinmisti. Bölge A-Erzurum Trabzon ve Sivas illerini kapsiyordu. Bölge B-Van, Bitlis, Harput, Diyarbakir’dan olusuyordu. Bu Müfettisler, illerinin sivil idare, adliye, polis, ve jandarmasini kontrol edeceklerdir… Umumi müfettisler, gerekirse ehliyetsizliklerini veya kötü hareketlerini gördükleri bütün memurlari görevlerinden alabilirler….kanunlar, buyruklar, resmi duyurular, her bölgede mahalli dil ile yayinlanacaktir…..buna göre Noveçli Albay Hoff A-bölgesine, Hollandali Westenek ise B-bölgesine bakacakti. Dahiliye Naziri Talat Bey’de iki müfettisin sözlesmelerini 25 Mayis 1914’te imzaladiktan sonra, Resmi Gazetede yayinlatmisti.’ (M. Hanifi Bostan, Said Halim Pasa). Ama bu “Sark Islahat Projesi” 1. Dünya Savasi’nin çikmasiyla uygulama alanina girmeden, Ittihatçilar tarafindan ortadan kaldirilmisti.

1913’ten sonra bir istihbarat ve suikast örgütü olarak kurulma çalismalari baslatilan Teskilat-i Mahsusa örgütü, öncelikle Almanya’nin tesviki ve öneriyle 1914 baslarinda faaliyetlere baslamisti. Teskilat-i Mahsusa örgütünün en önemli faaliyet alanlarindan biri Vilayet-i Sarkiye ve Trabzon vilayeti idi. 1914’ün baslarindan itibaren Osmanli idaresi ve Osmanli ordusu üzerinde tamamiyla siyasal güç elde eden Almanya yönetimi, Osmanli devletini yapacagi dünya savasina hazirlamaya çalisiyordu. Almanya 1909’dan 1914’e kadar Osmanli ordusunu modernize ederek savasa hazirlama ve Ortadogu’nun geneli hakkinda istihbarat bilgilerini toplama yönünde bir siyaset izliyordu.

Bu iliskiler baglaminda Almanya, Ortadogu Müslümanlari arasinda gelistirebilecegi ‘cihad’ propagandasiyla birinci dünya savasinda Ingiltere, Fransa ve Rusya’ya karsi savasi kazanacagini düsünüyordu. Savasta ulasimi kolaylastirabilmek için de, demiryollari yapimini hizlandirarak, Ortadogu ve Kafkasya bölgelerinde saglam bir ulasim agini olusturmaya çalisiyordu. Ipek ve Baharat yolu üzerinde bulunan Kürdistan, Almanya’nin bu siyasi ve sömürgeci zihniyetinin ana merkezlerinden birini teskil ediyordu. Cihad ve istihbarat siyasetinin mimarlarindan biri olan Freiherr Max von Oppenheim 1899-1918 yillari arasinda Kürdistan’a sik sik geziler yaparak, Almanya hükümetine Kürdistan’in, Almanya için önemini belirten raporlar sunmasi ve Almanya’nin Ortadogu siyasetinde basarili olmasini da ‘Almanya Ortadogu haberalma örgütünün’ kurulusunda görüyordu. (bkz. Zur Entwicklung des Bagdadbahngebietes und insbesondere Syriens und Mesopotamiens unter Nutzanwendung amerikanischer Erfahrungen. Berlin 1904).

Almanya’nin bu politikasi, Kürdistan’da bulunan Ermenileri de kapsiyordu. Ki birinci dünya savasi esnasinda bu siyasi anlayisin politik sonuçlarini görmek mümkün olmaktadir. Ayrica Teskilat-i mahsusa cemiyetinin Almanya’nin bir fikri ve modeli olarak kuruldugunu, Almanya Ortadogu istihbarat masasi tarafindan gizli talimatlarla yönlendirildigi, bu yönlendirmeyi Harbiye bakani Enver Pasa üzerinden yaptiklarina dair çokça arsiv vesikalari bulunmaktadir. Bir yönüyle Almanya’nin ‘Ortadogu haberalma örgütünün’ Osmanli merkezi yönetimindeki resmi adlarindan biri de, ‘Teskilati mahsusa cemiyetidir’. Almanya, ‘Teskilat-i Mahsusa’ cemiyeti araciligiyla ‘cihad’ politikasini Ortadogu, Kuzey Afrika ve Kafkaslarda yayma siyaseti izleyerek, bu teskilatin elamanlarindan olusturdugu suikast timleri ile siyasi çikarlari için engel teskil eden gruplari ve sahsiyetleri yok ediyordu. Almanya ve Osmanli hükümeti Kürdistan politikasinda, Teskilat-i Mahsusa Cemiyeti adi altinda açikça ortak hareket ediyorlardi. Savas sirasinda ‘Cihad’ propagandasiyla ilgili Kürdistan’da dagitilan ortak bildirilerde bu siyasi ortakligi görmek mümkündür.

Örnegin bu konuda Tarik Zafer Tuna’ya sunlari dile getirmektedir: ‘..Teskilat-i Mahsusa’nin birinci dünya savasinda giristigi eylemler, ideolojik oldugu kadar Alman genelkurmayinin isteklerine uygun stratejik birçok alanda gerçeklesmistir..’ (bkz. Tarik Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, c.3). Örnegin; 1914’te savas basladiginda, Freiherr Max von Oppenheim yönetiminde Almanya Disisleri Bakanliginda tercüme ve Ortadogu Haberalma Örgütü olarak resmiyet kazanan bu istihbarat örgütü, Almanca olarak hazirladigi ‘cihad’ bildirilerini, talimatlari ve stratejik raporlari aninda Osmanlica ve Arapçaya tercüme ederek, Istanbul’a yolluyordu. Istanbul’a ulastirilan bu bilgiler, Enver Pasa tarafindan hazirlanmis gibi tanzim edilerek, Kürdistan, Kafkasya ve Kuzey Afrika’daki Teskilat-i mahsusa elamanlarina ulastiriliyordu.

Almanya, Osmanli devleti sinirlarinda olusturdugu ‘Ortadogu Haberalma örgütünün’ 75 subesi araciligiyla bir yandan ‘Cihad’ politikasiyla Müslümanlari kazanmaya çalisirken/düsman olarak görülen gruplari bertaraf ederken, diger taraftan Osmanli yönetimini ellerinde bulunduran ITC kadrolarinin ‘Türkçülük’ siyasetine de yön veriyordu (bkz. Freiherr Max von Oppenheim,Türkei, politischer Archiv des Auswärtigen Amtes,167, bd 2,10 ‘Oppenheim an Bethmann Holweg Berlin 20 Mart 1916).

Teskilat-i Mahsusa istihbarat ve suikast örgütünün Sark vilayetlerindeki faaliyetlerinin ana hedefi Ermeniler ve Kürtler olusturmakta idi. Özellikle Kürtlerin askeri ve siyasi gücünü kirmak ve savas esnasinda onlardan yararlanmak için asiret alaylarini örgütleyerek, çikarlari dogrultusunda kullanmayi tercih etmisler idi. Birinci dünya savasi (1914) öncesinde Kürdistan’da ortaya çikan ulusal eylemler, Türkçü Ittihat ve Terraki Cemiyeti’nin kadrolarini tedirgin ediyordu. 1913’ten sonra, bu tedirginliklerini giderebilmek ve Kürt toplumunun iç isleyisi hakkinda bilgi sahibi olabilmek için, Kürdistan’i iyi bilen uzmanlara etütler yaptirarak, raporlar hazirlamislardi. Uzman müfettisler tarafindan yapilan etütler sonucunda hazirlanan bu raporlardaki bilgilerle, Kürtlere karsi askeri ve siyasi tedbirler aliyordular. Ayrica 1913-1914’te Kürdistan’in Musul, Bitlis, Mardin ve Dersim bölgelerinde ortaya çikan milli hareketler, Ittihatçilari kaygilandiran önemli olaylar idi. Ittihatçilar, Kürdistan’daki Teskilat-i Mahsusa elemanlari araciligiyla, Kürtlerin güçlenen iç dinamiklerini dagitmak ve Kürtlerin askeri gücünü Birinci Dünya Savasi’nda kullanmak amaciyla, daha önceleri II. Sultan Abdülhamit (1891) ve II. Mesrutiyet’ten (1910) sonra Kürtlerden olusturulan “asiret alaylari’ örgütlemesini 1914’te daha çok önemsemeye baslamislardi. Kürtlerden olusturulan askeri birliklerle ilgili, bir çok Osmanli arsiv belgesinde, birinci dünya savasinda (1916) asiret alaylari kavraminin yaninda „Ihtiyat Süvari Tümenleri, Milis teskilati, Milis birlikleri, Çeteler, gönüllü müfrezeler’ gibi isimler de dikkat çekmektedir. Örnegin; Kafkas cephesinde Alman kökenli subaylarin talimatiyla savasan Kürt asiret mensuplari, arsiv belgelerinde genellikle „milis birlikleri’ olarak anilmaktadir.

Ittihat ve Terraki hükümetinin, Kürdistan’da gerçeklestirmek istedigi asimilasyon politikasina bagli olarak, asiret alaylarina Türkçülügü çagristiran „oguz alaylari’ adini vermek istemis ise de, fakat daha sonralari savas esnasinda Kürtlerden dogabilecek bazi siyasi tepkilerden dolayi, bu isimden vazgeçmis idi. Gizli bir sekilde bütün talimatlari Teskilat-i Mahsusa’nin kadrolarindan alan asiret alaylari, resmi düzeyde ise, 2. ve 3. orduya bagli olarak görünüyordu.

22 Nisan 1914’de Harbiye nezaretinin iki uzman müfettise hazirlattigi ve ayni tarihi tasiyan bu iki rapor konumuza en iyi örnek teskil etmektedir. Örnegin birinci raporun hazirlayicisi asiret müfettisi Mirliva Emin, asiret alaylari raporunda su bilgileri aktarmaktadir: ‘..teskilat ve tenkisat-i hazira asiret alaylari teskilatindaki esasli maksada vakif olmayan bazi avamin merakina mucip olmakta bulunduklari duyulmustur. Rusya hükümetinin asiret arasina nifak ve fesat atarak kendisine meylettirmege çalistigi ve daha gayr-i tabii bazi ahvalin olacagi 1891-1892 senelerinde asairden hafif süvari alaylari teskilati Rusya’nin ameli siyasetine büyük bir set çekmis .., bu asiret alaylarinin talim ve terbiyelerine itina edilmek sartiyla bunlara karsi bir kuvvet teskil edecegine tereddüt edecek hiçbir kimse yoktur zannederim… Sarkta sahib-i emlak ve arazisi olanlar umumiyetle rüesa ve agavat olup, efrad ve avam hemen umumiyet üzere yari çiplak ve marabalik, hizmetkarlikla temin-i idare ve maiset etmekle yani bu vatan ve toprakla alakadar olanlari pek az bulunmaktadir…'(Mustafa Balcioglu,’Teskilat-i Mahsusa’dan Cumhuriyete). Raporda, Bitlis Kürt milli hareketi (1914) kastedilerek, Kürtlerin Rusya’nin destegini almamasi için, asiret alaylarina duyulan ihtiyaçtan söz edilmektedir. Ayrica asimilasyon siyaseti içinde çocuklarinin Terraki okullarinda egitime tabi tutulmasi da raporda islenmektedir.

1915 yillinda Ittihatçi komitecilerin önemli adamlarindan bir olan Dr. Nazim, yapilan gizli bir toplantida sunlari söylüyordu; ‘Bana kalirsa, Türk olmayan unsurlari, hangi ulustan olursa olsun (kastedilen Kürtler ve Ermeniler) ve hangi dinden olursa olsunlar, ortadan kaldirmaliyiz. Ülkemizi Türk olmayan unsurlardan temizlemeliyiz. Bana göre din bir hiçtir’ diyerek bütün Ittihatçilarin gerçek fikirlerini formüle ediyordu. 25 Subat 1915’te Ittihatçi yöneticiler Osmanli devletinin hüküm sürdügü bölgelerdeki bütün Eyalet Valilerine ve yöneticilerine Ermeniler hakkinda talimatlar yollarlar. 24 Nisan 1915’te Içisleri Bakanligi, Ermenilerin sahip oldugu bütün merkezleri kapatir ve evraklarina da el koyarak yöneticilerini de tutuklarlar. 14 Mayis 1915’te Ermeni Tehcir Kanunu çikarildi ve bu uygulamalarin basina da Bahattin Sakir, Dr. Nazim, Sükrü ve Dr. Mehmet Resit getirilir.

Ermeni Soykiriminin alt zemini olusturulduktan sonra, 18 Mayis’tan (1915) itibaren ITTK merkezinin basinda bulunan Talat, Enver ve Cemal Pasalar Sifreli Telgraflarla bölgedeki adamlarina katliam talimatlari verirler. Dahiliye naziri Talat Pasa 23 Mayis 1915’de Dahiliye Nezaretinden Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerine gönderdigi sifreli telgrafla, söz konusu vilayetlerde ikamet etmekte olan Ermeni nüfusun Musul Sancagi’nin güneyi ile Zor Mutasarrifligi ve merkez kazasi hariç olmak üzere Urfa Mutasarrifligi’nda, Halep Vilayeti’nin dogu ve güneydogusu ile Suriye Vilayeti’nin dogusunda gösterilebilecek bölgelere göç ettirilmesi emrini vermis idi. Ayni gün Dahiliye Nezaretinden Musul, Urfa ve Zor mutasarrifliklarina çekilen telgrafla adi geçen bölgelere gelecek Ermenilerin Bagdat demiryolu ve diger demiryolu hatlarinin en az 25 km uzakliktaki bir mesafeye o bölgelerin idari makamlarinca iskan ettirilmeleri bildirildi. Ayrica iskân sirasinda hiçbir bölgeye genel nüfus içinde Ermeni nüfusun oraninin %10’u geçmemesi de istenmisti. (bkz. BOA (Basbakanlik Osmanli Arsivi), dh. sfr. dosya no. 54, belge no.163, A/252, dosya no.55, Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti 2.Sube (DH.EUM.2.SB) dosya no.68, belge no.69, 75, Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti Evrak Kalemi (DH.EUM.VRK.), dosya no.15, belge no.49). Ayrica 27 Mayis 1915 tarihinde hükümet üç maddeden olusan „Tehcir kanununu’ Mebusan Meclisi bu yasa teklifini kabul etmesiyle birlikte Ermenilerin zorunlu tehciri uygulamaya konuldu. Tehcir uygulamasi yukarida sözü edilen vilayet merkezleri disindaki bölgelerde ikamet eden Ermenileri de kapsadi. Mayis 1915’ten Mayis 1916’nin sonuna kadar yaklasik bir bucuk milyon Ermeni soykirima tabi tutuldu.

Ittihatçilar 1. Dünya Savasi esnasinda kendilerine zararli gördükleri uluslari yok etmeyi önemli bir görev olarak görüyordular ve bu sebeple Ermeni ulusunu acimasizca 1915/16 yillari arasinda soykirima tabi tutarak yok ettiler. Ermeni katliaminda Almanya devletinden büyük destek alan Osmanli Türkleri birinci dereceden sorumludur. Katliam esnasinda ve sonrasinda, ayni yönetim ve yöneticiler tarafindan planli, programli ve gizli yasalarla soykirima tabi tutulan Kürtleri, Ermenileri öldürmekle suçlamak büyük bir tarihi yanilgidir. Ermeni ve Kürt soykiriminda en üst düzeyde sorumluluk tasiyan Osmanli Talat Pasa Hatiralarinda söyle yaziyor; ‘vicdansiz ve karaktersiz insanlarin elinde bir facia seklini’ aldigini, kendisinin birçok geceler uyku uyumadigini ve ‘Ermenilerin tümüyle yok edilmesine yönelik eylemlere karsi oldugunu’ itiraf ederek, özellikle Kürtlerin soykirima katilimi konusunda sunu yaziyor: ‘Genel valiler ve valiler sorumluluk korkusuyla olaylari mümkün oldugu kadar önemsiz göstermeye çalismis ve kabahati kismen Kürt halkina yüklemistir.’

Ittihatçilar, Birinci Dünya Savasi esnasinda Kürtleri planli ve programli yöntemlerle yok etme girisimlerini baslatarak, degisik tedbirler aliyordular. 1915 yillindan itibaren Kürt tehcirinden sorumlu olan ‘Muhacirin Müdüriyeti Umumiyesi’ kurumunun yaninda ‘Asiret Reislikleri ve Göçmenler Genel Müdürlügü’ olusturulmus, basina eski Ziraat Bakanlarindan Sükrü Kaya getirilmis ve bütün bu kurumlar, Talat, Cemal ve Enver Pasalarin gizli soykirim planlarina yardimci oluyordu. Göçertilecek olanlarin yerlestirilmesine dair kanunun 12. maddesi söyle idi: ‘Kürtler ufak ufak kafilelere ayrilip silahlarindan arindirilarak degisik bölgelere gönderilecek ve orada genel nüfusun yüzde besini geçmeyecek ve Kürt mülteciler yerlerine geri gönderilmeyeceklerdir. Yozgat ve Ankara’ya Kürt Reisleriyle, Molla ve nüfuz sahibi kisiler ilkin diger kisilerle iliskide bulunmayacak sekilde ayrilacak ve hükümet gözetimi altinda bulundurulacaktir.’ Kürt soykirimi konusunda Ittihatçilarin çok önceden hazirliklarini yaptiklarini ve savas sirasinda sadece uygulamaya geçtikleri görülüyor.

Yaklasik yüzyil önce Mayis 1916’da Bati Anadolu’ya tehcir edilerek soykirima tabi tutulan Kürtlerin akibeti ve vatanlarindan zorunlu göçertilme sonucunda yasadiklari trajediler hakkinda çok az bilimsel çalismalar bulunmaktadir. Çikarlara dayanan çesitli kaygilar ve ideolojik nedenlerle bir çok arastirmaci ve Tarihçi Kürtlerin tehcirini ilgilendiren arsiv belgelerinden uzak durmayi tercih etmesi, devletlerin resmi söylemlerine itibar ederek sadakat göstermesi, kamuoyunu bu konuda bilgilendirmemeleri, Birinci Dünya Savasi esnasinda yasanan Kürt tehcirinin unutturulmak istendigine isaret etmektedir. Ittihat ve Terraki Cemiyeti yönetimi tarafindan Birinci Dünya Savasi esnasinda soykirim amaciyla Bati Anadolu’ya tehcir edilen Kürtlerin akibeti ile ilgili çesitli sifrelerde, talimatnamelerde, telgraflarda, dönemin resmi-gayri resmi basininda verilen bilgiler, Meclis-i Mebusan Zabit Ceridesi, Meclis-i Ayan Zabit Ceridesi ve dönemin taniklarinin Hatira ve raporlarinda vs.. birinci dereceden öneme haiz çokça bilgiler mevcuttur. 1913’ten itibaren hazirliklari yapilan ve Mayis 1916’da Ittihatçilarin Türk-Turan imparatorlugu kurma hayali ile Almanya’nin sömürge siyaseti adina baslatilan Kürt tehciri Kasim 1917’nin sonuna kadar sürmüstü.

Ittihat ve Terraki yönetimi,Teskilati Mahsusa tarafindan denetledigi „Iskani Asair ve Muhacirin Müdüriyeti’ ve’Asairi ve Muhacir Müdüriyeti Umumiyesi’ gibi kurumlar araciligiyla 1913’ten sonra Kürtler hakkinda etüt çalismalari baslatmisti. Yapilan etüt çalismalari sonucunda hangi Kürt asiretlerinin, nüfuz sahibi Kürt seyh, seyit, imam, aga, bey ve aydinlarinin, planli bir sekilde hangi Kürt bölgesinden, Türklerin yogun olarak yasadigi Bati Anadolu vilayetlerine nasil ve nerelere kafileler halinde tehcir edilecekleri tespit edilmis ve Mayis 1916’da yapilan planlamalar dahilinde Kürt tehciri baslatilmisti. Birinci dünya savasinda Ermeni tehciri için kuzey Afrika bölgeleri seçilmisti. Kürtler Müslüman Araplarla ve göçertilen Ermenilerle isbirligi yapabilecegi kaygisiyla Bati Anadolu’ya sürülmeleri daha uygun görülmüstü. Nisan 1916’da Dahiliye Nezaretinden Trabzon’a çekilen bir telgrafta sunlar dile getiriliyordu: ‘Vilayet dahilinde kaç Kürt bulundugunun ve nerelerde mukim ve Türklerle ne derece münasebette bulunduklarinin, adet ve lisanlarini muhafaza edüb etmediklerinin inbasiyla beraber vilayet dahilinde kürd mülteci gelib gelmediginin isari..'(bkz. BOA, DH-sfr., 62/ 278). Bu telgrafta, Trabzon vilayeti üzerinden Karadeniz’e sürülecek Kürt kafileleri hakkinda istenen bu bilgi, daha önce oralara yerlesmis bulunan Kürt tüccarlar ile göçertilen Kürt kafileleri arasindaki iliskilerin önlenmesi talimati da verilmektedir.

Degisik kaynaklarda Mayis 1916-1917 sonlarina kadar soykirim gayesiyle Bati Anadolu’ya tehcir edilen Kürtlerin sayisi su ana kadar bilinen vesikalara göre asagi-yukari 862 bin civarindadir. Bunlarda ölenlerin sayisi 500 ile 700 bin kadar oldugu tahmin edilmektedir. Ittihatçi kadrolar, Türklük adina Mayis 1916’dan itibaren verdikleri resmi talimatlarla Kürtleri ana topraklarindan zorla sürerek, yüz binlerce Kürt’ün ölümüne sebebiyet verdikleri gibi, Kürtlere ait sermayeyi de Türk unsura sunmuslardi. Mayis 1916’dan sonra Kürdistan’da zorunlu göçertmeler sonucu yasanan trajediler, felaketler, facialar ve Kürtlerin ölüm çigliklari dünya kamuoyu tarafindan pek duyulmak istenmedi ve hala bu konunun agirlikli olarak bilim çevrelerinde incelenmek istenmemesi, farkli bir siyasal tavri karsimiza çikarmaktadir.

Kürtler hakkinda verilen yok etme hükmü sonucunda öncelikle taninmis Kürt zenginlerinin sermayesi talan edilerek, Türk unsurun çikarlarina sunulmustu. Kürt, Ermeni, Süryani ve Rumlardan talan edilen sermaye ile Türk milli bankaciligi tesvik edilerek, Anadolu’nun çesitli bölgelerinde banka subeleri açilarak, bu sermayenin isletilmesi öngörülmüstü. Kürt ileri gelenleri ve asiret reislerinden talan edilen sermaye ile 1 Ocak 1917’de Osmanli Itibar-i Milli Bankasi kurulmustu. Türk Yurdu dergisinde Itibar-i Milli Bankasi hakkinda su bilgiler aktarilmaktadir: ‘Evvela onu tesis eden zevat milli adamlar oldugu gibi, hisse senedini alabilenler de yalniz Osmanli tebaasindan olanlardir ve dolayisiyla bütün sermayesi millidir. Saniyen bankanin bütün muamelat ve kuyudatinda kullanilacak lisan milli lisandir. Türk lisanidir. Salisen, bankanin basinda bulunanlar, bütün memur ve müstahdemleri yalniz Osmanli tebaasindan olabilecektir..’ Rabiyen milli banka… ‘(bkz. Zafer Toprak, Türkiye’de milli iktisat-1908-1918).

Serhat (özellikle Patnos merkezli Haydaran asiret mensuplarinin) Kürtlerinin yogun bir sekilde tehcir edildigi tarihlerde Ittihatçilarin ve teskilat-i mahsusa kadrolarinin denetiminde Türk unsura ait iktisadi sikintilari ortadan kaldirmak için Itibar-i Milli Bankasi’nin kurulmasi, o tarihlerde ölüm ve açliga sürüklenen Kürtlerden çokça altin ve Osmanli parasinin talan edildigine isaret etmektedir. Savasin ve ekonomik sikintilarin çok yogun oldugu bir sirada Maliye Bakani M. Cavit Bey tarafindan kamuoyuna açikladigi sekliyle dört milyon lira sermaye ile kurulusu saglanan Itibar-i Milli Bankasi, aslinda Kürt ileri gelenlerinin vatanlarindan sürülmesi sonucunda talan yoluyla elde edilen sermayenin bir ürünü idi. 21 Subat 1917’de tarihinde çikarilan bir yasa ile Itibar-i Milli Bankasi’nin açik/gizli çalismalariyla çesitli ayricaliklar taninarak, bununla ana sermayesinin gizlenmesi saglanmisti. Örnegin; bankanin sermayesi, ihtiyat akçesi, dagitacagi temettü, faaliyetini yürütecegi bina, depo ve benzeri tasinmaz mallari her türlü resim vergi ve harçtan bagisik tutulacakti (bkz. Z. Toprak, Türkiye’de milli iktisat, 1908-1918). 1 Ocak 1917’de kurulan Itibar-i Milli Bankasi, 1924’te Türk Is Bankasi’na dönüstürülmüstü.

Sonuçta 1914-1918 yillari arasinda ittihat ve Terraki yönetimi Türk unsurun çikarlarini esas alarak etnik temizlik yapma gayesiyle vilayet-i sarkiye bölgesinde yani Kürdistan’da Ermeni, Kürt, Süryani ve diger küçük dini cemaatlere yönelik yüzyilin en büyük soykirimini gerçeklestirmisler idi. ittihat ve Terraki Cemiyeti’nin üst yöneticileri olan ve Vilayet-i Sarkiye’de soykirim suçu isleyen Talat pasa, Enver Pasa, Sait Halim Pasa, Dr. Nazim, Cemal Pasa ve Bahattin Sakir, 1918’de Almanya tarafindan gizlice hazirlanan bir gemi ile Almanya’ya kaçtilar. Ittihatçilarin suçlarini tescil eden belgelerin Teskilat-i Mahsusa ve Dahiliye Nezareti’nde bir arada tutuldugu biliniyordu. Simdiye kadar tarihçiler bu belgelere ulasamamistir. Bazi görüslere göre, Ittihatçilar yurt disina kaçmadan önce hesap evraklari dahil olmak üzere tüm dokümanlar Dr. Nazim ve Dr. Bahattin Sakir tarafindan imha edildigi biçimindedir. Örnegin Sevket Süreyya Aydemir ise söz konusu dahiliye nezareti evraklarinin Talat Bey tarafindan yakildigini, ancak bunun tüm evraklari kapsamadigini ve bir gün bu evraklarin ortaya çikabilecegini belirtiyor. (bkz. Sevket Süreyya Aydemir, Enver Pasa, Cilt 3). Mithad Sükrü, Küçük Talat ve Ziya Gökalp Divan-i harbi örfi mahkemesine verdikleri ifadelerde, Merkez Komiteye ait evrakin Doktor Nazim tarafindan alindigini belirtirler.

Ahmet Esat Uras 1918’de Ingiliz görevlilere, Ermenilerin imha edilmesi konusunda bir toplanti yapildigini ve kendisinde bu toplantinin el yazmasi tutanagi oldugunu iddia eder ve bunu satmaya kalkar. Bunun üzerine tutuklanir ve verdigi ifadede: “silah birakismasi anlasmasindan biraz önce, görevliler, geceleri arsiv bölümüne gidip, belgelerin çogunu temizlediler (bkz. V.N. Dadrian, “Documentation of the Armenina Genocide in Turkish Sources). Istanbul Ittihat ve Terakki Merkezi Umumi üyesi Kör Ali Ihsan Bey, sorgusunda, elindeki tüm belgeleri yaktigini söyler. (bkz. 1926 Ankara Istiklal Mahkemesi, Izmir Suikasti iddianame ve savunmalar, teksir metin). Harbiye Nazirligini da üstlenen Izzet Pasa, Teskilat-i Mahsusa Müdürlügünün (Harbiye Nezaretinde, buraya üstü örtülü bir sekilde Dogu isleri Bürosu deniyordu) hemen çalismalarini durdurmasi gerektigini ve arsivlerini yok etmesi talimatini verir. (bkz. Hüsamettin Ertürk, Milli Mücadele Senelerinde Teskilat-i Mahsusa, daktilo edilmis metin, aktaran, Bilge Criss, Isgal Altinda). Hans F. L. Von Seeckt, Harb döneminde, Osmanli Genel Kurmay Baskanligi görevinde bulunmustur. Almanya’ya dönerken, Osmanli Harbiye Nezaretine iliskin önemli bir kisim belgeyi beraberinde götürür (bkz. .N. Dadrian, “Documentation of the Armenina Genocide in Turkish Sources). Kürt ve Ermeni tehciri konusunda, Almanya hükümeti de 1919’dan sonra belge ayiklama islemine basvurarak, Kürt tehcirini ilgilendiren vesikalari raflara kaldirmis olmasi, Almanya’nin planlayici rolüne isaret etmektedir. Örnegin Dr. Johannes Lepsius’un „Deutschland und Armenien 1914-1918-Sammlung Diplomatischer Aktenstücke (Berlin1919)’. Alman Papaz Dr. Lepsius, birinci dünya savasi sirasinda Kürdistan’da çesitli yardim kuruluslarinda görev yapmisti. Savas esnasinda bir çok olaya da taniklik etmis ve konu hakkindaki düsüncelerini çesitli raporlarda dile getirmisti. Raporlarinda Ermeni soykirimi hakkinda detayli bilgiler aktaran Dr.Lepsius, yakindan taniklik ettigi, Kürt tehciri hakkinda hiç bir sekilde bilgi aktarmamasi düsündürücüdür. 1919’da Disisler Bakani Dr.Solf tarafindan Ermeni ve Kürt belgelerinin ayiklanmasinda görevlendirilmesi, Kürtlere karsi politik bir tavir içinde olduguna isaret etmektedir. Örnegin:1919’da Disisleri Bakani Dr. Solf’un talimatiyla diplomatik raporlar ve istihbarat sifreleri üzerinde çalisarak ayikladigi belgeleri ‘Deutschland und Armenien 1914-1918 -Sammlung Diplomatischer Aktenstücke’ adi altinda yayinlar.

Disisleri Bakanligi arsivinde bulunan belgelerin ayiklanmasinin ana sebeplerinden biri, Almanya’nin da soykirim ile suçlanmis olmasi teskil ediyordu. Lepsius’un görevi, Almanya’yi zor durumda birakacak olan belgeleri ortadan kaldirmak ve Ermenilere yardim edildigine dair bilgileri içeren vesikalari yayinlamakti. Dr. Lepsius, Disisleri Bakani Dr. Solf’un direktifleri dogrultusunda belgeleri ayiklayarak yayinladigi kitabinda, agirlikli olarak, 1914-1918 yillari arasinda Almanya Disisleri Bakanligina, Istanbul’daki büyükelçiligin, Anadolu, Kuzey Afrika, Kürdistan ve Kafkasya’daki istihbarat görevlilerinin, subaylarin, çesitli yardim kuruluslarinda çalisan görevlilerin, misyonerlerin ve Erzurum, Van, Musul, Adana, Halep, Iskenderun, Bagdat, Beyrut, Sam, Hayfa, Yafa, Kudüs, Samsun, Sivas, Izmir, Trabzon vs. gibi konsolosluk görevlilerinin gönderdigi raporlara yer vermistir. Kitapta kullanilan belge sayisi 440 civarindadir.

Genel anlamda Teskilat-i Mahsusa’ya ait belgelerin Ittihatçilar tarafindan yok edilmeye çalisilmasi düsüncesi bile 1913-1918 tarihleri arasinda Vilayet-i Sarkiye’de yani Kürdistan’da yapilan soykirimlarin hangi boyutlarda yapildigina isaret etmektedir.

Ali Haydar Koç

Balkêş e ?
Close
Back to top button