“Ya komünizm ya da bu is karakolda biter…”*
Kapitalizm uzun insanlik ve uygarlik tarihinde sadece küçük bir parantez. Iste sanayi kapitalizmi tarih sahnesine çikalidan bu yana ikiyüzelli yildan az bir zaman geçti. Buna ragmen insanligin ve uygarligin gelecegi riske atilmis bulunuyor. Kapitalist üretim tarzi “yaratici yikicilik” sayilsa da, simdilerde çoktan yikiciligin yaraticiligin önüne geçtigini söylemekte bir sakinca yok. Artik her geçen gün yaptigindan daha çogunu yikiyor, daha çogunu yok ediyor, daha çok kirletiyor…
O halde neden böyle oldu, neden genel bir sürdürülemezlik tablosu ortaya çikti, neden tüm isaret lambalari kirmiziya dönmekte? Neden her geçen gün sosyal kötülükler (issizlik, açlik, yoksulluk sefalet, anlam kaybi…) çig gibi buyuyor, ekolojik dengeler alt-üst oluyor? Bütün bunlar oluyor zira kapitalizm insanligin ve uygarligin normal hali degil, bir sapmaydi… Kapitalizm bir meta uygarligi, meta fetisizmine dayaniyor ve kapitalizm dahilinde üretim etkinliginin birincil amaci, insan ihtiyaçlarini karsilamak degil kâr etmektir. Kullanim degeri degil degisim degeri üretmektir…
Baska türlü söylersek, bir iliski tersligi söz konusu. Öküz arabanin arkasina kosulmus durumda… Her üretim çevrimi sonunda yaratilan deger, artik ürün, arti-degerin (kârin) her seferinde yeniden yatirilma zorunlulugu var, bir sonraki üretim çevrimine sokulmasi gerekiyor. Ve sonuç “üretim için üretim” biçimini aliyor. Ikincisi, kapitalizm kutuplastirici bir temel egilime ve dinamige dayaniyor. Bir kutupta zenginlik biriktirmek, karsi kutupta yoksulluk ve sefalet biriktirmekle mümkün oluyor. Aksi halde dünya nüfusunun %1’inin dünya zenginliginin (servetinin) yaridan fazlasina, %8.1’inin de dünya zenginliginin %86,4’üne el koymasi mümkün olmazdi… Üçüncüsü de kapitalist üretim tarzinin geçerli oldugu yerde üretimin insanî -sosyal ve ekolojik sonuçlari (zararlari) dikkate alinmiyor. Netice itibariyle fatura topluma ve dogaya çikiyor, Burjuva iktisatçilari buna “dissal ekonomiler” diyerek isin içinden çiktiklarini saniyorlar… Oysa disarda kalan hiç bir sey yok…
Neoliberal küresellesmenin dayatilmasiyla, yikicilik hizlandi, kapsayiciligi daha da artti. Kapitalizm dahilinde insan toplumlarinin üretim, tüketim ve yasam etkinligi simdilerde jeolojik sorunlar da yaratir duruma gelmis bulunuyor ki, buna antroposen çag (anthrophocène) deniyor. Artik kapitalizm dahilinde sorunlarin üstesinden gelmek mümkün degil. Dolayisiyla hem yeni bir uygarliga giden yolun aralanmasi gerekiyor ve hem de bunun vakitlice yapilmasi gerekiyor. Zira sistemin yikiciligi bu ölçüde hizlanmis, kapsami da bu ölçüde büyümüsken, geriye kurtarilacak pek bir sey kalmayabilir…
Gerçek durum böyleyken ve genel bir sürdürülemezlik, sürdürülebilemezlik tablosu ortaya çikmisken, küresel plütokrasinin, küresel oligarsinin sözcüleri, akil hocalari, “eger büyüme gerçeklesir, modern teknoloji (teknik bilim) de gelismesini sürdürürse, sorunlarin çözülecegini, islerin yoluna girecegini” söylüyorlar. Oysa, kapitalizm dahilinde, üstelik onun vahsi neoliberal versiyonunun geçerli oldugu durumda, bu ikisi sorunlarin çözümünün anahtari olmak bir yana, bizzat kendileri birer sorun haline gelmis bulunuyor. Yegane amaci kâr ve her seferinde daha çok kâr, daha çok sermaye biriktirmek olan, insana ve dogaya saygisiz, her türlü etik degerden yoksun bir sistem dahilinde büyümenin hiç bir sorunu çözme sansi yoktur. Ayni sekilde, kâr etmenin ve yikimin hizmetine sunulmus teknolojik harikalarin da sorunlari çözmesi mümkün degil ama daha da azdirmasi kaçinilmaz…
Geride kalan son otuz bes-kirk yilda, neoliberal küresellesme çaginda yeryüzünün egemenleri, küresel oligarsi ve küresel plütokrasi, ‘köpeksiz köyde degneksiz gezme’ imkânina kavustular. Ezilen ve sömürülen siniflari, bulunduklari mevzilerin gerisine püskürtmeyi basardilar. Güç dengeleri yeniden ve kesin olarak sermaye sinifinin lehine döndü. Bunun asil nedeni ütopya zaafiydi. Ezilen halklar ve sömürülen siniflar ütopyasiz kalmisti. Bu ütopya zaafinin ortaya çikmasinda elbette “reel sosyalizm” deneylerinin basarisizliginin da basat bir rolü oldu.
Içinde bulundugumuz dönemde yaratici ütopyanin vakitlice yaratilmasi gerekiyor. Zira yaratici ütopya yoklugunda dogayla uyumlu, öküzün arabanin arkasina kosulmadigi, insan haysiyetini ciddiye olan yeni bir uygarliga giden yolu aralamak mümkün degildir. Eger insanligin bir gelecegi olacaksa, bu, kelimenin jenerik anlaminda, komünist bir toplumsal düzen (bölüsmeyi, paylasmayi, karsilikliligi, dayanismayi, bizim dilimizdeki karsiligi olan müsterekleri esas alan, dogayla uyumlu “baska bir uygarlik”) olabilir… Artik yöneticileri, degil yönetimleri, yönetimleri degil sistemi, sistemi de degil uygarligi degistirme zamani. Velhasil neden söz ettigini bilmek önemlidir…
* Bu yazi Red dergisinin 100″üncü sayisinda yayinlanmistir.
Fikret Baskaya