‘Yeni Kürdistan’a ‘eyvallah’ diyebilmeliyiz…
Türkiye, Kürt cografyasinin en modern ve en özgürlükçü katmanini olusturan ‘Türkiye Kürtleri’yle bir an önce barismali.
Basbakan Suriye’deki son gelismeler üzerine ‘Suriye’de Kürdistan’a eyvallah diyemeyiz’ seklinde bir degerlendirmede bulundu. Bu cümle, Türkiye’nin ‘geleneksel yaklasim’ini çok iyi özetliyor.
Suriye’deki Kürtlerin, nasil yasayacaklarina, hangi ideoloji ve düzeni seçip seçmeyeceklerine Türkiye degil kendileri karar verecekler
Benzer degerlendirmeler Irak Kürdistan’i özerklesirken de yapilmisti. ‘Türkiye’nin sinirinda özerk bir Kürdistan’a tahammül edemeyiz’ dendi, hayali ‘kirmizi çizgi’ler çizildi. Simdi Barzani dostumuz
Türkiye Kürtleri, bölgenin öncüleri
Sam’in etkisini yitirmesiyle birlikte, Kürtler üzerinde dört ülkede kurulmus olan ‘kontrol mekanizmasi’, biraz daha zayifladi. Dört ülkedeki (Türkiye, Iran, Irak, Suriye) Kürtler arasindaki iliski, yakin geçmise kiyasla çok daha yogun. Özellikle Irak Kürdistan’i ile Türkiye’deki Kürtler; ticari, sosyal, siyasi, kültürel bakimdan geçmisle kiyaslanamayacak ölçüde temas içindeler.
Kürtler bu siyasi cografyada artik geçmisten farkli bir konumda yer alacaklar. Kimliklerinin yok sayildigi, ezilip köseye itildikleri dönemi belki de bir süre sonra sadece bir tarih olarak hatirlayacagiz. Dört ülkedeki Kürtler birbirlerinin kardesi ve akrabasi. Çok farkli bir dönemece girildiginin de bilincindeler.
Bunu en çok fark etme yetenegi Türkiye Kürtlerinde. Egitim, yasam tarzi, kültürel-ideolojik birikim, küresel etkinlik, medya (ve hatta ‘sosyal medya’) gücü gibi açilardan en genis olanaklara sahip olanlar onlar. En kalabalik olan yine onlar
Kimligi reddederek nereye kadar?
Bölgedeki çoksesliligi ve demokratiklesmeyi en iyi anlayabilecek ve ona en çok ihtiyaç duyan da onlar… Türkiye Kürtlerinin sahip olduklari siyasi birikim (Türkiye’nin ’60 yillik demokrasi yolculugu’nu onlardan bagimsiz olarak degerlendiremeyiz) bu baglamda belirleyici olabilir.
Kimlik sorununda Türkiye’nin karnesi hâlâ kirik. ‘Kürtçeyi egitim dili olarak kabul ederiz-etmeyiz’ söylemlerinin ötesine geçemiyoruz. Türkiye Kürtlerinin önemli bir agirliginin otoriter tercihlere yönelmesinin arka planinda, Türkiye’deki bu yanlis inat var.
Devlet siddete, inkara ve imhaya basvurdukça, Kürtler içinde de, siddet egilimi kendine daha genis alanlar açti. Özgürlük ve kimlik mücadelesi yürüten Türkiye Kürtleri, bir anlamda, ‘otoriterligin hegemonyasi’ altina düstüler. Bir yaninda özgürlük, bir yaninda sertlik olan ikili bir mücadelenin kiskaci içinde çikis yolu ariyorlar.
Devlet zihniyeti, zora geldikçe bazi haklardan söz edip sonra süreci sürüncemede birakmayi, süründürmeyi bir marifet zannediyor. Bu kez, gerçekten, ‘idare etme dönemi’nin sonuna yaklasiyoruz.
Türkiye, Kürt cografyasinin en modern ve en özgürlükçü katmanini olusturan ‘Türkiye Kürtleri’yle bir an önce barismali. Dört bölgedeki Kürtlerin hakkini hukukunu, kimlik taleplerini en önce Türkiye Cumhuriyeti savunmali.
Bölgedeki ‘etkin Türk dis politikasi’ iddiasi, ancak bu sekilde bir anlam kazanabilir. Türkiye’nin kendi Kürtleriyle gerçekten kucaklasabilmesi (ve onlarin evrensel özgürlük taleplerine, kimlik taleplerine karsilik vermesi) halinde, sadece Kürtlerin yasadigi dört ülkede degil, Ortadogu’nun genelinde birçok denge yeniden sekillenebilir.
Barisin gerçekten hissedilebilir hale geldigi, yikici degil yaratici enerjilerin açiga çikmaya basladigi yeni bir yolculuk baslayabilir. Kürtlerin her özgürlük hamlesinin, bizim korkumuz olmak yerine mutlulugumuz haline gelmesi dogallasabilir.
Son olarak da, hâlâ heyecanla ‘KCK tutuklamalari’nin pesinde kosturan, ‘Daha fazla tutuklama yapalim’ diyenleri gördükçe sasirip kaldigimi belirtmeliyim.
Artik yeni bir döneme geçtik farkinda misiniz?
27 Tem. 12, Radikal
Oral Çalislar