Makale

Yok canim ne irkçiligi!

Onca zamandan sonra hâlâ ayni masallari dinliyoruz. Türk kimligi bir etnisiteyi degil, farkli etnisiteleri kapsayan üst vatandaslik aidiyetini ifade ediyormus. Devletle olan hukuki bagin adiymis. Kemalizm’de irkçiliktan eser yokmus.

Meclis kürsüsünden zapt edemedigi öfkesiyle ‘Türk ulusu ile Kürt milliyetinin esit oldugunu bize kabul ettiremezsiniz’ diye bagiran hanim bile kalkip gözümüzün içine baka baka açik irkçiligini örtmek için bu üst kimlik- etnik kimlik formülünü yutturmaya çalisti. Biz de ahmagiz ya’Peki, o üst kimlik senin anadilde savunma yapmani kapsiyor, zarar görmüyor da, Kürtler anadilinde savunma yaparsa neden kapsamiyor’ diye sormadik.

Koca koca adamlarin televizyonlarda egri bügrü çiziktirmelerle, içine Kürt, Türk, Çerkes, Laz yazdiklari dairelerin hepsini genis bir çember içine alip üstüne Türk yazarak kameralara tuttuklarini gördükçe, insanin ‘hey gidi Kemal’in askerleri bu durumlara da mi düsecektiniz’ diyesi geliyor. Ne kadar kolaymis da bu cahil Kürtler anlayamamis bu kimligin kendilerini de içine aldigini! Kenan Evren de ‘onlari’ yeterince egitemedigimizden yakiniyordu. Bir zamanlar sempatik buldugum, sonra aniden Baykal tarafindan kesfedilip mebus yapilan, simdilerde de ‘Aydinlik’ bir kösede fikirlerini kamuya açan ulusalci avukat arkadasim geçenlerde televizyondan sesleniyordu: ‘Hâkimin anlamadigi bir dilde tercümanla savunma yapmak benim vatandasima zarar verir. Hakkini savunamaz. Biz vatandasimizi düsünmek zorundayiz.’… Saka yapmiyorum. Anadilde savunma hakkina itirazini böyle gerekçelendiriyordu. Ahmet Hakan olgun insan. Gülümsemekle yetindi.

Irki üstün kil ki asimile edebilesin

Mustafa Kemal’in asimilasyoncu oldugunu, fakat irkçiliktan uzak durdugunu ileri sürenler, dev külliyatin, derin çalismalarin pesine düsmesinler. Geçtigimiz pazar Radikal’de yayimlanan 3000 küsur vurusluk Ayse Hür makalesi hepimize yeter. Maarif Vekili Resit Galip, Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt, 64.000 kafatasi ölçen Afet Inan irkçiliklarini gümbür gümbür konustururken tek adam rejimi yasaniyordu. Türk tarih tezi, Günes Dil Teorisi üstün Türk irkinin marifetlerini ‘icat ederken’, ebedî sef Kösk bahçesinde çiçeklerini sulamiyordu.

Evet, bir siyasal pratik olarak irkçilikla asimilasyonculuk farklidir. Irkçilik, egemen toplulugun disindaki kimlikleri tanir, asagilar, kendisiyle onun arasina duvar örer ve her türlü toplumsal yükselme kapilarini kapatir. Asimilasyonculukta ise, yok sayma, kendi içine alip eritme vardir. ‘Kimligini terk et aramiza katil.’ Çagri budur. Fakat bu, bir uluslasma politikasi olarak asimilasyonculugun düsünsel evreninin irkçilik içermedigini asla göstermez. Nitekim 20’li yillarin ortalarindan itibaren ve tüm 30’lu yillar boyunca Cumhuriyet’in resmî söylemi, ‘klasik irkçiligin’ ideolojik unsurlariyla yüklüdür.’Türk uluslasmasinin’ ve asimilasyonun mesruiyeti, kültürün yani sira biyolojik özelliklere de yer vermekten kaçinmayan bir irk üstünlügü fikrine dayandirilmaya çalisilmistir.

Kafanin disindan içine dogru

Fakat simdilerde gözden kaçan daha önemli gerçek su: Irkçilik, biyolojik genetik özellikler üzerinden topluluklar arasinda hiyerarsi kuran ‘klasik irkçilik’tan ibaret degil. Insanlik büyük ölçüde bu safsatayi asti. Ancak, ‘yeni irkçilik’, ‘irksiz irkçilik’ ya da ‘kültürel irkçilik’ kavramlariyla tanimlanan hiyerarsik ayrimciliklar bütün incelmis hâlleriyle demokratik toplumlarin basina bela olmaya devam ediyor.

Bunun bizim ‘egitimli laik’ orta siniflarimizin arasindaki tezahürlerini fark edebilmek için derin bir saha arastirmacisi olmak gerekmiyor. Siradan dürüst bir gözlemciyseniz, Kürtleri ve Islami esaslara göre yasayanlari kültürel olarak asagilayan tutumlarin komsu mesafesinde oldugunu görürsünüz. Steril tatil kasabalarini ‘Kürtlerin bastigini’, göçün sehirleri ‘bozdugunu’, basörtülülerin Bagdat Caddesi’ne, Nisantasi’na ‘kadar geldigini’ sayiklayanlar, Avrupa’nin çare aradigi kültürel irkçiligin aramizdaki versiyonlaridir. Serra Yilmaz televizyonda tesettürlü kadinlardan ‘öcü görmüs’ gibi korktugunu ne kadar dogal, ne kadar rahat açiklamisti. Rahatti çünkü bu toplumda ‘kendi sinifindan’ deger verdigi birçok insanin ayni duygulari tasidigini biliyordu. Rahatti çünkü soruldugunda gögsünü gere gere irkçi olmadigini, zencileri sevdigini söyleyebilirdi. Muhtemelen’Obamaci’ydi.

Bir Ermeni arkadasi ‘bile’ oldugunu söyleyen, yüce gönüllü ombudsmanimiz var. Basbakanimiz da bir ara ‘tiksirincaya kadar içiyorlar, karisiyor muyuz’ diye sormustu.

‘Onlar’ ve ‘biz’. ‘Iyi’ ve ‘kötü’. ‘Degerli’ ve ‘degersiz’…

Insanlari ait olduklari kültürel kimlikler üzerinden siniflandiran, ötekilestiren ve küçümseyen bu zihniyete bütün dünyada ayni isim veriliyor: Irkçilik.

Eskisi gibi açik ve kolay degil bu hastaligi teshis etmek. Deri rengi zamanlarinda degiliz.

Simdi saglam bir aynaya ve dürüst bir çift göze ihtiyacimiz var

———————————————–

Taraf-6 Subat

Gürbüz Özaltinli

Back to top button