Makale

YOL IZLENIMLERI ‘ 2

Kisa mesafelerde tren ya da otobüs yolculugunu severim.

Yol boyu kitap okumam, cep telefonuna takilmam, araç ekraninda film izlemem.

Çevreyi seyrederim; tasi-topragi, agaci-çiçegi, vadisi-tepesi, dagiyla dogayi seyre dalarim; içime sindire sindire…

Gözlerime ziyafet çekerim yani…

Onlarca kez ayni yoldan geçmis olsa bile…

Elbet, bir uçak penceresinden de disariyi seyretmek mümkün. Bulut yoksa asagilari, bir çizgi gibi yollari, dag dizilerini, gölleri… Hava kapaliysa, altta pamuk öbeklerini andiran bulutlari, üstte mavi ufuklari…

Ama bu manzaralar bana tren ve otobüste yakindan seyrettigim doganin tadini vermez.

* * *

Bir kez daha Ankara-Istanbul yolundayim; ama bu kez otobüsle çiktim yola.

Kentin beton yiginlarini asip da yer yer toprak görününce içim açiliyor. Hele yol boyunda çamlar, igde agaçlari, biçilmis altin sarisi tarlalarda top topahlat ve aliç agaçlari siralanir olunca…

Kizilcahamam’a dogru bitki örtüsü zenginlesiyor. Kalkerli, kireçli topraklar yesille bezeniyor, bozkir bitiyor…

Çamlidere’yi geçiyoruz. Adinda ‘çam’ olan yerleri seviyorum. Çamlihemsin, Çamliyayla (Namrun), Çamalan gibi…

Gerede’ye dogru iki yanda sik bir orman… Göz yesile doyuyor.

Sagda solda, yesil vadilerin yamaçlarina yaslanmis sirin köyler. Bu sükuna imreniyorum. Buralarda yasam kim bilir ne güzeldir; koca kentin gürültüsünden, siyasetin bunaltici dagdagasindan uzak…

Bolu’yla birlikte Karadeniz’in tipik bitki örtüsü, yogun yesili… Ovada ekin tarlalari yesermis…

Ilerde, güneye dogru Kartalkaya Dagi, kuzeye dogru Yedi Göller bölgesi…Dag etekleri hafif sisli. Bugulu.

Solda ovada uzanan Bolu kenti, sagda hafif bir egimle yükselen tepeler… Yer yer yesilligin arasina serpilmis kizil çatili evler, yapilar…

Abant yol ayrimini geçtik, yol saga, Bolu Dagi Tüneli’ne yöneldi.

Bu yol eskiden Bolu’yu geçince sola, daglara yönelir ve oldukça manzarali bir rota izleyerekKaynasli’ya dogru sert bir egimle inerdi. Simdi de bu yol, tünelden geçmesi yasak olan tirlar, benzin-mazot tankerleri vb. araçlar tarafindan kullaniliyor.

Tüneli geçince sik ve gür bir ormanla kapli derin bir vadi basliyor. Yol boyu sagda-solda ona açilan baska derin vadiler…

Önce Kaynasli’dan, ardindan Düzce’den geçiyoruz.

Sakarya’ya dogru çamin yerini yer yer akasyalar, sögütler, asil olarak da kavak agaçlari aliyor…

Körfez’den geçerken Hereke yine içimde nostaljik duygular uyandiriyor. Burayi ilk kez 56 yil önce görmüstüm. Hereke’yi anlatan su dizeleri ise 1970’li yillarda, ilk gurbetligim sirasinda Münih’te yazmistim:

‘Çikip gelsen koynunda bir kumruyla
Hereke Koyu’ndan üsümüs zeytin dali
Ve bir parça Marmara Getirsen…’

Beni Dudullu’da arkadaslarim Sabri Serin ile Bedri Isik karsiliyorlar. Önce Maltepe’de hasta arkadasimiz Zeki Kutman’i ziyaret ediyoruz. O aksam Bedri’de kaliyorum ve o, ertesi sabah erkenden beni Isveç’e giden uçaga yetistiriyor.

2 Eylül günü, Bir kez daha suyun ve yesilin yurdu,sessiz, sakin, baris içindeki Stokholm’deyim.

Birkaç günlügüne de olsa yeniden, geçmiste on yillarimi geçirdigim bu kentte olmaktan hosnut muyum? Bir dereceye kadar… Eger sevgili kizim Hêlin bizi erken birakip gitmeseydi. Daha dogrusu, yol yordam bilmez bir yabani onu aramizdan alip götürmeseydi…

Bugün Viksjö’de bir kafede, kahvemi yudumlayip çevreyi seyrederken sunlari karalamisim:

yillar sonra

Eylül günlerinde Stokholm’de
Bir ince yelin sessizlikle bulustugu Viksjö’de
Yine bir maviye el salladim
Türküler söyledim içten içe
Seni andim sevgili kizim Hêlin
Hani eve dönmüyorum diye küserdin ya benden
Simdi ben de öylesine küstüm sana…

3 Eylül 2019

Kemal Burkay

Back to top button