Yüzyillik Tarihsel Hafizada Kürt Diplomasisi ve Sömürge Kürdistan
Ortadogu’da, 19.yüzyilin ikinci yarisindan beri ekonomik zenginlikleriyle, sitratejik öneme sahip sinirlariyla,enerji kaynaklariyla, renkli kültürleriyle, çesitli dinsel/mezhepsel yapisiyla, geleneksel örgütlenen toplumsal siyasetiyle, dünya üzerindeki diger bölgelerden farkli bir siyasal konuma sahip olan sömürge Kürdistan ve Kürtler, 20.yüzyilin basinda Bati Avrupa ülkeleri ve Sovjetler birliginin etkin siyasal ve diplomatik çabalariyla dört devlet arasinda paylastirilarak, Kürt ulusunun devletsiz birakilmasini saglamislar idi. Kürtler, 20.yüzyil boyunca devletsiz bir toplum olarak Ortadogu’da Bati Avrupa, Sovyetler Birligi (1990’a kadar) ve ABD’den askeri, siyasal ve ekonomik destek alan Türkiye, Arap devletleri ve Iran tarafindan soykirim basta olmak üzere çesitli zulümlere maruz birakildilar. Fakat 1990’dan beri Ortadogu cografyasina yönelik 21.yüzyil kosullarina göre çikarlarini/hakimiyetlerini koruyabilmek için yeni siyasal politikalara ihtiyaç duyan Bati avrupa ülkeleri, ABD ve Rusya, Ortadogu ve sömürge Kürdistan’a yönelik politikalarinda degisiklikler yapma geregi duyarak, yeniden bir düzen/siyasal yapilandirma’ adi altinda savaslar dahil olmak üzere çok çabalar harcamaktadirlar. Bahsi geçen devletler Ortadogu’da bulunan bir çok devletin sinirlarini degistirme ve yeni siyasal yönetimlerinlerin kurulmasi isteginde olduklarini da söylemek mümkündür. Kuzey Afrika’dan yani Fas’tan Kafkasya hatina kadar 1990’dan beri gelisen olaylar ve savaslar, bu siyasal degisimlere iyi birer örnek teskil etmektedir. Örnegin Irak’ta Baas rejiminin ve onun yürütücüsü Saddam Hüseyin’in ortadan kaldirilmasi, uluslararasi diplomatik ve siyasal statüsü olmasa da bir Kürdistan devletinin ortaya çikmasina siyasal bir zemin hazirlamis/hazirlamaktadir.
Bu yazimda, Ortadogu’nun degiskenlik içerisindeki ‘yeni olusan/olusabilecek’ sinirlari çerçevesi içinde sömürge Kürdistan ve Kürt diplomasinin tarihi önemi üzerinde kisaca durarak, yaklasik yüzyildir sömürge Kürdistan’da,Kürtlerin,Türk unsuru karsisinda diplomasiden yoksun birakilmalari, Kürt siyasal temsilcilerinin diplomasi iliskilerine yönelik hemen hemen hiç olmayan zayif çabalarindan sözedecegim. Ortadogunun yeniden yapilandirilmasi Kürtler ve Türkiye için çok önemli siyasal anlam ifade etmektedir. Kürtlerin diplomatik çabalarla da devlet kurma idealleri, Türkiye’nin birtakim siyasal kaygi ve korkularini açiga çikartmaktadir. Kürtler, Ortadogu’da ortaya çikan bu siyasal degisimleri, bölgesel dengeleri belirleyen ve küresel rekabete yol açan savaslarin neden ve sonuçlarini ancak diplomatik çabalarla kendi lehlerine çevirerek, bununla bir Kürdistan devletini kurabilme amacina ulasabileceklerini düsünmek mümkündür. Yirminci yüzyil boyunca diplomasiden yoksun birakilan Kürtler, bu yoksun birakilmaya dair yüzyillik tarihi diplomatik hafizada’ diplomatik arsivde’ canli tuttuklari sürece, Türkiye gibi Kürtlere soykirimlar uygulayan devletlere karsi daha saglikli diplomatik çalismalar yapabilecekleri düsüncesindeyim. Bu siyasal olgu ayni zamanda Bati avrupa ülkeleri,ABD ve Rusya’ya karsi yapilacak diplomatik çalismalarda da geçerlidir.
Tarihsel olarak yüzyil öncesine bakildiginda 20. yy.boyunca Kürtlerin bagismsiz devlet kurma hakkini’Türk milli egemenligini’ Kürdistan’da hakim kilma adi altinda tamamiyle yok eden Türkiye yönetimi, 21.yy.’in baslarinda da Türk irkçiligina dayanan ayni siyasal egemenligi sömürge Kürdistan’da sürdürebilmek için, biçimsel olarak çesitli siyasal çabalar harcamaktadir. Son yillarda Türkiye yönetimi, planli bir sekilde Kürdistan’a yeniden uzun süreli sahip olabilmek için, 1923-1940 yillari arasinda Kürtlere yönelik gelistirilmis olan siyasi yaklasimlari esas alarak, sömürge Kürdistan topraklarinda ortaya çikan ulusal ve toplumsal tepkileri Türkiye’nin bir iç güvenlik meselesi olarak degerlendirmektedir. Cumhuriyet döneminden beri Türkiye,’sömürge Kürdistan siyasetini’ ‘iç güvenlik ve Türkiye’nin iç meselesi’anlayisiyle belirlemis ve hala ayni anlayisi önemli bir siyasal ve diplomatik öge olarak devam ettirmektedir.
‘Milli birlik projesi’ ‘Kürt açilimi/Çözüm süreci,Türk çözümü’,Türk demokrasisi gibi oyalama siyasetine dayanan biçimsel söylemleri dillendiren günümüzdeki Türk yönetimi, bununla sömürge Kürdistan sorununu Türkiye’nin bir ‘iç güvenlik’ ve ‘iç huzur’meselesi olarak degerlendirerek, Türk irkini esas alan,Türk vataninin bölünmez bütünlügünden taviz vermiyecegine isaret etmekte ve 1930’lardaki siyasi uygulamalara bagli oldugunu ilan etmektedir.Örnegin;diktatör M.K. Atatürk’ün 1936’da mecliste yaptigi bir konusmada:’Iç yönetim kuruluslarimizi yurdun dogu bölgelerinden baslayarak genisletme geregi duymaktayiz. Yeni iki genel müfettislik ve yeni bazi illerin kurulmasi gerekli görülmektedir. Bu arada Dersim bölgesinde önemli bir reform programinin uygulanmasi da düsünülmüstür. Illerimizin sürekli denetimi ve ortak islerin bir elden yönetilmesini saglayan genel müfettisliklerden bir çok yararlar bekliyoruz…, Asil olan dahili cephedir. Bu cephe bütün memleketin bütün milletin vücuda getirdigi cephedir..,Mühim olan memleketi temelinden yikan,milleti esir ettiren dahili cephenin sükutudur…'(bkz. Ramazan, Atatürk’ün Dogu ve Güney Dogu Anadolu Politikasi).
Iç güvenlik ve iç huzur politikasina dayanarak, sömürge Kürdistan’da reform ve sükut uygulamalariyla, Kürtler soykirima ugratildi, inkar edildi ve Kürtlerin yasadigi tarihi topraklar insansizlastirilarak, bu topraklarda ‘iç güvenlik saglandi, sükut, huzur ve reformlar uygulandi gibi söylemler uluslararasi kamuoyunda propaganda edildi. Günümüzde de Kürtlerin üzerinde yasadigi tarihi topraklar ayni sanci ve ayni siyasi uygulamalarla egemenlik altinda tutulmaya çalisilmaktadir. Örnegin;Türkiye kamuoyunda yapilan bu propagandalar sonucunda, demokrasi, Kürtlere karsi alinacak siddet önlemleri biçiminde de algilanmisti/algilanmaktadir. Cumhuriyet tarihi boyunca eskiya ve gerici olarak degerlendirilen Kürtlere karsi genis anlamda siddet ve baski önlemleri almayan hükümetler, zaman zaman demokrasi karsiti olarak da degerlendirilmisler idi.
Özellikle siyaset tarihçileri arasinda, birinci dünya savasindan itibaren Ortadogu’da meydana gelen bütün diplomatik gelismeler, Ortadogu’daki sömürge rejimleri, Ortadogu devletlerinin bagimsiz olmasi, sadece Türk unsurunu esas alan Türkiye devletinin kurulusunu, Ermeni soykirimi vs.gibi konular,siyasi tarih çerçevesi içinde ele alinaarak, bilimsel verilerle arastirilarak, kamuoyuna sunulur. Fakat 20.yy.boyunca bütün bu siyasi olaylarla birebir yakin iliskisi olan sömürge Kürdistan olgusu, Kürtlere yönelik yapilan soykirimlar ve bütün ulusal-siyasal haklarindan mahrum birakilmis Kürt toplumunun magdur edilmesi olgusu, siyasi tarih arastirmalarinin disinda tutularak, tabulastirilarak, tarihte böyle bir felaket ve haksizlik yasanmamis gibi yaklasilmaktadir. Siyasi tarih arastirmalarinda Arap,Türk ve Fars devletlerinden çokça sözedilir. Ama Türkler, Araplar ve Farslar içinde uyum-asimile edilmeleri uygun görülen Kürtlerden ve onlarin ülkesi sömürge Kürdistan’dan bahsedilmez. Örnegin: yaklasik 60 yildir Filistin-Israil çatismasinda ve Filistinlilerin haklarindan neredeyde günlük olarak sözedilmektedir. Buna karsilik, yaklasik 90 yildir (2003’ten sonra Güney Kürdistan hariç) Türkiye, Iran, Irak ve Suriye ile ulusal haklari için çatisma halinde olan Kürtlerin haklarindan/Kürtlerin ugradigi tarihi haksizlik veya soykirimlardan hemen hemen hiç sözedilmemektedir. Ortadogu’da siyasi tarih arastirmalari adina yürütülen bu resmi anlayis, yaklasik yüzyildir devletlerin resmi çikarlarina hizmet etme biçiminde denetimli gelistiginden, kendi içinde bilimsel bir tutarlilik tasimamaktadir.
Yaklasik yüzyildir, Ortadoguinun siyasal tarih arastirmalarindan ve uluslararasi diplomatik iliskilerden uzak tutulan Kürtler, içinde yasadigimiz yüzyil içinde de, Musul-Kerkük vilayetleri üzerinden yürütülen siyasi antlasma/çatismalarla, yeniden devletsiz birakilmalari anlayisiyle, bir yüzyil daha Türk, Fars ve Arap egemenligine uyum saglama-asimile edilme siyasetiyle, onlarin sömürgeci egemenliklerine mahkum edilmek istenmektedir. Türkiye’nin Irak’in bütünlügü formülüyle, Güney Kürdistan Kürtleriyle yürüttügü kardeslik siyaseti, diktatör Atatürk ve I.Inönü’nün Lozan antlasmasinin sonuna kadar izledigi ‘Kürt-Türk kardesligi’ vurgusu ile çok benzerlikler göstermektedir.
Birinci dünya savasi sonucunda Osmanli-Ingiliz diplomatik iliskilerinin önemli siyasal sorunlarindan biri, Kürt meselesi ve Kürdistan topraklarinin nasil paylasilacagi konusu teskil ediyordu. Ingiltere, öncelikle güney Kürdistan Kürt topraklari üzerindeki ekonomik (Musul-Kerkük petrolleri) ve siyasal çikarlarini koruyabilmek için sürgünde yasayan Ittihat ve Terraki yöneticileriyle 1919-1922 tarihleri arasinda diplomatik iliskiler gelisterek, Osmanli tarafini çikarlari dogrultusunda etkilemeye çalisiyordu. Kürdistan üzerinde gizli görüsmelerle yapilan bu paylasim pazarliklari Kürt tarafina oyalamayi içeren propaganda faaliyetleriyle farkli yansitilarak, bu süreçte yapilan bazi antlasma, kongre ve diplomatik açiklamalarla Kürtlerin tepkisiz davranmalari teskin edilerek, ulusal bir devlet kurma fikrinden uzaklastirilmalari saglanmisti. Ingiltere yönetimi, ITC’nin sürgünde bulunan merkezi kadrolariyla görüsmeler yaparak, Kürdistan’in paylasim politikasini belirlemeye çalisiyordu. Örnegin; Enver Pasa, 1920 baslarinda Berlin’de Ingiliz hükümetinin görüsmek için yolladigi istihbarat subayi Binbasi Ivor Hedley ile 5-16 Ocak 1920’de üç önemli görüsme yapmis, Hedley, Enver Pasa ile yaptigi bu görüsmeleri bir rapor halinde Berlin’deki Ingiliz askeri misyonu baskani Tuggenerel Neill J. Malcolm vasitasiyla ingiliz savas bakanligi harp konseyi ve disisleri bakanligina göndermisti. Fakat Enver Pasa ile anlasamiyacaklarini anlayan ingiliz hükümeti, Kürdistan’in paylasimina siyasal zemin sunan misak-i milli kararlarini kabul ettirdikleri Talat pasa ile iliskilerini sürdürme karari alarak, Misak-i milli sinirlari dahilinde Kücük asya-yani Anadolu ve kuzey Kürdistan ile sinirlandirilmis bir ulusal Türk devletinin kurulmasina karsi olmadiklarini ifade etmislerdi. Talat Pasa üzerinden Anadolu ve Kürdistan’da faaliyet yürüten basta diktatör M.Kemal olmak üzere askeri ve sivil kadrolar ile iliskiler gelistirmeye basladilar..(bkz.Major Ivor Hedley, FO 371/5211/E 1311 ve A. L. Macfie, British intelligence and the causes of unrest in Mesopotamia,1919-21, S.R.Sonyel,Kurtulus savasi günlerinde Ingiliz istihbarat servisinin Türkiye’deki eylemleri).
Diger taraftan Ingiltere, Kürdistan ve kafkasya politikasina yön verebilmek için Albay Rawlinson’u itilaf komiseri sifatiyla bölgeye yollayarak, bölgede söz sahibi Osmanli bürokrat ve subaylariyla iliskiler gelistiriyordu. Itilaf Komiseri sifatiyla Ingiltere’nin Kürdistan, Osmanli ve Kafkasya siyasetinde 1919-1921 tarihlerinde yasanan ekonomik, politik ve askeri sorunlari Talat Pasa’ya bagli olarak çalisan Kazim Karabekir ve M.Kemal gibi kisilerle görüserek, çözmeye çalisiyordu. Ingiltere’nin 1920’de Ankara’da kurulan büyük millet meclisine müdahil olmasini saglayan ve 1919-1921 tarihleri arasinda düzenli olarak Kürdistan’in Erzurum vilayetini kendisine merkez üs olarak seçen Albay Rawlinson, kuzey Kürdistan’lilarin Ankara’da kurulabilecek bir yönetim altinda yasamalarini uygun görmüstü. Çünkü Ingiltere Ortadogu haritasinda Kürdistan devletini görmek isteginde degildi. (bkz.A.Rawlinson,The Adventures in The Near East, London 1923, Halil Pasa, Ittihat ve Terakki’den cumhuriyete bitmeyen savas, Peter Hopkirk, Istanbul’un dogusunda bitmeyen Oyun, K.Karabekir, Istiklal harbimiz, General Harbord’un Anadolu gezisi ve Ermeni meselesine dair raporu,Gotthard Jäschke, Kurtulus savasi ile ilgili Ingiliz Belgeleri).Albay Rawlinson Erzurum’u kendisine mesken yaparak, Ankara ve Londra arasinda sorun teskil eden Kürdistan’in paylasimi konusunda raporlar hazirlayarak, Ingiltere ve Osmanli pasalari arasindaki iliskileri düzenlemeye çalisarak, Kürtler üzerinde ikili denetimi kontrol altinda tutma siyaseti izliyordu.
Batili ülkelerin (Ingiltere, Fransa, Almanya,Italya ve Rusya vs.gibi) Türk yönetimine verdikleri siyasal ve diplomatik desteklerle yirminci yüzyil boyunca Ortadogu’da devletsiz ve tüm ulusal haklarindan yoksun birakilarak, baska ülkelerin egemenliginde yasamaya zorlanan Kürtler, günümüzün siyasal kosullarinda, yaklasik yüzyildir mahrum birakildiklari ulusal haklarina kavusma mücadelesini vererek,bahsi geçen batili ülkeler ve Türk yönetimiyle siyasal ve diplomatik temaslar kurmaya çalismaktadirlar. 20.yy.’in baslarinda çesitli iç ve dis siyasal faktörlerin baskisi/etkisiyle uluslarlarasi kurumlar nezdinde pek basarili olamayan Kürt diplomasisi, yaklasik yüzyil sonra günümüzün siyasal kosullarinda Kürt ulusal haklarini uluslararasi kurumlarda kabul ettirme siyaseti izlemektedir. Yirminci yüzyilin basinda çok zayif bir sekilde sürdürülen Kürt diplomasisi, Türkiye yönetimi tarafindan ‘dis mihraklarin’ masasi olarak propaganda edilerek, uluslararasi kurumlarla diplomatik iliski kurmaya çalisan Kürt cemiyetleri zararli ve Kürt diplomasisini temsil eden sahsiyetler hain ilan edilmisti.
Buna karsilik Kürt topraklarinin paylasilmasinda Ingiltere, Fransa, Rusya ve Almanya ile isbirligi yapan Türk yönetiminin temsilcileri ‘basarili diplomasi yapanlar’ kategorisinde degerlendirilmislerdi. Türk yönetimi ve Türk tarihçileri günümüzün degisen siyasal kosullarinda hala Kürtleri batili ülkelerle isbirligi yapmak ile suçlayarak, Kürtler arasinda diplomasi kavraminin yerlesmemesine dikkat etme siyaseti izlemektedirler. Kürt diplomatik iliskilerini tarihi bir zemin üzerinde inceleyebilmek için 20.yy.’in basinda Kürtlere yönelik yapilan uluslararasi siyasal-diplomatik iliskileri bütün yönleriyle arastirmak gerekmektedir. Kurumlasma baglaminda Kürt diplomasisinin bu tür alanlara vakif oldugunu söylemek çok zordur. Yüzyil önce Kürdistan’in sömürgelestirilmesini saglayan ve Kürtleri kontrol ederek, Kürtler hakkinda propaganda bilgileri üreten devletlerin iç ve dis iliskilerini saglayan kurumlar hakkinda tarihi bilgilerin sinirliligi,günümüz Kürt diplomasisini olumsuz yönde etkilemektedir. Türk unsurunu temsil eden kesimlerle isbirligi yapan Ingiltere, Kürdistan’in paylasilmasinda da önemli diplomatik roller oynamisti. Fakat Türk yönetimi ve Türk tarihçilerinin propaganda zemini üzerinde yaptigi açiklamalar-arastirmalarda, sik sik Kürtlerin, Ingilizlerle isbirligi yaptigi düsüncesi öne çikarilarak, geçmis Kürt milli hareketlerini dis güçlerin kiskirtmasina baglayarak, Kürtleri ‘vatana ihanet’ etmek ile suçlamaya çalisarak, olumsuz anlamda Kürt diplomasisine farkli bir siyasal yön vermeye çalisarak, tarihi Kürt meselesini ‘siyasi Kürtcülük’ biçiminde kamuoyuna sunmaktadirlar.
Ondokuzuncu yüzyildan sonra baslayan tarihi Kürt meselesi, agirlikli olarak II.Mesrutiyet (1908-1918) ve sonrasinda Türkiye cumhuriyetine geçis döneminde Ingiltere, Fransa,Almanya ve Rusya tarafindan ortadoguda çikarlarini koruma adina yürütülen siyasi çalismalarla uluslararasi siyasi antlasma-diplomatik iliskilerin disinda tutularak, bertaraf edilmesi saglanmisti. Bu siyasi iliskiler içinde osmanli sinirlarinda Türk unsuru yönetim mekanizmasinin önemli bir toplulugu olarak öne çikarilirken, Kürtler gibi osmanli devletini olusturan diger cemaatlerin ise diplomatik iliskilerde öne çikarilmasi engellenerek, dikkate alinmamislardi. I.Dünya savasi esnasinda ve savasin bitiminde olusturulan diplomatik platformlarda, Kürdistan’in paylasilmasi yönünde kararlar alinarak, degisik gizli/açik antlasmalarda Kürtlerin devlet kurmamasi yönünde diplomatik tedbirlerin alinmasi da dile getirilen kararlar arasinda yeralmisti. Örnegin; 1915’te Sir Maurice Bunsen baskanliginda Asya Türkiyesini inceleme komisyonunun’30 Haziran 1915’te hazirladigi rapor ile Ingiliz hükümetinin önerisiyle 1916’da gizli tutulmasi kosuluyla yapilan, Sykes-Picot-Sazanov anlasmasi Kürdistan’in paylasilmasiyle ilgili önemli birer diplomatik örnektir. Savas sonrasinda Ingiltere ve ITC’nin bölgedeki kadrolari arasinda gelistirilen iliskiler belirleyici bir sekilde Türk unsurunu temsil eden kesimlere güç kazandirmisti. Ingiliz subaylari olan ve Ingiltere yönetimi adina Kürtler hakkinda etüt çalismalari yürüterek istihbarat raporlari hazirlamak ile de görevlendirilen binbasi Noel ve yüzbasi C.L.Woolley, Türk tarihçilerinin iddia ettigi gibi Kürtlere siyasi güç kazandirmak için degil,Kürtlere karsi alinacak siyasi-askeri tedbirlerle birlikte Kürdistan’in bagimsizligini engellemek için bölgeye gönderilmislerdi. Ingilizlerin, Kürtler hakkinda yürüttügü etüt çalismalarinin bir benzerini 1913-1918 yillari arasinda Ittihat ve Terraki cemiyeti kadrolari da yaparak, Kürdistan’da etnik temizlik planlamalarinda kullanmislardi.
Mondros Mütarekesinden (1918) sonra 1926’ya kadar zengin petrol yataklarinin bulundugu Musul ve Kerkük vilayetlerini egemenligine alma yönünde Türk-Ingiliz diplomatlari arasinda belli çikar tartismalari-çatismalarin oldugu biliniyor,fakat her iki ülke Kürdistan’in bagimsizligini engellemek ve Kürtlerin uluslararasi diplomatik iliskilerden uzak tutulmasi konusunda ortak hareket ediyordu. Ingilizler, Kürt lider Seyh Mahmut Berzenci’ye karsi yürüttügü savas ile Kerkük-Musul’u Hindistan’da bulunan sömürgeler valiligine baglarken, diplomatik anlamda önemli bir siyasi güce sahip olan Dogu ve Kuzey Kürdistan’lilarla ortak hareket etme niyeti tasiyan, Kürt meselesini çesitli açiklamalarla uluslararasi kurumlara duyurmaya çalisan Seyh Mahmut Berzenci’yi Hindistan’a (1919) sürgün ederek, Kürt diplomasisinin önüne geçmisti. Bu siyasal sonuç osmanli mirasi üzerinde bir ulusal devlet kurma düsüncesinde olan Türkçü kadrolara da önemli kolayliklar saglamisti. Türkiye yönetiminin 1923’te kurulusu bu siyasi zemin üzerinde gerçeklestirilmisti.
Yirminci yüzyilin baslarinda Ortadogu’da siyasal ve ekonomik çikarlari olan devletlerin en önemli ilgi alanlarindan biri, osmanli sinirlari içerisinde otonom bir yapiya sahip olan Kürdistan topraklari idi. Balkan savaslarindan (1912-1913) sonra Ermeni sorununa yakindan ilgi duyan Almanya, Ingiltere, Rusya ve Fransa, osmanli yönetiminden, Kürdistan’ da bulunan Ermeni cemaatine yönelik bazi hukuki ve idari reformalarin yapilmasini talep ederlerken, Kürdistan topraklarinin asil sahibi olan Kürtleri ise, bölgede saldirgan ve huzursuzluk yaratan kesim olarak degerlendirerek, osmanli devleti ile gelistirilen diplomatik iliskilerde, Kürtlere karsi askeri-güvenlik tedbirlerinin arttirilmasi talebinde bulunuyorlardi. Örnegin;ulusal ve siyasal haklarundan dolayi 1913’te osmanli devleti ile çatismali bir durumu yasayan ve Bitlis Kürt milli hareketi örneginde ortaya çikan Kürt meselesine karsi sessizliklerini koruyarak,Kürt isyanini bastirmasi için osmanli devletini askeri anlamda destekleyerek, Kürtleri, ayni tarihlerde aralarinda gerçeklestirdikleri sayisiz diplomatik iliskilerin ve siyasal antlasmalarin disinda tutmaya calisarak, Kürdistan’da, Kürtlersiz diplomatik iliskiler yürütme siyasetini izliyorlardi. O tarihlerde Kürtlerin aleyhine buna benzer olumsuz siyasal düsüncelerin-tavirlarin gelismesinde, Kürt diplomasisinin zayif/hiç olmayisi da önemli bir faktör olarak karsimiza çikmaktadir. Kürt vilayetlerinde bilgi edinme akisini hizlandirmak için açilan bir çok konsolosluk/bilgi edinme bürosu araciligiyla Kürt meselesi ve Kürdistan’da yasanan facialar hakkinda tam bilgi sahibi olmalarina ragmen, sessizliklerini korumus olmalari, Kürtlere karsi gelistirilen siyasal bir tavira isaret etmektedir.
1913’ten beri Kürt diplomasisinin eksikligi, ayni tarihlerde ortadogu ve Kürdistan hakkinda diplomatik alanda olumsuz kararlar alan devletleri cesaretlendirdigi gibi, daha sonraki yillarda Kürt dis politikasina yönelik ortaya çikan diplomatik krizlere, siyasal çatismalara ve Kürtlerin uluslararasi siyasal desteklerden yoksun birakilmasinda da etkili olmustu. 1913’teki diplomatik iliskilerin ortaya çikardigi önemli sonuçlardan biri de, Kürtlerin haklari hakkinda baskalarinin karar verici/söz sahibi olmasi durumudur. Kürtlere karsi 1913/14 yillarinda olumsuz gizli siyasal kararlar alan Almanya, Ingiltere, Fransa ve Rusya Ermenilerin güvenliginin saglanmasi propagandasiyla Kürdistan’da kuvvet kullanma tehdidi ve zorlayici diplomasi’ stratejisini izlemeyi önemsiyordular. Örnegin; Almanya’nin Istanbul’da bulunan büyükelçisi Freiherr von Wangenheim’in Almanya Sansölyesi Bethmann Hollweg’e 13 Mart 1913’te gizli olarak yolladigi 75 no’lu telgrafta sunlari dile getirmektedir. ‘..Sabah gazetesi redaktörlerinden ve osmanli Ermenileri arasinda önemli bir sahsiyet olan Kelikian efendi benim ile bu gün yaptigi görüsmede, küçük asya hakkinda bazi önemli bilgiler verdi. Rus propagandacilarinin her yerde dolastigi ve son zamanlarda sayilarinin katlandigi, Ermenileri 1895 reformlari çizgisinde örgütlemeye çalistiklari fakat bu siyasetin Ermeniler arasinda tutunamiyacagini,..Fakat ben sizin kararlariniz dogrultusunda,Ermeni meselesi hakkindaki görüslerimiz çerçevesinde Kelikian’a cevap verdim .,Rusya’nin Kürtler arasinda da propaganda yaptigini, çikarlari için kürtleri malzeme olarak kullanmaya çalistigini ve bazi nüfuz sahibi Kürtleri görüsmek için Tiflis’e davet ettigini ,Wan vilayetine Izzet bey adli bir Kürt valinin atandigini, alinan bazi tahmini bilgiler ve önemli bir Kürt sahsiyetinde yakalandigi söylenen gizli bir mektuba göre;Ermenilere karsi saldirilarin olacagi biçiminde duyumlar alinmaktadir '(bkz. Die Große Politik der Europäischen Kabinette 1871-1914, Neue Gefahrenzonen im Orient 1913-1914, Die Frage der Armenischen Reformen-Januar 1913 bis April 1914, Band 38, 1926).
1913 tarihlerinde Kürtler, Bitlis’te Mela Selim öncülügünde osmanli devletine karsi savas açmis bulunuyorlardi ve Ermenilerle görüsmeler yoluyla iyi iliskiler gelistirmek istiyorlardi. Bu durumu Ermeni kaynaklari da teyit etmektedir. Fakat Kürtlerin bu durumunun Almanya elçisinin telgrafinda dile getirilmemesi, Kürtleri saldiran taraf olarak göstermeye çalismasi, Almanya’nin Kürt politikasina yaklasimina isaret etmekte ve Osmanli hükümet ile gelistirilen iliskilere, Ortadogu, Kafkasya ve Kürdistan üzerinde yapilacak olan ortak savas (birinci dünya savasi) hazirliklarindaki boyutlara temas etmektedir. Ayrica Kürtlerin gizli diplomatik yazismalarda ve görüsmelerde batili ülkeler ve Rusya tarafindan nasil ele alindiklarini Almanya elçisinin bu gizli telgraf örnegi çok açikça ortaya koymaktadir. Kürt ulusu ile ilgili buna benzer ayni telgraf örneklerini Ortadogu’da Kürdistan devletinin kurulusunu engelleyen Ingiliz ve Fransiz arsivlerinde de görmek mümkündür.
1913 tarihlerinde Ittihat ve Terraki yönetimi, yukarida bahsi geçen devletlerin taleplerine cevap olarak, Kürt vilayetlerinde Ermenilerin çikarlarini öne çikaran islahatlari yapma girisimlerini vilayet yöneticilerinin yetkilerini genisleten 1913 idare-i umumiye-i vilayet kanunu muvakkati’ adi altinda çikarilan geçici kanun ile baslatmisti. Ittihatçi yönetim, osmanli cemaatleri arasinda bu kanun ile kendi denetiminde bir çözüm arayisi içinde oldugu propagandasina siyasal malzeme yaratmaya çalisiyordu. Bu kanun araciligiyla Kürdistan’da Türkçü kadrolasmayi gerçeklestiren ITC, 1916-1918 yillari arasinda Kürtlerin tehcirini tanzim etmisti. Ayni siyasal anlayis günümüz Türkiye-Avrupa birligi iliskileriyle ve kamuoyunda Kürt açilimi’olarak propaganda edilen, fakat Türk yönetiminin milli birlik projesi’ olarak adlandirdigi siyasal propaganda girisimleriyle çok benzerlikler göstermektedir.
Ortadogu bölgesinde (Irak’ta, Suriye’de, Iran’da ve Türkiye) yasanan hizli siyasal degisimler, Kürtlere tarihi siyasal ve diplomatik firsatlar sunmaktadir. Türkiye özellikle cumhuriyet döneminin ilk yillarindaki diplomatik politikalara sarilarak, Terör ve güvenlik politikalariyla diplomatik çalismalar yürüterek, Ortadogu’daki temel güvenlik alanlarindan biri-yani genellikle Kürt bölgelerini kastederek, Kürtlere yönelik tehdidin düzeyini de yükselterek, bununla bir Kürt devletinin kurulusunu engellemeye çalismaktadir. Özellikle Suriye’deki Kürt bölgeleri üzerinden, bir bütün olarak Kürt ulusunu tehdit ederek, savas sinyalleri vermeye çalismaktadir. Bu siyasal olgu ayni zamanda Türkiye’nin korkulari ile Kürtlerin devlet kurma ideallerinin kesistigi ve çatistigi bir siyasal ve diplomatik alana dönüstügünü söylemek mümkündür. Çünkü bütün Kürtler Suriye (Kobani) Kürtlerinin yasadiklari zulümler ve siyasal durumlari konusunda hemen hemen bir uzlasi içerisinde olduklarini, bu konuda diplomatik kanallarla Avrupa birligi ülkelerini, ABD’yi ve Rusya’yi Kürtlerin lehine ikna etmeye çalismalari, Kürt iç iliskilerindeki ve dis politikaya yönelik olumlu degisimlere isaret etmektedir. ‘Terör ve Güvenlik’ kaygilariyla Kürtlerin yasadigi alanlarda ‘kaos’ politikasi izleyen Türkiyenin, basarili olmadigi görülmekte, gerek iç politikada ve gerekse dis politikada ‘Kürt meselesi’ gerçegiyle yüzlesmek ve Kürt diplomasisi ile tanismak zorunda kalmakta ve simdilik kalacagi düsüncesini tasiyorum. Örnegin Türkiye’nin Kürtlere yönelik izledigi dis politika simdilik bütün yönleriyle basarisiz bir sekilde karsimiza çikmaktadir.
20. yüzyil boyunca uluslararasi diplomasiden yoksun birakilan Kürtler, yüzyil sonra ulusal haklarini alabilmek ve bagimsiz devletlerini kurabilmek için çok yönlü siyasal çabalarla yüzyillik diplomatik yoksunluga son vermeye çalismaktadirlar.Yirminci yüzyilin baslarindan beri Ortadogu’da siyasal ve ekonomik çikarlari olan devletlerin en önemli politik alanlarindan biri, Kürtleri diplomatik iliskilerin disinda tutarak, kurulabilecek bir Kürdistan devletini engellemek idi. Yirminci yüzyil boyunca Kürtlerin aleyhine isleyen uluslararasi diplomatik ve siyasal çalismalar, günümüz uluslararasi Kürt diplomatik iliskilerinde arsivsel bir hafiza olarak canli tutuldugu taktirde, Kürt diplomasisinin devletler arasi iliskilerde daha saglikli ve güçlü bir siyasal zeminde basarili olabilmesi mümkündür.
Ali Haydar Koç
