2018-11-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Latif Epözdemir
 
Pêşewa Kadî Muhammed ve yoldaşlarını idamlarının 69. yılında saygı ile anıyoruz
2016-04-01 17:46
Latif Epözdemir
“EĞER BİR ÜLKENİZ VARSA VE SİZ ORADA SERBEST YAŞIYORSANIZ HER ŞEYİNİZ VAR DEMEKTİR”

Kürt halkının onur ve direniş timsali yiğit evladı, Kadı Muhammed ve yoldaşları 69 yıl önce sömürgeci İran devleti askeri mahkemesinin kararı ile idam edildiler. Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Kadı Muhhammed 1946 yılında bir devlet kurmuş ve on bir ay bu devleti yönetmişti.Rusya’nın Mahabad Kürdistan devletinden desteğini çekmesi karşısında daha fazla ayakta kalamayan devletin varlığına son verilmiş,ancak son ana kadar direnen Kadi ve arkadaşları sonunda teslim alınmıştır. Kadı Muhammed bu teslim oluşun nedenlerini şöyle aktarmıştır."Elimdeki tüm olanaklarla karşı çıkıp savaşsaydım belki de yenilmezdik ancak Mahabad"ın harap olmaması, yıkılmaması, halkın kırıma uğramaması için savaşmamayı seçtik. Elimdeki vasıta ve olanaklarla Mahabad"tan kaçabilirdim. Konuşmalarımda Mahabad halkına söyledim. Eğer kaçsaydım Tebriz"de olduğu gibi talan ve kırımların olacağını biliyordum. Halka açıkladım. Olasıdır ki beni tutuklar ve öldürürler ama halkın namusunun kirlenmemesi ve talan edilmemesi için kaçmayacağım ve kendimi size kurban edeceğim dedim. İşte ben sözümde duruyorum. Tarihte böylesi özveri azdır; sizin de zorunlu olduğunuz şeyler var. Benim aileme ve tuttuğum yola sahip çıkmanız gerekir. Öcümü almalısınız. Halkımın uğruna fedakârlık yaptığım için başım dik ve mutluyum." ( Kürt halkına hitaben yazdığı vasyetnameden)

Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti konusunda bir çok kez çeşitli makaleler yazılmıştır. Benim de bu konularda yazdıklarım var. Bu bakımdan bu yazıda sadece Kadı Muhammed’in tutuklanması ve özellikle de yargılaması duruşmalarında gösterdiği onurlu duruşa işaret etmek istiyorum. Bu nedenle bu yazı sadece Kadının duruşmadaki siyasi savunmalarını ve vasiyetnamesini konu edinmiştir.

" Kadı Muhammed tüm yargılanma süresince korkusuz, cesaretli ve başı dik konuştu. Pişmanlık duymadı. Ve hiç baş eğmedi. Askeri mahkemenin tüm savlarını reddetti ve İran devletinin anayasayı ayaklar altına aldığından Kürtler silahlandı ve mücadele verdi dedi. Yabancı bir devletin kışkırtmaları sonucunda ayaklanmaya giriştikleri iddialarına kızgınlıkla yanıt verdi. Siz gerçekleri anlamıyorsunuz. Kürdistan"da demokrasiyi gerçekleştirme çabalarına ben başladım. Yabancı bir güç beni buna zorlamadı. Bu konudaki çalışmalarda halkımdan güç ve cesaret aldım. Bana istediğinizi yapabilirsiniz ama halkımı rahat bırakın, baskı yapmayın."( Rus devlet arşiv belgelerinden)

“ Ben Tahran devletine ve başkanına karşıyım! Sesimi yükseltiyorum; Biz değil siz suçlusunuz! Ülkemizi istila edip bize saldıran sizlersiniz.Sizlerin tutuklanıp yargılanması gerekirken, gelip kendi evimizde, öz yurdumuzda beni tutuklayıp hapsediyorsunuz. Bu olanlar işgalci tüm devletlerin yaptıklarının aynısıdır. Devlet halkın kendi temsilcilerini seçip meclise göndermesini engelliyordu. Eğer devlet Kürtleri hain görüyorsa bu yöreyi bırakın da kendi işlerini kendileri görsün." .( duruşma tutanağından)

William Eaglaton " Sovyet vesayetinin altına girdiği yolundaki iddialara gelince Kadı Muhammed sonuna kadar katıksız bir Kürt milliyetçisi kaldı ve kimsenin komutasını kabul etmedi. Sayıları parmakla sayılacak kadar az bir grup dışında bütün arkadaşları da böyleydi” (Mahabad Kürt Cumhuriyeti 1946) diye yazmıştır.

Kadı Muhemed’in tanımıyla “işgalci ve sömürgeci” İran devletinin mahkemesi kendisini “vatan hainliği” ile suçlarken QADİ şu yanıtı vermiştir.“Burası benim yurdumdur! Kürdistan toprağı babalarımın ve dedelerimindir. Ben bundan nasıl vazgeçebilirim. Bu mahkeme yapay ve sahtedir. Ulusal ve halkçı bir mahkeme değildir çünkü halk kendi çocuklarını yargılamıyor. Mahkeme başkanı ve mahkemeniz, iyi biliyoruz ki, işgalci bir devletin arzusunu yerine getiriyorsunuz. Biz ise yaptıklarımızdan asla pişman değiliz. Millet ve vatan hiyanetini kesinlikle kabul etmiyoruz"

“Aslında mahkeme Kadı’yi yargılamadı. Kadı mahkemeyi yargıladı. Kadı doğrudan doğruya ve korkusuz bir şekilde konuştu." (Askeri mahkemenin Kadı Muhammed"i savunması için atadığı subay Serwan Şerifin anlatımlarından)

Kadı ve arkadaşlarının duruşması sırasında kendilerine yöneltilen suçlamalardan biri de Mela Mıstefa Berzanin Mahabata davet edilmesi ve kendine Mahabat hükümeti tarafından resmi unvan ve görev verilmesine dairdi.Pêşewa bu suçlama karşısında şu savunmayı yaptı: "Mela Mustafa Berzani, Kürdistan"a gelen bir yabancı değildi ve değildir. Hiç kimse onu getirmemiştir. Kürdistan her Kürd"ün evidir, şartlar öyle gerektirmiş ve o da evinin bir bölümünden diğer bir bölümüne geçmiştir."

Duruşmada Mahkeme heyetinin “Kürt Bayrağı” konusundaki suçlamasına karşılık da Kadı:” " Bu davranışın, senin ahmaklığını ve şuursuzluğunu gösterir. Çok iyi bilin ki hakaret etmek için hiçbir zaman eliniz Kürdistan bayrağına yetişmeyecektir. Bir gün gelecek o bayrak, şu anda yargılandığım mahkeme binasının üstüne dikilecek ve dalgalanacaktır.!"

Bu söylemler üzerine Mahkeme başkanı Qadî Muhammed"e karşı öfkelenerek hakaret etmeye başlar. Öfke ile: “"Kürtler köpek sıfatındandır" der.

Qadî Muhammed oturduğu yerden ayağa kalkarak daha bir kararlı eda ile mahkeme başkanına şunları söyler:”"Köpek, şerefsiz, utanmaz ve namussuz sizsiniz ki halka ve yasalara karşı hiçbir sınır tanımıyorsunuz. Namussuz! Sonuç olarak sen, senden önceki namussuzun verdiği kararı infaz edebilirsin. Ondan fazla elinden hiçbir şey gelmez. Ben suçsuz olduğuma inanıyorum ve çoktan beri bu yolda ölmeye hazırım. Milletimin özgürlüğü için ölüyorum ve şerefli ölümden de onur duyuyorum. Bunu kendim için Allah"ın bir rahmeti olarak görüyorum."

Yapılan göstermelik mahkemeden sonra, idam kararını imzalamaları istenir ancak Kadı Muhammed ve yoldaşları, mahkeme kararını meşru görmediklerini ve bu mahkemeyi tanımadıklarının delili olması bakımından idam karar metnini imzalamamışlardır. Askeri mahkemenin onlar için atadığı avukat da Kadı’nın savunmasından çok etkilenmiş olacak ki o da karara imza atmamış ve sırf bu davranışından ötürü askeriyedeki görevinden ve avukatlık yetkisinden yoksun bırakılarak görevden uzaklaştırılmıştır.

Mahkeme kararından sonra Kadı Muhammed, Seyfi Kadı ve sSadri Kadı ayrı hücrelere konulur ve kesin bir talimatla birbirleri ile görüşmeleri yasaklanır. Kürt ulusunun bu ölümsüz kahramanları onurla yürüttükleri mücadelenin sonuna gelmiş ve onurla ölüme korkmadan yürümüşlerdir. Kadı ve yoldaşları 31 Mart 1947 günü saat 23.00 de hücrelerinden alınarak Mahabad kentinin ÇARÇIRA meydanında infaz edilmişlerdir.

Kadı Muhamedin vasyetini yazdırması için mahkeme tarafından görevlendirilen Molla Sıddık"a Kadı: "yaz! Kürt milleti bilsin ki, ben yaşamımın son nefesine kadar onun vefakâr bir evladı olarak kalacağım.” Deyince duruşmada görevli bir askeri yetkili " Bu boş sözleri bırak da çoluk çocuğun için varsa bir vasiyetin onu söyle, Molla Sıddık onları yazsın." Diyerek Kadıye müdahalede bulununca bu kez Kadı :"Çoluk çocuğum Kürt milletidir! Senin gibileri yabancıların uşağı ve oyuncakları olduğu için böylesi şeyleri anlamazlar. Evi yıkılası, kaç dakikam kaldı? Söylediklerimin yazılması gerekir. İslami şeriat böyle der öyle olmazsa bu Rafızî (!) molla Sıddıkı niye getirdiniz!?" diye onu tersler.

Daha sonra kalemi alarak kendisi kendi vasiyetini yazmaya başlar. Vasyeti iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Kürt halkına bir sesleniş ve tavsiyeler niteliğindedir. İkinci bölüm ise ailesine hitaben yazılmıştır.

Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Péşewa Kadı Muhammed, Seyfi Qazi ve Serdi Qazi ile birlikte 31 Mart 1947 yılında Mahabadın ÇARÇIRA meydanında asılmadan önce yazdığı vasiyetnameyi avukatı ve görüşmecileri aracılığı ile yerine getirilmek üzere ailesine ve Kürt halkına sunmuştur.

İran Kürdistan Demokratik Partisi (İKDP) her yıl 31 Mart gününü “Kürdistan Şehitler Günü” olarak ilan etmiş ve her yıl bu günde Kadı ve arkadaşları şahsında Kürdistan şehitlerinin anılmasına vesile olmuştur.

Vasiyetnamdeki Kürt halkına sesleniş bölümü " Satılık İran devletine güvenmeyin. Verdikleri sözlerin hepsi yalandır. Bizi kandırdılar. Mücadelenizi bırakmayın. Yaşasın kurtarılmış Kürdistan!"sözleri ile başlar.

Kadı Muhemmed idama götürülürken gözlerinin bağlanmasına karşı direnmiş ve sert bir şekilde gözlerini bağlamak isteyenlere karşı koymuştur. "Hainler! Ben halkıma ve vatanıma karşı utanılacak bir şey yapmadım ki gözlerimi kapatmak istiyorsunuz! Ben yaşamımın son dakikasında başı dik olarak sevgili vatanımın ufuklarına bakmak istiyorum. Karanlığı nasıl parçaladığını hoşlukla ve kalbimle görmek istiyorum. Ben ulusumun fedakâr bir çocuğuyum ve şimdi de öyleyim. Yaşasın Kürt halkı! Yaşasın Kürdistan"ın kurtuluşu! Özgürlük hiçbir zaman yok edilemeyecektir. Siz bir Muhammed öldürüyorsunuz, ama Kürtlerin içinde yüzlerce Muhammed varç " diyerek tarihe cesaretin ve onurun adını altın harflerle yazdırmıştır.

Qadî Muhammed"in kızı Mûnîr Qadî babası ve annesi arasında o günlerde yaşanmış bir diyalogu şöyle aktarmaktadır.: " Babam, İran ordusunun halkı katletmemesi için teslim oldu. Böylece katliam gerçekleşmedi. Annem sürekli kendisine, " Barzani ile Sovyetler"e git, kurtul." diyordu. Babam ise anneme dönerek, " Hatırlıyor musun 22 Ocak"ta halkı hiç bir zaman yalnız bırakmayacağıma ant içmiştim. Senden rica ediyorum, tarih beni kişiliksiz birisi olarak yazmasın. Ben Kürtlerin şerefini düşmanlara peşkeş etmeyeceğim! Simkoyê Şîkak, Şêx Seîd, Seyîd Riza, Şêx Mehmudê Berzencî"nin mücadelesi yenildi. Bu önderler şehit düştü, fakat mücadeleleri yaşıyor. Ben öleceğimi biliyorum, ancak sorun değil, İran devleti bütün Kürt kinini benden çıkartsın. Ancak Kürdistan"daki bir tavuğun ağzının bile kanamasını istemiyorum."

KADI MUHAMEDDİN AİLESİNE HİTABEN YAZDIĞI VASYETNAMESİ

Bu vasyetname Farsça aslından Kürtçeye çevrilmiştir.Vasyetname yazar SEYİD MUHAMEND SEMENDİ’nin “Nigahi be tarixi Mehabat” ( Mahabad Tarihine bakış) adlı kitabında yer almaktadır.Kürt yazar Jan Dost bu kitabı Kürt diline kazandırarak Kürtçeye çevirdi.Bu vasyetnamenin çevirisi Kürtçe aslından yapılmıştır.Buna göre,Cumhurbaşkanı Kadi Muhammed asılmadan önce şu vasyetnameyi ilgililere iletmiştir.

1-Seyit Cemilin oğlu Seyit Rehimin bende bir iki tane halısı var. Onları bizzat kendisine iade edin.O da bir miktar bana borçludur. Eğer verdi ise alın. Veremezse bağışladığımı söyleyin.

2-TESBİT ambarındaki buğdayın tümü bana aittir.Verirlerse alın.

3-46 model Ford marka arac da şahsıma aittir.

4-Tutuklandığım esnada cebimde 5200 iran tümeni para cebimde vardı.Bu parayı benden aldılar.Ayrıca da 153 tümenimi daha aldılar.Geri isteyin.

5- Servan Şerif benim eşimden 10 bin tümen vekalet ücreti almıştı, bu parayıda geri isteyin.

6- Süleyman MUİNİ aşağı yukarı 3000 tümen dolayında benden ortaklık yapalım diye bir para almıştı.Bana bir şeyler iade etmişti sanırım.Ayrıca bana hediye ettiği saati de artaklık defterinde belirtmişti.Ancak ben onun söz ettiği ortaklığı henüz onaylamamıştım.

7-Seyid Selamın yaklaşık 8000 tümen borcu var.Buna rağmen ne isterse kendisine verin.Götürdükleri telefonu da araştırın.

8-Baba Şéx ten alınmış olan otomobil onun şahsi malıdır.

9-Her dört JEEP te bana aittir.

10- Benim için çok eziyet çektiği için Serwan Şerife 300 tümen dolayında bir para verilsin. verilsin.

11-Yukarıda sözünü ettiğim paraların iadesi gerçekleşirse eğer, o paradan Seid Humayun ve Mirza Rehime 1000 er tümen hizmetleri karşılığında ve ayrıca da Mıhemed Feyruze Hanıma da 500 tümen verilsin.

12- Babamın mirasından kız kardeşlerimin payı verilsin. Onların payı ve hakları vardır. Ancak AHELYAN daki tapu ( Axelyan Mahabada yakın bir köyün adıdır.) sadece benim adımadır.Kız kardeşlerim mutlaka razı edilsin.

13-Çocuklarımın anası yani eşim, onlara göz kulak olup sahip çıkacaktır. Bu konuda Mela Abdullah gözlemcilik yapsın.

14-Kareni ( ağa ) Amca,öyle sanıyor ki başına gelenlerden ben sorumluyum. Oysaki benşm olup bitenden haberim yoktu.Buna karşın hala öyle düşünüyorsa beni bağışlamasını isteyin.

15- Rahmet bey ve kimi kişilerin ölümlerini engellemiştim, eğer hala bana dargın iseler, söyleyin beni af etsinler ve dargınlığı sona erdirsinler.

16-Benden dolayı zahmet çekmiş tüm hizmetlileri ( hala bile bana hizmet etmeye devam edenleri ) onlara iyilikler yapıp razi edin.

17-Birkaç yıl sonra da 8000 tümeni hayrıma ihtiyaç sahiplerine dağıtın.

(Bu vasiyetnamenin 10 Ocak 1947 de kaleme alındığı anlaşılmaktadır.Vasyetname Molla Sadıkı’nın huzurunda Kadı Muhammed tarafından imzalanmıştır.)






Print