2019-02-21
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Latif Epözdemir
 
Tedip ve Tenkil Diyarından Hüzünlü Yıllara
2011-11-29 16:50
Latif Epözdemir
DERSİMİN PAYINA TEDİP, TENKİL VE SÜRGÜN DÜŞTÜ

Başbakan R.Tayip ERDOĞANIN Dersime ilişkin olarak başbakanlık arşivlerine de dayanarak yaptığı açıklamalar bir anda kamuoyunda ses getirdi. Doğru bu açıklamalar cesur ve yürekli açıklamalar olup TC tarihinde bu anlamda bir ilktir.Bu nedenle hazır bu konu açılmışken bu tartışmaya katkı olsun diye,olaya ilişkin hafızaların tazelenmesi ve olayla yüzleşme sürecine katkı olması hesabı ile bu çalışmamı paylaşmak istiyorum.

Hiç kuşku yok ki,Dersim olayına ilişkin olarak bir çok araştırmacı bugüne dek bir takım bilgi ve belgeler yayınlamıştır.Bu bilgi ve belgeleri kamuoyu ile paylaştı diye bir çoğumuz geçmişte yargılandık, cezalar aldık.Bu çalışmalar bugüne dek halka yeter derecede ulaşamadı. Aslında bu olaya ilişkin en temel bilgi ve belgeler Genelkurmayın arşivlerinde saklıdır.

Bu sürecin aydınlanması ve Dersim halkının vicdanının rahatlaması bakımından Genelkurmayın arşivlerinin de paylaşılması gerekmektedir. Belki gerçekler o zaman daha bir doğru ve güzel olarak açığa çıkar.En azından SEYİD RIZA’nın mezarına dair bir belge de bulunur ve mezar yakınlarınca ziyarete açılır.

Bu güne dek yapılan araştırmalara ilişkin olarak elde edilmiş kimi bilgilerin kısa bir özetini yapıp,o gün Dersimde neler yapılmak istendiğine dair kimi hatırlatmalar yapıp sürece bir katkı olması bakımından şu bilgilere dikkat çekmek gerekir.

1920 ve 1940 yılları arasındaki Kürt coğrafyasında ciddi hareketlenmeler gözlenmektedir. Buna karşılık olarak da Genç Cumhuriyet önemli kararlar alarak bölgedeki hareketliliğin önünü almaya çalışmıştır. Bu uygulamalrdan en göze çarpanları şöyledir:

*Takriri Sükun kanunu,
*Tunceli Kanunu,
*Mecburi İskan Kanunu
*İstiklal Mahkemelerine dair yasa ve yaratığı kurumlaşmalar,
*Şark İslahat Planı ve Genel Müfettişlikleri ve onlara bağlı özel yönetmelikler
CHP hükümetinin çıkardığı bu yasaların ve bu yasaların yarattığı sonuçların tümünden Mustafa Kemalin ve İsmet Paşanın haberdar olmamış olmasına olanak yok gibi görünüyor. Bu uygulamalarla kuşkusuz ki bölgede TEDİP ve TENKİL operasyonlarının gerçekleştirildiği tarihsel belgelerle kanıtlanmaktadır. 1937 Dersim isyanı ve sonrasında ki sert ve acımasız tutum uzunca yıllar belleklerden silinememiştir.

Yeni Yönetim özellikle de 1930 dan sonra bir yandan tedip konusunda şiddet ve askersel yöntem içeren bir dizi planlı uygulama gerçekleştirirken, diğer yandan da asimilasyon, boyun eğdirme ve entegrasyon amaçlı sürgün ve Tenkil alanında da ciddi atılımlar gerçekleştirmiştir..

Alevi Kürtler rejime tehdit algısı oluşturduğundan sindirme ve bertaraf etme, etkisiz hale getirme, tabi kılma gibi projeler ve planlamalara ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle bölgeye “uzmanlar” gönderilerek raporlar istenmiştir. Bu raporların hemen tümünde öne çıkan olgu TEDİP, Tenkil Entegrasyon ve Asimilasyondur. Bu raporlar geleneği Bülent Ecevite dek uzanmaktadır.

O dönemlerde Kürt coğrafyasına ilişkin olarak Sıdıka Avarın “ Eğitim ve Terbiye” konusundaki feveranları, tek Parti yönetiminin – CHP- nin acımasız yaptırımları,İsmet İnönü ve Şükrü Kaya’nın fermanları, Türk Ocakları ve Halk Evleri aracılığı ile yapılan dezenformasyon çalışmaları ve daha bir dizi diğer uygulama ve yaptırımlar; hala belleklerden silinmiş değildir.

Bölgede incelemeler yaptıktan sonra görüş ve izlenimlerini rapor olarak yönetime sunmuş olan kişilerden önemli bulduğumuz, özünde birbirinin tamamlayıcısı ve benzer tedbirler içermesi bakımından birbirinin devamı şeklinde olan en önemli kimi raporlar şunlardır. :

- Ziya Gökalp’ın “Kürt Aşiretleri Hakkında Tetkikler” adlı Araştırma Raporu.

- Hamdi Beyin 2 Şubat 1926 yılında İçişleri Bakanlığına verdiği Rapor,

- Diyarbakır Valisi Cemal Bardakçı’nın Raporu,

- İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın 1931 yılında Başbakanlığa sunduğu Rapor,

- 1. Umumi Müfettiş İbrahim Tali Öngören’in 1932 yılında verdiği Rapor,

- Korgeneral Ömer Halis Bıyıktay’ın Raporu,

-1935 yılında Başbakanı İsmet İnönü’nün Atatürk’e sunduğu Kürt Raporu,

- 1936 yılında Abidin Özmen tarafından hazırlanan Doğu Sorunu ile ilgili Rapor,

- 1936 yılında İktisat Vekili Celal Bayar tarafından hazırlanan “Şark Raporu”
Bu raporlardan özelikle yeminli bir “anti-kürt” olduğu bilinen, Şükrü Kaya’nın Raporunda üzerinde önemle durulan ve merkezi hükümete sunulan kimi “ ırkçı-söven” öneriler dikkat çekicidir.
“ ASKERİ TEDİBİ TAKİBEN YENİ BİR YÖNETİM ŞEKLİ “
Şükrü Kayanın önerilerini içeren raporunun özeti şöyledir:
1-Dersim’e “Cumhuriyet hükümeti”ni ve “Cumhuriyet kanunlarını” dayatmak.
2-Yerli memurlar Dersimliler’in casusudur”. “Onların Dersim’den acilen uzaklaştırılması gereklidir”.
2- ÜLKÜCÜ ve en iyi MEMURLAR, ÜLKÜCÜ ÖĞRETMENLER tayin etmeli, “aslen Türk olduklarını” öğretmelidir.
3- Mektepler açmak ve Türklük propagandası yapmak gerekir.
4- Okullar aracılığıyla Türk dili Dersim’de sağlanmalıdır.
5- Sağlık hizmetleri için ÜLKÜCÜ DOKTORLAR tayin edilmelidir”.
6- Keza ve nahiyelere “ÜLKÜCÜ SUBAYLAR” atanmalıdır.
7-Dersim’i içinden tanımak,....bu amaçla GÜVENİLİR MUHBİRLER bulmak” zorunludur.”(Daha geniş bilgi için bak.: Dersim Raporları üzerine özet bir analiz (vıı) ,Seyfi Cengiz , yeni ahi sitesi)
GENEL MÜFETTİŞ İBRAHİM TALİ ÖNGÖREN’İN RAPORLARI
İbrahim Tali Öngören, Mustafa Kemal’in takdir ettiği, yakından görüştüğü ve görüşlerini önemseyerek dikkate aldığı güvenilir bir danışmanıdır.
Yeni sistemin Kürt coğrafyasında tesisatı gibi önemli bir görev üstlenmiştir. Bölgedeki “olağanüstü” durumların mimari ve sorumlusudur. Direk Mustafa Kemale bağlı çalışmıştır. Aldığı talimat ve direktiflerin tümü Mustafa kemal tarafından verilmiştir. Sınırsız yetkilere ve geniş bir bütçeye sahip olan Öngören Mustafa Kemale sık sık icraatlarına ilişkin olarak raporlar vermiştir.İ.Tali Öngören” tıpkı bir “ eyalet valisi” gibi yetkili kılınmıştır.
Bu “ zat-ı şahane” 1930’da şu önerileri rapor etmiştir.:
“Bütün Dersim’i kuşatmak. Kuşatma çemberini adım adım daraltıp dışarı ile her türlü ilişkisini kesmek (ticaretini engellemek ve ticaret yollarını/geçitlerini askeri güçlerle kapatmak dahil). Böylece aç bırakıp teslime ve itaate zorlamak. Direniş yanlısı reisleri ele geçirip Batı’ya sürgün ederek dağıtmak. Elazığ’da Dersim’i bombalamak üzere bir uçak filosu bulundurmak.”
Özünde “topyekun” bir harekat öneren ve bunda ısrar eden 1. Genel Müfetiş İbrahim Tali Öngörenin hazırladığı raporlar ilgililer tarafından şöyle tanımlanıp yorumlanmıştır.
“1928 raporu, İbrahim Tali’nin Dersim gezisi izlenimleridir. 1928 Temmuz’unda Ovacık’a kadar bir seyahat yaparak bazı aşiret büyükleriyle görüşmüştür. 1929 yılında Karaoğlan’da bazı temaslarda daha bulunmuştur” (Bk. JUK’nın “Dersim” kitabı, s. 104).
Öngören 1930 yılında, sorumluluğundaki Birinci Genel Müfettişliğin Dersim hakkındaki görüşlerini ve önerilerini hükümete sunar.
İbrahim Tali’nin “Pülümür Tedibi” adını verdiği rapordan başka, hemen akabinde, 21 Aralık 1931’de hazırladığı başka bir raporda verdiği yapılmış araştırmalar ve kayıtlardan anlaşılmaktadır. Söz konusu rapor hem Genelkurmaya ve hem de hükümete sunulmuştur.
İbrahim Tali Öngören bu raporunda önemli kimi “itiraflarda”da bulunmaktadır. Bu itirafları şöyle sıralamak mümkündür.:
-İ.Tali Öngörene göre, sözkonusu raporun kaleme alındığı tarihten 20-30 yıl öncesine kadar (yaklaşık olarak 1900/1910 ila 1931 yılları arasında) Dersim bölgesinde “tedip” edilmemiş aşiret kalmamıştır.
-Ayrıca da, bu “tedip” hareketleri esnasında askerlerin aşiret köylerini yaktığına, sürülerini, ürünlerini ve diğer yiyecek maddelerini “ganimet” olarak algılayıp talan ettiğine,bu tür davranışların alışkanlık haline getirildiğine ve her tedip hareketinde tekrarlandığına işaret edilmiştir.Bu durumun "eşkiya"sıfatını yerleştirdiği ve devletin böyle bir sıfatla yüz yüze olduğu önemle belirtilmiştir.
-Diğer yandan devletin uzun erimli bir Dersim siyasetinin ve buna bağlı olarak da, bir programı ve stratejisinin olduğu ve bu programın uzun bir vadeye yayılarak aşama aşama uygulanacağı konusu itiraf edilmiştir
Rapordaki şu ifadeler öz olarak rejimin geniş kapsamlı politikalarını özetlemektedir.
“(Şark vilayetlerinde) beş senelik ıslahat ve silah toplama programı tanzim edilmiş olup, Dersim bu programın son safhalarını teşkil etmektedir.
Dersim, diğer yerlere kıyasla daha güçlü ve örgütlü bir direniş sergilese de, hudutlardan uzak olduğu için, Umumi Müfettişlik Dersim işinin (kesin/köklü askeri hareketin), içten ve dıştan kuşatılıncaya kadar ertelenmesini kararlaştırmıştır. Çünkü bu kez Dersim’e girildiğinde, öncekilerden farklı olarak herşeyi bitirip öyle çıkmalıdır. Kesin hareket hasat mevsiminden önce başlatılmalı ki, daha kaldırılmadan hasatı yokedip halkı açlığa mahkum ve teslime mecbur edebilelim. Kesin harekat öncesinde Dersim’de içilecek suyun seviyesi, çeşme ve menbalar, zahire ve öteki iaşe/yiyecek maddeleri, arazi, sığınılacak ormanlar, gizlenilecek mağaraların yerleri ve adedi vs hakkında yeterli bilgi toplanmalıdır. Kesin askeri hareket başladığında tedip olunan kazalarda derhal idare ve adliye teşkilatı oluşturulmalı, idare/hükümet mekanizması askeri kuvvete dayanarak güçlü kaymakamlar, hakimler, müdürler ve jandarma/asker tarafından yürütülmelidir. Derhal okullar açıp “Ülkücü” öğretmenler eliyle etkili bir maarif (eğitim) programı tatbik edilmelidir.
Bir “koruculuk teşkilatı” yapılmalı. Korucular (milis), özellikle Dersim içi ve çevresindeki Türk köylerinden oluşturulmalı.”
O GÜNLERDE CHP ŞEFLERİ NE DEMİŞTİ

İsmet İnönü hükümetinin Ankara valisi ve de belediye başkanı Nevzat Tandoğan"ın 1944 yılında söylediği şu cümlede olduğu gibi :

"Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa onu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek."

Tıpkı 19 Eylül 1930 tarihinde İsmet İnönü hükümetinin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt"un dediği gibi :

"Türk bu memleketin yegane efendisi, yegane sahibidir. Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakkı vardır; hizmetçi olma, köle olma hakkı. Dost ve düşman dağlar bunu böyle bilsinler.

MEĞER DERSİM " SÖMÜRGE" İMİŞ

1930 lu yıllarda Ağrı’daki direniş hareketini bastırma konusunda bölgede bulunan Genelkurmay başkanı Mareşal Fevzi Çakmak Erzincan ilinde dönemin Başbakanı İsmet İnönü"ye sunmuş olduğu öneri paketinde çok ilginç tespitler yapılarak ona göre tedbirler önerilmektedir. Genelde Kürtlere özellikle Dersim’lilere TEDİP ve TENKİL ön gören önerilerden Fevzi Çakmak şöyle söz ediyor.:

" Dersim halkı cahildir. Şaki"lik ruhu bu halka hakimdir."

Fevzi Çakmak devamla :

1. Erzincan ilindeki incelemelerim sırasında ekonomiyi önemli suretle zarar sokan ve bu il dahilindeki asayişsizliğin en önemli etkenlerinden olan Açkilik,Gürk,Dağbey ve Henzi köylerinin TEDİP ve TENKİL’inde mecburiyet gördüm.

2. Erzincan merkez ilçesinde 10,000 Kürt vardır. Bunlar Alevilikten faydalanarak Türk köylerini Kürtleştirmeye ve Kürt dilini yaymaya çalışmaktadırlar. Örfen Türk lakin alevi olan bir çok Türk köyleri Aleviliğin Kürtlüğü ifade ettiği zihniyetiyle ana lisanlarını terk ederek Kürtçe konuşmaktadırlar. Türk olan alevi köylerinin Kürtçe konuşmalarına ve Türk dilinin bütün bölgeye yayılması için esaslı tedbirler almaya ihtiyaç vardır .

3.İl bölgesindeki bazı memurların Kürt ırkına mensup oldukları bilinmektedir. Örneğin; Erzincan sorgu haki Pülümürlü Şevki Efendi nin Kürtleri himaye ettiği ve geceleri Kürtleri evinde topladığı gerçekleşmiştir. Bu adamın her ne şekilde olursa olsun il bölgesi nakline ve bu gibi memurlar hakkında aynı işlemin uygulanmasına lüzum vardır. Arz ettiğim bu meselenin en mühimi 1. madde de adı geçen köyleri kesin suretle tedibi ve ırken Kürt olduğu bilinen memurların biraz önce yerlerinden alınmasıdır.( Genelkurmay Başkanlığı Dersim Raporları )

Meğer Dersim ve mücavir alanlar " sömürge" imiş de,biz yıllar öncesinden beridir hala sömürge olup olmadığını tartışıp durmuşuz. Oysa Fevzi Çakmak yani Genel Kurmay Başkanı kendi ağzından " sömürge" değildir diyen tezleri çürüterek şöyle diyor :

“a- Yerli memurların bütünüyle çıkarılması Dersime iyi memurların tayini,

b- Yüksek idare memurlarına adeta Koloni ( sömürge ) idarelerindeki selahiyetlerin verilmesi.

c-Propogandaya ağırlık verilmesi, Türklüğün telkini.

d- Türkçe yerine Türk dilinin yerleşmesi için idari tedbirlerin alınması kız çocuklarının okutulması,

e- Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve islahın esasını teşhir eder.

f- Dersim evvela koloni ( sömürge) gibi dikkate alınmalı. Türklük camiası içerisinde Kürtlük eritilmeli ondan sonra da aşamalı olarak öz Türk hukukuna tabi kılınmalıdır. (M.Kalman belge ve tanıklarıyla Dersim direnişleri)

Dersim"in ve Urartu Uygarlığının hüküm sürmüş olduğu bu Coğrafyanın 1920 den 1945 yılına kadar 25 yıl süre ile Dünya"nın öteki sömürgelerine benzer yöntemlerle yönetildiği bilinen bir gerçektir.Geçmişteki uygulamalar ne yazık ki, bizi bu sonuca götürmektedir.

VE SÜRGÜN BAŞLIYOR…..

Bir Bilim adamı “eğer gittiğiniz yerde geri dönüşünüzün imkansız olduğu duygusu sizde beliriyorsa,siz sürgünsünüz.” diyor. Sürgün hüzünlü bir öykünün ilk adımıdır.Dönüşü giderek imkansız olacak bir serüvenin ilk adımıdır.Siz artık yeni bir yurt edinmek zorundasınız. Sürgün geldiğiniz yerin kültürüne , manevi değerlerine ve etnik yapısına entegre olmak durumundasınız. Bu entegrasyon kaçınılmaz olarak asimilasyonu ve özümlemeyi beraberinde getirir. Dahası kendi kimliğine yabancılaşmış bir neslin doğması kaçınılmaz kılar.

27 Haziran 1927 yılında 1164 sayılı kanunla çoğunluk Kürt nüfusun yaşadığı 4 genel müfettişlik kurulmuştur.

1. Diyarbakır,Urfa,Mardin, Siirt,Van,Hakkari,Bitlis,Muş.
2.Çanakkale,Edirne,Tekirdağ ve Kırklareli.
3 .Genel müfettişlik,Ağrı,Kars,Erzurum,Rize,Trabzon,Gümüşhane ve Çorum.
4.Genel müfettişlik Tunceli, Bingöl,Elazığ ve Erzincandır.

İç İşleri Bakanlığı müfettişlerinden Hamdi Bey, daha 1926 yılında Dersinle ilgili şu önerilerde bulunmuştur.

1- Silah toplamak için Askeri harekete devam edilmeli,silahlı halkı bunu zorlamak için, kara hareketiyle yetinilmeyip hava hareketiyle de bu gibiler sıkıştırılmalı.
2- Toprağı bulunmayan geçim için ağalara bağlanan halka arazi yeterince sermaye ve tohumluk dağıtılmalı .
3- Yöredeki madenler işletilmeli..
4- Ulaşımı haberleşmeyi ve düzeni sağlayabilmek için yol yapımına öncelik verilmeli ..
5- Bütün bunlar yapıldıktan sonra bölgedeki Kürtleri Türkleştirmek için en az 25 yıl sürecek bir program izlenmeli. Dersim"e " Misyoner " ruhu ile çalışacak ülkücü memurlar atamalı.
6-Halka Türklük duygusu aşıladıktan sonra bunun güçlenip yaygınlaşması için okul açmaya hız verilmeli.

1926" da Hamdi Bey"in hazırlamış olduğu raporda 3 öneri dikkat çekmektedir.
Bunlardan:

- İlki, Ağaların ve Şeyhlerin bölgeden uzaklaştırılması,
- İkincisi , Askeri harekette bölgenin özelliği gereği uçaklarında kullanılması
- Üçüncüsü Kürt kökenlilere yeni bir kültürel kimlik yani Türk kimliğinin kazandırılması.

1937 yılına gelinceye dek başta Elazığ,Pülümür ve Dersim dolayları olmak üzere birçok yerel ayaklanma gerçekleşmiştir. Birçok kez aşiretler ayaklanmıştır. Ve o dönemde bu ayaklanmaları bastırmakta Elazığ Bölge Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı Bey görev almıştır.

Orgeneral Muğlalı daha sonraları da Van"ın Özalp ilçesinde 33 Kürt köylüsünün kurşuna dizilmesi olayında talimatı bizzat verdiği arşiv kayıtlarında rastlamak mümkündür.

Bu gün bir çok mahalle ve caddeye bu zatı şerifin adı verilmiştir.Hata olay yerindeki bir kuruma da onun adı verilmiştir. Tıpkı ilk kadın pilot olan ve Dersimin havadan bombardımanında başı çeken Ermeni asıllı Sabiha Gökçen "in ( Mustafa Kemal"in manevi kızım dediği) uluslar arası statüye sahip olan ve geçenlerde milyar dolarla satılan İstanbul"un Asya yakasındaki bir havaalanına adının verilmesi gibi.

SÜRGÜNÜN YOL HARİTASI

"Bizi bir kamyona doldurdular.Batıya sürgüne götürüyorlardı Kamyon Mameki"den yola çıktığında babamın gözleri kutsal jele"ye kilitlenmişti. Dağlarımız ve kutsal jele görünmez olduğunda babam birden çığlıklar atıp kendini yerlere attı. Saçını sakalını yolmaya,bağırmaya,yüzünü tırmalamaya başladı. Tuhaf sesler çıkarıyordu. Öyle çok acı çekiyordu ki ."( Dersim dergisi )

1935 yılında Dersim bölgesinin toplam nüfusu 101 bin olduğu halde 1940 yılına gelindiğinde bu nüfus 94,000 e düşmüştür. Yani o yıllarda, nüfus artışı yerine nüfus azalması gözlemlenmiştir. 7,000 nüfusu kapsayan 300 den fazla ailenin sürgün edilmesi ile bu sonuca varılmıştır.

Bir sürgünzede olan ünlü şair Cemal SÜREYYA :

“Ben bir yük vagonunda açtım gözlerimi. Bizi bir kamyona doldurdular.Tüfekli 2 erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu ."

diye bahsediyor sürgün serüveninden…

Tedip ve tenkil algısı çerçevesinde 37 ve 38 yıllarında Dersimden 90 Aşiretinin 347 önde gelen ailesinin Ege illerine ve Trakya ya sürgünü gerçekleşmiştir.Buna göre :

-72 aile Tekirdağ"a,
-38 aile Edirne"ye,
-56 aile Kırklareli "ne,
-65 aile Balıkesir" e,
-73 aile Manisa"ya ve
-34 aile de İzmir"e mecburi iskan"a tabi tutulmuştur.

Tekirdağ merkez kazasına toplam 16 aile sürgün edildi.

-Hayrabolu kazasına 14,
-Malkara kazasına 8,
-Saray ilçesine 19,
-Çorlu ilçesine de 15 aile sürülmüştür.

Edirne iline sürgün edilenlerin dağılımı ise şöyledir.

-Uzunköprü ilçesine 17,
-Keşan ilçesine 21 aile sürülmüştür.

Kırklareli ilinde de dağılım şöyledir:

-İl merkezine 11 aile,
-Pınarhisar ilçesine 6 aile,
-Vize ilçesine 9 aile,
-Babaeski ilçesine 11 aile,
-Lüleburgaz ilçesine ise 18 aile mecburi iskana tabi tutulmuştur.

Balıkesir ilinde ise tablo şöyledir.:

-İl merkezine 17 aile,
-Susurluk ilçesine 9 aile,
-Balya ilçesine 12 aile,
-Bandırma ilçesine 17 aile,
-Bigadiç ilçesine ise 8 aile zorunlu ikamete tabi tutulmuştur.

Ege bölgesinde ise sürgün haritası şu dağıtıma göre biçimlenmiştir.

Manisa İline sürülmüş olanlar:

-İl merkezine 14,
-Akhisar ilçesine 18,
-Turgutlu ilçesine 6,
-Salihli ilçesine 13,
-Kula ilçesine 8,
-Alaşehir ilçesine ise 11 aile sürgüne gönderilmiştir.

İzmir ilinde de dağılım şöyle olmuştur.:

-İl merkezine 13 aile,
-Ödemiş"e 8 aile,
-Bergama"ya 13 aile,
-Bayındır ilçesine 9 aile mecburi ikamete tabi tutulmuştur.

Bu sürgün yemiş aileler arasında hemen her Dersimlinin aile ve akrabaları (Kılıçdaroğulları da) dahil olmak üzere nasibini almıştır.

Bu bilgilerin daha kapsamlı ve geniş halini Jandarma Genel Komutanlığının arşivlerinde bulmak mümkündür.

Print