2018-09-21
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Latif Epözdemir
 
Ozan dolu Anadolu
2016-11-10 23:42
Latif Epözdemir
Bu “Anadolu” ozan dolu bir bölge.

Aydınları dahi bir türlü Kürtler ve Kürdistan gerçeğini kabul etmeye yanaşmıyorlar. Ne yazık ki bugün farklı Türk siyasal anlayışlarının bil yegâne buluşma ve ortaklaşma noktası “Kürdistan” konusundaki inkârcı tutumlarıdır. Kürt ve Kürdistan gerçeği konusunda herkesin dilinde farklı bir terane dolaşıyor. Yani anlayacağınız “Anadolu” da ozan çok. Bu ozanların ninnileri, şarkı ve “Türküleri’’ ile büyütüldük.

Bu durum bizdeki bir kısım Kürdün de kafasını karıştırdı şüphesiz. Bu nedenle zaman zaman birçok kişi yazdıkları yazılarda kimi kavramları yanlış ikame etmektedir. Bu yanlış ikame doğal olarak yanlış anlaşılmaları da beraberinde getirmektedir. Yanlış tespitler ise okuyucuda yanlış bilgilenme yaratmaktadır. Anadolu ve Kürdistan kavramları,” Kürt ve Türk” kardeşliği gibi kavramlar sık sık yanlış izah edilmektedir.

Yıllarca bizim birçok Kürdün de haykırdığı gibi Türkiye’deki halklar gerçekten “Kardeş midir?’’ Biyolojik olarak böyle bir gerçeklik olmadığı halde hep bu masallarla uyutulduk. Dindaşlık ve kardeşlik tarih boyunca bir manipülasyon aracı olarak Kürtlere karşı kullanıldı.

Kardeşlik kavramı diğer kavramlardan daha çok “kölelik” içeren bir kavramdır. Böyle olduğu için, bekli de egemenler her sözün başında Kürtlerle bin yıldır “kardeşiz” diyorlar. Aidiyetleri manipüle ederek yok saymak, farklılıkları gizlemek için, onlara göre “kardeşiz” demek en doğru olanıdır, belki de. Kürtlere bir de “din kardeşliği” dedin miydi akan sular durur.

Tam tersine “kardeşlik” hiçbir hukuk, özgürlük ve eşitlik içermeyen, herkesi aynı kandan gören, bir anadan, bir babadan sayan, aynı dinden kabul eden, tek bir soy ağacına bağlı bir topluluk sayan bir kavramdır. Böyle olunca da etnik ve ulusal özelikler, haklar ve özgürlükler Sümen altıdır, önemsizdir ve farklılıkların, eşitliğin hak, hukuk ve adaletin bir kıymeti harbiye si yoktur. Varsa yoksa “din kardeşliği, süt kardeşliği” ve bu kavramlar gölgesinde inkârcı siyasetinin, tekçilik ve Türk ırkçılığına dayalı köleci sistemin idamesi. Ha keza “bin yıldır beraber yaşamışız, kız alıp vermişiz” teranesi de tamamen bir manipülasyondur.

İfşa ediyorum: “Biz Kürtler Türklerle kardeş değiliz.” Biz “ötekiyiz.’’ Yani ait olduğumuz bir toprak, dil ve tarih var. Biz Mezopotamyalıyız onlar Orta Asya’dan geldiklerini söylüyorlar. İlk analarımız farklı anakara ve ona bağlı farklı topraklarda farklı dillerle kuşaklar yetiştirdiler ve bugüne geldik. Şimdi onlar efendi biz köle. Bu nasıl kardeşlik? Biz Kürtler bu mevcut koşullar sürecekse kardeş olmak da istemiyoruz. Ancak eşit, adil ve özgür koşullarda oluşabilecek bir kardeşlik bizim için anlamlı olabilir. Biz yüzü gülen bir kardeşlik istiyoruz. Bizim literatürümüzde bu gönüllü kardeşliğin adı dostluktur, barıştır, sevgidir, hoşgörüdür. Özgür ve eşit koşullarda gönüllülük temelinde bir arada birlikte yaşamaktır. Özgür ve demokratik Türkiye’dir, özgür ve demokratik Kürdistan’dır.

Kürdistan olgusu hiçbir şekilde örtülemez, gizlenemez görmezden gelinemez ve kulak ardı edilemez. Çünkü Kürt sorunu özünde Kürdistan sorunudur. Kürtlerin kendi ait oldukları coğrafyada kolektif haklarını kullanabilme sorunudur. Bu nedenle bu olgu, yani Kürdistan olgusu yadsınamaz.

Ne var ki bugüne dek ürkek Kemalistler Türkiye’deki çoğulcu, sosyo-federal yapıyı tanımlarken kullandıkları “Anadolu” kavramı Kürt ülkesini kapsamamaktadır. Ben değil, bilimsel gerçekler kapsamadığını göstermektedir. Kaldı ki bu kavram bile birçok “apartaist” kesimleri tedirgin etmektedir. Bu nedenle “Doğu ve Güneydoğu Anadolu” kavramı ile aslında kast edilen yer Kürdistan’dır. Kürdistan’ı Anadolu’nun “doğu ve güneydoğusu” gibi göstermek, Kürdistan coğrafyasının tarihsel ve demografik yapısını sarsmaya hizmet etmektedir.

Elbet Kürdistan Anadolu’nun doğu ve güneydoğusunda yer alan bir kara parçasıdır. Ama o kara parçası “Anadolu” değil kendine has özellikleri olan farklı bir coğrafyadır ve adı tarihte “Kürdistan”dır.

Bir ülkenin “aidiyetini” sarsmanın en temel yolu, onun gerçek adının inkâr ile başlar. Osmanlı Kürdistan adını kullandığı halde Kemalistler bu adı “ret ve inkâr” ettiler ve bu durum hala da devam etmektedir.

Tarihsel belgeler irdelendiğinde Cumhuriyet dönemine kadar Kürt coğrafyası genel adı ile “Kürdistan” eyaleti olarak anılmıştır. Ancak cumhuriyetin ilerleyen dönemlerinde bu ve birçok Kürt yerleşim yerinin adı telaffuz edilmekten imtina edilmiştir.1924 yılında çıkarılan bir yasa aynen şöyledir:” Türkçe olmayan ve iltibasa meydan veren köy adları, alakadar Vilayet Daimi Encümeninin mütalaası alındıktan sonra, en kısa zamanda Dahiliye Vekaletince değiştirilir.”
Devlet kurduğu halde ulus inşa etme telaşında olan Kemalistler ret ve inkarı temel siyaset olarak benimsedikleri için, Kürtleri bir “tehdit algısı” olarak bilmiştir. Kemalistlerin Kürdistan adının telaffuz etmemelerinin nedeni, tarih alanında olduğu gibi coğrafya alanında da tahrifat yapmak, bu yolla Kürtlerin “self ve determinasyon” ya da “bağımsızlık ve federasyon” hakkını ortadan kaldırmayı amaçlamış olmalarından kaynaklanmaktadır.

Kemalistler Kürdistan yerine “Doğu” ya da “Güneydoğu” terimlerini kullanmayı yeğlediler. Dahası Anadolu coğrafik terimi Kürt coğrafyasını içermediği halde Cumhuriyet yönetimi “doğu ve güneydoğu Anadolu” terimlerini özellikle ikame etmiştir. Gerçekte bu bilinçli bir tahrifat ve manipülasyondur. Bugün, Anadolu’nun yekpare adı olarak da” Türkiye” adı ikame edilmektedir.

Tarihçilere göre de Anadolu Kürdistan’ı içermez, çünkü Anadolu: Anatolia yani “ön Asya” manasına gelen Yunanca bir kavramdır ve bu coğrafya Kürdistan’ı kapsamamaktadır.
Sayın Fuat ÖNEN’de, bir belgisinde, bu kavramlara net bir yaklaşım sergilemektedir.
“Ben ötekiyim. Siz Anadolulu Trakyalısınız, ben de Kürdistanlıyım. Kendimi Kürdistanlı olarak tarif ettiğim zaman Kürdistanlı olmayan herkes benim ötekimdir. Ben Kürdistanlı olmayan herkese öteki olarak saygı duyuyorum. Onların ülke aidiyetleri odur. Eğer siz de bana saygı duyacaksanız bana Kürdistanlı olarak saygı duyun. Hayır, Ben Türküm, sende bizim gibi Türkiyelisin, bizdensin, biz sana asla haksızlık yapmayız derseniz, ben bunu ret ederim. Bu kolonyalist bir saldırıdır. Görünüşe göre sevgi, şefkatle falan yüklüdür, ama kolonyalist bir sevgi ve kolonyalist bir şefkattir, bunu ret etmek gerekir. Ben ötekiyim.”

Türk dilbilimci Şemseddin Sami’ni Kamûsü’l-alâm’ine göre,” Anadolu” diye bilinen bu coğrafyaya komşu halklar ve eski coğrafyacılar “Rom” demektedirler. Bilindiği üzere “Türkiye” adı da yakın zamanda İtalyanlar tarafından yakıştırılmıştı.

Arnavut kökenli Türk dil bilimcisi Şemseddin Sami, Kamûsü’l-alâm adlı ansiklopedik sözlüğünde Kürtler ve Kürdistan"a ayrıntılı olarak yer vermiştir. Ona göre: " Kürdistan: Batı Asya"da, en büyük bölümü Osmanlı imparatorluğunda ve bir bölümü İran"a bağlı olup, orada yaşayan insanların çoğunluğunu oluşturan Kürt halkı adıyla adlandırılmıştır."

Aynı araştırmaya göre ” Kürdistan, Urmiye ve Van göllerinin kıyılarından Kerhe (Kerxe) ve Diyale ırmaklarının kaynaklarına ve Dicle’nin akış yatağına dek uzayıp, kuzeybatıya doğru sınırları Dicle"nin akış yatağını izleyerek, Fırat"ı oluşturan Karasu yatağına ve oradan kuzeye doğru, Aras havzasını Fırat ve Dicle havzasından ayıran su ayırımı çizgisine kadar ulaşır.”

Kürt tarihçi Mehmed Emin Zeki’de, şöyle demektedir. Türkiye’de “Osmanlı” kavramı bütünüyle ortadan kaldırılıp yerine "Türk" ve "Turan" kavramları kullanılmaya başlandığı andan itibaren, ben de Türk olmayan her Osmanlı vatandaşı gibi doğal olarak Türklerden ayrı bir ulusal kimliğin bilincine vardım. “

Ayrıca, Irak Tarihi Eserler Dairesi müdürü Sr. Sidney Smith"in ve tarihçi Vladimir Minorsky’nin tespitleri demografik olarak Kürt ve Kürdistan gerçeği konusunda detaylı bilgiler sunmaktadır.
1640-1655 yılları arasında Kürdistan"ı dolaşan burası ile ilgili gözlemlerini Seyahatnamesinde anlatan Evliya Çelebi, Kürdistan için "Memâlik-i Azîm" ifadesini kullanmaktadır.

1074"te Kaşgarlı Mahmut tarafından çizilen Dünya haritasına göre, "Erdu"l-Ekrad"ile Kürt yurdudur. Buna göre, “Erd” toprak demektir.”Ekrad” ise Kürt demektir. "Erdu"l-Ekrad" Kürtlerin toprağı anlamına gelmektedir, yani Kurdistan demektir.

Bu araştırmacıların hiçbiri Kürdistan’ı “Anadolu” ile eş göstermemiştir. Bunlara göre Kürdistan Anadolu’da değil ve tamamen ayrı bir coğrafyadır. Bu nedenle Anadolu kavramı asla Kürdistan’ı kapsamaz.

Elbet “Anadolu” coğrafik olarak bir “Türk” yurdudur. Kuşkusuz ki Anadolu’da hala asimile edilemeyen “balkan ve Kafkas” boyları yaşamaktadır. Bu boyların da “etnik ve kültürel” sorunları var. Ancak federal yapılanma olmadan da bu sorunları “kültürel özerklik” çerçevesinde çözmek olanaklıdır. Ama Kürtlerin ve Türklerin “eşit, adil, özgür ve demokratik” bir biçimde yaşayabilmeleri için bir” Türk-Kürt” federasyonuna gereksinme vardır. Çünkü Kürtler azınlık değil, toprağa bağlı bir dile, tarihsel ve psikolojik bir birliğe ve bu birliğin tescil ettiği farklı bir kimliğe sahiptirler.

Kürt dili kendi ülkesinde toprağa bağlı bir dildir dedik. Bu nedenle Kürtlerin bilincinde yaşattıkları ülkenin adı-toprağı da ihtiva ettiği için- Kürdistan’dır. Dünyada Kürtlerin yaşadığı dört devletin mevcut sınırları içinde, Kürtler kendilerine ait toprağa, bu toprağa bağlı olarak da ortak ve yaygın bir dile sahiptirler.

Dahası Kürtlerin ülkesinin adı M.Ö.612 yılına kadar MED ülkesi iken M.S.1200 yılından bugüne dek ise KÜRDİSTAN olarak bilinmektedir. Tarihçiler ve coğrafyacıların bu tespitine göre bu her iki tarihsel adla anılmış olan MED ve Kürdistan ülkesinde Kürtler nüfusun büyük çoğunluğu oluşturan “ana ulusturlar. Kürdistan da farklı kültürler gösteren ulusal azınlıkların varlığı da tartışma götürmez bir gerçektir. Bu bağlamda ülkesi dört parçaya bölünmüş olan Kürtler, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de “azınlık” statüsünde değildir.

Bu nedenle “Anadolu Halkları” kavramı Kürt ve Kürdistan varlığını inkârdan gelen bir kavramdır.

‘’Anadolu Halklar Federasyonu”, eksik ve yanlış bir kavramdır. Çünkü Federasyon, tarihsel bakımdan başlı başına “bölgesel” bir farklılığa denk düşmektedir. Bizim federasyondan anlamamız gereken de tam da bu anlamdır. “Anadolu Halklar Federasyonu” yerine belki “Anadolu ve Kürdistan Federasyonu” ya da “Türkiye ve Kürdistan Federasyonu” demek daha doğrudur.

Burada şunu da belirtmekte yarar var. Son yarım yüzyılda özellikle kuzey Kürdistan’dan Türkiye’nin – yani Anadolu’nun-birçok yerlerine çok yoğun bir biçimde bir göç yaşanmıştır. Bu duruma” mecburi iskân” yasası ve çeşitli zamanlardaki” sürgünleri” de dâhil edersek, evet doğrudur; artık Anadolu’nun birçok yöresinde Kürtler yaşamaktadır. Ne var ki bu durum asla” Kürdistan” gerçeğini değiştirmemektedir. Keza Türkiye’de Kürtler artık “iki dilli” bir yaşam sürüyor. Ana dilleri Kürtçenin yanı sıra, resmi dil Türkçeyi de artık hemen tüm Kürtler biliyor. Bu durumda yine “Kürt dili” gerçeğini değiştirmez.

Federasyon, Proudhon’a göre, " bir veya birçok aile reisinin, bir veya bir çok komünün, bir veya bir çok komün grubunun veya devletin, bir veya bir çok özel hususların tahakkuku için mütekabile bağlandıkları bir sözleşmedir. Federal kavramı ise, bir toplumsal örgütlenme modelini ve siyasi kültürün bir türünü ifade eder. Federe kavramı, bu modelin kurucu asli öğelerinden biridir. Federalizm kavramı ise felsefi fikir çerçevesinde toplumsal ve kültürel, siyasal ve ideolojik bir tutumun; bir istek, tercih ve iradenin ürünüdür.”

Esas itibari ile bugün Türkiye’nin sosyo-federal ve çoğulcu yapısına denk düşen sistem demokratik bir federasyondur. Federasyon, toprağa bağlı tarihsel, etnik ve dilsel bakımdan yerellik içeren bölgesel farklılıklar temelinde ulusal varlık sürdüren ulus ve halkların özgürlük, eşitlik ve adalet ilkeleri çerçevesinde kendi aralarında oluşturdukları bir üst yönetim tarzıdır.

Federatif yapılardaki ülkelerde bağımsızlık hakkı her zaman saklıdır. Federatif yapı, zorunluluk değil, bir “gönüllü birliktir” Bu birlik isteğe dayalıdır. Federasyon iç işlerde özerklik, dışa karşı ortak bir siyasal birlikteliktir. Üst devlet kurumu özerk ve bölgesel federal yapıların ortak kurumudur. Federasyon anayasal güvenceleri zorunlu kılan ve mevcut genel anayasanın her kesimini bağlayıcı kılan adil bir sistemdir. Federasyon anayasal ve politik bir birliktir, karşılıklı çıkarlara dayalı gönüllü bir birleşik yaşam sistemidir

Türkiye’de, dağınık durumda yaşayan, halklar ve kültürler için bağımsızlık ve federasyon sistemini uygulamak olanaklı değildir. Bunlar ulusal özelliklerine göre “kültürel özerklik” statüsü ile kendi ulusal demokratik haklarını özgürce kullanma hakkını temin edebilirler. Bu türden topluluklar genellikle göçebe topluluklar ve azınlık statüsündeki halklardır. Örneğin Türkiye’de Rumlar, Yahudiler, Çerkez boyları, Gürcüler ve Ermeniler dağınık yaşayan ulusal azınlıklardır. Bunların bağımsız ya da federe bir devlet kurmalarının maddi ön koşulu yoktur.

Kürtlerin “kurucu unsur” olduklarını irdeleyecek olursak; Türker’in “Anadolu’ya geçişinden” (1071 Malazgirt) tutun, Osmanlı’nın Çaldıranda Safeviler’e karşı kazanmış olduğu zafere, ondan Kurtuluş savaşına kadar her kritik aşamada, Kürtler Osmanlının ve Türklerin yanında olmuştur.

Kürtler, Kurtuluş Savaşını başlatan iradenin oluşmasındaki en önemli etken olan Erzurum ve Sivas Kongrelerinin toplanmasında büyük rol oynamışlardır. Amasya Protokolü bunun sonuç belgesidir. Kürtlerin ve Türklerin bu ortak iradesinin gelecekte ortak bir devlet oluşturmada da devam ettirileceği, ikinci bir Amasya belgesi olan “Amasya Protokolün’’ de ortaya konulmuştur.
Print