2020-08-11
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Latif Epözdemir
 
CORONAVİRÜS SONRASI NE YAPMALI
2020-05-14 02:07
Latif Epözdemir
Latif EPÖZDEMİR

Bilim çevreleri bu virüsün hayatımızda uzun süre kalabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” denilmektedir. Pandemi aslında insanın hayata dair tutum ve davranışlarını gözden geçirerek yeniden değerlendirmeler yapmasına olanak hazırladı. Dünyanın bir çok yerinden yükselen sesler tarım ve hayvancılığı işaret ediyor. Neden olmasın. Biz Kürtler bakımından pek elverişli koşullar varken bu fırsatı değerlendirmek için hiç de fana fikir olmasa gerek.
Yıllarca bölgede sürmüş olan şiddet, baskı ve savaş koşulları halkımızın hayatını zindana çevirdi, evini başına yıktı. Bu gerilim ve huzursuzluk günlerinde çok sayıda insan evinden, yurdundan göç etmek zorunda kaldı. Kürdistan coğrafyasındaki nüfusun yarıya yakın bir kısmı Türk metropol kentlerine göç etti. Adana ve Mersin gibi kentlerde nüfusun yarıdan fazlası Kürtlerden oluşmakta. İstanbul, İzmir, Antalya ve Bursa’da da ciddi oranda bir Kürt nüfus var. Buralardaki Kürtlerin çoğu asimile ve entegre olma ile karşı karşıya bırakılmış durumda.
Tarım ve hayvancılıktan başka geliri olmayan, elinde bilgi ve becerilerini değerlendirebileceği bir mesleği ya da sanatı olmayan insanlar metropol kentlerin varoşlarına sığınarak oralarda gettolar oluşturdu ve yaşam sürmeye başladı. Elinde avucunda ne varsa onu da ev kirasına ve diğer kentsel harcama kalemlerine harcadı. Geçinmek durumunda kalan insanlarımız büyük kentlerde pazarcılık, taksicilik, garsonluk, inşaat işçiliği gibi geri hizmet sektörlerine yöneldi. Kadınlar günlük temizlik ve hizmetçiliğe başladı.
Daha da önemlisi bu zorunlu göçertme sonucunda bir çok Kürt genci ise savruldu, büyülü kentlerin sırlarla dolu yaşamında kendi kültüründen aidiyetinden uzaklaştı, kimileri çetecilere, mafya bozuntularına nefer olmaya başladı. Kapkaççı, hırsız ve uyuşturucu işlerine bulaşan çok sayıda Kürt insanı bu savaş koşullarından kaçıp metropollere gelince dejenere oldu, kriminal suç çetelerinin hizmetine girdi. Tüm bu yazgıyı getiren kendi ülkelerinde devam eden şiddet ve savaş koşullarıydı.
Savaşa ve teröre evlatlarını kurban vermek istemeyen anne ve babalar çareyi onları gurbet ellere göndermede buldu. Bu göçertme kendilerince bir “can güvenliği “önlemiydi. Gençler bir anda kendilerini yabancı oldukları büyülü kentlerin merkezinde buldu. Bir anda yabancı oldukları sosyal ve kültürel yaşam ilişkileri ile karşılaştı. Bu yeni yaşam tarzına ayak uydurma telaşına yönelen geçlerin ne yazık ki, pek azı soylu ulusal değerlerini koruyabildi. Savaş ve terör ortamı onları yurtsever-demokratik düşüncelerinden uzaklaştırdı, yurtseverliğin faturasını ağır bir biçimde ödemek durumunda bıraktı. Korku, şiddet ,terör ve savaş onları endişeye boğdu, paniğe sürükledi.
Savrulup kendine yabancılaşmayan gençlerin bir kısmı ise daha çok mevsimlik iş olanağı bulunan nispeten daha küçük olan turistik beldelere giderek oralarda iş bulmaya çalıştı, oralara yerleşerek kendine yeni bir yaşam kurmaya başladı.
Ne var ki bu kişiler bir çok beldede onlarca kez ırkçı faşist saldırılara uğradı, tehdit aldı horlandı, ötekileştirildi.
Kısacası Kürdün makûs talihi ; yıllarca sürmüş ve ülkeyi bir kaosa sürüklemiş olan terör ve şiddet ortamı nedeni ile başlamış oldu. Bu talihi yenmek için şimdi hep birlikte bir rehabilitasyon çabası içine girmeliyiz. On binlerce insanımıza yakın durarak onların sorunlarını çözebilmelerine yardımcı olmalıyız.
Özellikle bu salgın dönemi nedeniyle bu yıl turizm bölgelerine giden gençlerin iş imkanları çok azaldı. Aynı şekilde özellikle İstanbul"da kafe ve restoranlarda kötü koşullarda ve çok sınırlı paralarla çalışan on binlerce Kürt genci var ve çoğu da işsiz.Görünen o ki, önümüzdeki dönemde de onların işsizlik sorunları devam edecek, hatta onlara Corona sonrasında yeni işsizler de katılacak. Ancak hayat devam ediyor ve her gencin asgari ihtiyaçları için elde etmesi gereken bir paraya ihtiyacı var. Söz konusu bu kişilerin çoğu vasıfsız ve eğitimsiz.
Önlemlerin azalacağı ve seyahat koşullarının olabileceği önümüzdeki aylar için bu insanlarla ilgili öngörülerimiz mevcuttur. Tarım ve hayvancılık gelecekte insanların yönelebileceği iki önemli kırsal üretim alanıdır. Geçen yıllarda köyler boşaltıldı, ekinler yakıldı, hayvanlar telef oldu, kırsal yaşam insanlarımız için çekilmez bir hal aldı. Bu nedenle bir çok köy hayalet haline geldi. İnsanlar can ve mal güvenliği olmadığı için evlerini bahçelerini arazilerini terl ederek büyük metropol kentlere sığınmak zorunda kaldı.
Şu anda gidilmesinde ve yaşanmasında bir sorun olmayan yüzlerce köy ve bu köylerde terkedilmiş, yıkılmaya yüz tutmuş ev ve bu köylerde az ya da çok ekilebilir arazi var.
Yapılan anketlerde yakın gelecekte çok sayıda insan evden iş yapabileceğini, keza çok sayıda kişinin de köylere taşınacağını göstermektedir.
Bu koşullarda gençlerimiz üretimin içinde olmalı, üretici olmalı, tarım ve ziraatayönelebilir, bağ ve bahçelere kendi enerjisini vererek oraları şenlendirebilir, gelir kapısı haline getirebilir. Bu aynı zamanda ülkede ticaret hayatını da canlandırır ve istihdam olanağı yaratır.
Kürt gençleri metropol kentlerde, özellikle de İstanbul gibi şehirlerde müthiş bir dejenerasyon yaşıyorlar. İstanbul"da sabit bir işi, okulda çocukları, iş bağlantıları olmayan gençlere hayatlarını yeniden gözden geçirme ve üretime yönelme için yeterli neden doğmuş bulunmaktadır.
Bu konuda önerisi olan gençler, öneri ve düşüncelerini açıkça tartışabilmelidir. Bu iletişim beraberinde örgütlenme ve etkileşim olanağı da sağlar.
Bu günkü koşullarda ülkemizde şiddet ve huzursuzluk koşullarından, işsiz kalıp kentlere göç etmiş on binlerce aile var. Bu ailelerin tarlaları yıllardır terk edilmiş durumda ve boş duruyor. Hiçbir şey yapılmazsa bile dönüp bu tarlalara nohut, mercimek, buğday vs. gibi ürünler ekilebilir. Bölgede sayısız dut ağacı var,o dutlar toplanıp değerlendirilebilir.
Mevcut koşullarda bölgede un, kırmızı ve yeşil mercimek üretiminde ve ihracatında önemli bir rezerv ve potansiyeli mevcut. Atıl duran yüzbinlerce hektar arazi ekilebilir, üretime açılabilir.
Elbette ki bu önerilere yenileri de eklenebilir. Geri dönüş ve mevcut koşulların değerlendirilebilmesi için ailelere yardımcı olmalıyız. İnsanlarımızı “mülteci” konumundan kurtarıp ülkeye dönüşlerini hızlandırmalıyız. Boşaltılmış, hayalete dönmüş ve insansız, üretimsiz bir bölgeye hangi statü verilirse verilsin işe yaramaz. Siyasal statüler insan yaşamlarını mutlu ve huzurlu hale getirmek için talep edilir. İnsanın ve hayatın olmadığı bir yerde insana ve hayata dair projeleri gerçekleştirmek hayaldir.
Bu nedenle ülkemiz insanının evine, köyüne, yurduna geri dönüşü demek onun ait olduğu yere yeniden kavuşarak, diline kültürüne sosyal hayatına yeniden kavuşması demektir. 12.05.2020
Latif Epözdemir
( HAK-PAR Genel Başkanı)


Print