2021-04-10
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Latif Epözdemir
 
TÜRK RESMİ SİYASETİ DEĞİŞMELİDİR
2021-04-02 18:59
Latif Epözdemir
Türk egemen siyaseti Kürd sorununun demokratik çözümü konusunda hazırlıklı, icazet almış ve niyetli gibi görünmediği için bu sorunu hep terör sorunu olarak, eşkıyalık olarak, yabancı parmağı ve tahrik, Atatürk devrimlerine muhalefet olarak algıla. Örneğin HDP de, “tek”lik konusunda aynı kervanda. HDP’nin “Türkiyelileşmek” sevdası da devam ediyor. HDP’yi“terör örgütünün meclisteki uzantısı” olarak da tanımlıyorlar.

Madem iş böyle, o zaman HDP dışında bir çözüm arayışı geliştirmek gerekmez mi?. Ama böyle bir arayış henüz yok. Çünkü bu sorun ile yüzleşmek konusunda, tanımak ve tanı koymak konusunda, çözmek konusunda niyet yok.

Kuşkusuz ki HDP’nin dışında Kürdler adına siyaset yapan partiler de var. Örneğin 19 yıldan beri çalışmalar yapan; aralarında Sayın Kemal BURKAY gibi saygın ve vicdanı temiz bir siyasetçi bulunan, keza Abdülmelik FIRAT gibi Türk siyaset dünyasının yakından tanıdığı bir siyaset adamının geçmişte genel başkanlık yapmış olduğu Hak ve Özgürlükler Partisi/ HAK-PAR var. Şiddeti reddeden, demokratik ve barışçıl çözümlerde ısrar eden askeri çözümü, silahlı mücadeleyi, terör ve gerilimi, kutuplaşma ve ötekileştirmeleri ret eden, makul çözümler konusunda önerici olan, karşıtlık üzerinden siyaset yapmayan bir HAK-PAR var. Ülke genelinde siyaset yapan, birçok yerde örgütlü olan, demokratik diyalog konusunda ısrarcı olan bugüne dek üç kez seçime katılmış bir parti olan HAK-PAR Kürt sorunu konusunda demokratik barışçı çözümlere taraftardır aynı zamanda Kürt milleti adına muhataplardan biridir ve taraftır.

Ama her ne hikmetse, Kürd sorunu nedeni ile bunalmış, her fırsatta terörden ve şiddetten mustarip olduğunu beyan eden Türk siyaseti, HAK-PAR gibi barışçı mücadele yolunu benimsemiş olan kesimlerle sorunun çözülmesi konusunda diyalog geliştirmiyor. Devlet barışçı inisiyatifleri görmüyor, muhatap almıyor.Barışı-demokratik çözüm önerilerini gündeme alıp tartıştırmıyor.

Türk siyasetinin emri altında çalışan ve adeta “resmi gazete” niteliğindeki Türk Medyası da barışçı-demokratik kesimleri ve de HAK-PAR’ı görmek istemiyor. HAK-PAR yokmuş gibi davranıyor.

Oysa ki HAK-PAR Kürd sorununun barışçıl ve demokratik çözümünün taraftarı ve tarafıdır. HAK-PAR, Türkleri ikna edecek ve de Kürdleri de razı ve memnun edecek bir çözüm yolunun var olduğunu her seferinde söylüyor. HAK-PAR en makul çözümün de federatif bir yeniden yapılandırma olduğunu bu çözümün her iki halkın da yararına olduğunu, bunun için şiddete, kana baruta, askeri operasyonlara, yakmaya yıkmaya, ölmeye öldürmeye gerek duymadan barış ve diyalog zemininde çözümün mümkün olduğunu söylüyor.

Bugün Türk halkını ikna ve razı edecek, Kürt halkını da memnun ve tatmin edecek en makul formül federatif çözümdür ve bunu bir tek HAK-PAR savunuyor. Federasyon sanıldığının aksine, bölünme değil, eşitlik ve özgürlük temelinde, adil ve demokratik koşullarda gönüllü birlik demektir ve dünyanın büyük bir kısmı bu yönetim tarzını tercih ederek uygulamıştır. Türklerin ve Kürdlerin federal bir cumhuriyet koşullarında birlikte yaşama şansları var ve bu şansı halklarımızdan esirgememeliyiz.

Türk siyaseti, Kürdleri demokrasi ve değişim konusunda hala bir “aktör” olarak görmektedir. En büyük yanlış (egemen anlayış haline gelmiş olan algı) Türk siyasetinin Kürt algısındadır. Kürdleri “tehdit algısı” gibi gören bu anlayış aslında Türk egemen siyasetinin resmi görüşüdür ve ideolojik arka bahçesi Kemalizm’dir. Eski tarz egemen Türk siyaseti “tekçi” ve “millici” olduğu için Kürd sorunu algısı konusunda “tek” ve” bir” düşünüyor, aynı düşünüyor, benzer düşünüyor. Ortak tavır Kürdlerin “Ulusal hakları” gerçeği ve coğrafya bazında “Kürdistan” gerçeğinin ret ve inkârıdır. Bu anlayış Kürdlerin ulusal varlıklarını da inkâr eden bir anlayıştır.

Türk siyaseti zora düşünce “Kürt Kökenli” vatandaşlar tabirini kullanır.Ne var ki Kürt haklarından söz eden herkese “bölücü” damgasını vurmaktan da geri kalmazSon yıllarda PKK yüzünden bir de “terörist ”edebiyatı geliştirildi.. Türkçü siyaset Meşru ve reva olan tüm Kürd ulusal hareketlerine ve önderlerine “aşiret lideri, gerici şeyh ve ağa ayaklanması” vs. diyerek bu ve buna benzer sıfatlar yakıştırmaktan da geri kalmaz. Bu tespitleri en çok Türk sol siyaseti kullanmaktadır. Türk solu bütün demokratik ve insanı hareketleri “Feodal, gerici” etiketi ile etiketlemektedir. “Emperyalizmin oyunu” “dış güçlerin kışkırtması” ve bunun gibi yakıştırmalar Türk solunun en ezber terimleridir.

Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Irak Anayasasına göre ve uluslararası sözleşmeler gereği “meşru” ve resmi olmasına karşın resmi Türk siyaseti o bölgeye “küçük Israil”, “aşiret devleti” diyerek gerçeği görmezden gelmektedir..Kürd Ulusal varlığını tanımazdan ve görmezden gelmektedir.. Bunun nedeni Türk siyasetindeki “Kürd” algısıdır.Uluslararası hukukta ve federal Irak Anayasasında bölgenin adı “KÜRDİSTAN” olarak kabul gördüğü halde Türk siyaseti hala oraya “Kuzey Irak” demektedir.

Geçmişte de, özellikle Türk sol hareketi Kürd sorununa “doğu sorunu, bölgesel geri kalmışlık sorunu” ve “bölgeler arası dengesizlik sorunu” “cehalet ve bilgisizlik” diyerek bu sorununun üstünü örtmüş, sonra da” sosyalizm gelirse bu sorun ortadan kalkar” tabirini de bu kandırmaca ile cilalamıştı. Bu yönlendirme Kürd potansiyelinin önünü keserek uzun yıllar “Marksizm” adına Kürd ulusal demokratik örgütlenmelerin oluşumunu engellemeyi amaçlamaktaydı.

Türk solunun “sosyal şoven” tutumu “ırkçı ve tekçi” Türk sağının inkârcı tutumu ile aynı sonuca varmaktadır. Türk siyasetinin “Türk Milli Mutabakatı” konusu bir tek Kürd sorunu karşısında oluşmaktadır.Türk siyasetinin bu hukuksuz tutumu,Kürdlerin tepkisine yol açmaktadır.

Bu ortak anlayış yüzyıldır var. Bu anlayış tek ses, tek nefes ve tek yürek halinde “ülkenin milli bekası” adına sürdüren “mutabık” resmi Türk algısı, bugüne dek Kürdlerin yaşamış olduğu tüm baskılara sessiz kaldı, asimilasyon politikalarını onayladı, alkışladı. Kürdler üzerindeki baskılara karşı çıkmadı, Kürd haklarını meşru görmedi, reva görmedi.

Türk siyasetinin en kolay olarak “milli mutabakat” sağladığı yegâne konu Kürdlerin engellenmesi konusudur. Türklük sözleşmesi anti-Kürd bir anlayış temelinde yapıldı. Yanılgıyı bu kulvarlarda aramak gerekir. Bu mutabakat çemberi Kürdleri rızaları dışında egemenlikleri altında tutan ülkelerle de sürmektedir. Türk siyaseti bu hali ile “Kürd karşıtı bölgesel nizam”a dahil olmakta; ve buna katılarak mutabakat oluşturmaktadır. Bu tutum Kürdleri ezmektedir, Kürdleri ötekileştirmektedir.

Oysa ki Kürdler yalnızca Türkiye’de değil ama egemenliği altında yaşadıkları tüm ülkelerde (Türkiye, İran, Suriye ve Irak) demokratik hayatın tesisi ve politika konusunda “aktör” değil, tersine ciddi bir “faktördür”. Bu ülkelerin hemen tümü bu sorunu adalet eşitlik ve özgürlük temelinde çözemedikleri için savrulmaktadırlar. Demokrasileri aksak yürümekte, insan hakları ve demokrasi notları hep kırık kalmaktadır. Bu sorunu çözemedikleri için ülkelerinde demokratikleşme sağlanamamaktadır. Despotik ve baskıcı yönetimleri muhafaza etmek zorunda kalmaktadır.Bu ülkeler geçmişten günümüze Kürd milletini baskıcı yöntemlerle idare etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar.

Kürdler yaşadıkları devletlerde maddi hayatın ve siyasetin gidişatını doğrudan etkileyen ve hatta belirleyen önemli bir faktördür. Türkiye’de en son belediye başkanlığı seçimlerinde bu durum açık bir şekilde görüldü. Kürdleri aktör olarak görme anlayışı iflah olmaz eski bir anlayıştır. Ne var ki hala meriyettedir.

Kürdlerin kolektif ve ulusal haklarını demokratik yollarla tanımayan İran ve Irak’ta, Kürdler silahlı mücadeleye yönelmek zorunda kaldı. Irak’ta Saddam rejimi yıkılınca ülkede bir federal sistem oluştu ve güney Kürdistan Bölgesi de federe bir yaşama geçti. Kürdler bu sistem değişikliğinde önemli bir rol oynadılar. Federal Irak’ın oluşmasındaki en önemli faktör Kürdler oldu.

İran’daki zorba rejim ise hala Kürdlerin en ufak demokratik haklarına tahammül etmiyor, bu nedenle “diktatör ve terörist” yaftasından kurtulamıyor. Kürdler de bugün çaresiz bu diktatör rejime karşı silahlı mücadele yürütüyor. Kürdlerin ulusal haklarını tanımaya yanaşmayan Mollalar Rejimi, Kürdlere karşı acımasız davranmaya devam ediyor. Hemen her gün bir Kürdü darağacında sallandırıyor. Kürd sorunu adil ve eşitlikçi bir çözüme kavuşmadığı için rejim giderek irtifa kaybetmektedir. Kürdler burada da demokrasi mücadelesinin en önemli faktörleridir.

Türkiye ve Suriye’de ise durum biraz daha farklı. Bu ülkelerin üst aklı her zaman yükselen demokratik Kürd muhalefetini şiddete yönlendirmek için çok çaba göstermiştir. Bu ülkelerdeki yönetimler, Kürd hareketine kendi istihbaratını dâhil ederek yönünü dağlara vermeye ve Kürd hareketini “terörize” etmeye çalışmıştır. Ne yazık ki bu işte önemli ölçüde başarılı da olmuşlardır.

Diğer yandan bu ülkelerde sıkça “kardeşlik” ve “ümmet kardeşliği” edebiyatı yapılarak Kürdler sisteme entegre edilmek istenmektedir. Türk siyaseti Kürtlere aksesuar muamelesi yapmaktadır. “ Kürt kardeşlerim, Kürt vatandaşlar, Kürt İnsanı, Kürt kökenli” tabirlerinin tümü Kürtlerin “Ulus” gerçeğinin inkarıdır. Keza “doğu insanı, Anadolu insanı, doğu ve güneydoğu bölgesi, bölge insanı” vs. tabirleri de “Kürdistan” gerçeğinin inkârı demektir. Kürd ve Kürdistan kavramlarını kullanmayı “sakıncalı” bulan Türk siyaseti ve onun kontrolü altındaki Türk medyası ,hala ret ve inkâr politikalarında direnmektedir.

Gerçekte Türk resmi anlayışının “doğu” dediği yer, Kürdler bakımından “kuzeydir. Anadolu ise “ön Asya”dır ve Kürdistan coğrafyasını kapsamaz.

Sonuç olarak Türk siyaseti geçen kırk yıllık sürede Kürd sorununu PKK sorunu ile aynı görme yanlışından kurtulamadı. Oysaki bugün “terörle mücadele” sorunu ya da “PKK sorunu “başka; ve ama Kürdlerin Ulusal demokratik haklarına kavuşması sorunu, başka bir şey. Türk egemen siyasetinin PKK şiddeti var diye Kürdlerin kolektif haklarına ipotek ve ambargo koyması sorunun çözümü konusundaki samimiyetsizliğinin göstergesidir.

Keza “terörle mücadeleyi” ileri sürerek Kürdlerin ulusal haklarını rehin almak da daha büyük başka bir yanlıştır.Türk resmi siyaseti, değişmelidir. Bu değişimi en çok da kendi “milleti” için yapmalıdır. Çünkü mevcut meriyetteki anlayış en çok da Türklerin huzur ve mutluluğunu azaltmaktadır.

Kısacası, Türkiyede Kürt sorunu çözülmeden ülke ekonomik siyasal ve sosyal yönden gelişemez kalkınamaz uygar dünyaya entegre olamaz.
Print