2019-10-16
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Latif Epözdemir
 
Demokrasiyi içselleştirmek
2012-04-15 23:05
Latif Epözdemir
Bugün savlananın tersine birden fazla demokrasinin olmadığı artık kabul görüyor. Anlaşılan o ki dünyada bir tane demokrasi vardır ve bu demokrasinin dünyadaki tanımı da tektir.

Demokrasi fikrinin yaygınlaşması, daha uygar ve daha ileri bir yaşam kurma ihtiyacının baş göstermesi ile gündeme gelir. Adalet, eşitlik ve özgürlük gereksinimi demokrasinin ortaya çıkmasını ve bir yönetim biçimi olarak yaşamı kucaklamasını zorunlu hale getirmiştir.

Bu gün dünyada, insanlığın en vazgeçilmez değerlerinin başında demokrasi gelir. Her ne kadar demokrat olmanın ölçütleri ülkeden ülkeye değişiyor algısı hala varsa da, özünde ülkelere özgü bir demokrasi yoktur. İnsanlığa özgü bir demokrasi vardır.

Demokrasiyi ne kadar içselleştirebilirsek o denli onu erken kurup geliştirebiliriz. Eğer demokrasiyi içimize sindiremiyorsak, demokrasi mücadelesi bizim için havanda su dövmek gibi bir şey olur.

Gelinen nokta da; hepimiz dönüp kendimize şu soruları sormak zorundayız. “Ben gerçekten demokrat mıyım?” Ya da “ benim için demokrasi ne kadar önemlidir?” Başka bir deyimle ,” ben demokrasiyi nereye ve ne zamana kadar sindirebilirim?”

Asgari düzeyde kendini demokrat gibi düşünen herkes bu sorulara yüreklice yanıt vermelidir. Görülecek ki içten gelen sesler, gerçekçi ve masum ikrar ile dıştaki davranışlarımız arasında bir kopuş var. Yani özcesi, bugün her kesin kendini demokrasi sınavından geçirmesi gerekmektedir. Demokrat olmak ancak bu biçimde anlam bulabilir.

Önce kafalardaki saksılar yıkılmalı, eski algılar değişmeli ve dünyaya, topluma yeni ve gerçekçi bir bakışla bakmalıyız. Bu bakışı gerçekleştirirken elbette ki kişilerin, kitlelerin ve halkların ancak demokrasiyi özümleyerek ona kavuşabileceklerine; yani onların iradesinin tecelli etmesindeki demokrasi bilincine de bakmak ve ona göre değerlendirme yapmak gerekir.

Kürtler demokrasiye en çok ihtiyacı olan halklardan biridir. Birçok insani ve demokratik haklarını hala kullanamamaktadır. Kürt demokratik muhalefeti halkın demokrasiyi gerçekleştirmek konusundaki potansiyelinden yeterince yararlanamamaktadır. Ya da halk kitlelerinin özlemini duyduğu demokratik yaşamın ancak özgür ve bağımsız düşünebilme ve demokratik düşünceyi olmazsa olmaz bir yaşam ilkesi gibi görmekle mümkün olacağı aşikardır.

Kürt potansiyelinin şiddete yöneltilmiş yönünü şiddet dışı barışçıl ve demokratik bir kanala yöneltmenin yolu eldeki demokrasi silahını ustaca kullanabilmekten geçer. İkna, diyalog, hoşgörü, saygı; herkese gerekli olan erdemlerdir. Çoğulculuk, farklılık, renklilik, karşıtların bir arada yaşayabilme olanağının sağlanması, ülkemizde yaşamı zenginleştirebilir, siyasetimizi monoton olmaktan kurtarır. Demokrasi düşü de ancak bu temel üzerinden gerçeğe dönüşebilir.

Demokrat tavır yaşamın her alanında gerekli ve zorunlu olan tavırdır. Demokrasi çemberi demokrat tavır ve duruşlarla örülebilir.

Doğrular her zaman çoğunlukta olmayabilir. Kitleler doğru düşünce ile tanışmadan yanlışların peşinden koşmaktan alıkonulamazlar. Kuşkusuz doğruyu haykıran ses silah seslerinin üstüne çıkamaz. Doğru söz azınlıkta olunca cılızdır, güçsüzdür. Hele ki silah seslerinin sürekli olmasından medet uman taraflar varken, barış çığlıkları kısa sürede sonuç vermez, vermeyebilir.

Kitlelerin doğrularla buluşması özgür ve demokratik bir ortamla nihayi hedefine ulaşır. Böylesi bir ortamın kurulması için, en gerekli olan şey demokrasi düşüncesinin yaygınlaştırılmasıdır. Kurtuluşun silahlarda değil demokraside olduğunu, ulusal demokratik haklar etrafında bir birlikten geçtiğini, birliğin bilginin ve inancın başarı için en büyük silah olduğu kitleler tarafından bilinmesi gerekir.

Artık bugün ülkemizde silahları mezara gömmek gerektiği fikrini herkesle tartışmak ve hayatımızdan silahı atmak, attırmak zorundayız. Silah ve silahlı mücadele halka ve onun soylu değerlerine zarar veriyor. Silahlara veda etmek en başat yurtseverlik görevidir.

Farklı olmak, farkında olmak ile başlar. Farkındalık bir toplumsal ve siyasal algılanmadır. Eski alışkanlıkların değişmesi gerektiğinin farkına vardıysak eyleme geçip değişimin kapılarını aralamalıyız.

Demokrasi düşleyen Kürt demokratik muhalefeti, öncelikle kendi içinde demokrasiyi kurmak zorundadır. Farklı olduğunu düşünen herkes attığı her adımın da farkında olmalıdır. Başkalarında var olduğunu gözlemleyip eleştirdiğimiz kimi düşünce ve davranışları beğenmiyorsak, aynı tutuma düşmemek için çaba göstermek zorundayız. Eğer başkasında var olan ” yanlışı” biz de yapıyorsak, bizim “bay yanlıştan” ne farkımız kalır.

Demokratik bir oluşumun kapalı kapıların arkasındaki hesaplarla bir işi olmaz. Ya da demokratik bir oluşum kendi yazgısını nasıl olur da “ kulis faaliyetleri” sonucuna bağlayabilir. Bu düpedüz kitlelerin özgür iradesini hiçe saymak değil midir? Bu anlayışa demokrat demek mümkün mü.?

Bir parti tüm gücünü seferber edip yüzlerce insanları olağan genel kuruluna çağırıp seçim gündeminde her delegenin eline bir liste tutuşturup “ git bunu sandığa at” derse bu çağdaş bir tutum olur mu.? Madem demokrasi algısı bu yönde; peki öyleyse bunca emek ve değerle insanları oraya çağırmanın ne gereği var.?

Böyle bir davranışla taraftarlarının siyasal tercihlerine ve özgür düşüncelerine her seferinde engel oluşturan bir anlayış nasıl başarı ile yönetebilir ki.? Doğru olmayan bir yaklaşım tarzı ile, ya da yukarıdaki gibi bir formül ile farklılıkları bir arada tutma olanağı yoktur.

Bu alışkanlık, ne yazık ki, Kürt demokratik muhalefetinin makus talihi olmuştur. Lakin bugüne dek bu muhalefet “yerinden yönetim” ile tanıştırılamamıştır. Bu ise, mevcut siyasal kadroların “yerlerini korumak” düşüncesine hizmet etmiştir. Örgüte gönül verenlerin gönlünün sesini dinlemek gerekir. Kendi gibi düşünenlere bile “ abilik eda ve kibiri ile” özgür bir biçimde seçme ve seçilme şansı bırakmayan bir anlayış demokrat olabilir mi.?

Eğer demokrasiyi bina etmek istiyorsak temelini sağlam atmalıyız. Fikirlerimiz; tavır ve davranışlarımızla örtüşmeli, keyfimizi kaçırsa da demokrat ilkelerden vazgeçmemeliyiz.

Kendini doğruların merkezine koyup herkesi kendimize benzetme alışkanlığından kurtulmak gerekir. Doğrunun görece bir kavram olduğu akılda tutulmalı. Eğer bir örgütte herkes birbirinin aynı düşünüyorsa orada heyecan aramak zorlaşır. Eğer bir ülkede tek renk varsa orada yaşam monoton bir hal alır, tatlı geçmez. Çok seslilik, renklilik ve farklılık yaşama ve mücadeleye şevk katar, tat katar, anlam verir. Birbirinin aynı düşünen kişilerle birlikte çalışmak ve idare etmek kolaydır elbet. Önemli olan farklı kişilerle uyum içinde ve barış içinde bir arada çalışabilmektir.

Farklılıkları bir arada tutmanın yolu ortaklıkları bilince çıkarmakla mümkündür. Eğer ayrılıklarımızı sürekli bilince çıkarıyor ya da derin adreslerimizin talimatları doğrultusunda örgüt “çıkarlarını” gözeten bir tutum içinde olursak bizim gibi düşünmeyenlerle yollarımız erken ayrılır.

Asıl olan aynı çatı altında farklı düşünenlerin ya da azınlıkta olanların hak ve özgürlüklerini korumak ve bu anlamda demokrat bir tutum içine girmektir. Kendimize tanıdığımız hak ve ayrıcalıkları bizim rengimizde olmayanlara da tanımak ve bunun güvencelerini yaratmaktır.

“Ardıcıl” güçlerine dayanıp “kibirlenmek” demokratik çoğulculuğa zarar verir, farklılıkların bir arada yaşamasını sıkıntıya sokar. Bu tutum kuşku yok ki genel demokrasi mücadelesini de kesintiye uğratır.

Kendimize soralım: Bu güne dek bizim rengimizde olmayanlara karşı nasıl bir demokratik çalışma zemini oluşturabildik. Onlarla bir arada olabilmek konusunda ne kadar hoş görülü , özverili olabildik ve de bu anlamda kendilerine ne kadar güvence verebildik.?

Kürt demokratik muhalefetinin bugün bir sorunsalı da budur.

Doğru olan bizim gibi düşünmeyenlere de hoşgörü ile bakıp onlarla ortak projelerde bir arada olabilmektir. Bu projeler kuşku yok ki asgari müşterekler üzerinde bina edilmiş olmalıdır. Lakin her şeyi namlunun ucunda görenlerle silahlı mücadelenin zararlı ve sakıncalı olduğunu savunanların bir arada çalışması çok zordur. Çünkü asgari müşterekler konusunda bir hemfikirlik oluşamaz. HEP ve DEP bunun en canlı örneğidir.

Eğer davranışlarımızın farkında olmazsak farklılığımızı yitiririz. Yanlış ile aramızdaki mesafeyi kısaltırız, günün birinde o mesafe sıfırlanır ve bizde iflah olmaz yanlışlara düşeriz.

Yanlış yolda olanlarla aynı safta olmak halkın bilincini muğlaklaştıran bir tutumdur. Halka doğruyu seçip, doğruyu yanlıştan ayırma şansını vermemektir. Başka türlü nasıl “doğru siyasetiniz” ile alternatif olabilirsiniz.

Siyasal partilerin programlarının gerçekçi ve nesnel koşullara uygun olması tek başına yeterli değildir. Bu programın kitlelere inmesi ve halkın bu program ülküler etrafında kenetlenmesi gerekir.

Parti merkezinde politika üretmek üzere seçilenler, “kulis” lerden, yani “torbadan” çıkma “koalisyon güçleri”nin takdir ettiği kişiler ise program ve anlayış ne kadar sağlam olursa olsun parti genişleyemez.

Ama eğer yöneticiler, “liyakad” anlayış ve mutabakatı ile seçilmiş olsalar vizyon, kariyer ve karizmaları, deneyim ve donanımları merkezde “politika üretmeye” ve mevcut doğru politikaları “kitlelerle buluşturmaya” yeterli ise, daha da önemlisi kitlelerin özgür iradeleri ile işbaşına gelmişlerse, onlar nasıl davranması gerektiği konusunda güçlük çekmezler. Söz konusu bu kişiler sizin renginizden değilseler bile onları davet etmek ve önlerini açmak gerekir. Genişleme ancak böyle sağlanabilir.

Legal bir demokratik partinin işleyiş mekanizmaları baştan aşağı demokratik olmalıdır. Parti içi demokrasi her kademede hayat geçirilmelidir. Parti adına ve de parti ilkelerini ve anlayışını yakından ilgilendiren gelişmeler mutlaka ilgili organlarda tartışılmalı ve tabanın eğilimleri göz önünde tutulmalıdır. Kurultaylar bunun için vardır. Demokratik partilerde icra organı olan MYK, unutulmamalı ki PM’nin emrindedir. Parti Meclisinin üst organı ise, genel kuruldur, yani kongre delegeleridir.

Bir demokratik partiyi ayakta tutan onun iç demokrasisidir. Eğer partide demokratik kanallar tıkanırsa partinin ömrü uzun olmaz. Parti yöneticileri demokratik tutum ve davranışları ile anılmalıdır.

Kürt ulusal muhalefetinin diğer bir sorunu da, birlikte çalışma, birlikte çalışmayı iyi bir alışkanlık haline getirme konusundaki nakıslıktır. Farklı düşünen, farklı anlayışlardan gelen ve parti programı doğrultusunda ortaklaşan güçleri bir araya getirmek kolay, ancak onları bir arada barış içinde tutmak pek kolay değildir. Hoşgörü tam da bu zamanda gerekir.

Siyasal mücadele ilkelerle sürdürülür. Bu mücadelede yer alan herkesi bağlayan en önemli şey partinin ilkeleri ve anlayışıdır. Ortak program etrafında bir araya gelmiş olan kişilerin ideolojik ve dinsel inançları ayrı olabilir. Aynı şekilde aynı ideolojik yapıdan bir çok kişi de ortak bir partide olabilirler. Bu durumda parti içinde “ azınlık- çoğunluk” durumuna bakmadan herkese eşit ve tam bir demokrasi sağlanmalıdır. Böylece farklı da düşünseler tüm partilerin ortak bir dili oluşur ve bu dil partinin politik dili olur.

Kendini ifade hakkı, düşüncelerini dile getirme hakkı, kendi yandaşlarının duygu ve düşüncelerine tercüman olup bu duygu ve düşünceleri parti organında tartışabilme hakkı ayırımsız her üyeye tanınmalıdır.

Ancak herkesin vazgeçemeyeceği ilke emek ve üretim ilkesi olmalıdır. Partiye emek veren, çalışan, partinin çıkarlarını gözeten, partiyi kitlelerle buluşturma konusunda kararlı ve özverili olan kişiler doğal bir ayrıcalık elde ederler. Çoğalmayı sağlayan, partiyi büyüten, onu güçlendiren tüm davranışlar alkışlanmalı ve taltif edilmelidir.

Kürt demokratik muhalefetinin bir diğer açmazı yerinden yönetilememektir. Mücadele alanlarının birbirine karıştırılmasıdır. Ya da farklı disiplin ve yapıları birbirinin yerine ikame etmektir. Daha da önemlisi yöneticisi olduğu partiyi dışardaki disiplinlerden gelen emirler talimatlar ve direktiflerle yönetmektir.

Eğer bir parti yerinden yönetilmiyorsa onun demokratlığından şüphe etmek gerekir. Belli ki o partide parti içi demokrasi gereksiz ve işlevsiz hale gelmiştir.

Bu durumdaki partilerin kendine ait hiç bir şeyleri olmaz. Yöneticilerin kulağı dışarıdan gelecek seslerde olur. Bu bağlamda bu yapılarda kitle iradesinden, kitle eğilimlerinden söz etmek güçtür. Bu tür yapılarda farklılıkları korumak ise hemen hemen olanaksız gibidir. Bu tür partilerde çalışan ve farklı olduklarını sananlar zamanla ruhlarını teslim etmiş birer edilgenler sınıfından başka bir şey olmazlar. Partideki egemen gurup herkesi kendine tabi kılmaya başlar, kendinden olmayanı kısa zamanda minderin dışına atarlar.

Oysa ki ruhunu teslim etmeden de mücadele etme şansı olmalıdır. Partideki demokrasi herkesin güvencesi olmalıdır. PKK’nin desteklediği bugüne dek kurulmuş olan tüm partilerde aynı anlayış hakim olmuştur. Bu nedenle onlar, her ne kadar “çok seslilikten” söz etse de aslında bir uyumlular hareketi ya da homojen bir hareket olarak yaşam sürmüştür. Parti yöneticilerinin eline başka yerlerde üretilmiş fikirler tutuşturulmuş ve vesayet partiyi sarmıştır.

Yukarda sözünü ettiğimiz partiler, halkın iradesini de yok saymıştır. Kendi iradelerini halkın iradesi yerine ikame etmişlerdir. ”halk böyle istiyor” deyip herkesi aldatmışlardır. Bu partiler bu nedenle demokrasiyi içselleştiremezler. Çünkü iradeleri ipotek altındadır.

Bir partiyi en büyük sıkıntıya sokacak tek şey onun vesayet altına girmesi ve yerinden yönetilememesidir.

Aynı şekilde partinin iflahını kesecek bir diğer tutum ise, blok ve total tavır ve hegemonyadır. Demokrasiyi sadece parmak sayıları arasındaki matematiksel işlemlerden ibaret gören anlayıştır.

Demokratik işleyiş bu her iki tavrı da dıştalar. Demokrasi bu tutumları dıştalar.

Kürt demokratik hareketindeki bir diğer yanlış da kuşkusuz ki “koalisyoner yönetim” sistemidir. Gerçekte, bir parti diğer partilerle koalisyonlar yapabilir. Ancak demokratik partilerde partide yer alan farklı düşünce gurupları arasında bir koalisyon olmaz. Yönetim organlarının paylaşım pazarlığı yapılmaz. Parti eğer böyle bir yolu önüne koyarsa iç çekişmelerden ve iç sorunlardan dışarıya açılmaya fırsat ve zaman bulamaz. Dahası koalisyon güçleri de partinin çıkarlarını bir kenara iter ve kendi gurup çıkarlarını öne çıkarırlar ki bu da partinin “dayak yiye yiye ölmesi” demektir.

Kuşkusuz demokratik partiler kendilerine yakın diğer partilerle zaman zaman ittifaklar yapabilir. Partiler arası iş ve güç birlikleri yapılabilinir. Bu çok normaldir.

Ama demokratik partiler vesayet altındaki partilerle, şiddet ve gerilimden medet uman partilerle, yerinden yönetilmeyen ve iradesi ipotek altında olan partilerle ittifaklar kuramaz, kursa dahi bu ittifakların başarı şansı olamaz. Çünkü birlik farklı mücadele alanlarını birbirinin yerine ikame eden güçler arasında gerçekleşmez. Birliğin bir zemini ve ortak amacı vardır.

Kürt demokratik muhalefeti bu tür yanlışlardan kurtulmadığı sürece ciddi ve kalıcı kazanımlar elde edemez. Samimi yurtsever-demokratik bir anlayış olmadan çoğalmak ve başarıya gitmek olanaklı değildir.
Print