2019-08-22
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Latif Epözdemir
 
KKTH Kürtelerin en doğal hakkıdır
2012-06-15 20:56
Latif Epözdemir
KENDİ KADERİNİ TAYIN HAKKI KÜRTLERİN EN DOĞAL HAKKIDIR
Latif EPÖZDEMİR / Gazeteci/Yazar
Türkiye değişiyor ve artık eski ayıplarını gizleyemeyecek durumda. Görünen o ki hiçbir şey eskisi gibi sürüp gidemeyecek.
Türkiye’nin en temel sorunlarından biri kuşku yok ki Kürtlerin yıllardır kanayan yarası durumundaki temel hak ve özgürlüklerinin tanınamaması sorunudur. Bu nedenle artık her kes bu sorunu tartışıyor ve çözüm konusunda görüş beyan ediyor. Kürt sorunu insan hakları ihlalinden öte bir ulusal demokratik sorundur.Bu artık gizlenemeyecek kadar açıktır. Öyle ya da böyle bu sorun artık aydınların, akil adamların, siyasetçilerin gündeminde ve üzerinde tartışma ve görüşmeler yapılıyor.
Bu önemli birinci fırsattır.
Çünkü yıllarca bu sorunun tartışılması bile yasaktı. Kürt demokrasi güçleri ve barışçı çevreleri başından beri bu sorunun poligonların dışında özgür bir biçimde tartışılmasına vurgu yaptılar. Bu uğurda ciddi bedeller ödediler.
Bu gün artık bu sorun tartışma düzlemine kavuşmuş durumda ve bu süreçten geri dönüş olanaksızdır. Statükonun en önemli temsilcisi durumundaki CHP bile artık güneşin balçıkla sıvanamayacağını gördü ve kabul etmek gerekir ki Kılıçdaroğlu da bu konuda cesur bir adım atmış durumda. Bu önemli bir olanak sağlıyor.
Sorunun toplumsal düzlemde tartışma zemininde olması çözüm konusundaki ilk ciddi fırsattır.
İkinci olanak da kuşkusuz sivil anayasa konusundaki toplumsal uzlaşının yakalanması konusudur.
Yeni ve sivil bir anayasa Kürtlerin de temel haklarını anayasal güvence altına almak konusunda da bir uzlaşı yaratmalıdır. Parlamento bu sorunu çözebilecek kudrettedir.
Yeni anayasa insan haklarına saygı ile birlikte insan haklarına dayalı olmalıdır.
Kürtlere vatandaşlık bilinci ve bu ülkeye bağlılık ve aidiyetini sağlamak için Kürt ulusal haklarının çağdaş demokratik ve uygarlık düzeyine uygun olarak güvenceye kavuşturulması gerekir.
Artık bu ülkede Sayın Bülent Arınc’ın da dediği gibi Türklerin neyi varsa Kürtlerin ve diğer etnik kesimlerin de aynısının olması gerekmektedir. Bu durumu kabul etmekle işe başlanırsa sorun çok kolay düzeyde çözülür.
Bu durumu kabul etmenin yolu kıyas, merhamet ve vicdan muhasebesi ile mümkün olur. Tek bir sorunun yanıtı verilebilinirse vicdanlar işe koyulur. Acaba Kürtlere yıllardır reva görülen bunca haksızlık size yapılsa ne yapardınız. Bu sorunun yanıtını verebiliyorsak soruna karşı daha hoşgörülü olabiliriz.
Örneğin; Meclis bu işe başlarken başlarken önce şu adımlarla başlayabilir:
Kürt yerleşim alanlarının adlarının Türkçeleştirilmesini öngören o meşhur ve kadim “kararname” değiştirilirse Kürtçe isimler özgürleşir. Bu sorunun çözümü konusundaki içtenlik konusunda güven verici önemli bir adım olur.
Devlet toplum yaşamındaki müdahaleci yapısından kurtulup çok kimlikli ve çoğulcu bir yapı ile aslına rücu eder ve farklı kimliklerin korunup geliştirilmesini anayasal güvenceye kavuşturursa bu da önemli bir başka adım olur.
Keza merkeziyetçilik kuralı daraltılıp yerel yönetimlere ve sivil toplum kurumlarına daha çok yetki ve daha çok insiyatif tanırsa bu da çağdaş bir adım olur.
Buradan hareketle yerel halklar kendi geleceklerini kendileri demokratik bir biçimde kurabilirler bu da önemli ve ciddi bir atılım olur.
Kürt coğrafyasındaki yerleşim yerlerinde resmi dil ana dil olmalıdır. Türkiye düzeyine dağılmış olan Kürt nüfus dikkate alındığında ise Kürtçenin eğitim dili olması ve hatta ikinci derecede resmi dil olması kaçınılmazdır.
Seçilmişleri atanmışların mezaliminden ve de yönetiminden kurtaramadıkça devletin kılıcı halkın tepesinde sallanmaya devam eder. Zaten bu gidişat ile demokrasi de tecelli etmez, hele ileri demokrasi hiç gelişemez.
Türkiye kamburlarından kurtulmak zorundadır ki bölgesel bir güç olabilsin, önü açılsın, kalkınsın ve de büyüsün.
Halkın kendi seçtiği yöneticileri yine halkın kendi seçtiği yargıçlar ve halk meclisleri görevden alabilmelidir. Yani yerel bazda halk meclisleri oluşturulmalı ve bunlar anayasal güvence altında olmalıdır.
Geçmişte Kürtler kendi siyasal partileri ile seçimlere özgürce katılamadıkları için bölgede elde edilen seçim sonuçları halkın gerçek iradesini yansıtamadı. Bu nedenle Kürtler “selfdeterminasyon” haklarını da kullanamadılar. Oysa ki bu hak uluslar arası sözleşmelerle bağıtlanmış ve tüm halklar ve uluslar için vazgeçilmez ve devir edilemez olarak tanımlanmıştır.
Özetleyecek olursak hazır tüm koşullar Kürt sorununun çözülmesi konusunda olgunlaşmışken daha fazla zaman kaybı daha fazla acı ve elem anlamına gelecektir.
Hal böyle iken algıların değişmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.
Yeni anayasa yazılımına başlanmışken Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı doğal ve temel bir hak olduğu anayasaya konulmalıdır. Yeni anayasa mutlaka Kürt halkının özgür, eşit ve adil bir yaşama kavuşmasını öngörmeli ve bağıtlamalıdır.
Dahası yeni anayasa Kürt kimliğini tanımalı Kürtlerin kendi kendilerini yönetme hakkını güvence altına almalıdır.
Kürt dilinin eğitim dili olarak kabul edilmesi, Kürtçenin kamusal alana yayılarak özgürce kullanılması sağlanmalıdır.
Kürtlerin kendi özgün kimlikleriyle kendi ulusal örgütlerini kurabilmeleri yeni anayasada güvence altına alınmalıdır.
Kürt halkının kendi özgür partileri ve örgütleri ile siyasal sürece özgürce katılabilmeleri için gerekli tüm olanaklar sağlanmalıdır.
Elbette ki, Kürt toplumu da bu süreçte kendi iç barışını sağlaması gerekir. Kürtler kendi iç hukuklarını ve iç demokrasilerini geliştirip kurmalıdır. Kürtler de, birbirleri ile karşılıklı işbirliğine açık ve farklılıkları barındıran bir anlayışla bu sürece katkı sunmalıdırlar.
Kürtler silahlı mücadeleden ve şiddet içeren yöntemlerden hızla vazgeçmeli ve tek taraflı da olsa kesinlikle silahları gömmelidirler. Çünkü silahlı mücadele demokratikleşmeye, diyaloga ve tartışma zeminine zarar veriyor. Hazır özgürleşme sürecine girmişken silahın Kürt özgürlüğüne artık zarar verdiğini anlamak ve silahlı mücadeleden vazgeçme kararını olgunlukla karşılamak gerekir.
Kürtlerin kendileri için , eşit, özgür, adil ve onurlu bir yaşam talep etmeleri son derece doğaldır. Bunu olgunluk ve metanetle karşılamak gerekir.
Bu nedenle yeni anayasa özetle:
Kürt halkının kimliği tanınmalı ve anayasal güvence altına alınmalıdır.
Kürt dilinin bölgede resmi dil olması, Türkiye çapında ise ikinci resmi dil olması sağlanmalı ve anayasaya bu biçimde konulmalıdır Kürtçe eğitim ve öğretimin gerekli olan her yerde yapılabilmesi anayasal bir hak olarak güvence altına alınması gereklidir.
Yeni anayasa Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı, yani kendini yönetme hakkını içeren siyasal bir yapılanmaya götürmelidir.
Keza yeni anayasa örgütlenme hakkını tanımalı ve evrensel normlara uygun hale getirilmesini önüne koymalıdır.
Yeni anayasanın, Kürt ve Kürdistan isimlerine her alanda özgürlük sağlamalı, bu adlarla her türlü örgüt ve siyasi parti kurulmasını güvence altına alması gerekir.
Kürtlerin şiddete ve teröre yönelmemesi, akan kanın durması sonsuza dek gerçekleşebilir .Bu bir düş olmaktan çıkabilir.
Dahası, özgür ve demokratik bir Türkiye ile özgür ve demokratik bir Kürdistan’ın kurulması ancak bu koşullarda yaşam bulur.
Kendi kaderini tayin hakkı böylece yaşama geçebilir. Bu her kes için en hayırlısı olur, bölünme korkusu da tarihe karışır.
Şimdi tam zamanı. Güçlü bir ülke için ileri demokratik bir yaşam için cesarete ve metanete gereksinme var.


Print