Makale

”Makbul” kimligin irtifa kaybi

[email protected]

Çözüm ve silahsizlanma süreci ile birlikte ‘makbul’ kimligin de inise geçtigi, yasakli kimliklerin fiilen iadeyi itibara kavustugu bir dönemden geçiyoruz. Kemalistler Türk kimligini ‘makbul’ kimlik olarak tayin etmis ve var olan diger kimlikleri ötekilestirmeyi, ret etmeyi seçmisti.

Fikren ve fiilen iktidar oldugu günden itibaren Kemalist ideoloji çok uluslu ve çok kültürlü ‘Misak’ içindeki hemen herkesin manevi yasaminda bir biçimde iz birakmayi basarmistir. Kemalist ideolojinin zafere ulasmasi yillar almis ve bu süre içinde kusaklar gelip geçmistir. Geçen yillar içinde bir çok olgu kendine yabancilasmis ve ‘tek’ leserek zoraki bir ‘uyum’ ve entegrasyona ugratilmistir. Heba edilen çok seslilik, renklilik ve kültürel zenginlik ‘Türklügün’ egemen olmasi ve ‘Türk Milletinin’ egemen ulus olarak ‘insasi’ ugruna adanmistir. Toplumu ‘Türk’ esasina göre düzenleme rejimin temel amaci olmustur. Bu anlamda çok siki ve kesintisiz bir biçimde toplum mühendisligi yapilarak yeni bir ‘bina’ insa edilmistir. Insa edilen binaya da ‘Türkiye’ adi verilmistir.

Günümüzde ‘çözüm süreci’ ve yeni bir sivil anayasa tartismalari kamuoyu gündeminin en üst siralarini olusturuyor. .Dogal olarak da kimi uzmanlar ‘millet’ ve ‘Ulus’ kavramlari üzerinden bir tartisma sürdürmek sureti ile bir ‘ara yol’ bulma ugrasina girmis bulunuyorlar. Yeni anayasa çok kimlikli dokuyu nasil ifade etmelidir.? Türkiye ve Türk milleti kavramlari her kesi kapsayan ve kaplayan bir kimlik midir.? Türklük bir üst kimlik olabilir mi ? gibi tartismalar yapilmaktadir.

Bu tartismalarin sonuca ulasmasi için Türkiye’deki asal ve kurucu kimlikleri irdelemek ve buradan çikacak verilerle sonuca gitmek en dogru olanidir. Türkiye’de ‘azinliklar’ in kim oldugu bilinmektedir. Lozan bu tasnifi yapmis bulunuyor.

Geriye kurucu unsur ve asal kimliklerin kim oldugunun tespit edilmesi kaliyor. Burada Türk kimliginin yani sira Kürt kimligi de önem kazaniyor. Çünkü Kürtler azinlik degil, kendi çografyalarinda topraga bagli bir dile, M.Ö. sekiz bin yila dayanan bir tarihe ulusal bir folklor ve kültüre sahip ve bu ortakliklarini ‘ruhsal sekillenme birligi’ ile tamamlamis bir toplumdur.

Bu nedenle yeni Anayasanin baslangiç kisminda, Türkler ve Kürtlerin yani sira bu özellikler tasiyan varsa diger kimlikleri de anilmalidir. Bu kategoriye girmeyen etnik yapilar ve azinliklar ise kültürel ve dilsel bakimdan tamamen özgür kilinmali ve bu özgürlükleri anayasal güvence altina alinmalidir. Ama anayasa baslangicinda asal ve kurucu unsurlari ismen anmak durumundadir. Kisacasi anaysa Türkiye’deki uluslarin (milletleri) ulusal varligina vurgu yapmalidir. Burada yeri gelmisken Ulus ve Milleti , ya da Milliyet kavramlari üzerinde durmakta yarar var. Hemen belirtelim Kemalistlerin Ulus tanimi da kendilerine özgü ‘Türki’ bir tanimlamadir ve uluslar arasi tanimlardan farklidir.

Hatirlanacagi gibi CHP’li Birgül Ayman GÜLER bir konusmasinda ‘kimse bana Kürt miletini Türk ulusu ile esit gördüremez, Kürt milliyeti ve Türk Ulusu esit olamaz.’ (31.01.2013 tarihli TBMM konusmasindan)’ demisti. Sözleri sert tepkilerle karsilasan Ayman Güler bunun üzerine kendini aklamak amaci ile .bu sözlerin Atatürk’ün ulus taniminin aynisi oldugunu söyleyerek topu Kemalist ideolojiye atti. Gerçekte ise bu tanim Mustafa Kemalin Ulus tanimina uyuyor. Ayman sözlerine devamla ‘Benim sözlerim Atatürk’ün ulus taniminin aynisi. Türk adini tasiyan bir etnik grup göremezsiniz. Etnik olarak Türkmen, Yörük vardir. Kürt dediginiz zaman bunun karsiligi Türk degil Türkmen olabilir.’

Mustafa Kemal Kürtleri bir ‘Türkmen’ boyu olarak tanimlarken bunu bilinçli olarak yapmistir. Tarihsel ve bilimsel gerçekler bunun dogru olmadigini kanitlamistir. Bu nedenle Kürtlerin ayri bir millet olarak varligini ispat ve ikna için uzun uzadiya tartisma yapmaya gerek yok.

Elbet bu sözleri söyleyenden çok söyleteni sorgulamak gerekti. Kendisi de bir cumhuriyet çocugu olan ve Mustafa Kemalin soydasi olarak ve de Mustafa Kemalin askeri olarak yerlesik bir algiyi tekrar etmis oluyor. Burada suçlanacak bir kisi varsa Mustafa Kemal, suçlanacak bir düsünce varsa Kemalizm suçlanmalidir. Bu düsüncelerin Mustafa Kemal’e ait oldugundan süphe yok. Çünkü Kemalizm’in özünde ret, inkar, asimilasyon, irkçilik, tekçilik ve Türkçülük vardir. Bu nedenle Mustafa Kemalin askerleri yillardir her alanda her kademede israrla ayni seyleri söyleyerek Türk olmayanlari eziyor, küçümsüyor ve horluyor. Bu irkçiligin kaynaklandigi yer Türkçü Kemalizm’dir.

Birgül Ayman Gülerin meclis konusmasi bir anda yanki bulunca parlamento dahil bir çok kesimden ciddi tepki toplamisti. Basbakan Recep Tayyip Erdogan, Bekir Bozdag, Bülent Arinç ve Hüseyin Çelik; Birgül Ayman Güler’i sözlerinden dolayi irkçi olarak kinadilar. Sayin basbakan da ‘bunlar Türkçeyi de dogru dürüst bilmiyor. Millet ile Ulus ayni anlama gelir’ diye yorum yapmisti. Öyle anlasiliyor ki bu iki sözcügün fikren yanlis ikame edildigi anlasilmisti

Görünen o ki Türkiye’de her iki kavramin ( Ulus ve Milliyet) içerik olarak farkli olduguna inanan kesimler de var. Kisa da olsa çesitli görüs açilari bakimindan ulus ve millet sözcüklerinin tanimlarina bir göz atmak gerekir.

Yeni dönem Islam bilginlerinden Ahmed ARVASI bu konuya iliskin olarak yani Ulus ve Ulusçuluga dair söyle diyor.:

‘Ayni vatanda, ayni toprakta dogup yetisenlerin din, örf-âdet ve menfeat birligi.’

Sayin ARVASI devamla :’ Islâmiyet ‘posa irkçiligini’ ve irk ve kavim üstünlügü iddiâlarini câhiliyye devri âdetleri olarak reddetmekle birlikte, aslâ, müslümanlari, soyunu, kavmini ve irkini red ve inkâr etmeye dâvet etmemektedir. Aksine böyle bir fiili harâm saymaktadir. Kaldi ki; ‘Vatan sevgisi îmândandir’, ‘Kisi kavmini sevmekle suçlanamaz’ ve ‘Kavminin efendisi, kavmine hizmet edendir’ diye buyuran Resûlullah efendimizin dinini; kavimlerin, milletlerin ve milliyetçiligin aleyhine kullanmak mümkün degildir. Islâmiyet bunlari yok etmez, kardes olmaya dâvet eder.’

Hemen belirtmek gerekir ki Millet ve Ulus ayni anlamlar içeren farkli dillerdeki ifadelerdir. Ulus Türkçedir. Millet Ulusun Arapçasidir. Kürtçede Netewe de ulus/Millet anlamina gelen sözcüktür. Ulus sözcügünün Avrupa dillerindeki karsiligi ise Nation , yani Nasyondur. Buradan hareketle Nasyonol Milli/ Ulusal; Nasyonalist: Ulusalci/ Milliyetçi anlamina gelir.

Kabul etmek gerekir ki ulusun/ Milletin en genis kabul gören tanimi söyledir:

Ulus: ayni topraklar üzerinde yasayan, (toprak birligi) aralarinda dil,(dil birligi ) tarih,(tarihsel yasam birligi ) duygu, ülkü, gelenek ve görenek (Psikolojik, ve ruhsal bakimdan duygu ve karekter birligi) birligi olan insan topluluguna Millet/ Ulus denir.

Bir iki cümle ile MILLIYET sözcügüne de göz atmak gerekirse, milliyet; Millete özgü olma veya millî/ulusal olma durumu, aidiyetlik, ulusallik, bagli bulunan millet, tabiiyet, tebaat anlamina gelmekte olup Osmanlica bir sözcüktür.

Burada çok kisa da olsa Milletlerin / Uluslarin olusum süreçlerine iliskin olarak kabul görmüs olan iki savdan söz etmek yerinde olacaktir.

Millet’in olusumuna dair tezler kabaca iki ana yaklasim altinda toplanir: Özcü yaklasim ve Insaaci yaklasim

Özcü yaklasima göre, milletler toplumsal tarihin dogal ürünü olan birimlerdir. Bu birimlerin temelini kanbagi, dil, din, ortak tarih gibi bir takim kültürel elementler olusturur. Bu kimlikler birey veya topluluga dogustan verilmistir; bu nedenle birey veya topluluk tarafindan reddedilmeleri çok zordur. Bu ortak özellikler kitlelerde dogal olarak bir birliktelik hissi veya milliyetçilik olusmasini saglayarak milletin harekete geçmesine ve kendi devletini kurmasina neden olur.

Insaaci yaklasima göre, milletler tarihsel sürecin görece daha geç döneminde ortaya çikmis bir olgudur; ayrica kapitalizmin ortaya çikisi, sömürgecilik, modern devletin yapilanmasi ile yakindan ilgisi vardir. Baska bir deyisle, milletin olusumu insan toplumunun ortaya çikmasiyla birlikte ortaya çikmis bir olgu degildir. Toplumsal gelisimin belli bir safhasinda meydana gelmis bir üründür. Her seyden önce bir milletin olusumundan önce bir milliyetçilik akiminin ortaya çikmis olmasi gereklidir.'( Vikipedya, Özgür Ansiklopedi)

Kabul etmek gerekir ki Marksist anlayis ulusun tanimini ve gelisim süreçlerini kabul etmekle birlikte bu alandaki PRIMORDIYAL yaklasimi kabul etmez.

Bu yaklasima göre, yaklasima göre, insanlik dogal olarak etnik biçimde bölünmüstür. Bu nedenle, ulusal / Milli kimlikler ebedi ve ezeli kimliklerdir. Ulusal/Milli ve etnik kimlikler arasi savas ve kapismalar kaçinilmazdir. Çünkü ulusal gruplar ‘dis dünyayi’ kendi kimlikleri üzerinden anlamlandirmak istemektedirler. Primordiyal anlayis, ulus içindeki sinif ve katman farklarini görmezden geldigi için Marksistlerce benimsenmez.

Tüm bu açiklamalardan sonra bir de Türkiye’deki sürece göz atmak gerekir.

Dünyadaki örneklere benzemeyen ve Ulus-Devlet olarak bina olan Türkiye’de devlet ulustan önce kuruldu. Ulus denilen sey ulus tanimina uymayan ve yapay olarak yeniden olusturulmak istenen bir olaydi .Olusturulmak istenen Ulus/ Millet Türk kimligini esas aliyordu. Bu nedenle tek ‘makbul’ kimlik olarak Türk kimligi isaret edilerek Türk Ulusu tanimi yapiliyordu. Bu merkezden bakildiginda var olan diger kimlikler ‘geçersiz’ ilan edilerek Türke tabi kilinmak istendi. ‘makbul’ görülen Türk olmaklik ayni zamanda ‘Imtiyaz’ ve ‘Üstünlük’ ile de taçlandirildi.

Rejimin birey olarak Türk olmayanlarla pek ciddi bir sorunu yoktu. Ancak bireylerin mensup oldugu aidiyet ve ulusal kimlikle savasiliyordu. Örnegin Kürtler birey olarak bir çok kamusal alanda görev aldilar, parlamentoya girdiler, devletin çesitli kademelerinde önemli görevlerde bulundular. Rejim için sorun olusturmadilar. Çünkü Türkçü rejim Kürt ile degil ‘Kürtlükle’ mücadeleyi yegliyordu. Çünkü tehdit olusturan ‘uysal’ Kürt degil, Kürtlük tehdit algisi olarak kabul ediliyordu.

Kemalist rejim bilinçli olarak Osmanli sosyal yapisina ‘enkaz’ diyerek toplumsal hafiza kaybi yaratmistir. Bu gün görünen o ki, aslinda gerçek enkazi Kemalistler yaratmis ve bu gün o enkazi kaldirmak, toplumu kendi asal dokularina kavusturmak sancili bir süreci yasatmistir. Bu süreci esas olarak, ‘toplumsal yasamdan Kemalist algiyi temizleme’ süreci, ‘tekçilik ve Türkçülükten’ arinarak, çokuluslu ve çok kültürlü yasama geçis süreci, yani, özgürlük ve esitligin kurulmasi için yüzlesme, barisma, tanisma ve yeniden yapilanma süreci olarak adlandirmak gerekir.

Makbul Türklük yeniden yapilanma sürecinde irtifa kaybedecegi için Türkçüler yeniden yapilanmaya siddetle karsi çikiyor ve statükonun, yani üniter yapinin oldugu gibi sonsuza dek devam etmesini istiyor. Makbul kimligin inise geçmesi ayricalik ve üstünlük kompleksini de sona erdirecektir. Bir ulusal övünç ve gurur olarak özümlenmis olan üstünlük, üst kimlige aidiyet, üstün irk algisi, demokrasi, esitlik ve özgürlük saglandiginda yerle bir olacaktir.

Türkçüler bunu görüyor, bu nedenle tüm güçleri ile degisimin önünde barikat olusturmaya devam etmektedirler.

Latif Epözdemir

Back to top button