Makale

40’a Dogru Giderken

Hayir, yasimdan bahs etmek istemiyorum..

Keske yasimdan, ömrümden bir kismini, gerekirse kirk yilimi bir ay önce rahmetli olan abimin yasamini uzatabilmek için verebilseydim. Ama maalesef olmuyor, olamiyor, mümkün degil. Gitti aramizdan, büyük bir ihtimalle birçok insana küserek ayrildi bu kahrolasicasi hayattan…

Bes kardesten en büyügümüz Ali Abim di. Sonra Memo, Huso, Makbus ve ben gelirdim. Soran oldugunda bes kardesiz derdim. Artik kaldik 4. Bundan böyle soranlara dört kardesiz mi derim, yoksa izah ederek 5 kardestik, kaldik 4 mü derim, bilmiyorum. Ancak bir sey varki onun yokluguna alisamiyacagim…

Annem 1969 yilinda gurbete çiktiginda, 5 yavrusunu birakip geldi. Neredeyse 80’ine ulasmis anam, ömrü boyunca bu yüzden vicdan azabiyla yasadi. Ali Abimi ögretmen okuluna yazdirarak, onun gelecegini garanti altina almak istedi. Abim daha sonra Ankara’da Gazi Üniversitesi’ni bitirip, lise hocasi oldu. Kafasi basta matematik olmak üzere fene yatkindi. Memo orta okulu ayni dönemde Kayseri’de annemin müsaibinin yaninda okudu, Huso, Makbus ve beni köyümüz’de babaennemlerin yaninda birakti.

Daha sonra ablam ve beni Almanya’ya yanina aldi. Hani kiz çocuklaridir, ne olur ne olmaz düsüncesiyle.

Annem daha sonra abimleri Ankara’da en büyük dayim Haydar’in yaninda okuttu. Sonrasinda ise Ali Abim evlendi. Bu sefer Memo ve Huso Ali abimin evinde liseyi bitirdiler. Ve nihayet Memo 1978 yilinda okumak için Almanya’ya geldi, bir yil sonra ise Huso…

Takviyeler böyle seyir izledikten sonra, biz hepimiz Almanyali olurken, Abim evliliginden dolayi hep Türkiyeli kaldi. Keske o dönem evlenmeyip de, o da bizim yanimiza gelseydi. Abim bizsiz, biz ise hep onsuz kaldik. Aile kurup, iki çocugu oldugunda, aile mutlulugunu yakalar diye düsündük. Ancak onu yalniz gördüler, itelediler, sümürdüler, Ankara’da esnafken köy hocaligina düsürdüler.

Daha genç yastayken kadere inanlara kizardim, metafizik düsüncelere gülüp geçerdim. Ancak görünen o ki insanin kaderi gerçekten de bastan belli oluyor. Abimin kaderi Türkiye’de bizden uzak olmasiyla belirlendi. Felaket ondan sonra seyrini aldi, taki daha zamani degilken, adeta bu dünyayi sevmedigini, bir beklendisinin olmadigini gösterircesine göç edene kadar…

40 sayisinin mesopotamya cografyasinda sihirli bir anlami vardir. Bir fincan kahvenin, kirk yil hatiri olurmus, Nuh Peygaber döneminde büyük tufan oldugunda, 40 gün ve 40 gece araliksiz siddetli yagmur yagdigi anlatilir, “öbür dünyaya” göçenler için ise 40 gün sonra yemek verilir… Bilimsel anlamda da 40. günden itibaren bedenin yok olusu baslarmis….

Bizim için Abi, kalbimizde ve düsüncelerimizde hep var olacaksin. Biz de bu dünyadan göç ettigimizde, umarim gezegenin bir yildizinda görüsür, dertlesir ve uzunca koklasiriz.

Abi, seni hasretle öpüyor, bana “kuzum”, “annem” ve “askim” demeni çok özlüyorum…

Avzem Çinar

Back to top button