Makale

Kürt halkinin demokratik haklari sartlara baglanamaz

Nizamettin Baris

Kürt sorununun siddet sarmali disina çikartilarak demokratik ve çagdas normlar ekseninde tartisilmasini ve böylece toplumda kabul görecek bir çözüme ulasilmasini saglayacak ortamin yaratilmasi hala gündemin en sicak maddesi olarak güncelligini koruyor. Ancak çözüme gidecek bir sürecin baslamasi ve basarili olmasi taraf olarak görülen aktörlerin ideolojik duruslariyla ve gizli gündemlerinin olup olmadigi ile yakindan ilgilidir. Kapali kapilar ardinda yürütülen ve birtakim kisi ve kuruluslarin konumlarini önceleyen ama konusulmasi beklenen temel seyi, yani Kürt halkinin esitlik temeli üzerinde haklara sahip olmasi gerekliligini dillendirmeyen ve hatta bunu öteleyen anlayis ve tartismalar, ‘yeni strateji’ adi altinda sunulan yaklasimin günü kurtarmaya yönelik bir oyalama politikasi oldugu algisini yaratiyor.

Gelinen noktada (ve sonuçlar dikkate alindiginda) Kürt sorununa çözüm bulmak için devlet istihbarat birimlerinin PKK temsilcileri ile görüstürülmelerinin iyi düsünülmüs bir proje olmadigi ortaya çikti. Birinci derecede sorumlu olmayan temsilci düzeyindeki aktörlerin üstlerine hesap vermek zorunda olmalari risk almalarini ve dolayisiyla ilkelere dayali ve çözüme yönelik kararlara varmalarini imkânsiz kiliyor. Kamuoyuna desifre edilen görüsme notlarindan da anlasilacagi gibi taraflar birbirlerine güven duymamaktadir. Bu olumsuz sartlar altinda birbirinden puan kapma yarisi içinde olan taraflarin Kürt halki ve tüm toplum yararina bir sonuç elde etmeleri mümkün degil.

Görüsmelerde belli konular üzerinde anlasma saglanmis olsaydi bile alinan kararlarin uygulanmasi mümkün olabilir miydi? Geçmis yillarda tek tarafli ya da üstü kapali bir biçimde anlasilarak alinan bazi kararlarin ‘ateskesler dâhil’ nasil sabote edildiklerinin hepimiz tanigiyiz (Bingöl’de 33 askerin öldürülmesi, Kürt açiliminin ertesinde Habur’da yapilan gösteriler ve Silvan’da 13 askerin öldürülmesi). Sunu teslim etmek gerekiyor: PKK’nin taleplerini siddet yoluyla elde etmeyi mesru kilan ideolojik durusu ve bu örgütü içeriden ve disaridan birden fazla aktörün etkin bir biçimde yönlendirebiliyor olusu varilan kararlarin uzun süre uygulamasina olanak vermiyor.

Bugünkü devlet yönetimi Kürt halkinin bilinen haklarini (ekonomik, sosyal, politik) ‘en üst düzeyde’ tanisa bile PKK ile, basta Öcalan olmak üzere tüm lider kadrolari ikna etmeden ve onlara egemenliklerini perçinleyecek bir alan açmadan, anlasmaya varilamaz. Hele bazi diktatörlüklerin (Suriye, Iran) ve Türkiye’deki derin Kemalist güçlerin PKK üzerindeki etkinlikleri de hesaba katilirsa görüsmelerden sonuç almanin imkânsizligi anlasilacaktir.

Hükümetin Kürt sorununun çözümünde en sorumlu aktörün kendisi oldugunu isaret edecek bir tutum takinmamasi, politik iç dengeleri gözetmesi ve vesayetten yana güçlerin halen yönetim kademesinde hatiri sayilir bir etkinlige sahip olmasi da çözüme yönelik bir sonuç alinmasini engelleyen diger nedenlerdir. Hükümetin atacagi her adimin derin devlet güçlerince her zaman sabote edilmesi ihtimali var. Derin yapilar bu güçlerini son olarak Uludere’de 34 masum insani öldürerek gösterdiler. ‘Oslo görüsmeleri’ ile ilgili MIT, emniyet ve yargi arasindaki tartisma ve sürtüsme de halen devlet içerisindeki farkli bazi aktörlerin olumlu bir süreci manipüle veya sabote etme gücüne sahip olduklarini gösteriyor.

Türkiye toplumunun tüm farkli ögelerinin esitlik ekseninde ve baris ve demokrasi ortami içinde yasama istegini yukarida degindigimiz olumsuz yapilarin tavir ve düsüncelerinde ‘bir degisiklik’ olana kadar ertelemek, ancak sorunu çözmeyi gerçekten istememenin bahanesi olabilir. Siyasetin ‘mümkün olani yapabilme sanati’ oldugu varsayimindan hareketle adim adim özgürlesme ortaminin yaratilmasindan yana olan, herhangi bir kisi veya gruba üstünlük saglamak yerine toplumsal uzlasi alanlarini esitlik temeli üzerine insa etmeyi amaçlayan çalismalar, varsa desteklenmeli, yoksa yaratilmali. Kürt sorununun çözüm sürecine girmesinin siddetin bitmesi veya bitirilmesi sartina bagli oldugu söylemi çözüm isteyenlerin degil istemeyenlerin elini güçlendirir.

Avrupa Birligi’ne üye olmayi amaçlayan bir ülkede Kürtlerin temel haklarinin verilmesini kendi gündeminin önemli maddesi yapmamak ve bu konuda irade beyan etmemek, bunu ‘terörle mücadele, siyasi uzantisi ile müzakere’ sartina bagli olarak degerlendirmeyi sürdürmek yönetim sorumlulugu ile bagdasmaz. Demokratik ülkelerde tüm sorumluluk hükümetlere aittir. AK Parti hükümeti de bu ‘zorunlu sorumlulugu’ üstlenmek durumundadir. Türkiye’nin ileri demokrasi ülkeleri kategorisine dahil olabilmesi için Kürtlerin temel demokratik haklarina kavusmasini demokrasiyi özümsememis kesimler ile mutabakat sartina baglamak da dogru degil.

AK Parti hükümetinin BDP ile diyalog kurarak bu sorunu çözme ya da siddeti gündemden çikartmayi basarabilme sansi oldugunu sanmiyorum. ‘Oslo görüsmeleri’nde basarilmayan islerin BDP ile görüsülerek basarilabilecegine inanmak fazla saflik olur. BDP’li milletvekilleri PKK’nin destegi olmadan kendi baslarina birakilsalar milletvekili olmak bir yana, küçük bir mahallede muhtar bile seçilemezler. Zaten BDP’liler de her zaman kendilerinin degil, ‘PKK’nin ve Öcalan’in muhatap alinmasi’ gerektigini söylediler. PKK’nin istegi disinda çesitli kesimler ile iliski içine giren bazi BDP’li milletvekili ve belediye baskanlarinin bizzat Öcalan tarafindan nasil azarlandiklarini ve ‘isbirlikçi’ olarak nasil suçlandiklarini biliyoruz.

BDP ile müzakerenin politik sonucu müzakereden yana olan BDP’lilerin bir daha hiçbir yerde seçilmemeleri olacaktir. BDP’liler hem bir daha seçilmeme korkusuyla hem de ‘isbirlikçi’ suçlamasi ile karsi karsiya kalmamak için böyle bir riski göze alamazlar. Kisacasi bugünkü kosullarda PKK ve/veya BDP ile Kürt sorununu çözüme kavusturmak yukarida belirtilen nedenler ve zorluklardan dolayi mümkün görünmüyor. Bu yüzden sorunun çözümünü talep edecegimiz adres iyi islerden de kötü islerden de sorumlu tutacagimiz AK Parti ve hükümet olmali. Sorunun çözümüne en önemli katki toplumsal destegi yükseltmek ve kendisi disinda baska seçeneklere hayat hakki tanimayan otoriter yapilarin kitle desteginden izole edilmesi için gereken radikal çözümleri hayata geçirmekle yapilabilir. Sesi çok çikan ajitatif kesimleri muhatap almak yerine sessiz çogunlugun istekleri tespit edilerek sorunlarinin çözümü saglanmalidir.

Her seyin konusuldugu baris ve özgürlügün egemen oldugu bir ortam yaratmak için yapilan tüm somut önerilerin yetkililerce dikkate alinmasi lazim. Iki somut öneri ile bu sürece katki vermek istiyorum.

Birinci olarak; adam öldürmek disindaki eylemler yüzünden siyasi nedenlerle hapiste olanlar için fazla gecikilmeden ve hiç kimse incitilmeden bir af gündeme getirilmeli. Bu aftan yararlanmak için geçmiste oldugu gibi insan gururunu inciten ‘pismanlik’ sartinin saglanmasi istenmemeli. Böylesi bir af ‘siddet ile hiçbir yere varilamayacagi, tüm çözümlenmemis sorunlara demokrasi içinde çözüm bulmanin mümkün oldugu’ düsüncesini benimseyen herkesi kapsamali. Su anda aranmakta olanlar için de bu af geçerli olmali.

Ikinci olarak; iyi niyetler ile ilan edilen açilim yeniden canlandirilmali. Bir tek kisinin inisiyatifine birakilmamali. Basbakanliga bagli, kamuoyunda sevilen milletvekili, bakan ve akademisyenlerden olusan bir yönlendirme ve arastirma üst komisyonu kurulmali. Bu komisyona bagli yerel çalisma guruplari olusturmali. Yüzlerce Kürt ve Türk demokrati bu alanda görevlendirilmeli. Özellikle Kürtlere açilimin amaç ve getirileri mümkün oldugunca anlatilmali. Konferanslar ve seminerler ile tartisma ortamlari yaratilmali. Yapilan ve yapilmak istenenler konusunda kamuoyu düzenli olarak bilgilendirilmeli. Böyle bir çalisma atil durumda olan açilimi yeniden canlandirip Kürt sorununun çözümüne ve siddetin etkisiz hale gelmesine yardimci olabilir.

Kürtlerin nasil yasamasi ve kimler tarafindan temsil edilmesi gerektigi konusunda ‘toplum mühendisligi’ görevi üstlenen bazi basin mensuplarina kulak verirseniz kendinizi çözümsüzlügün içinde bulursunuz. PKK’siz çözümün mümkün olmadigini söyleyen köse yazarlarinin ‘Kürt severligi’nin temel nedeni BDP saflarinda Ertugrul Kürkçü, S.Sirri Önder ve Levent Tüzel gibi konumlar yakalama istekleridir. Genis halk kesimlerinin muhatap alinmasi katilimci demokrasinin geregidir. Bu küçümsenemez ve göz ardi edilemez. PKK ve Öcalan yerine halkin muhatap alinmasina öfkelenenlerin, Kürtler için hissettikleri samimi duygulari çalistiklari medya gurubunun amiral gemisi olan Hürriyet gazetesinin nefret kokan irkçi ‘Türkiye Türklerindir’ logosunun kaldirilmasi için ugrasarak göstermelilerdi. Bu köse yazarlarinin birçogunun yillardir çalistiklari gazetelerin darbe ve irkçiligi savunan yayinlarinin hangisine karsi tavir aldiklarini insan merak ediyor. Kürt halkinin demokratik hak ve özgürlükler talebinin demokrasi ve özgürlügü içsellestirmemis kesimlerce temsil edilmesi yönünde ortaya çikan baski Kürt halkinin tarihten gelen sanssizligina baglanabilir.
——————————————-
Taraf-17 Mayis

Nizamettin Baris

Back to top button