Makale

30 Mart seçimlerinin kaybedeni belli, kazanani kim?

Emekli Ögretmen-Yazar

Cumhuriyet tarihinden bu yana yasanan,Türkiye’nin kendine özgü demokrasi kriterleriyle uyumlu bir seçim sürecini daha geride biraktik.Bu anlamda olumlu-olumsuz çok sey yazildi, söylendi.Belki AKP ile cemaat bilesenleri arasinda yasanan,ortak temasi anti Kürt fantazisi üstüne kurgulu seçim alanlarinda vesayetin solugu duyumsanmadi.Buna karsin,ayni kökten beslenen iki ayri daldan enselere agir pas kokulu yakici yalimlarla varligini duyumsatan ve Kürtlere özgü vesayetin solugu altinda tekrarlanan seçim oyunu ile neo feodal bilesenlerin nasil seçimin galibi sayildiklari,kumpasa dönüsen siddet eksenli politikalarla ötekilestirilmis Kürt çogunlugun neden seçimin maglubu olarak karsimiza çiktigi üzerinde hiç durulmadi.

Iste karsilik bulamayan sorular yumagi,bu seçim oyununun daha çok tartisilmaya devam edecegini gösteriyor.

Kürt cografyasinda demokratik degerlerin tartisilmasina izin verilmemesi nedeniyle, demokrasi denilen seyin sadece elit-zorba bilesenlerin Kürt çogunluga karsi imtiyazi olarak kabule zorlanisi ile yapilan seçimle,hiçbir toplumda karsiligi olmayan feodal hegemonya amaçli bilesenlerin baskisi altindaki Kürt siyaset kanadi, kendini seçimin galibi ilan edebilir.Hatta sekilde görüldügü gibi gizi kerhen medyaya da yansiyan ‘faili meçhulleri unutun,’tehditlerinin son raundu seklinde okunan haliyle,belki emsali 1930’larin Nazi Almanyasinda dahi görülmemis en kirli ittifaklarin ‘ya biz ya sürece müdahale,’algi modelini dayatmakla Kürtleri çaresiz ve seçeneksiz birakanlar ‘iblisi kibir’le kendilerini magrur ve asilmaz da sayabilirler.

Aslinda bir türlü sesli tartisilmayan önemli meselelerden biri de,her seçim öncesi Kürt muhalif kanadin,feodal hegemonyanin kendi bakis açisi ve kroniklesen ihtiyacina göre biçimlendirip Kürtlere dayattigi modelin,zaman zaman aydinlarin,yazarlarin dile getirdigi irkçi bir anlayis oldugunu,irkçiligin sadece baska bir irki asagilama olarak karsimiza çikmadigini,en tehlikeli irkçiligin,bir irk içinde türeyen ve kendi irkini demokratik degerlere,paylasmaya insanca yasama hakkina,adalete layik görmeme irkçiligi oldugunu tartismak yerine,nasilsa ortadogu kosullarinin biçimlendirdigi BAAS rejimlerinde realite budur deyip isin içinden siyrilmalaridir.Bunu yaparken,Kürt hegemonyasi ve içiçe geçmis ergenekonunun yüksek aklinca is birligi halinde alt yapisi igdis edilmis bazi kliseler piyasaya sürülerek Hewler’in nimetlerine göz dikmelerin siyaset pazarinda alisilmis bereket sayilmasi, insani baska türlü düsündürüyor.Oysa dünyanin hiçbir yerinde halk üzerindeki hegemonyasini o halkin felaketinde görenlerin siyasetini evirip çevirmelere kikirdeyip siyasetin oturan afili agaligini oynamak siyasetten sayilmamis.

Son seçim sürecinin bir aktörü olarak gördüklerimden ve yasadiklarimdan su sonuca vardim.Kürt siyasetinin hangi kanadinda olursa olsun,en büyük handikapin,zihinlerdeki feodalizm karanligindan soyutlanmayistir.Feodal tutkular,Kürtlerde ve siyasetinde feodalizm karanligi disinda bir dünya oldugunun farkina varilmasina izin vermiyor.En kötüsü bunun cahillik ürünü degil,hamaset kaynakli ve alisildigi gibi siyasete anonim sirket(mis) seklinde gelisen algidir.Adina ‘iblisi kibir’dedigim kliselesen bu çag disi algi,Kürt gerçegine sal olup örterken,mitolojik anlamda dünya nasil çifte kosulmus iki öküzün boynuzlari üstünde varsayilip öküzlerin boynuzlarini oynatmasi sonucu deprem meydana geliyorsa,baris süreci de sanki kirli ittifaklarla sekillenmis ergenekondan beslenen siddet eksenli feodal bilesenler için ‘aman ha.Süreci provoke etmesinler de yem olarak oy verin oy verin,’ telasi Kürt çogunlugun cehennemi olurken,dünyanin degisen dengelerinden tamamen soyutlanmis yanilgilar içindeki siyasetini beynimizi kemiren Mitoz’a devsirmis.Oysa bu süreç,yirmi milyon Kürt’ün omuz verip destekledigi bir süreç.

Bu mitoz halinin allanip budaklanmasinda elbette Apo-Mit görüsmelerinin yüksek kontrolü altindaki AKP ve BDP’nin,sikeli bir sekilde Kürtlerle top oynuyor olmalarinin rolü yadsinamaz.Seçim öncesinde ve sonrasinda yasananlardan anlasildigi üzere birbirinin yasam tarzini hazmetmeyen parti liderlerinin polemikçi,küfürlü dilleri sayesinde ortaya çikan davranis bozuklugu,zaten siyaseti güven ve seviye erozyonu yasayan Türkiye’de siyaset sosyolojisinin içine etmis.Kürt cephesinde ise,artik anti Kürt fantazisini ilke edindigi yadsinmayan BDP’nin Kürtlere verecegi bir sey olmayinca,sekilde göründügü gibi seçmene sundugu bir kumar oyunudur.Hileli zarlarla Kürtlerin oynamaya zorlandigi bu oyunun her zaman kazanan kasanin güvenligini,bu kez de listelerinde yer vermekle ödüllendirdigi saibesi dillendirilmekte ürkülen koruculara verilmis.

Iste,Kürt halkinin ihtiyacindan dogan ve öz dinamiklerinin ittifakla biçimlendirdigi HAK-PAR,sabirla beklenen yetkin ve erdemli kadrolarinin özenle biçimlendirdigi erdemli yol haritasiyla dört yani kurt kapanlariyla,alavere-dalaverelerle tuzaklanmis böyle bir ortamda seçim yarisina katildi.Örgütlü haksiz güç ile yalniz dogrunun mücadelesini yas ortalamasi elli üstü ama bilge duruslariyla topluma güven veren sayili insanla azimle yürüttü.Kuzey Kürdistan’da demokrasinin galip gelmesi,toplumsal ve siyasal sorunlarinin çözülmesi,siyasetinin barisçi, yapici bir rota izlemesi için müdahaleci kimligiyle HAK-PAR’in basarisina bagli oldugunu en iyi muhalif Kürt siyaseti gördü ve anladi.Bu süreçte destek sunmak veya varlik nedenlerini öteleyerek derin ittifaklarin yedegine düsmüs olmak veya olmamak artik HAK-PAR’in sorunu olmamali.

Buna karsin,otuz yillik çatismali ortamda ellerinden üreticiligi,yaraticiligi alinmis,varoslara zorlanmis Kürt siyasetinin ise yedeginde sayip ancak ihtiyaç halinde animsadigi,yokluk ve yoksullugu hafifletmenin çaresi olarak gördügü kapkaç,hirsizlik,dilencilik, uyusturucu satisi ve kullanim kolayligini yerel iktidarlarin lütfu ve sunumu sayan öfkeli insanlarimizla dogrusu mahalle baskisi nedeniyle yeterince ilgilenemedik.AKP kolilerle,torbalarla varoslara erzak tasirken,biz çocuklarina bonbon sekeri dagitacak olanaktan da yoksunduk.Medyaya yansiyan kirli ittifaklari çagristirici saibeli profiller,her an ensemizde duyumsadigimiz fiili baskilarla karsilasa bilirlik olarak okunmasi nedeniyle,koruculugun toplumda yarattigi tahribati sesli olarak dillendiremedik.Köye dönüs projesinin yasam bulmasinin önündeki ilk engelin,koruculugun kaldirilamayisi ve buna bagli olarak failleri belli cinayetlerin aydinlatilamayisi oldugunu anlatamadik.Her cumartesi kar,kis,ayaz demeden bir araya gelip boyunlarini büken kayip yakinlarinlarina yakin duramadik.Kürtlerin ilk temel sorunun yasama ve yasamin korunmasi hakki ve bu hakkin,sosyal ve siyasal sorunlarinin alt yapisi oldugunu söyleyemedik.Bunlari anlatacak demokratik alt yapi bulamadik.Çünkü demokratik modernite saçmaligi debilen sey,eccini gibi demoklesin kilici olup tepemizde ha o yana ha bu yana sallanip duruyordu.Ancak bunlar telafi edilmeyecek eksiklik degil.

Simdi sormali.Seçimin kaybedeni belli.Mazlum Kürt halki.Ya kazanani kim? BDP mi yoksa Kürtlerin karabasani Kürt hegemonyasinin derebeyleri mi?

ALI KIZILAY

Ali Kizilay

Back to top button