Makale

Altta kalanlarin çikis yolu

Korkarim ki AK Parti karsiti cephe Cumhurbaskanligi seçimi sonuçlarinin alinmasiyla birlikte, 30 Mart’tan da sarsici bir travma daha yasayacak. Bir yil sonraki genel seçimlerin de benzer bir sekilde sonuçlanacagini simdiden görmek için müneccim olmaya gerek yok…

Seçim yenilgilerinin yenilen siyasi partilerde sarsinti yaratmasi hep olur. Ama biz burada daha farkli bir seyden; çok daha yaygin ve siddetli bir toplumsal bir travmadan söz ediyoruz. Oy verdigi partinin seçilememesi gibi basit bir seyden degil; eski mutlu günlere geri dönüs için önündeki bütün çikislarin tikandigini; yasamak istedigi hayatla ilgili hayallerinin her seçimde bir kez daha tuz buz oldugunu sanmanin yarattigi bir duygu sarsintisindan…

Nüfusun yüzde 30-35’i gibi büyük bir kitle, artik iktidari ilelebet kaybettigini düsünüyor. Içinde dogdugu, her seyine asina oldugu ve o haliyle sevdigi eski ülkesini geri dönüs olmayan bir biçimde yitirdigini; bundan böyle kendi ülkesinde yabanci gibi yasamak zorunda oldugunu saniyor.

Çünkü o öyle yapmisti

Bu elbette ki kabullenilmesi zor, agir bir durum.

Ama durumu böyle algilamasinin sebebinin de kendi uzun tarihi deneyimi oldugunu görmemiz lazim.

Çünkü o öyle yapmisti…
Onun, seçilmis ya da seçilmemis siyasetçilerinin iktidarda oldugu on yillar boyunca ülke onundu; onun degerleri, onun fikirleri, onun begenisi iktidardaydi. Tek norm koyucu oydu. Kamusal alanin hakimi ve düzenleyicisi oydu. Normun disina çikanlari uyaran ve hizaya sokan da onun iktidariydi.

Dolayisiyla baska türlüsünü bilmiyor; baska türlüsü için mücadele etmeyi de…

Bildigi tek sey, güçler dengesini tersine döndürmek… Bir zamanlar altta kalan bugün üste çiktiysa, altta ezilmekten kurtulmanin tek yolu silkinip tekrar üste çikabilmek! O yüzden de sürekli ‘AK Parti iktidarini yikmak’tan söz ediyor. Bunun için her firsati bir hükümet krizine dönüstürmeye çalisiyor. Ama her seçim, böyle bir altüst olusun sandik yoluyla mümkün olmadigini gösterdikçe de yogun bir karamsarliga düsüyor.

‘Ya hep ya hiç’ degil…

Oysa, olayi ‘ya hep-ya hiç’ olarak ele almak yerine, baska bir yol izlemeyi akil etse, durumun hiç de öyle umutsuz olmadigini da anlayacak.

AK Parti iktidarini yikmadan da kendine yasam alani yaratabilecegini ve varolani koruyabilecegini; kendi degerlerini koruyabilecegini; ekonomik ve toplumsal iktidari gücü ölçüsünde paylasabilecegini; bunun mesru oldugunu ve eger böyle bir mücadele çizgisi izlerse AK Parti tabaninin bir kesimi dahil genis bir kesimin destegini alabilecegini düsünmüyor.

Türkiye’nin sosyolojisi, AK Parti’yi iktidardan uzaklastirmayi kisa vadede neredeyse imkânsiz kiliyor olabilir. Ama ayni sosyoloji, gücün asiri temerküzünden rahatsiz olan, farkli toplumsal kesimlerin güçleri oraninda kamusal alanda güç ve iktidar sahibi olmasina cevaz veren, bunu mesru gören bir sosyolojidir.

Türkiye’nin, artik ‘Altta kalanin cani çiksin’ dönemini sonlandirabilecek bir sosyolojik yapiya ve demokrasi derinligine ulastigina güvenmemiz lazim.

Iktidari kaybeden sinif ve zümreler, siyasetlerini mevcut iktidari ‘yikmak’ üzerine yogunlastirmak yerine, onu elestirmek, düzeltmeye çalismak ve bu arada kurulan Yeni Türkiye içinde varliklarini sürdürmek; ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda güç ve pay sahibi olmak üzerine kurabilirlerse, durumun hiç de umutsuz olmadigini da görecekler.

Sadece ülkenin ‘kimin’ tarafindan yönetildigine ilgi göstermek yerine ‘nasil’ yönetildigi üzerinde odaklanabilseler; yönetimin hatalarini ortaya koymak, alternatifler üretmek ve bu noktada toplumsal destek saglamak üzere bir çalisma yürütseler, iktidari tahmin ettiklerinden çok daha fazla etkileyebileceklerini fark edecekler.

Ilaveten, siyaseten güç toplayabilmelerinin tek yolunun bu oldugunu da…
———————————————-
Bugün-7 Temmuz

Gülay Göktürk

Back to top button