Makale

Kürdün katiri

Bizim mahallede sokak hayvanlarina özel ilgi gösterilir. Çikip sokak sokak dolasarak kedileri köpekleri besleyen birçok insan var. Bazilarinin hali vakti yerinde degil, üstlerinden baslarindan anlasiliyor; yine de hayvan beslemeyi aksatmiyorlar. Hele biri var, o kösede belirdigi anda kediler sofraya oturup beklemeye basliyorlar. Adam yiyecek verecegi kedileri -otuzun üzerinde kedi- tek tek taniyor, her birinin önüne yiyecegini koyarken ona bir-iki söz söylüyor. Bir defasinda yiyecegi paylastirirken ortalikta görünmeyen bir kedi sonradan çikagelince adam üzüntüden perisan oldu, telasa kapildi. Öbür kedilerin önündeki yiyeceklerden azar azar alip geç gelene de bir porsiyon çikardi, ‘Hay Allah, benim hatam’ diye söylene söylene gitti. ‘Fark edemedim iste yoklugunu, benim hatam…’

Kaçakçilik yapmasinlar diye Roboski’deki katirlar itlaf edildi.

Belki insandan umudu kesmis insanlar bunlar; insandan dost olmayacagina karar vermisler bir asamada. Belki yalnizlik, mecburiyet; belki sadece tercihleri, istekleri bu. Bilmiyorum. Yine de, sadece hayvani beslemiyor, insanlik diye bir sey varsa, bir yerinden tutup yasatmaya çabaliyorlar diye düsünüyorum.

Twitter’da faaliyet göstermeye basladigimda ilk dikkatimi çeken, hayvanseverlerin bollugu, sürekli faal halde bulunuslari oldu. Sosyal medya, bir hayvansever cenneti. Kayip kedilere köpeklere dair duyurular hizla yayginlastiriliyor, yavrulara yuva araniyor, bulunuyor. Herkes devamli bahaneler bulup kedilerinin, köpeklerinin, ama özellikle kedilerinin fotograflarini paylasiyor. Kediciler arasinda özel bir duygu alisverisi oluyor. Hayvanlara yapilan eziyet veya gaddarliklar yaygin ve siddetli tepki görüyor. Bir belediye köpekleri toplamaya kalkistiginda olay yakindan izleniyor, köpeklerin telef edilmesine engel olunmaya çalisiliyor. Adalarin fayton beygirleri zorlu yokuslarda tükenip düstügünde güçlü bir ah sesi yükseliyor.

Belki bu yüzden, Roboski’nin katirlari kursuna dizildiginde degisik bir ses çikacak sandim.

Yanildim. Katirlar Kürdün katiri, katliam siyaset (‘Silahli Kuvvetler’in hiçbir zaman muhatap olmadigi ve olmayacagi teröristbasi ile 31 yillik savas’ kapsaminda) muamelesi gördü.

Içimdeki seytanla melek karsilikli geçip birbirlerini yemeye koyuldular bunun üzerine. Yine.

Seytan, Roboski katliamindan iki gece sonrasina iliskin görüntüler yansitti perdeye. Karin çamurun içinde çocuklarinin parçalarini aramis anneler, gözleri faltasi, elleri pençe, karanligin dibinde saçlarini yolarken, isil isil edilmis büyüksehir sokaklarinda danslar ediliyor, televizyonlarda yeni yilin nasil da coskuyla karsilandigina dair çesitlemeler birbirini izliyordu.

Bir Kürt, o güne kadar herhangi bir seye itiraz etmis olmasaydi da, iste o gün daga çikardi.

Jetler, kaçaga gitmis dönen köylüleri bombalamis, otuz dört insan parçalanarak ölmüstü. Yaralilar için ambulanslarin geçisi geciktirilmis, hiç degilse birkaç kisi kurtarilabilecekken asker en ufak yardimi dahi esirgemisti.

Türk basini, devlet ne diyecek diye sabaha kadar (yaklasik sekiz-on saat, bazi gazete ve tv’ler daha da fazla) beklemis, sonra lütfen, ‘sinirda olay’, ‘Uludere olayi’ gibi basliklarla olayi güya duyurabilmisti.

Dönemin basbakani Tayyip Erdogan, ‘Kiliklari kiyafetleri PKK’lilerle ayni, Silahli Kuvvetler o kadar yüksekten Ahmet mi Mehmet mi nasil ayirt etsin?’ diye sormus, dönemin içisleri bakani olacak zat, ‘bunlar zaten PKK’ye çalisiyor’ demisti.

Diyorum, Roboski ve Gülyazi köyleri oldugu gibi daga çiksin diye âdetâ birkaç koldan ugrasilmisti.

Geldik iki gün önceye.

Gülyazi köyünden Beyar Encü anlatiyor [http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/03/150325_sirnak_katirlar]:

‘Yaylaya dogru giderken 20’ye yakin askerin odun topladigimiz tarlaya dogru gittigini gördüm. Daha tarlaya varmadan askerler üzerime dogru ates açti. Katirin üzerinden atlayip uzaklastim. O sirada iki katirimi da vurdular… Iki asker bana orada beklememi söyledi, ama beni de öldüreceklerini düsündüm. Korktum ve kaçtim. Köye dönüp haber verdim.’

Bizim devlet yara sarmaz. Döver, iskence eder, yaralar, öldürür… Genç bir çocuk öldürülür, annesi kahrindan ölür, hem oglunu hem esini kaybeden adami (Mehmet Ayavalitas’in babasi) Adliye’de dövdürür. Tartismasiz en iyi becerdigi sey, açilmis yarayi desmek, yeni yaralar açmaktir.

Roboski katliaminda yaranin büyügünü devletten önce, felaketin üstünde henüz iki gün geçmisken büyüksehirlerde çilgin yilbasi kutlamalari yapan ahali açmisti. O korkunç 1990’lar boyunca bir defa olsun yüzünü Kürtlerden yana çevirip de ‘üzülüyoruz’ manasina gelecek en küçük jesti bile yapmaya gerek görmeyen ahalimiz, haksizligin, gaddarligin bu kadar açik, ortada, elle tutulur oldugu bir katliamda dahi zulme ugrayanlara gösterebilecegi ufacik duygudasligi esirgemisti. Devlet yas ilan etmese bile renkli, gürültülü yilbasi kutlamalari yapilmayabilirdi. Konu bile olmadi. Lafi bile geçmedi. Yilbasi kutlayanlara gicik olan dindar ahali de Roboski’den yana tek üzüntü miriltisi göndermedi. Dert sahiden ‘teslim’ ve adalet olsa, camilerde lanetlenmesi gerekirdi o katliamin.

Kürdün katirlari kursuna dizildiginde büyüksehir hayvanseverlerinden ses çikacak sanmam, bütün bunlar yüzünden, belki de sadece benim lüzumsuz iyimserligim ve beyhude beklentim sayilmali. Kürtler sözkonusuysa vurdumduymazligin, umursamazligin, vicdansizligin mübah oldugunu unutuyorum.

Gerçi konu Kürtler olmadiginda da durum tamamen farkli degil. Burasi, hemen her seyi riyakârlik ve yalan üzerine kurulu bir ülke, buraya her hareketi hile ve düzenbazlik içeren bir devletçe hükmedilir. Katirlari vurabilmek için yasal kilif aramis ve uydurmuslar. Tarim Bakanligi, ‘ülkemizin morfolojik yapisina uymayan bu hayvanlarin salgin hastalik yayabilecegi’ yollu rapor vermis, sadece sokak köpegi degil topluca insan ‘itlaf’ina da alisik olan devlet böylece katirlari gönül rahatligiyla kursuna dizmis.

Devlettir, yapar; biz yine kendimize dönelim. Bizzat katliamda can veren insanlara katir demeye getiren bir yazar, memleketimizin fena halde muhalif bir kesiminin gözünde muteber insandir. Ana muhalefet, 50 lira için can pahasina dag tepe asan köy çocuklarina bakinca hâlâ fabrika kursan aninda asimile olacak ‘Kürt kökenli yurttas’ görüyor. Öbür muhalefet, biraksan gidip katirlari -sahipleriyle birlikte- bizzat tarayacak. Gençleri, sayamadim kaç ilde, kaç okulda Newroz kutlamalarina saldirdi. Dün Ankara’da, Kizilay’in ortasinda bir insani biçakladilar.

Ey sayin modern büyüksehir ahalisi, bari su diyecegimi ciddiye alin: Birilerine zulmetmek, onlari ezmek, kimliklerini, dillerini inkâr etmek, baskalarina karsi üstünlük iddiasinda bulunmak, sizi kirletir. Vicdaninizi köreltir, aklinizi kemirir, sagduyunuzu eksiltir. Devlet yoksul insanlarin katirlarini vurdurtur, siz orali bile olmazsiniz. Orali olmadiginizda sadece zavalli katirlar canini kaybetmez, siz de çok sey kaybedersiniz. Farkinda degilsiniz, katliamdan iki gün sonra yilbasi kutladiginizda ne çok sey kaybettiniz.

Bu tür insanî kayiplarin özelligi sudur: Farkinda olmazsiniz. Neyi kaybettiginizin, sizden neyin eksildiginin farkinda degilsinizdir. Zalime, hirsiza, yolsuza oy veren, pusulayi sasirmis güya mütedeyyin seçmenden betersiniz, daha beter olursunuz. Bu yüzden bu kaybi gideremezsiniz. Gideremiyorsunuz. Eksilen eksildi, gitti, farkinda degilsiniz. Her Ermeni mahallesine yerlestiginizde, her Rum mülküne elkoydugunuzda neler neler kaybettiniz, nasil fark etmediyseniz, otuz küsur senedir parça parça, ufak ufak öldügünüzün de farkinda degilsiniz. 1990’larda Batman sokaklarinda birinin ensesine satir indiginde sizden de parça kesildi, farkinda degilsiniz. Yere akan, yalniz Kürdün kani degil sizin cilk kivama gelmis insanliginizdi da. Diyarbakir’da sirtindan kursunlanan her insanla birlikte sizin vicdaniniz da delik desik oldu, farkinda degilsiniz. Birtakim uzuvlariniz uzun zamandir yerinde yok, farkinda degilsiniz.

Yoksa, kimse dogustan vicdansiz degildir.

Kürdün katiri da giderken sizden çok sey götürdü.

Bari bu sefer fark edeydiniz…

——————————————

Radikal-26 Mart

Ümit Kivanç

Back to top button