Makale

Öncelikle ceberutlugu, pervasizligi ve irkçiligi ‘yadirgamak’ gerekir…

Haberleri okuyorum…

Dogu illerinden birinde, bir belediye baskani yaninda uzun namlulu silahlar tasiyan adamlariyla yolda yürüyor, bir yerlerde bir çatisma da olmus sanirim, tehditler vs. Pek ilgimi çekmedi, devam ettim.

Bir son dakika haberi, filanca sayili KHK’nin falanca ek maddesi geregince çikarilan, OHAL’i gönüllerince sündürme yasasinin bilmem kaçinci maddesine dayanarak, düzenlemenin geçerlilik süresi dolmadan hemen önce, binlerce kisi daha kamu görevinden ihraç edilmis. Aileleri ve çevreleriyle birlikte on binlerce yurttas. Allahtan pek gürültü çikmadi, haber olmadi, ben de okuyup geçtim zaten.

Iste ayni konuda bir haber daha, Istanbul Belediyesi de imzaci KHK’lileri isten atmis, iktidar kanadindan gelecek elestirilerden korktuklari için belli ki, imzaci ve KHK’lileri istihdam etmeye cesaret edemediler. Daha dogrusu önce ise aldilar, ardindan ‘Aaa yasa varmis meger, hay Allah, kimse de söylemedi,’ diyerek isten çikardilar. CHP’deki KHK’li vekil ve yöneticiler konuya iliskin bir açiklama yapmadi. Haklilar, onlari ilgilendirmiyor ki. Ait ve lâyik oldugumuz uygarlik dairesinde, bir KHK’linin issiz birakilmasindan daha dogal ne olabilir. Yadirganacak bir sey yok.

Bir görüntü, pazarda çalisan biri, iktidara destegini anlatirken, çalma çirpma konularini hiç ciddiye almadigini anlatiyor hararetle, ne var yani ben de su kadar satis yapip daha azini gösteriyorum, diyor ve vergi kaçirdigini açiklikla söyledigi için dürüst biri oldugunu düsünüyor. Olabilir, sasirtici degil. Bu ruh halinin yalnizca bir partinin seçmenine has oldugunu düsünen var mi? Böyle isleri çok daha profesyonelce ve büyük meblaglarla yapanlara is insani vs. denmiyor mu ülkede? Üstelik o pazarci bir ‘endiseli muhafazakâr’, daha fazla endiselendirmeye gerek yok.

Bir baska videoda, çocuklu bir erkek, bir aracin sürücüsüne yavas kullanmasi gerektigini söylemis sanirim, sürücü elinde silahla baba ve çocugu kovalamis, yaninda birileri de varmis, öldürmekle tehdit etmisler. Sonuçta haber iste, münferit, bir sürücünün kendisine yavas kullanmasi gerektigini hatirlatan çocuklu birine silah dogrultmasini, tehdit etmesini, üstelik o kisinin epey kabarik sabikali olusunu vs. garipsemedim, sinirliydi muhtemelen; Suriyeli olup olmadigina baktim, degilmis, rahatladim.

Diger bir sitede, devlet ve çevresinde yuvalanan birilerinin giristigi iddia edilen karanlik islerden, suikastlardan söz ediliyordu. Hatta önemli bir sermayedar ailenin çok taninmis bir ferdi de vardi adi geçenler arasinda. Olagan, günlük haberler gibi göründü bunlar da, her yerde olur böyle seyler.

Çogu mecrada, siyasetçilerin sosyal medyada birbirlerine yönelik ifadeleri yer almis. Nevzuhur ve uzun ömürlü olmayacagini tahmin ettigim (diledigim) bir partinin genel baskani ile bir bakan arasinda ve bakan ile bazi yandas gazeteciler arasindaki satasmalari, ithamlari okudum. Siyasetçilerin tercih ettigi dilin maçolugu ve bazen maçizmi dahi gölgede birakacak üsluplarini olagan karsiladim, en medeni ülkelerde de siyasetçiler birbirlerine alçak, onursuz, sahtekâr, yaratik vb. der, bu nedenle ilgimi çekmedi.

Baska bir videoda, gençten bir hoca vaaz veriyor. Kadinlarin ‘etlerinin görünmesinden’ rahatsiz olmus vs. Devlet memuru. Siradan bir haber gibi okudum ve ‘Takva’ adli güzel filmi hatirladim.

Bir de yazi ilisti gözüme. Ümit Kivanç, uzun süredir tutuklu sevgili Bircan Yorulmaz’a açik mektup yazmis Duvar’da. Bircan, cezaevinde arkadasinin annesine ve ablasina sarilmaya kalkisinca, hemen disiplin sorusturmasi açilmis. Kivanç’in satilari: ‘…sen açik görüste neden tutup Pervin Oduncu’nun annesine ve ablalarina sariliyorsun? Sanirim öncesinde de selam verip tokalasmissin birileriyle. Hakkinda disiplin sorusturmasi açilmis. Açarlar tabiî. Ne demek ya baskasinin annesine, ablasina sarilmak? Bizim degerlerimiz bunu kaldirmaz. Ya tam o esnada vatan bölünse, bisey olsa? Ya öbür tarafta kalsaniz öyle sarilmis sarilmis? Sanirim orada tutuklu Dilek Yagli da benzer suç islemis; Ayla Akat’in ziyaretçisine selam vermis. Bu yüzden bir ay ‘ortak etkinliklerden men’ edilmis.’ Olabilir, sonuçta hukuk diye, mevzuat diye, disiplin diye bir seyler var.

Çayimi alip bu kez yazi için bilgisayarin karsina oturdum, herhangi bir gün…

Nasyonal Sosyalistler’i, Italyan fasistlerini, Franco devrini, Japon deneyimini, Latin Amerika’nin Kuzey destekli diktatörlüklerini vs. anlatan kitaplara iliskin ne yazdiysam bugüne dek, hemen her zaman ayni cümleleri kurdum, kendimi defalarca tekrar ettim. Bunun bir nedeni sikiciligim olabilir, ancak daha temeldeki gerekçe, türlü fasizmlerin kitleleri büyüleme ve dönüstürme becerisi karsisinda duydugum ve hiç azalmayan hayret duygusu. Birilerinin fasist olusundan çok, milyonlarca orta halli insanin onlarin aklina uymasi, pesinden gitmesi ve bir zaman sonra en akil disi propagandayi dahi yadirgamaz hale gelisi, çarpici olan.

Öncesinde de bir yerlerde birileri kitlesel biçimde öldürülüyor, katliamlar yapiliyor, insanlar eziliyordu; fasizm ise 20. yüzyil mahsulü ve demokrasinin mucidi burjuvazinin, sikistigi yillarda icat ettigi, dönemin kosullarinin ürünü bir siyasal rejim. Dolayisiyla her baski ve siddet rejimini fasizm olarak adlandirmak mümkün degil, ceberut rejimlerde benzer yöntemler gözlemlenebilir olsa da. Burjuvazinin belli kosullarda basvurdugu bir yol, yordam. Fasizmler arasindaki farklar, ülkelerin kendi tarihleriyle, toplumsal dokulariyla, siyasal kültürleriyle, hâkim inanç ve aliskanliklarla ilgili büyük ölçüde. Birbirine çok benzer gelismelerin, her ülkede, ortak nitelikler tespit edilebilse de farkli sonuçlara yol açmasinin nedeni bu.

Önemli olan bu fasizm deneyimlerinin benzer yanlarini görüp gerekçelerini kavramak ve fasizmin, irkçiligin her sekline, her dile gelis biçimine karsi alarmda kalarak, rejimlerin eninde sonunda elverisli bir topluma ve hâkim dile/söyleme gereksinim duydugunu hatirdan çikarmamak. Ayrica bir rejim fasist olmasa da, orada fasizan ve irkçi egilimler yaygin/makbul olabilir ve sistemin fasizm adiyla anilmamasi, çogunlukla toplumsal iliskilerde gözlemlenebilen söz konusu egilimlerin daha az tehlikeli ve zehirsiz oldugu anlamina gelmez. Fasizmin- irkçiligin küçügü de iri kiyimi da, açiktan yapilani da satir arasina gizleneni de tehlikeli.

Tarih boyu olaganüstü güzellikler yaratabilmis insanoglu, günü geldiginde en akil almaz alçakliklari da yapabildi ve baska pek çok etmenin yaninda bunu, kendi dilini/söylemini kurup çok sayida siradan insana benimseterek basardi. Bu yüzden ‘artik olmaz ve bizde olmaz’ inancinin yanlisligini biktirana dek yinelemekte yarar var. Ayni ya da benzer kosullarin ortaya çiktigi her yerde olur ve oldu, irkçilarin anteni ya da kuyrugu yoktu, bugün de yok, tahayyülü güç acimasizligin müsebbipleri siradan, basit insanlar.

Hal böyleyken, siklikla yineledigim ‘Biz nasil insanlariz ve nasil bir ülkede, toplumda yasiyoruz?’ sorusu, yalnizca bizi degil her ülkenin yurttasini ilgilendiriyor.

Bu toprakta dogal karsiladigimiz, alistigimiz bir olay ya da olgu, bir baska ülkede o kadar da alisildik degilse, neden? Hangi baskin niteliklerimiz, siyasal sistemi ve kabul ettigimiz hükümet biçimini etkiliyor? Sorgulamaktan, dürüstçe konusmaktan kaçtigimiz ve çogu demokratik ülkenin geçmisinden daha kir pas içinde filan da olmayan özgül tarihsel birikimimiz, söz konusu geçmisin ürünü olan yurttasin tutumu, yönetim sistemini ne ölçüde belirliyor? Alistiklarimiza, hangi süreçlerin sonunda alistik? O süreçleri degistirmeden kendimizi ve siyasal düzeni dönüstürmek mümkün mü?

Bugün yadirgamadigimiz, olagan karsiladigimiz, yillar içinde siradanlasmis ayrimci ve irkçi tutumlarin, özellikle günlük yasamimizi pek etkilemiyor ve hatta dikkatimizi çekmiyor hale gelisi, son derece ürkütücü bir durum. Daha dogrusu, dikkat çekse ve belli toplum kesimlerinin tepkisine neden olabilse dahi, irkçi, hoyrat, maço ve açikça siddet içeren ifade ve davranislarin, hukukla uzak yakin ilgisi olmayan karar ve uygulamalarin bu denli kolay gerçeklesmesi, tehlikeli.

Belli kisi ve gruplarin, etnik-dini aidiyetlerin, siyasetçilerin, sanatçilarin, yazar çizerin vb. bu kadar kaba saba bir dille ve pervasizca hedef alinabilmesi, bir yurttasin digerine yöneltmemesi gereken sorularin rahatlikla dile getirilebilmesi, siddetli lümpenligin ve her türlü yasa/kural disiligin böylesine revaçta olusu, günlük yasamin olagani haline geldikçe, genellikle ‘çürüme’ sözcügüyle isimlendirilen o dönüsüm, iktidar degisikliklerini asan uzun süreli bir toplumsal açmaza neden olma ihtimali tasiyor. Iktidar degisikligi sonrasini da etkileyecek bir çürüme bu. Üstelik dünyanin geri kalaninin durumunun da pek parlak olmadigi, farkli terimlerle adlandirilsa da yeni nesil fasizmlerin filizlendigi kosullarda.

Çok uzamasin… irili ufakli her irkçi-ayrimci tutum tehlike içerir, önemsemek, ciddiye almak, umursamak gerek. En anormal, en çilgin, en akil almaz, en saplantili ifadelerin birilerinin hosuna gittigini, gidebilecegini, birilerinin yoksunluk duygusunu tatmin edebilecegini, birilerinin içindeki öfkeyi yönlendirebilecegini, birilerine aidiyet hissi yasatabilecegini hesaba katmakta yarar var. Irkçilik geçistirilecek, görmezden gelinecek, idare edilecek bir bela degil. Uygun toprak, yeteri kadar isik ve su buldugunda arsizca serpilme potansiyeline sahip. Insanin zihnindeki kavramlari alt üst eden, o güne dek açik/somut oldugu düsünülen gerçeklerin ziddinda israrci, mütemadiyen yalan söyleyen, insani/halklari sersemleten bir ideolojiden söz ediyoruz. Azi da çogu da mide bulandirici, küstahça ve aptalca.

Bir önceki SebastianHaffner ile bitmisti, bu yazi da Victor Klemperer’in ‘LTI-Nasyonal Sosyalizmin Dili’ (Iletisim, çeviren Tanil Bora) adli saheserindeki bir saptamasiyla sona ersin:

‘…Bilimsel, daha dogrusu sözde bilimsel irk ögretisi, milliyetçi kendini begenmisligin hayal ve taleplerini, her türlü istilayi, her türlü tiranligi, her türlü gaddarligi ve her türlü kitlesel kirimi temellendirmeyi ve mesrulastirmayi saglar.’

MURAT SEVINÇ

Back to top button