Makale

Aman dikkat!

Gündem sabahtan aksama defalarca degisince, insanlari (özellikle de yorumculari) temelden sarsabiliyor.

Ekrem Dumanli – Aman dikkat!

Olaylara saglam bir iradeyle, kusatici bir nazarla bakilamiyorsa insanlar bir uçtan digerine savrulup gidebiliyor. Hâlbuki alelacele yapilan yorumlar -tarih sahittir ki- kisa bir zaman sonra yorumcusunu mahcup eder.

MIT müstesarlarinin ve çalisanlarinin ifadeye çagrilmasi tabii ki hepimiz için ‘sok gelisme’. O yüzden daha neler yasandigini anlamadan dinlemeden herkes meseleye bir anlam yüklemeye çalisti. Kimine göre Oslo’da yapildigi ortaya çikan MIT-PKK görüsmesi hesaba çekiliyordu. Hâlbuki o görüsmelerin desifre olmasinin üzerinden bir hayli zaman geçmisti. Yargi o günden bugüne (bes ay) neden harekete geçmemisti de simdi bir savci bunun hesabini soruyordu? Kisa zaman sonra anlasildi ki konunun özü Oslo görüsmesi degil.

KCK operasyonlarinda ele geçen bilgiler, belgeler MIT’i zan altinda birakiyordu. Sadece belge bilgi de degil; KCK elemanlarinin itiraflari da devletin çok önemli bir kurumu olan MIT’i zor duruma düsürmüstü.

Sorusturma dosyasina giren iddialar korkunç! PKK’li ya da KCK’li diye tutukladiginiz adamlarin bir kismi aslinda devlet için ‘ajanlik’ yapiyormus. “Olabilir, istihbaratlar böyle çalisir zaten!” denebilir. Eyvallah. Ancak ‘haber elemani’ olarak kanli bir terör örgütünün sehir hücrelerine sizan ve çok sayida eylemin planlanmasina ve icra edilmesine bizzat sahit olan kisiler olaylari ilgili makamlara bildirmediyse bunlardan hesap sorulamaz mi? Dahasi, bu elemanlar durumu rapor etti; ama yukaridaki yetkililer önlem almadiysa ve bu durum sorusturma dosyalarina girdiyse hiçbir islem yapilmayacak mi?

Onlarca yildir fisiltilar halinde konusulan, son yillarda kitaplara yansiyan bir iddia var: PKK’yi MIT kurdu. Bu noktadan baslayan iddialar, “PKK’yi MIT yönetiyor” hükmüyle devam ediyor. Bu tür iddialarin üzerine bugüne kadar hiç gidilmedi. Belki de gidilemedi. Ancak çok sayida karanlik olay -basta Ugur Mumcu cinayeti olmak üzere- hep PKK-MIT iliskisine baglandi. Sayet KCK sorusturmasinda elde edilen bilgi, bulgu ve itiraflar bu karmasik iliskiyi ispat edecek mahiyette ise yargi ne yapmali? Üstünü mü örtmeli, yoksa ilgili kisilere “Bu nedir?” diye mi sormali?

Kendimizi kandirmayalim. Bu ülkede silahli bir örgüt onlarca yil devletle savasabiliyorsa ve militanlarinin bilegi bükülemiyorsa bunun bir sebebi de o örgütün ucunun devlet zirhina bürünmüs operasyonel kisilere dayanmasidir. Asker, polis ya da istihbaratçi fark etmez; buralar destek vermiyorsa illegal hiçbir örgüt devletin gücü karsisinda ayakta kalamaz. Çökertilen terör örgütlerine bir de bu açidan bakmali…

Maalesef PKK ve Hizbullah, Kürt sorununun devami adina hem kurulus asamasinda hem gelisim sürecinde kollandi. Gencecik çocuklarimiz topragin kara bagrina düserken bu korkunç manzara üzerinden ‘milli güvenlik’ politikalari olusturuldu. Bu, AK Parti’nin hatasi degil ki simdi ortaya çikan yüzlesme bu partinin bertaraf etmesi gereken bir sürece dönüssün. Kanli bir örgüt ta 30 küsur yil önce MIT’in himaye kanatlari altinda kurulduysa ve hâlâ istihbaratimiz o örgütün sah damarinda oturuyorsa ve maalesef buna ragmen olaylarin önüne geçilemiyor mal ve can kaybi devam edip gidiyorsa bazi gerçeklerle yüz yüze gelmek gerekmiyor mu? MIT-PKK iliskisini kuran da, yasatan da AK Parti degil. Dolayisiyla, sanki bu tablonun sorumlusuymus gibi tanitilmasi ve süreci sahiplendirilmesi Türkiye’yi yanlis bir yere dogru savuruyor.

Türkiye’deki seffaflasma süreci partileri de, sivil toplum kuruluslarini da asiyor; o yüzden bugün yasananlar bir çatismanin nedeni degil; demokratiklesme ve seffaflasma sürecinin tabii bir sonucudur. En kötü tercih, ortaya çikan manzaranin üstünü kapatmaktir. Mesele artik sadece yarginin konusu degil. KCK içine sizmis istihbaratçilar ve önlen(e)meyen terör eylemleri artik arastirmacilara emanet edilmistir. Büyük fotograftaki tarihî sorumlulugu unutarak güncel olaylarin toz dumani arasindan olmayacak çikarimlar yapmak zincirleme yanlislar dogurur. Aman dikkat! Ortaya çikan manzaraya en çok sevinenler, AK Parti ve cemaate karsi öteden beri düsmanlik besleyenlerdir. Onlari bu kadar derin sevince bogmanin hiç kimseye faydasi olamaz…

Tuzak

Bir mevzuu tartisirken bazen bir ön kabul yapiliyor ve sonra her sey onun üzerine bina ediliyor. MIT yöneticilerinin ifadeye çagrilmasinda da benzer bir sey yasandi. Savcinin ‘cemaat üyesi’ oldugunu ima eden de oldu, dogrudan dogruya bunu ifade eden de. Sonra da bu tartisilmaz bir gerçekmis gibi bütün analizini ‘cemaat’-AK Parti iliskilerine dayayan yazilara, konusmalara sahit olduk. Sanirsiniz emniyet ve yargi mensuplarinin alninda ‘cemaat üyesi’ yaziyor. Yok, böyle bir sey!

Bazi çevrelerin ‘cemaat’ vurgusunun asil nedeni belli. Ta ilk günden beri AK Parti’ye ve Tayyip Erdogan’a karsi önyargiyla yaklasan hatta düsmanca davranan bazi kisilerin Basbakan’a sahip çikiyor gibi görünmeleri de belli bir maksada binaen yapiliyor. Bazilari suret-i haktan görünüp çoktan beri arzu ettikleri ‘cemaat-parti kavgasi’ni körüklemek istiyorlar. Iyi niyetli olmasina ragmen heyecanina kapilip bu derin plana kendini teslim edenler çikabilir, ama aslolan güncel telaslara kapilmamaktir. Meseleye akilla vicdanla yaklasinca karsimizda bir tuzak oldugunu herkes görecektir.

250. madde üzerinden Ergenekon’un yeni plani

CHP Genel Baskani son tartismalari degerlendirirken niyetini dogrudan ifade etmis ve 250. maddenin kaldirilmasini dile getirmis. Öteden beri CHP’nin böyle bir talebi var. Çünkü özel yetkili mahkemeler kaldirildiginda Ergenekon basta olmak üzere bütün derin yapilarla ilgili davalar akamete ugrayacak. Ergenekon’u destekleyen kisiler bunu uzun zamandir dile getiriyor zaten…

250. madde, özel yetkili mahkemelerin alanini çiziyor. O kanun sayesinde özel yetkili savcilar ‘dokunulamaz’ kisileri adalet huzuruna çikarabiliyor, mahkemeler o yetki sayesinde devlet zirhina bürünerek kanunsuz is yapanlari yargilayabiliyor. Italya’daki Gladyo sorusturmasindan da bildigimiz gibi aslinda dünyanin pek çok yerinde bu tür özel yetkili mahkemeler var; çünkü yerel mahkemelerin yetki siniri dar bir çerçeveye sikisiyor. Çeteler, örgütler, mafyalar dünyanin her yerinde bu tip mahkemeler tarafindan sorgulaniyor. ‘Süper savcilar’in yetkileri olmasa örgütlü suçlardan hiç kimse hesap soramaz.

CHP için de bu bir çeliskidir. Bir yandan milletvekilleri dâhil herkesin dokunulmazligi kaldirilsin, herkes adalet karsisinda hesaba çekilsin diyorlar, diger yandan derin iliskilerin hesabinin sorulmamasi için yeni zirhlar ariyorlar. Bugün bazi AK Partili kisilerin 250. maddeye bu kadar sert yaklasmasi ve CHP ile ayni çizgiye geliyor gibi gözükmesi, ileride yasanacak bazi sikintilarin hesap edilememesinden kaynaklaniyor. Açik söyleyeyim, sayet 250. maddenin tanidigi yetkiler ortadan kaldirilirsa bütün darbe davalari düser, CHP’nin dedigi olur ve bundan en büyük zarari AK Parti görür.

Ergenekon avukatlari medyayi dolasip “MIT sorusturmasinin asil hedefi Basbakan’dir” propagandasi yaparken aslinda yandaslarini adaletin elinden kurtarmaya çalisiyor. Bu gerçegi görmeden ve korkunç sonuçlari hesap etmeden atilacak adim Türkiye’yi bambaska bir yere sürükler. Umarim AK Parti’nin ortak akli, yillardir yürüttügü büyük mücadeleyi unutarak darbecilere böyle bir imkân sunulmasina firsat vermeyecektir.

—————————————————

Zaman-13 Subat

Ekrem Dumanli

Back to top button