Makale

Asagiya dogru…

Haber su:

Herhangi bir asker, terörle mücadelede sirasinda silah kullanma yetkisini asma, iskence ve kötü muammelede bulunma suçlamasiyla karsi karsiya kalirsa, Milli Savunma Bakani’nin izni ve basbakanin onayi olmadan yargilanamayacak… Bir devlet böyle bir yasa çikarmaya neden ihtiyaç duyar?

Üstelik o devletin semsiyesi altinda, çok da eski olmayan bir tarihte terörle mücadele adi altinda onlarca faili meçhul cinayet islenmisse, iskence ve kötü muamele kokusu her yeri tutmussa, JITEM gibi askeri yapilarin, onun katillerinin izleri hala orta yerde duruyorsa, bu yapilarin kontrol disina çikma egilimindeki Ersever gibi subaylari bizzat bu yapi tarafindan ve en üst düzeyden onay alinarak infaz edilmisse, bu soru daha keskin hale gelir.

Bu tür yasalar bizim gibi gelenege sahip ülkelerde hizla yeni ‘Beyaz Renault’ hadiselerine ve endisesine kapi açarlar.

Ülkenin Güneydogusunda siddet olaylarinin, çatismalarin, sokaga çikma yasaklarinin, güvenlik harekatlarinin kroniklestigi bir dönemdeyiz. Bu tür dönem ve ortamlarin ürettigi ‘kalici çatisma alanlari’, siyasetin, hukukun, adaletin kapida birakildigi savas ve dehset alanlaridir. Bu alanlarin insan hakki ihlali açisindan kör noktasi pek çoktur. Ve böyle dönemlerde hukuk ve denetim, yapilmak istenilenin tersine, güvenlik önlemleri ve alanlarina daha çok girmesi beklenir.

Nitekim Temmuz ayindan bu yana hükümetin bile teslim ettigi, cezalandirdigi, yargi önüne çikardigi ihlal görüntüleri yasanmadi mi? Sokaklarda, duvarlarda, okul tahtalarindaki ‘Kurt kan kokususu aldi’ seklinde yazilar, PKK’lilarin ayagindan baglanarak sürüklendigi görüntüler, iktidar tarafindan da dogrulanan tablolar degil miydi?

Bu tür yasalar bu tür niyetlere cesaret vermez mi?

Tersi düsünülebilir mi?

Buna ragmen neden böyle bir yasa çikarilmak istenir?

‘Terörle mücadelede kural disina çikilir, çikani koruyacak yasal semsiye gerekir’ mantigi çalismis olabilir mi? Askerin 1960 ve 70’lerde sarf ettigi, ‘Biz bu terör meselelerini hallederiz ama demokrasi elimizi kolumuzu bagliyor’ sözleri hala kulaklardadir.

Ancak bu günlerin, subay zihniyeti açisindan artik geride kaldigini saniriz.

Geriye kalan tek ihtimal, askeri kadrolarin ve silahli kuvvetlerin 2010-2015 arasi Balyoz, Askeri Casusluk gibi kimi adli süreçlerde karsi karsiya kaldigi durumdur. Bu dönemde sivillesme çabalari esnasinda, askeri koruyan kimi idari kalkanlarin kaldirilmasi, savciyla süpheliyi karsi karsiya birakan bir sorusturma sistematiginin kurulmasi, inanilmaz ölçüde kötüye kulanildi. Bir cemaat yapisi, Türkiye’nin hukuk ve devlet dokusu üzerinde terör estirdi. Yarginin, otoriter denetleme sinirlarini asarak, devleti ele geçirme ve istenmeyeni tasfiye etme aracina dönüsme egilimi o günlerde ortaya çikti. Bugün, onu ortaya çikaranlarla yapilan mücadele çerçevesinde ya da adi altinda derinleserek sürüyor.

Ordu ve asker bu deneyim ve tablo karsisinda, ayni suistimalle karsi karsiya kalma riskine karsi böyle bir koruma talep etmisse, bu, geldigimiz demokratik kurumlar, dengeler ve güvensizlikler açisindan gelinen noktanin vahametini gösterir.

Sonuç, silah kullanma yetkisini asma, iskence, kötü muamele gibi bireyin ‘yasam hakkina’ yönelik suçlarin sorusturulmasinin izne bagli tutularak yargilanmalarinin engellenmesi ve sinirlandirilmasidir.

Sorunun kaynagi yarginin yasadigi örselenmededir.

Mesele bu örselenmenin üzerine gitmektedir.

Ancak devlet kurum ve organlarinin uyumlu çalismasindan sorumlu bir makamin, Cumhurbaskani’nin, en üst hakem kurumu, Anayasa Mahkemesin’i ve kararlarini, ‘tanimam, uymam’ diyerek karsiladigi, süren bir davanin esasiyla ilgili hüküm verip bunu ilan ettigi bir dönemde, bu ne kadar mümkündür?

Agirlik her yerden asagiya dogru çekiyor.
————————————————-

Yeni Safak-1 Mart

Ali Bayramoglu

Back to top button