Bana Kalan üç Sözcük
Dersim kiyimi sirasinda 14 yasinda oldugunu söylüyordu. O bölge, direnise katilmadigi halde kiyimdan payina düseni almis, bölgenin ileri gelenleri, inanç-kanaat-asiret önderleri, feodaliteye karsi mücadele’ adi altinda sürdürülen bir soykirimin, yasadigi bölgeye dek yayilan sarsintilarina tanik olmustu. Oysa Genç Cumhuriyetin’ köylüleri zulmünden kurtardigi feodallerin’ o köylülerden fazladan bir gömlegi bile yoktu. Sonunda bu temizlik’ öyle bir düzeye ulasti ki, ne feodalite’ kaldi Dersim´de, ne de marabalar’ M. Kemal´in deyimiyle çiban’ kökünden kurutulmustu.
Bu devletle hiç bir zaman barisik olmamasinin bir nedeni de buydu. Dersim Isyanindan Diyarbakira’ adini verdigi anilarinda anlattigi olaylarin neden oldugu travmalar, 90 yili deviren hayat çizgisi içerisinde onu bir gölge gibi izledi.
Sosyalist düsünce ile 15 yasinda çalismak için ayrildigi köyünden, 1954´te yerlestigi Diyarbakir´da, Bulgaristan´dan göçen is arkadasi sayesinde tanisir ilk kez. O günden beri de -kendi ifadesiyle- sosyalist bir dünyanin gelecekte mutlaka kurulacagina’ olan inancini son nefesine dek hiç yitirmedi.
1963´te Diyarbakir´da Türkiye Isçi Partisi´nin ilk kuruculari arasinda yer aldi. Bu kadim kentte sol hereketin temel taslari incelendiginde, adini büyük bir kayanin üzerinde üzerinde okuyacagimizdan hiç kuskum yok.
Isçilerin, kendi aralarindaki problemlerde adi komünist’e çikmasina ragmen, kosarak tanikligina basvurduklari Sükrü Usta’siydi Sümerbank Iplik Fabrikasi´nin
Behice Boran´dan M. Ali Aybar´a, Kemal Burkay´dan Sadun Aren´e, Tarik Ziya´ya, Çetin Altan´a, halk bilgesi terzi Niyazi´ye dek Türkiye sosyalist hareketinin en seçkin kadrolarini sahsen ya da giyaben onun sayesinde tanidim; çocuklugum, gençligim onlar arasinda geçti; bu dünyaya onlarin açtigi o genis pencereden onun sayesinde bakmaya çalistim.
Öcalan ve onun Kandil´deki kimi kadrolari da dahil, sol damardan akip, hayat çizgisi bir biçimde Diyarbakir´dan geçip de ona ugramayan, elinden bir tas su içmeyen hemen hemen yok gibidir. O dönem ortak noktalari olmadigi halde bu yardim ve yataklik suçu’ 1980 darbesinden sonra pesini çok uzun bir süre birakmayacakti.
12 Mart darbesinden sonra Diyarbakir´da Türkiye Sosyalist Isçi Partisi´ni (TSIP) kurdu ve bir süre sonra da Genel Yönetim Kurulu üyesi olarak Istanbul´da profesyonel’ hayatina basladi. Arkadaslarinin anlattiklarina göre Istanbul varoslarinda onun ayak izlerini tasimayan tek karelik yer yoktur.
Son yolculuguna ugurlarken, farkli davalardan arandigimiz 12 Eylül´ün o puslu günlerini, zamansiz ve habersiz çalan kapi zilinin her ikimizde yarattigi güvercin tedirginligi’ni; ayni anda, ayni yere gitmek isterken bile sokaga ayri ayri çikip çevremize firlattigimiz ürkek bakislari; kendi evimizde, sesimizi kendimizin bile zor duydugu fisiltili tartismalari hatirladim. Neredeyse 30 yil boyunca gizlenmeye çalisti. Hiç egitim almamis, ilkokulu dahi disardan bitirmis, bir ani, bir arastirma kitabi, onlarca makalesi olan, edebiyat/tarih ve felsefe tutkunu bir yurttasina bu devletin reva gördügü kaderdi bu!
Son gününde onu yalniz birakmayan eski yoldaslarindan birinin dedigi gibi Türkiye sosyalist hareketinin en yasli çinari devrilmisti.’
Ve o çinardan bana kalan, tekrarlamaktan her zaman onur duyacagim üç kelimeydi sadece:
O benim babamdi ’
Not: Babamin vefati dolayisiyle bizzat gelerek, telefon, e-posta, sosyal medya yoluyla acimizi paylasan, vefatini haberleriyle duyuran TV kanallarina, gazetelere, internet sitelerine, parti temsilcilerine, eski dava arkadaslarina, dostlarina, dostlarima içten tesekkürler
Ziya Laçin