Birlesmis Milletler Örgütü vesayetten kurtarilmalidir -3-

TÜRKIYE, IRAN, IRAK VE SURIYEYI KOMSU YAPAN KPARÇALANMIS KÜRDISTANDIR.
Kürdistani paylasmis olan devletler bu gayri mesru paylasima ‘misak-i milli’ diyebilecek kadar adaletten uzaktirlar. Iran, Irak, Türkiye ve Suriye ülkelerini ayiran sinirlarin tümü Kürdistan’in bagrindan geçer. Yani bu sinirlar aslinda Kürdistan’i bölen sinirlardir. Bu sinirlar mayinlar ve tel örgülerle donatilmis. Karsilikli ‘sinir’ ihlalleri sonucu ‘kaçakçilar’dan her yil yüzlercesi ölmekte ya da yaralanmaktadir. Bu ölenler, yüksek gözetleme kulübelerinde ‘vur’ emri bekleyen askerler degil Kürt köylüleridir. Geçinmek için bir taraftan digerine gidip gelmektedirler. Aslinda dolasim alanlari kendi ülkeleridir, paylastirilarak ‘öteki’ haline getirilmis kendi ülkeleridir dolastiklari yer. Bunlardan yakalananlar ‘sinir ihlali’ ile yargilanmaktadir. Oysa ki bu sinirlar reva degil ve bu ‘gayri mesru’ duruma müdahale eden, bu haksizligi yok etmeye çalisan bir ‘örgüt’ de, ‘fiilen’ yok.
Kürt ve Kürdistanlilarin kendi ülkelerinde özgürce dolasim hakki yoktur. Gezi özgürlükleri ellerinden alinmistir. Bu en temel insani hak gaspidir ve ama bu duruma müdahale edecek bir uluslar arasi kurum bulunmamaktadir.
Kürdistan ülkesinin bölüsümü ile ortadoguda sinirlar degisti, birbirleri ile alakasi olmayan dört ülke birden bire ‘komsu’ oluverdi. Türkiye, Iran, Irak ve Suriye gerçekte birbirlerinin komsusu degillerdir. Bu ülkeler bölünmüs Kürdistan sayesinde komsu hale geldiler. Söyle ki:
Afrinden baslayip Nusaybinde biten 900 kilometrelik sinir, Kilis-Afrini ve Qamislo-Nusaybin ve daha bir çok yerlesim birimini böle böle gelmektedir. Bu Kürdistani bölen bir sinirdir. Bu sinir, Kuzey ve Bati Kürdistani birbirine ‘ komsu’ yapmistir.
Suriye-Irak sinirinin da keza önemli bir kismi Kürdistani bölmektedir.
Keza Silopiden baslayip Çukurcaya ve daha ileriye devam eden 400 Kilometrelik bu sinir, Silopi-Zaxodan baslayip Çukurca-Akçakale üzerinden devam eder. Bu sinir da Kürdistani bölen sinirdir. Kuzey ve Güney Kürdistani ‘komsu’ durumuna düsürmüstür.
Germiyan mintikasindaki sinir, bir ucu Qalediz ve Haci Umran’da, diger ucu Hawraman’da bulunmaktadir. Bu sinir Iran ve Irak arasinda ama ve fakat Kürdistani bölmektedir. Güney ve Dogu Kürdistani’komsu’ hale getirmistir.
Dogubeyazit-Maku’dan baslayip Van Baskaleye ve Ormiye gölünün kiyi kasabalarini teget geçen sinir Türkiye- Iran siniri sayilmakta ama ve fakat bu sinir da Kürdistani bölmektedir. Sino kenti, ve Dimdim Kalesinin bulundugu nokta, fantastik olarak hemen tüm parçalara ayni mesafede bir bölgedir. Bu sinir Kuzey ve Dogu Kürdistani ‘komsu’ durumuna getirmistir.
Yani anlasilacagi gibi bu dört devlet aslinda birbirleri ile ‘komsu’ degillerdir. Dördü birbirine komsu yapan ‘bölünmüs’Kürdistandir. Bu sinirlar yukarida degindigimiz özel ve genel antlasmalar sayesinde BM nezdinde ‘Mesru’ görülmektedir.
Dikkat çeken bir baska konu da, Kürtleri sömürgelestiren ve hala da boyunduruk altinda tutarak kolektif ve ulusal haklarini gasp etmeyi sürdüren sömürgeci dört devletin dördü de Kürtler gibi Müslüman devletlerdir.
Bunlarin Islam anlayisi dahi hep ‘etnik Islam’ olmustur. ‘Türk-Islam’i, ‘ Arap Islami’ ve ‘Fars Islami’resmi inanç anlayislari olmus, etnik ve irkçi yanlari ‘Islam’ özelliklerini ikinci plana itmistir.
Bu ülkeler ‘Müslüman’ Kürtler olgusu karsisinda, Islami manipüle ederek çekinmeden’din kardeslerini’ katledebilmistir. Kuranda ‘Enfal’ süresi ve bu adla bilinen ‘Enfal’ katliamlari bunun en büyük örnegidir.
Kürtleri boyunduruk altinda tutan sömürgeci Müslüman devletler, bu anlamda Islami manipüle etmektedirler.
Ne acidir ki, BM üyesi etnik-irkçi ve soven Islam ülkeleri dahi bu duruma seyirci kalmistir.
Fas, Tunus, Cezayir, Filistin, Libya, BAE, Ürdün, Misir, Sudi Arabistan ve diger Islam ülkeleri manüpile edilmesine karsin, Islamiyet ve Müslümanliga sahip çikma adina bile olsa Kürtlere, salt kimliklerinden ötürü sahip çikmamislardir. Yani Kürtler Müslüman olduklari halde Kürt olmalari ve ‘tehdit algisi’ uyandirmalari hesabi ile BM üyesi Arapçi, Farsçi ve Türkçü Müslümanlar tarafindan distalanmislardir.
Halepçe katliamina BM ülkelerinden bireysel olarak tepki gösteren tek ülke Israil olmustur.
Kürtlerin etnik Islamcilar tarafindan distalanmalarinin bir diger nedeni ise mezhep ayriligidir. Kürtlerin büyük çogunlugu SafI’i/ Müslüman olduklari halde, kendi mezhepleri ile ibadet sansindan yoksundur. Iran, Irak Suriye ve Türkiyede, din ve diyanet kurumlari egemen ulus mezhebine göre ( Örnegin Türkiyede Hanefi mezhebi) sekillenmistir. Bir Kürt Hacca gitmek istese, ‘Hanefi’ olarak ‘niyet’ etmek zorunda. Türkiye’de, camilerde hutbe, fetva ve namaz, resmi mezhep olarak algilanan Hanefi mezhebine uygun yapilmaktadir.
Kuskusuz bir kisim ‘Hanefi’ mezhebine mensub Kürt de vardir. Ya da önemli oranda alevi ve ama ‘mutedil’ Kürt de mevcuttur. Türkiye’de Aleviligi Islamlastirma ve asimilasyon çabalari hala mevcuttur. Aleviligi islamin bir ‘mezhebi’ sayan egemen Türk islami açikça Müslümanligi manipüle etmektedir.
Ama gelinen asamada hiçbir seyin eskisi gibi olamayacagi gerçegi ortadadir.
Bu yilin basinda, sayin Mesud Barzani Davos’taydi. Mesud Barzani, Bir devlet adami imaji ile konustu. Dilekleri Kürt halkinin umutlarini güçlendiriyor. 50 milyon Kürt var. Bir devletleri yok. Neden olmasin ki. ?
Kürdistan baskani sayin Mesud Barzani , 17-20 Ocak 2017 tarihinde Davos (Dünya Ekonomik Forumu ) toplantisina katilarak ‘Kürdistan’in bagimsiz devlet olarak Uluslararasi toplumda yerini almasi için’ Dünya liderlerinden destek istedi.
Son olarak tekrar hatirlatalim, Karadag ve Malta’nin nüfusu Erbil’den az. Onlarin devleti var. Üstelik, bir de AB üyelikleri de var. Kürtlerin henüz bir statüsü bile Yok. Uluslararasi toplum ve BM adil olmak zorunda. BM nin “Sömürge” tanimi, ilk günden bu güne dek hep yanlis ve yanli bir tanimdir. Sömürge tanimi “deniz asiri” kosuluna bagli olarak endekslendi. Ya deniz asiri olmayan baski altindaki yerler. ? Bunlarin BM deki statüsü nedir?
Bakalim BM, Ortadogu yeniden sekillenirken, ‘Vesayet altindaki ve Muhtar olmayan ülkelerde veya bagimsizliklarini henüz elde edememis olan diger bütün ülkelerde tam bagimsizlik ve hürriyet haklarini kullanmalarina imkan vermek için, onlarin serbestçe açiklanmis irade ve arzularina uygun sekilde herhangi bir irk, itikad veya renk ayirimi yapmadan bütün yetkilerin bu ülkelerin halklarina sartsiz ve kayitsiz bir sekilde devri için acil tedbirler alinacaktir. ((BM’nin 14 Aralik 1960’ta toplanan 15. Genel Kurulunun 1514 sayili kararinin 5. bendi) diye yasa haline getirdigi bu ilkeye uygun hareket edecek mi. ?
”Birlesmis Milletler (BM), 150’den fazla devletin üye oldugu bir örgüt olmasina ragmen, bu örgütte belirleyici yetki ve etkiye sahip olan devletler, Güvenlik Konseyi (GK) daimi üyeleridir. ABD, Rusya, Çin, Ingiletere, Fransa beslisinden olusan GK, kendi emperyalist emelleri ve çikarlari söz konusu oldugunda, ortak hareket ediyor, aralarindaki kimi çeliskileri bertaraf edebiliyorlar. Bu duruma en canli örnek Suriyedir. BM/GK üyesi ‘besli’nin çikarlari çatistiginda ise, GK fiilen devre disi kalmaktadir. Benzer bir durum da, ABD’nin Israil politikasinda ortaya çikmaktadir.
BM yaptirimlari konusunda belirleyici ve etkileyici durumda olan GK, yani BM’nin bes daimi üyesi kendi milli ve emperyal çikarlarini, BM araciligiyla koruyup gelistirmektedirler. Bu nedenle BM/GK üyesi ülkelerden gelen hakli/haksiz saldirilar ve hak ihlalleri karsisinda BM kendini sessiz kalmak zorunda his etmektedir. Lakin BM GK üyesi bes ülkenin vesayeti altindadir. Bu bes daimi üye ise, geçmisten günümüze en çok yayilmaci ve sömürgeci uygulamalari olan ülkelerden olusmaktadir.
Burada BM’nin ‘anti-sömürgeci’ olarak lanse olmus olan algisi konusunda su görüslere dikkatinizi çekmek isterim. : ‘BM’nin dünyadaki olaylar karsisindaki tutum, tam bir rezalet olmasina ragmen, kapitalist/emperyalist sistemin yaratigi birçok soruna karsi, ‘gün’ ilan etmistir. ‘Irkçiligia karsi mücadele günü’, ‘Kadinlara yönelik siddete karsi mücadele günü’, ‘Insan haklari günü’, ‘Çocuk haklari günü’ vb. seklinde liste uzuyor. Bugünlerden biri de, ‘sömürgeciligie karsi mücadele günü’dür. 21 Subat’i sömürgecilige karsi mücadele günü ilan eden BM, yillardir sömürgeci saldirganligin destekçisi konumundadir.
Hal böyleyken, BM’nin sömürgecilige karsi ‘mücadele günü’ ilan etmesi, riyakarligin kaba bir biçiminden baska bir sey degildir. Bu, katilin kurbanina göz yasi dökmesi gibi bir seydir. Rezil imajini düzeltebilmek için, ‘gün’ler ilan eden BM, hem sistemin ürettigi agir suçlarin ortagi hem söylemde bu sorunlara karsi mücadele ediyor.
‘Sömürgecilige karsi mücadele günü’ ilan eden BM’nin pratik tutumu ise, söylemin 180 derece zittidir. Zira BM, sömürgeci sistemin bir parçasi olmakla kalmiyor, emperyalist saldirganlik ve savas planlarina hizmet ediyor ayni zamanda. O halde BM, hem sömürgeci sistemin parçasi hem yeniden üreticisi durumundadir ve sömürgeci sistemin yikilmasi ile BM’de yikilacaktir. ‘(Sosyalizm için Kizil Bayrak)
Son
Latif Epözdemir