Haber

Burkay: Kürt halki bundan böyle mücadelesini barisçi siyasal yöntemlerle sürdürmeli

Ankara’da, Türkçe ve Ingilizce dillerinde yayimlanan ‘Uluslararasi Sivil Inisiyatif’ adli gazete, Mayis 2012 tarihli sayisinda Kürt siyaset adami ve sair Kemal Burkay’la yaptigi uzun bir röportaja yer verdi. Gazetenin dört tam sayfasini ayirdigi ve resimli olarak verdigi bu röportajin Türkçesini ekte okurlarimiza sunuyoruz. (Dengê Kurdistan)

-Sayin Burkay 31 yillik sürgün hayatinizdan sonra yurdunuza döndünüz, sahsim ve gazete ekibimiz adina hosgeldiniz diyoruz. Memleketten uzak geçen bunca uzun yildan sonra, sizi Türkiye’ye dönmeye sevkeden sebepler nelerdi?

Öncelikle ilginiz ve dostça sözleriniz için tesekkür ederim. Böylesine uzun bir süre yurtdisinda politik mülteci olarak kalmam benim tercihim degildi, 12 Eylül askeri darbesi nedeniyle idi. Kürdistan Sosyalist Partisi’nin Genel Sekreteri idim. Biz siddetten uzak duran ve Kürt sorununun çözümü için barisçi siyasal yöntemlerle mücadele eden bir parti idik. Ama daha darbe öncesi bize yönelik operasyon yapildi. Darbeyle birlikte bu genisledi. Yoldaslarim agir iskenceler gördüler, bazisi cezaevinde hayatini yitirdi. Bu nedenle yurt disina çiktim ve böylesine uzun bir süre dönemedim. Geçen yil hakkimdaki dava düstü, ayrica bizzat Basbakan Erdogan ve o zamanki Içisleri Bakani Besir Atalay dönmem için çagri yaptilar. Hükümet Kürt sorununun çözümüne yönelik bir açilim süreci baslatmisti ve barisçi seslere karsi olumlu bir tutum içindeydi. Bu nedenle döndüm. Hem Kürt sorununun çözümü hem de genel olarak ülkenin demokratiklesmesi için katkilarimi bundan böyle yurt içinde sürdürmek istedim. Zaten kosullari olsa, serbestçe siyaset yapabilecegimi bilsem çok daha önce dönerdim. Hangi politikaci ve yazar 31 yil yurdundan uzak olmak ister ki?

– Gelisiniz bazi çevrelerde, olumlu bir iklim degisikligi olarak degerlendirilse de, bazi çevreler içinde yillardir nemalandiklari alandaki hakimiyetleri için bir risk olarak algilandi. Sizi risk olarak algilayan çevrelerin endiseleri nelerdi?

Dönüsümü risk olarak algilayan söz konusu çevrelerin bir bölümünün (özellikle PKK çevresinin) benimle ilgili kaygilari yeni degildir. Onlar geçmiste de dönem dönem bana ve basinda bulundugum siyasi partiye karsi hasmane bir tavir içinde oldular. Zaten PKK daha sahneye çiktigi andan itibaren (1978) bizi ve diger Kürt örgütlerini düsman ilan etti, bizi yok etmeyi hedef olarak koydu, bize yönelik siddete basvurdu. Bu tutum bazen hafiflese bile hiç son bulmadi. PKK Kürt sahnesinde kendisinden baska bir örgütün varligina tahammül edemedi ve bugün de ne yazik ki tutumu budur.
Geçen yil dönüsüm gündeme gelince bana karsi bir kampanya baslattilar, bunun bir AK Parti projesi oldugunu söylediler. Ben yurda geldikten sonra ise dönüsüm sirasinda gerek kitlenin ilgisi, gerek hükümetin iyi karsilamasi nedeniyle daha da rahatsiz oldular, kitleyi olumsuz etkilemek için tutumlarini tam bir linç kampanyasina dönüstürdüler. Isin ilginci, politikalarini anti AKP üzerine kurmus olan bazi sol çevreler de bu kampanyaya su veya bu oranda destek verdiler.
PKK kesiminin tavri anlasilirdir. Ben barisçi politikalari savunuyorum, PKK’nin silah kullanmasina öteden beri karsi oldum, bunun sonuç vermeyecegini savundum; simdi de silahlari tümden birakmasini istiyorum. Çatisma ortamindan bikmis olan kitleler ‘hem Kürtler hem Türkler- de bu söylemi destekliyorlar. Ayrica PKK-BDP kesiminin bir dedigi bir dedigini tutmuyor ve kendine güveni yok. Politikalarini degistirmeyi, yanlistan uzaklasmayi ise basaramiyor. Yeni bir sesin, tutarli bir politikanin kitleleri kendisinden uzaklastiracagindan korkuyor, kendi disinda herhangi bir ses, bir seçenek istemiyor.
PKK’nin yani sira bana karsi tavir alan sol kesimlere gelince, bunlar önyargilarinin tutsaklari, politikalarini AK Parti karsitligina endekslemisler ve onun olumlu adimlarina da karsi çikiyorlar. Bu tutum onlari degisim karsitlariyla, Ergenekoncularla, militaristlerle ayni cepheye düsürüyor.

– Hükümetin ‘Demokratik açilim’ sürecini degerlendirir misiniz? Bu süreçte bir strateji veya zamanlama hatasi var miydi? Hükümet söz konusu bu süreç ile beklentileri karsilayabildi mi?

Zamanlama bence dogruydu. Degisim ihtiyaci Türkiye’nin kapisina dayanmisti ve Kürt sorununun çözümü de bu yönde en önemli adim olacakti. Gerek Cumhurbaskani Gül, gerek Basbakan Erdogan, Kürt sorununun çözümü için iç ve dis kosullarin uygun oldugunu söylediler. Ben bu kadar iyimser degildim ve görüslerimi o zaman da dile getirdim. Çünkü dis kosullar çözüm için uygun olsa bile, içerde kamuoyu yeterince hazir degildi. Bunun yani sira güç dengeleri de böylesi ciddi, köklü bir degisime uygun degildi. Hem ordu, hem muhalefet -özellikle CHP ve MHP- çözüme destek vermediler; tersine karsi koydular ve hükümeti ihanetle suçladilar. Diger bir deyisle, içerde statüko güçleri bayagi etkindiler. Bu nedenle hükümet, engeller ve tepkiler karsisinda durakladi ve süreç tikandi. Hükümet de çözüm yönünde geregi gibi kararli davranmadi. Bunu yapabilse kamuoyunu hazirlayabilir ve çözüm karsitlarinin direnisini kirabilirdi.
Ama hükümetin çözüme yönelik kapsamli, net bir projesi de yoktu, su anda da ne yazik ki hâlâ yok. Yeni bir anayasanin gündemde oldugu su günlerde hükümetin Kürtler için önerebildigi, Kürtçenin seçmeli ders olmasindan ibaret. Bu, Kürt sorununun boyutlari düsünüldügü zaman komik kaçiyor.
-Size göre Dogu ve Güneydogu insani, siyasi zeminde yeterince ve etkin olarak sorunlarini dile getiriyor mu?

‘Dogu ve Güneydogu insani’ ki malum, ezici çogunlukla Kürtlerdir ve zaten sorun da Kürt sorunudur. Kürt halki elbet yillardan beridir taleplerini dile getirmek için oldukça aktif. Ama bunun için geregi gibi örgütlü mü, mevcut örgütlülük geregi gibi saglikli mi, bu tartisilir. Kürt hareketi, geçmisten bu yana, devletin türlü baskilari, siddet uygulamalari, asimilasyon politikalari ve bizzat PKK’nin yanlis yöntemleri nedeniyle oldukça çarpik biçimler edindi. Hareket dogal bir kanalda, saglikli gelisim olanagi bulamadi. Örnegin 1960’li yillarin basindan itibaren barisçi, siyasal biçimde hizla gelismekte, kitlesellesmekte olan Kürt hareketi, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle ezildi ve siddet kanalina yöneldi. Devletin o zamanki tercihi de buydu. Ama bu durum sorunu çözmedi, daha da içinden çikilmaz hale getirdi. Simdi Kürt hareketinin siddet batagindan çikmasi, sagligina kavusmasi, kitlelerin temel ve mesru taleplerini dile getiren ve dogru yöntemler izleyen örgütlerin güçlenmesi, hem Türkiye’nin demokratiklesmesine, hem Kürt hareketinin kendisini yenileyebilmesine baglidir. Bunun için önce silahlar susmali, Türkiye’deki askeri vesayet gibi Kürt hareketi üzerindeki PKK vesayeti de son bulmali. Yeni, gerçekten demokratik bir anayasa yapilmali ve bu anayasa Kürt sorununun çözümüne elverir bir zemin olusturmalidir. Örnegin Kürt kimligi taninmali (en azindan tüm kimliklere esit mesafede bir vatandaslik tanimi yapilmali), anadilde egitim hakkina yer verilmeli ve ademi merkeziyetçi bir yapilanma ile yerinden yönetime olanak saglanmalidir.

-BDP toplumun tümünü kucaklayici bir kitle partisi olma misyonunu yerine getirebilmekte midir? Eksiklik olarak degerlendirdiginiz hususlar varsa bunlar nelerdir?

Ne yazik ki hayir. Bir kere PDP, PKK-KCK’nin baskilari yüzünden yeterince serbestçe siyaset yapamiyor. Nitekim ‘irademiz’ diye Öcalan’i gösteriyorlar. 13 yildir Imrali Adasi’nda bir hücrede tutulan ve çesitli etkiler altinda olan, can kaygisi tasiyan Öcalan’in direktiflerine, tercihlerine uygun olarak bir günden digerine çözüme yönelik projelerini ve politikalarini degistiriyorlar. Zaman zaman Kürt halkini, onun temel taleplerini bir yana birakip Öcalan’in kisisel sorunlari ve özgürlügü sorunu ile vakit geçiriyorlar. Ne tür yanlislar yaparsa yapsin, Öcalan’a ve PKK’ya toz kondurmuyorlar. Böyle bir partinin Kürt halkina güven vermesi ve kucaklayici olmasi mümkün mü? Nitekim AK Parti bölgede ve Bati’daki kentlerde Kürt seçmenden, BDP’ye oranla daha fazla oy aliyor.

– Dogu ve Güneydogu insani PKK’yi bir sorun mu , yoksa sorunun çözümü noktasinda umut olarak mi görüyorlar? Mevcut sorunlarin çözümü açisindan PKK ‘yi degerlendirir misiniz?

PKK’yi umut olarak gören de var, sorun ve engel olarak gören de. 30 yildir süren çatisma ortami bölge insaninin büyük acilar çekmesine yol açti, yaklasik 50 bin insanimiz yasamini yitirdi, 3-4 bin köy bosaldi, milyonlarca insan sürgün oldu. Bütün bunlar ister istemez, kitlelerin bir bölümünü PKK’nin yanina itti, taraf haline getirdi. PKK bu kesimden destek görüyor ve bu insanlar, PKK’nin Kürt halki için savastigini düsünüyor ve çözüm konusunda onu umut diye görüyorlar. Öte yandan Kürtler arasinda PKK’dan zarar gören, onun siddetine ugrayan, onun yanlis ve zamansiz yöntemlerle bütün bu olumsuz gelismelere yol açtigini düsünen ve bu nedenle onu sorun ve engel gören genis bir kesim de var.
Kanimca PKK daha ortaya çiktigi anda sorunluydu ve zaman içinde durum degismedi. PKK Kürt sorununu temsil edebilecek, çözümde olumlu rol oynayabilecek bir örgüt degil. Onun simdi yapacagi en olumlu is silahlari birakmak, sahneden çekilmek, meydani BDP, HAK-PAR ve öteki legal partilere birakmaktir. Kürt hareketi bundan böyle mücadelesini barisçi siyasal yöntemlerle sürdürmeli. Basarinin yolu ve sansi buradadir, yurt ve dünya kosullari buna uygundur.

– Biliyorsunuz , Türkiye’nin 32 yillik geçmisiyle yüzlesecegi, o dönemin hayatta kalan son darbecileri olan Kenan Evren Ve Tahsin Sahinkaya’nin yargilanacagi dava süreci basladi. 12 Eylül darbesinin, Türk demokrasisi üzerindeki etkileri neler olmustur?

Önce 27 Mayis 1960 ve 12 Mart 1971 darbeleri, ardindan da 12 Eylül 1980 darbesi demokratik süreci kesintiye ugrattilar. Özellikle 12 Eylül, etkileri bugüne kadar devam eden çok büyük bir tahribat yapti. Cuntacilar, 12 Eylül öncesi tirmanan terörü darbelerine gerekçe yaptilar. Oysa bu terörün arkasinda da onlarin eli vardi. Darbeciler ve onlara destek veren iç ve dis çevreler, 1960’li 70’li yillarda gelisen kitle hareketinden, artan toplumsal taleplerden, degisim isteginden ve ayni zamanda barisçi biçimde gelisen Kürt ulusal hareketinden rahatsizdilar, bunu önlemek için türlü provokasyonlara basvurdular, sag-sol, Alevi-Sünni kavgalarini kiskirttilar, ortami gerdiler ve darbeye zemin hazirladilar.
Darbenin ardindan demokrasi güçlerini, hem sol ve demokratik hareketi, hem Kürt hareketini kesip biçtiler. Bu, ülkeye çok büyük bedellere mal oldu, ülkemiz onyillarini kaybetti ve 32 yil sonra bugün hala bu durumdan kurtulmaya, belini dogrultmaya çalisiyor. Bu nedenle demokrasi yürüyüsünde, AB ile birlesme sürecinde geç kaldik.
Bugün darbenin sag kalmis bas sorumlulari Evren ve Sahinkaya aleyhine açilan dava, çok geç kalmis da olsa son derece önemlidir. Balyoz ve benzeri öteki darbe girisimlerine ve 28 Subat darbesine karsi açilan davalarla, Ergenekon örgütüne karsi açilan davayla birlikte bu, Türkiye için bir dönüm noktasidir. Böylece bu ülkede darbeler dönemi, onunla birlikte militarizmin egemenligi son bulabilir ve ülke demokrasi ve gelisme yolunda hizli adimlarla yürüyebilir.

Ben ki yalnizca sevmek isterdim
Sizi, kirlari, yaz aksamlarini
……………………………………
Istesek bölüsürdük dogan günü
Birlesirdi ellerimiz ve türkülerimiz
Istesek bölüsürdük bir dilim ekmegi
Ama ne çogalirdi yapraklarin sevinci
Ne mutlu büyürdü çocuklar

……………………………………
-Sayin Burkay, bu dizeler sizin yüreginizden kopup, kaleminizden dile gelen duygular. Bütün bu sert çehreli konularin ötesinde, sizin edebi kimliginize yönelik olarak sormak istiyorum. Kürt edebiyati ve Kürt kültürüne iliskin projeleriniz var mi?

Ben kisisel hayatimda ise önce edebiyatla basladim, sonra politikaya geçtim. Ama edebi çalismalara hiç son vermedim ve bu ikisini bir bakima atbasi sürdürdüm. Bugüne kadar basilan 60 dolayinda eserimin yariya yakini edebi ve kültürel niteliktedir. Bu tutumum ayni zamanda siyasal çalismalarda Kürt edebiyatina önem vermemizde etkili oldu. Kürt yazi dilinin ögrenilmesi ve kullanilmasina yönelik birhayli çaba gösterdik. Geçmiste dergi ve gazetelerimizde Kürt yazi diline, Kürt edebiyatina yer verdik. Örnegin 1977 yilinda Cumhuriyet döneminin iki dilde (Kürtçe ve Türkçe) ilk gazetesi olan Roja Welat’i çikardik. Kurdugumuz, yönlendirdigimiz yayinevlerinde Kürt dili, edebiyati, tarihi ile ilgili olarak sayisi yüzleri bulan kitap yayinlandi.
Su asamada benim bu konuya iliskin kisisel projelerim yok. Ama artik yurt içinde ve Avrupa’da kültür çalismasi yapan çesitli Kürt kurumlari var. Onlara destek vermek söz konusu olabilir.

Dengê Kurdistan

Back to top button