Degisim firtinasi altinda dün, bugün
Dünyanin son 25 yilina damgasini vuran ve bizim açimizdan öne çikan en önemli siyasal olaylari kabaca söyle siralayabiliriz; SSCB ve sosyalist sistemin dagilmasi, ABD ye yapilan 11 Eylül saldirilari, Afganistan ve Irak’in isgali, Güney Kürdistan’in özgürlesmesi, Arap Bahari olarak adlandirilan Ortadogu ve Kuzey Afrika’da meydana gelen siyasal olaylar, 2008 Dünya Ekonomik Krizi’nin etkileri, Filistin Israil savasi, bu gün sicakligini koruyan ve öne çikan Irak’taki ISID saldirilari sonrasi olusan durum, Güney Kürdistan’in bagimsizlik yolunda ilerleyisi, Israil’in Filistin’e saldirisi ve Suriye’de devam eden iç savas
Bilindigi gibi 1.ve 2. dünya savaslarinin ardindan dünyada olusan statüko çökmüs, basini SSCB nin çektigi sosyalist sistem ile liderligini ABD’nin yaptigi kapitalist sistem arasindaki mücadeleden kapitalizm muzaffer çikmis, SSCB ve sosyalist sistem dagilmistir.
1917 den 1991 yilina dek dünyanin neredeyse yarisina hükmeden bir sistemin çökmesi etkileri çok uzun yillara yayilacak bir kaosun, yeniden sekillenisin de nedeni olacaktir.
Nitekim kapitalist ve sosyalist sistemin lider ülkelerinin yani sira, onlara, yani ABD veya SSCB ye dayanarak veya bu iki kutbun çekismesinin yarattigi dengeler üzerinde sekillenerek var olan pek çok ülke hizla degisim sürecine girmis, iki kutuplu dünyada soguk savas kosullarinda var olan bu ülkelerdeki rejimler birer birer çözülmeye baslamistir.
Avrupa’da Bulgaristan, Romanya, Polonya, Dogu Almanya, Macaristan, Arnavutluk gibi ülkelerde rejimler degismis, Çek ve Slovaklarin ortak devleti Çekoslovakya uygar bir biçimde bir birinden ayrilirken, Yugoslavya dramatik bir biçimde parçalanmisti.
Yugoslavya’nin dagilmasiyla sahneye Bosna Hersek, Slovenya, Hirvatistan, Makedonya, Sirbistan, Karadag ve Kosova adiyla yeni ulus devletler çikmistir.
SSCB’nin dagilmasinin ardindan bu topraklar da yeniden sekillenmis, harekete geçen Rusya Federasyonu eski ülkelerin 11ini yanina alarak Bagimsiz Devletler Toplulugu’nu kurmus, Gürcistan, Ukrayna ve Türkmenistan’in da kopmasiyla BDT bu gün Azerbaycan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Özbekistan, Moldova, Tacikistan, Ermenistan, Kirgizistan ve Rusya Federasyonu’ndan olusmustur.
Degisim dönüsüm süreci Avrupa ve Rusya ile sinirli kalmadi elbette.
90li yillarin en önemli olaylarindan biri de Körfez savasi oldu.
8 yil süren Iran Irak savasinin ardindan dünyanin 5.büyük ordusuna sahip Irak, 2 Agustos 1990 da Kuveyt’i isgal etti. Dünya petrol rezervlerinin %20 sine sahip olan Kuveyt’in isgali Ortadogu’da yepyeni bir durum olusturdu. ABD. Birlesik Krallik, Fransa, Suudi Arabistan, Misir, Suriye’nin de aralarinda bulundugu 34 ülkenin dahil oldugu koalisyon gücü 17 Ocak 1991 de baslattiklari hava hareketiyle Irak ordusunu yenilgiye ugratti ve Kuveyt’ten çikardi.
Irak ordusunun yenilgisi içerdeki muhalefeti de harekete geçirdi, Güneyde Siiler, Kuzeyde Kürtler ayaklandi. Saddam Hüseyin yönetimi ayaklanmalari kanli bir biçimde bastirdi. Halepçe katliaminin anilari henüz tazeyken Kürtlere yönelik baslayan askeri imha hareketi büyük bir göçe neden oldu.
Yaklasik 1,5 milyon Kürt Türkiye sinirina yigildi. Katliamdan korkarak sinirlara yönelen Kürtler için Birlesmis Milletler harekete geçti.
Nisan 1991’de, Birlesmis Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldigi 688.no’lu kararla Irak Ordusunun 36. paralelin kuzeyinde karada ve havada faaliyet göstermesi yasaklandi. Çekiç Güç olusturuldu.
11 Eylül 2001 de ABD’de dört yolcu uçagini kaçiran kisilerin uçaklari birer bomba gibi kullanarak New York’taki Dünya Ticaret Merkezi gökdelenleri ve Pentagona yaptiklari saldirilarda 3000 dolayinda insan yasamini yitirdi. Usame Bin Ladin’in liderliginde El Kaide örgütü tarafindan gerçeklestirilen bu saldirinin hemen ardindan ABD Afganistan’i isgal etti. Bunu 20 Mart 2003’de ABD ve Birlesik Krallik önderliginde olusturulmus Çokuluslu Koalisyon Kuvvetleri’nin bir askeri harekâtla Irak’i isgali izledi. Saddam yakalanarak idam edildi, BAAS rejimi yikildi.
Afganistan’in ve Irak’in isgali ardindan Büyük Ortadogu Projesi sikça tartisilir oldu.
Bu proje Kuzey Afrika, Ortadogu ve Orta Asya ülkelerini kapsayan çok genis bir cografyanin yeniden dizaynini içermektedir.
Özellikle Kuzey Afrika ve Ortadogu,(yani eski Osmanli nüfuz alanlari) Ingiltere ve Fransa arasinda 16 Mayis 1916 tarihinde yapilan Sykes-Picot Antlasmasi ile sekillendirilmis, tamamen bu iki ülkenin çikarlari gözetilerek, emperyal hesaplarla, bölgenin etnik ve dini yapisi gözetilmeden yapay devletler olusturulmus, sinirlari cetvelle çizilen bu devletler sürekli bir kargasa içinde olmuslardi.
Bölge önce Ingiliz ve Fransiz egemenlik alaniyken daha sonra SSCB nin nüfuz alanina dönüsmüs, SSCB’nin yikilmasinin ardindan ABD bu bölgelerin, bu kez kendi çikarlari ekseninde yeniden dizayn edilmesi çabasina girismistir.
Bu bölgeye batili anlamda demokrasi getirilecegi, ekonomik olarak batiya uyumunun saglanacagi ve terörizmin ortadan kaldirilacagi gibi gerekçelerle propagandasi yapilsa da
isin özü, BOP; 1.dünya savasin sonrasi olusan statükonun yikilarak ABD merkezli yeniden dizayn edilmesinden baska bir sey degildir.
Afganistan’in, Irak’in isgali ve sonrasi bölge sarsilirken, ABD Iran gerginligi öne çikmaya baslamis, ABD Iran’in nükleer silah elde etme çabalarini ve terörizme destek sunmasini gerekçe yaparak Iran’a ciddi yaptirimlar uygulamaya baslamistir. W.George Bush yönetiminin Iran’i ser ekseni içinde tanimlamasi ve müdahale sinyalleri vermesi Ortadogu’da gerilimin tirmanmasinin bir diger nedeni olmustur. Obama yönetimi dönemimde tansiyon düsse bile yaptirimlara devam edilmistir.
Iran ABD gerginligi çok uzun bir süre daha devam ederek Ortadogu’yu etkilemeye devam edecektir.
Burada Dikkat edilmesi gereken temel nokta bölgenin yeniden dizayn çabalari zorunlu olarak statükonun çökertilmesiyle mümkün olacagidir.
Geçmiste 1.ve 2.dünya savaslari sonrasinda büyük emperyal güçler tarafindan olusturulan ve israrla korunan, zaman zaman ‘kutsal ilan edilen’ statüko; Kürdistan’in Iran, Irak, Suriye ve Türkiye arasinda parçalanmasi sonucunu dogurmustu. Kürt halkinin özgürlük mücadeleleri maalesef statükonun duvarlarini asamamaktaydi.
Bu gün durum degismistir.
Bölgenin yeniden sekillenmesi Kürtlerin özgürlük mücadelesi açisindan tuzaklar ve olanaklarla dolu yeni imkanlar dogurmaktadir.
Nitekim daha simdiden Güney Kürdistan bagimsizlik esigindedir. Kuskusuz Kürdistan’in diger parçalari için de hiçbir sey eskisi gibi olmayacak. Bu parçalarda da halkimizin hakli ‘mesru Özgürlük mücadelesi basariyla sonuçlanacaktir.
ARAP BAHARI
Afganistan ve Irak’in isgali sonrasinda Ortadogu’yu ve Kuzey Afrika’yi sarsan en önemli olay iki kutuplu dünya dengeleri üzerinde sekillenen Arap ülkelerinde diktatörlüklere karsi baslayan halk hareketleridir.
Bölgedeki sarsilmaz sanilan, tüm degisimlere direnen otoriter rejimler daha çok kentli orta siniflarin basini çektigi protestolarla, degisim ve özgürlük talepleriyle bir bir yikildi veya degismek, dönüsmek zorunda kaldi. Elbet direnen, degisime karsi durmaya çabalayan ülkeler de var Ancak onlarda da hiçbir sey eskisi gibi degil. Ve sokaklarin tansiyonu her gün biraz daha yükselmektedir.
Tunus’ta, 18 Aralik 2010 da, bilgisayar mühendisi, meyve sebze saticisi, Muhammet Buazizi’nin satis arabasina polisin el koymasindan sonra kendini atese vermesi ile baslayan protestolar, ARAP BAHARI olarak adlandirilan bir dizi olayin tetikleyicisi oldu.
Bu protesto ve isyanlarin en temel özelligi diktatörlükle yönetilen ülkelerde artan issizlik, yüksek enflasyon, siyasi yozlasma, ifade özgürlügünün kisitlanmasi ve kötü yasam kosullarina karsi kitlesel tepkilerin iktidarlari sarsmasidir.
Halkin mesru ve hakli degisim talepleri ile dünya genelinde baslayan degisim dalgasi birlesti.
Gösteriler domino etkisiyle, özellikle Misir, Cezayir, Yemen, Ürdün Libya basta olmak üzere tüm Arap ülkelerine, hatta Iran Arnavutluk, Ermenistan gibi ülkelere de yayildi.
Tunus’ta baslayan protestolar sonucunda 30 yildir iktidarda bulunan Zeynel Abidin Bin Ali ülkeden kaçti.
Bu ayaklanmalar Misir’i da harekete geçirdi.
Misir’da sivil itaatsizlik eylemleri, kitlesel protestolarla Hüsnü Mübarek yönetimi devrildi.
Libya’da baslayan gösterilerle kisa sürede iktidari sarsti, ülke iç savasa sürüklendi. Bati müdahale ederek Libya’da Kaddafi yönetimini sona erdirdi.
Libya da iktidar degisikligini Suriye’deki ayaklanma ve gösteriler izledi. Suriye devlet baskani Bessar Esed in ve BAAS rejiminin yikilmasi amaciyla genisleyen protesto eylemleri kisa sürede silahli bir hal aldi. Suriye halen devam eden bir iç savasa sürüklendi.
Bu olaylar hemen tüm bölge ülkelerinde su ya da bu sekilde eylemliliklerle, yaygin protestolarla devam etmektedir.
Kuzey Afrika ve Ortadogu’da diktatöryal rejimlere duyulan öfkenin rejimleri sarsmasi, devirmesi ne yazik ki beklenen demokratik rejimlerin kurulmasiyla sonuçlanmamistir. Demokratik geleneklerin zayif oldugu, askeri diktatörlükler altinda ve agir militarist sistem içinde, daha çok petrol gelirlerinin paylasilmasi üzerine kurulu, içe kapali ekonomik yapi demokratik rejimlerin dogmasina olanak saglamamistir.
Bölgede baski altinda olan dine, mezhebe dayali kimlikler, ulusal farkliliklar ile Islami hareketler öne çikmis, neredeyse yüz yila yakin bir süre bu rejimlerin Bati tarafindan desteklenmesi sonucu bati karsiti hareketler, etnik ve mezhepsel çatismalar artmistir. Misir’da oldugu gibi eskinin yeniden insasi çabalari bas göstermis, askeri darbeyle halk hareketi sonucunda basa gelen sivil iktidar yeniden degistirilmistir.
Ancak bu gün daha çagdas,demokratik yönetimler basa gelmese de bu olaylar Ingiliz ve Fransizlar tarafindan çizilen sinirlarin, olusturulan ve desteklenen diktatoryal rejimler üzerinden kurulan statükonun çöktügü ve yeniden bir yapilanmanin zorunlu hale geldigini göstermektedir.
GÜNEY KÜRDISTAN FEDERE DEVLETI
16 Nisan 1991 de 36 paralelin kuzeyine askeri uçuslarin yasaklanmasiyla olusan görece özgür ortami iyi degerlendiren Kürtler 19 Mayis 1992’de ilk genel Kürdistan Parlamentosu seçimleri gerçeklestirdiler.100 sandalyeli parlamentoda YNK 50, KDP 50 sandalyeyi paylasti. 4 Ekim 1992 yilinda ise ‘Kürdistan Federe Devleti ‘ ilan edildi. Ne yazik ki 1994 de KDP ve YNK güçleri savasa tutustu ve ancak 1998 de Wasington da bir araya gelerek çatismalari sonlandirdilar. Kürdistan’da iki ayri hükümet kuruldu.
2003 de ABD’nin Irak’a müdahalesi sirasinda Kürtler gerçekçi bir strateji izlediler. Ve Saddam rejimi yikildi. 4 Ekim 2002’de Kürdistan Parlamentosu açildi. Ancak bu kez Kürtler tek parlamentoda birlesmislerdi
2005 de yapilan Kürdistan genel seçimlerinde Mesut Barzani Kürdistan Federe Devleti baskani seçildi.
Kürdistan’da birlesik bir hükümet kurulurken Celal Talabani’de Irak Cumhurbaskani oldu.
Güney Kürdistan hizli bir biçimde ulusal kurumlasmalarini tamamladi, istikrar içinde ekonomik kalkinmasini gerçeklestirmeye koyuldu.
Kürdistan’in KERKÜK dahil pek çok alani Kürdistan’in disinda kaldi, Bu alanlar için Irak Anayasasina göre referandumlar yapilacakti. Ancak Irak’da ki Maliki yönetimi Anayasada ki bu konu ile ilgili 140.maddeyi uygulamamak için sürekli çabaladi
Zaman zaman Güney Kürdistan hükümetine merkezi bütçeden ödenmesi gerekli payi da ödemedi. Son yillarda Kürdistan Hükümeti ile çatismanin esigine gelindi. Kürdistan Hükümeti Türkiye üzerinden petrol satisina basladi. Nihayet ISID örgütünün gerçeklestirdigi ayaklanma ile Irak’ta yeni bir durum olustu. Merkezi Irak Ordusu ISID karsisinda hemen hemen hiçbir varlik gösteremeden dagildi. ISID MUSUL kenti basta olma üzere Sünni nüfusun yasadigi kentleri ele geçirdi.
Irak ordusunun çekilmesi üzerine Kürdistan Hükümeti ‘tartismali bölgeler’ olarak bilinen ve Kerkük dahil Kürdistan Bölgesi disinda kalan topraklari ele geçirdi. Bugün Güney Kürdistan’in tümü Pesmerge denetimindedir.
Güney Kürdistan Hükümeti yaptigi açiklamalarda Kürdistan’in pesmerge denetimine geçen yerlerinden çikmayacaklarini, referanduma gideceklerini ifade etti.
Bugün Irak fiilen Güneyde Sii, orta da Sünni ve kuzeyde Kürdistan olmak üzere üç bölgeye ayrilmis durumda.
Güney Kürdistan Bagimsizlik yolunda
Bu güne kadar uluslar arasi ve bölgesel kosullar Güney Kürdistan’in bagimsizligi için uygun degildi. Ancak Irak’ta Maliki baskanligindaki merkezi hükümetin Saddam rejiminden devraldigi tekçi, baskici anlayisi sürdürmesi, Iran ekseninde Sunilere, Kürtlere hatta kendisiyle birlikte hareket etmeyen Sii gruplara yönelik baskici politikalari, sorunlari demokratik olmayan yollarla çözme, dislama, bastirma çabalari Irak’i sürekli bir kaos içinde tuttu. Kürdistan’a karsi düsmanca ve saldirgan tutumuna ek olarak Sünni bölgelere karsi izledigi ayrimci baskici politikalari, Suriye ve Iran ile birlikte hareket etmesi hem içerde hem de disarida yalniz kalmasina neden oldu. Sünni bölgedeki halkin yaygin memnuniyetsizligi Saddam dönemindeki orduda görevli subaylarin, BAAS yöneticilerinin arta kalanlarinca yönetilen, El Kaide ile su yada bu sekilde bagi olan ve terör örgütü olarak taninan ISID’in desteklenmesine neden oldu.
Vahsi, insanlik disi eylemleriyle korku salan ISID’in Tikrit, Musul basta olmak üzere suni Araplarin yasadigi bölgeleri kisa sürede ele geçirmesi Kürdistan sinirlarina dayanmasi, ve Merkezi hükümete bagli ordunun hemen hemen hiç direnmeden dagilmasi yeni bir durum olusturdu.
Kürtler Kerkük dahil Kürdistan’in tüm topraklarinda denetimi sagladilar ve bagimsizlik yolunda ciddi bir mesafe kat ettiler.
Mesut Barzani, Alman Welt am Sonntag gazetesine verdigi bir demeçte durumu su sekilde özetlemektedir.”Kürdistan Bölgesi kendi kendine yeten ancak Irak Merkezi Hükümeti’ne bagli bir bölge seklinde hareket etti. Biz, basindan beri Irak’in demokratiklestirilmesi ve demokratik bir yönetimin egemen olmasi için çabaladik. Ancak görüyoruz ki bu çabalar yetmemistir. Talep ve çabalarimiz karsiliksiz kalmistir. Simdi Irak’ta siddetin hakim oldugu bir ortam ve siddet üzerine yürütülen bir siyaset var. Bu halde Irak’in bir bütün olarak kalmasi zor görünüyor.”
Kürdistan’in bagimsizligina Kürdlerin karar verecegini de vurgulayan Barzani, ”Birliktelik gönüllü temelde olursa olur. Bunun kosullari kalmamissa zorla birliktelik olmaz. Eskiden bir kisi bagimsizliktan bahsettiginde hapse atilir sürgün edilirdi. Bagimsizlik istemek suç degildir. Kürdistan’in bagimsizligina Kürd halki karar verecektir. Bagimsizlik referandumu için parlamento gerekli çalismalari yapacak.”
Irak bu haliyle fiilen 3 e bölünmüs durumdadir. Özellikle Sii Araplarla, Sünni Araplarin artik bir arada yasayamayacagi kesinlesmis görülmektedir.
Geçmisten bu yana Demokratik bir Irak da federal bir yapi içinde bir arada yasamak için mücadele eden Kürtlerin çabasi tek basina yeterli olmadi. Araplar Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerine karsi düsmanca bir tutum aldilar, Irkçi, soven militarist bir kültür içinde, petrole ve silaha dayali ekonomik model içinde demokratik bir atmosfer sekillenmedi. Geçmiste Sünnilere dayanan BAAS rejimi Sii Araplara Ve Kürtlere soykirima varan imha politikalari izledi. BAAS rejiminin yikilmasinin ardindan iktidara agirligini koyan Sii Araplar benzer bir politikayi Suni Araplar ve Kürtlere yönelik olarak sürdürmek istedi. Elbette Irak’in bu hale gelmesinde Iran, Suriye, Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ve diger bölge devletleri ile ABD ve Rusya basta olmak üzere büyük güçlerin de payi vardir.
Her ne olursa olsun fiili durum sudur. Skays Picot antlasmasiyla olusan yapay Irak devleti yeni bir sekil alacak, sinirlar degisecektir.
Bu kosullarda Güney Kürdistan’in bagimsizlik yolunda ilerlemesi hakkidir ve gereklidir Bu yürüyüsü her Kürt yürekten selamlamaktadir.
SURIYE
Kürdistan’in bir parçasini elinde bulunduran, Kürt halkina hiçbir hak tanimayan, kimlik bile vermeyen Suriye de bu gün bir iç savasin içindedir.
‘Arap bahari’ çerçevesinde baslayan olaylar Suriye’ye dayandiginda Besar Esat yönetiminin sürdürdügü SAM BAHARI politikasi da sona ermistir. Hafiz Esad’in ölümünden sonra iktidara gelen Besar Esad reformlar yapacagi sözü vermis, eskiye oranla kismi bir rahatlama saglamisti, Ancak rejim demokratiklesmeye, iktidari paylasmaya yanasmadi, yeniden bir yapilanmaya cesaret edemedi. Artan ekonomik sikintilar, yoksulluk, issizlik, emtia fiyatlarindaki artislarla büyüyen hosnutsuzluklar, Arap baharinin etkisiyle baslayan protestolarla büyüdü.
Baslangiçta barisçil geçen eylemler kisa sürede terörize oldu. Rejim göstericilere karsi silah kullandi. Sivillere ates açmayan askerlerin infaz edilmesi ordudaki firarlari arttirdi.Muhalif kesim kisa bir sürede silahlanmaya basladilar.Özgür Suriye Ordusu kuruldu.
Hizli bir biçimde kentlere yayilan gösterilere karsi rejim agir silahlar kullandi, Tanklarla uçaklarla kentler bombalandi.
Bu gün Suriye tahrip olmus bir ülke konumundadir.
ABD, Birlesik Krallik, Fransa, Almanya,Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Libya gibi ülkeler muhalifleri desteklerken, Rusya, Çin ve Iran Ile Hizbullah BAAS rejiminin yaninda yer almaktadirlar.
Suriye’de Özgür Suriye Ordusu disinda, El Kaide, El Nusra, ISID gibi pek çok örgüt hem rejimle, hem de bir biriyle çatismaktadir.
Radikal Islami örgütlerin varligi ve Esad sonrasi yönetimin nasil sekillenecegi konusundaki kuskular batinin süreci temkinli izlemesine neden olmaktadir.
Batinin müdahalesi beklenirken, Rusya’nin girisimiyle Suriye’nin kimyasal silahlarini uluslararasi denetime açmasina izin vermesi yeni bir durum olusturdu. Anlasilan o ki Rusya, Libya da batinin kendi aleyhine bir müdahale ile yarattigi zararlari düsünmekte, Suriye’de de benzer duruma düsecegi bir bati müdahalesine izin vermemektedir.
Suriye de meydana gelen olaylar buranin da artik eskiye dönemeyecegini göstermektedir. Suriye’de tipki Irak gibi yeniden sekillenecektir. Nusayri, Suni ve diger inançtan guruplar ile Kuzeydeki Kürdistan’in statüsü yeniden belirlenecektir.
Suriye’de Kürtlerin durumu
Suriye’de iç savas kosullari olustugunda Bati Kürdistan’da da Kürtler harekete geçtiler. Kendi aralarinda ENKS adiyla bir cephe kurdular. Öncelikle savasin Kürdistan’a tasinmamasi, Kürtler arasi birligin saglanmasi, Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerini garanti altina alan, otonom ya da federal bir statüyü kabul eden ittifaklarin gelistirilmesi için çabaya basladilar. Bölgede 1950lerden bu yana etkin olan Kürt partileri bu yönlü çabalari bir süre sonra sabote edildi.
Öcalan Imrali’dayken, onun talimatlariyla kurulan PYD, BAAS rejimiyle anlasti. Esed rejimi Moskova’da bulunan Salih Müslüm’ü ülkeye davet etti. Güney Kürdistan’da, PKK saflarinda bulunan Bati Kürdistanli binlerce gerillanin dönüsüne de müsaade edildi. Esed rejimi ve Bati Kürdistan’in kontrolünü PYD ye terk etti.Rejim bu bölgeden tümden çekilmedi elbette, Devlet mekanizmasi oldugu gibi kaldi, buradaki memurlarin maaslari Rejim tarafindan ödenmeye devam etti PYD kisa sürede rejime karsi harekete geçen Kürtleri baski altina aldi. Misel Temo’nun öldürülmesi dahil pek çok siyasi cinayet islendi. Rejimle savasan Özgür Suriye Ordusu ve diger gruplarla çatisti, savasi Bati Kürdistan’a tasidi. Rejimin de ‘simdilik kaydiyla’ göz yummasiyla kantonlar olusturdu.
Kürtler arasinda baslayan gerilimin kardes kavgasina dönüsme tehlikesi karsisinda harekete geçen Güney Kürdistan Federe Bölgesi baskani Mesut Barzani ENKS ve PYD yi bir araya getirdi. Tarihe ‘Hevler Mutabakati’ olarak geçen toplanti sonucu ‘Desteya Bilind’ adinda bir üst birlik olusturuldu. Ancak kisa süre sonra PYD bu antlasmaya uymadi. Tam da Esed rejiminin istegine paralel olarak kendisi disindaki Kürtlere yönelik baskilari yogunlastirdi. Güney Kürdistan Hükümetine karsi düsmanca bir tutum aldi.
Bölgede Iran, Suriye, Irak Maliki yönetimi ile paralel hareket eden PYD’nin ‘Rojava Devrimi’ diye propaganda ettigi alanlarda Kürtlerin önemli bir kismi göç etmeye basladi. Propaganda bir yana herkes PYD ile Rejim arasindaki siki iliskileri ibretle izlemektedir. Nitekim Birlesmis Milletler tarafindan desteklenen ve Suriye’deki Esad rejimini ve muhalefeti bir geçici hükümetin kurulmasi için müzakere masasina oturtmayi amaçlayan uluslararasi Cenevre 2 konferansina PYD davet edilmemisti. Tepkiler üzerine Ingiltere’nin Suriye temsilcisi ‘PYD, Cenevre 2 Konferansina Esed Rejimi heyeti tarafinda katilsin’ demisti.
Özetle Bati Kürdistan’da PYD, Rejimin muhalefeti tasfiye etmesi durumunda Kürtlerin haklarinin taninacagina dair her hangi bir emare olmamasina ragmen rejime dayanarak, Iran ve Maliki yönetimi ekseninde pozisyon almaktadir. Bu durumun yaratacagi dramatik olaylar zincirini önümüzdeki süreçte görecegiz.
Dogru olan PYD nin Esed rejimi ile baglari koparmasi, Hevler mutabakatina uymasi, Kürtler arasinda güçlü, bir ittifakin kapilarini aralamasi, Güney Kürdistan hükümetiyle dostça iliskiler gelistirmesidir.
Kürtlerin gerçekten ulusal kazanimlar elde etmesi bu kaotik ortamdan kazançla çikmasi buna baglidir.
Özetle
Büyük emperyal güçlerin bölgeyi yeniden dizayn çabalari, Bölge devletlerinin statükoyu koruma kendilerini güvenli kilma arayislari, 1.dünya savasi sonrasi çizilen ve israrla korunan sinirlarin artik huzursuzluklarin kaynagi oldugunun görülmesi, Kürdistan Federe devletinin bagimsizlik yolunda ilerlemesi ve dört parçaya bölünen Kürdistan’in tümünde ulusal bilincin yükselmesi, Etnik, mezhep ve dini kimliklerin öne çikmasi ve radikalizmin güçlenmesi, son yillarin altini çizilmesi gereken konulari olarak, uzun bir süre daha gelismeleri etkileyecektir.
Türkiye’de Durum
Türkiye, Osmanli imparatorlugunun bakiyesi üzerinde kuruldugunda çok uluslu, çok dinli bu cografyada, zorla Türk etnisitesine dayali, tek ulus yaratma çabasi içine girmis, basta Kürdistan sorunu olmak üzere temel problemleri çözmek yerine bastirma yolunu tercih etmistir.
Kürtler bu sömürgeci politikalari, ardi arkasi kesilmeyen isyan ve ayaklanmalarla red etmistir. Devletin basta Kürt halkinin olmak üzere, Alevilerin, emekçilerin, tüm muhalefetin mesru haklarini bastirmak üzere kullandigi baski, bir bütün olarak militarizmi güçlendirmis, toplumda irkçi-soven anlayis köklesmis, sikça basvurulan askeri darbelerle demokratiklesmenin önü tikanmistir.
Yogun baski ve asimilasyon politikalarinin dramatik sonuçlari bir yana, teklestirme politikasi Kürtlerin direnisi nedeniyle basarili olamamistir.
Dünyada ve Ortadogu’da baslayan degisim rüzgarlari, içerdeki toplumsal tepkilerle birleserek Türkiye’ye dayandiginda, degisime direnen, statükonun korunmasi için çabalayan partiler neredeyse silinmis. 2002 de yapilan seçimleri yeni kurulan AK Parti kazanarak Türkiye’nin son 12 yilina damgasini vurmustur.
1999 da Suriye’den çikarilan ve bir süre Rusya, Italya,Yunanistan arasinda mekik dokuyan Öcalan’in Kenya’da yakalanarak Türkiye getirilmesi üzerine Kürt meselesi yeni bir hal almistir.
AK Parti Iktidara geldiginde statükocu militarist kesimin agir direnciyle karsilasmistir.
Baslangiçta statüko ile uzlasma egilimi içine giren Ak Parti, kendisine yönelik darbe tesebbüsleri üzerine ABD ve AB’nin de destegini alarak bu güne dek sivil iktidarlardan beklenmedik bir refleks göstermistir.
Geleneksel olarak Türk ordusunu destekleyen, askeri darbelere yesil isik yakan ABD’nin,sivil iktidara destek olmasi ve darbecileri sirtini dönmesinin pek çok nedeni olsa da,bir nedeni de; ABD silahli kuvvetlerinin Türkiye üzerinden Irak’a geçmesine izin veren Teskerenin daha çok ordunun dayatmasiyla Mecliste reddedilmesidir diyebiliriz.
1 Mart teskeresi olarak anilan bu olayin Türk ABD iliskileri üzerideki etkileri uzunca bir süre devam edecektir.
Maliyeti artmis bir sekilde de olsa Irak’i isgal eden ABD Süleymaniye’de ki bir binbasi komutasindaki Türk askeri birligini derdest etmis ve baslarina çuval geçirilmistir.Türk ordusunun onuru zedelenmis, karizmasi çizilmistir
Öte yandan, bir derin devlet yapilanmasi olan, statükocu militarist kesimce ‘devletin sahibi, koruyucusu’ refleksleriyle olusturulan, yasadisi, karanlik örgüt Ergenekon’un Ümraniye’de yakalanan el bombalari sorusturmasinin genisletilmesi üzerine desifre olmasi, bu güne kadar sol kesimce ifade edilen karanlik yapilanmanin tüm toplumca görülmesini sagladi.
Danistay saldirisi, Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasi, Malatya Zirve Kitapevinde gerçeklestirilen cinayetlerle öne çikan provokasyonlar zinciri, Yakamoz, Eldiven, Gün isigi, Balyoz gibi isimlerle hazirlanan ve sürekli olarak güncellenen darbe planlari, Kemalist, militarist kesimin 12 Eylül 1980 de ki fasist askeri darbeye bile rahmet okutacak bir kanli darbe hazirliginda oldugunu gösterdi.
Yillarca Türkiye’yi irkçi soven zihniyetle militarist bir çark içinde yöneten bu kesimin iktidari paylasmaya niyetli olmadigi anlasildi.
Nitekim 27 nisanda Ordu’nun verdigi e-muhtirayi savustursa da 14 temmuz 2008 de AK Parti hakkinda kapatma davasi açildi. AK Parti kapanmaktan kil payi kurtuldu.
Türkiye’nin kurulusundan bu yana iktidari elinde tutan Kemalist elit, toplumda var olan muhalefetle (Islami kesim, Aleviler, Kürtler vs.) iktidari paylasmak yerine baski ile sindirme yolunu seçmistir. Her yükselen muhalif dalga karsisinda askeri darbelerle ayricaliklarini korumus Kemalist militarist düzenin aksayan, yanlarini tahkim etmistir.
Bu yapi, içeride, basta Kürtler olmak üzere tüm etnik guruplara karsi irkçiliga varan Türk milliyetçiligine, Aleviler basta olmak üzere diger inançtan kesimlere karsi, sahte bir laiklik söylemiyle, kendi kontrollerinde olmak üzere Hanif i mezhebine dayanmakta.
iki kutuplu dünya dengelerinde ABD ve NATO’nun bölgedeki ihtiyaçlarini göz önünde tutan, tüm komsularini düsman gören ve topluma sürekli korku pompalayan orduya, sirtini devlete yaslayarak, kapali ekonomik düzen içinde, özel ayricaliklarla palazlanan Istanbul sermayesine dayanmaktadir.
Türkiye’nin kurulus sürecinde Kemalist kesimle kurduklari siki ittifaktan adim adim dislanan Türkiye’deki Islami kesim ise ‘siyasi anlamda’ devletçilik, Türk milliyetçiligi, Kürt karsitligi gibi alanlarda Kemalistlerle ciddi bir farklilik göstermemektedir.
Daha çok Devletin laiklik ilkesinin gevsetilmesi, iktidar olanaklarinin paylasilmasi gibi alanlarda farklilik göstermektedir.
Bu nedenlerle gerçek anlamda bir demokratiklesme programlari hiç olmamistir.
Menderes iktidarinin tasfiyesi ile sonuçlanan 1960 darbesi sonrasinda, çesitlenen siyaset sahnesine Necmettin Erbakan ile çikan muhafazakar Islami kesim, demokratiklesme yerine ‘Milliyetçi cephe’ gibi yapilanmalarla ‘devletçi’, Türk milliyetçisi’ giderek Türk Islam sentezci bir çizgide sol ve Kürt hareketinin karsisinda konumlanmistir. Sinifsal olarak küçük sanayici ve esnaf diyebilecegimiz küçük burjuva bir tabana oturan Islami hareketin durumu 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardindan Özal iktidarinin serbest piyasaya, özellestirmelere, ihracatin ve ithalatin tesvikine dayali iktisadi politikalari ile degismeye baslamistir
Iran’da Humeyni iktidarinin radikalizmine karsi, Ilimli Islami hareketleri destekleyen ABD ile uyumlu olarak hizla yükselen Turgut Özal ile Türkiye’de Islami kesim de palazlandi, Anadolu kaplanlari olarak isimlendirilen daha çok Denizli, Kayseri, Gazi Antep, Konya gibi illerde öne çikan Islami sermaye Ortadogu ülkelerine açildi.
TÜSIAD la temsilini bulan Istanbul sermayesi karsisinda, Islami sermaye, MÜSIAD ya da ‘yesil sermaye’ olarak konumlandi.
Kemalist Militarist kesimin Erbakan’i 28 Subat darbesiyle tasfiyesi kisa bir aradan (Koalisyonlar Dönemi) sonra Ak Partiye alan açmistir.
Menderes’in, Özal’in Erbakan’in tasfiyesinden dersler çikaran AK Parti hem uluslararasi destege hem de yeterli-güçlü bir halk destegine ihtiyaci oldugunu ögrendiginden olmali ki ABD ve AB ile uyumlu bir dis politika izlemeye, içerde de bir dizi reformlar yapmaya yönelerek, Kemalist militarist kesimi geriletmeyi basarabilmistir.
AK Parti liberallerle dirsek temasi içinde, Avrupa birligi ile ilgili bir dizi reforma imza atsa da Kürt sorununun çözümü, Alevilik meselesi gibi temel problemler karsisinda zikzakli bir politika gütmüstür. Toplumun neredeyse yüzde 25ini olusturan Alevi kesiminin mesru talepleri karsisinda geleneksel Sünni refleksiyle yaklasmis, adim atmakta hep tereddüt içinde olmustur.
Keza Kürt meselesinde artik askeri çözümün mümkün olmadiginin anlasilmasi üzerine sivil çözüm arayislari baslamis. Ancak Ak Parti’nin bir çözüm perspektifinin olmamasi nedeniyle mesele de savrulmalar yasanmis, bu konuda da cesur adimlar atilamamistir.
Geçmiste sorun tümden askerlere devredilmisken, Ak Parti bu durumu seklen degistirmek istemis, sivillerin eliyle askeri çözüme yönelmistir. Tek Devlet, Tek millet,Tek dil , Tek bayrak, Tek din gibi söylemlerle çerçevelen çözüm perspektifi eskinin devamindan baska bir sey degildir.
Ak Parti Iktidarinin Kürt meselesinin çözümünün en uç siniri ‘Kürtlerin bireysel haklarini’ kullanabilmesidir.
Yine de Türkiye sartlarinda Kürt meselesinin kabul edilmesi basli basina önemli bir adim olarak not edilmelidir.
2005 yilinda Basbakan Erdogan’in Kürt meselesini kabul eden ve çözmek için çabalayacagini vaad eden Diyarbakir konusmasi ile baslayan süreç ‘Açilim politikalari’ adiyla sürdürülmüs. Kürt dili üzerindeki inkarci, yasakçi politika esnemis, önce Kürtçe kurslarin açilmasina izin verilmis,daha sonra TRT-6’te Kürtçe yayin ve bazi üniversitelerde Kürtçe egitim baslamistir.
Kuskusuz bunlar Kürtlerin haklari ve talepleri karsisinda çok yetersizdir. Ancak geleneksel politikanin degismeye basladiginin da bir göstergesidir.
Nitekim, Kürdistan özgürlük mücadelesinin mimarlarindan Sayin Kemal Burkay’da tipki pek çok sürgün gibi döndü. Simdi aramizda ve politik mücadelesini ülke içinde sürdürüyor. Elbet daha önce de dönenler olmustu. Burkay’dan sonra da dönenler oldu, oluyor, Onun dönüsünü ‘AKP projesi’ olarak sunan, karalama çabasina girenler de tek tek dönüyor.
Bu konuda birkaç not daha düsmekte yarar var;
Degerli ozan Sivan Perwer, Sayin Mesut Barzani’yle birlikte Diyarbakir’da halki selamladi.
Kürtler Kürdistan bayragiyla sokaklarda yürüyüsler yapiyor. Kürdistan adiyla dernekler, partiler kuruyor., Legallesme karari alan PSK dönüs hazirliklari yapiyor.
Dünyada ve Ortadogu’daki degisim dalgasi ile içerideki özgürlük ve demokrasi mücadelesinin birlesmesinin bir ürünü olan bu gelismelerin giderek artacagina kusku olmamalidir.
Bu dönemin en karakteristik özelligi Kürt meselesinin her alanda görece serbestçe tartisilmasi, çözüm önerilerinin dillendirilmesidir.
Hükümetin Kürt açilimina karsi en sert muhalefet Ordu, CHP, MHP Ve PKK den gelmistir.
‘Açilim’in Türkiye’yi bölecegini söyleyen Kemalist militarist kesim ile bu politikalarin PKK’yi tasfiyeyi amaçladigini iddia eden PKK ve legal kurumlarinin ortaklasmasi ve AK Parti hükümetine karsi harekete geçmesi Hükümetin askeri vesayeti geriletmesi ve Imrali da inisiyatifi ele almasina dek sürmüstür.
Bilindigi gibi Öcalan yakalanip Imrali ceza evine kondugunda, Türkiye’ye getirilirken uçakta ‘bana bir firsat verilirse hizmete hazirim’ sözüne uygun olarak, bagimsiz devlet veya federasyon hatta otonomi gibi taleplerden vaz geçmis, mahkemede ve daha sonrasinda öne sürdügü ‘demokratik cumhuriyet’ ortak vatan, demokratik ulus gibi tezlerle devletin geleneksel, ‘ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük’ anlayisina paralel bir söylem gelistirmis, PKK ve türevleri de buna uymustu.
O dönemde Türkiye askeri vesayet altinda, Imrali ceza evi de ordunun denetimindeydi .
Öcalan Kemalist militarist kesimin telkin ve yönlendirmeleriyle Ak Parti iktidarina karsi konumlanmisti. Generallerin ‘savasacaksaniz adam gibi savasin, yoksa kimse sizi muhatap almaz’ sözleri üzerine PKK yeniden çatisma pozisyonuna geçmis, silahli eylemleri tirmandirmis, Öcalan’in saglik sorunlari ve hücresinin darligi gerekçeleriyle kentlerde de Kürtlerin sokaga dökülmesi için çabalamisti.
Öcalan ‘devlet çözüme hazir, AK Parti engel’ demekte ve AK Parti Iktidarini yikmak için harekete geçen Ergenekon yapilanmasiyla birlikte pozisyon almaktaydi.
PKK bu süreçte Imrali’da MIT ve Ordunun denetimi altindaki Öcalan’in eliyle yeniden yapilandirildi. En son olarak KCK yapilanmasi ortaya çiktiginda sadece siyasi hedefleri, fikri yapisi degil kadro yapisi da çesitlendirildi. Bu süreçte baslayan KCK operasyonlarinda, KCK içine 1500 dolayinda MIT elemaninin yerlestirildigi, mahkeme tutanaklarina ve basina yansidi.
Hükümetin Askeri vesayeti geriletmesi ve Imrali’nin kontrolünü ele geçirmesi sonrasinda Öcalan da saf degistirdi. Habur’da 34 PKK linin giris yaparak teslim olmasi ve sonrasinda Türkiye’de estirilen irkçi soven dalganin etkisi ile ‘Açilim süreci’ bir süre askiya alindiysa da Öcalan MIT arasindaki iliskiler sürdü.
Öcalan’in Avukatlari araciligiyla ‘tirnak içinde’ ‘heyet’le yaptiklari görüsmelerin olumlu oldugu, artik ‘pratik adimlar’ asamasina gelindigini söyledigi bir dönemde KCK temmuz 2011 de Silvan eylemiyle Öcalan’i devre disi birakti
Bu tarih ayni zamanda Suriye’de iç savasin hararetlendigi ve Türkiye’nin Suriye muhalefetini desteklemeye basladigi dönemdi. Suriye ve Iran’in bu durumdan duyduklari rahatsizlik nedeniyle PKK’yi (KANDIL’i) savasa özendirdiklerini söylemek yanlis olmasa gerek.
Yeniden bir kanli çatisma dönemi basladi.
KCK yöneticilerinin ‘AKP fasizmi’, ‘Soy kirimci AKP’ sifatlariyla niteledikleri hükümeti devireceklerini, ‘siyasi degil askeri çözüm’de karar kildiklarini ilan eden söylemleri ‘Halk Savasi, alan hakimiyeti Stratejisi’yle kanli bir saldiri dalgasina dönüstü.
Yüzlerce Kürt genci yasamini yitirdi. Sokalar hareketlendi, Ceza evlerinde ölüm oruçlari kitlesel ölümlere yol açacak kadar tehlikeli bir hal aldi. Bu asamada PKK yine Öcalan’i adres göstermeye basladi. Öcalan ile yapilan görüsme sonrasinda eylemler sonlandirildi.
Geride ne ‘alan hakimiyeti’, ne de eski kati söylemler kaldi. Olan çatismalara sürülen ve yasamini yitiren yüzlerce Kürt gencine oldu.
Bu arada, tüm bu hengame içinde Emre Taner zamanindan beri Oslo’da MIT ve PKK yetkililerinin görüstügü de desifre edildi. Bu görüsmeler daha sonra MIT Müstesarligina getirilen Hakan Fidan ve heyeti tarafindan da sürdürülmüstü.
Bir gerilim ve korku filmi gibi izledigimiz bu dönemde yildizi tekrar parlayan Öcalan ile AK Parti Hükümeti (MIT) arsindaki iliskiler olumlu bir seyir izlemeye basladi.
Bu sürece Kürtler daha çok Imrali süreci demektedir.
Eskiden Avukatlarin sürdürdügü köprü görevini Bu kez BDP/HDP heyetleri sürdürür oldu.
Bu diyalog sürecinin amaci nedir?
PKK cenahi süreci allayip pullasa da asil amaç PKK nin silahsizlandirilmasi ve Türkiyelilestirilmek kaydiyla, yani etnik milliyetçilikten uzak durulmasi kaydiyla mevcut düzene entegre edilmesidir.
Bu nedenle PKK ve Legal partileri sürekli ve israrli bir biçimde devletin kötü bir sey oldugunu dilendirmekte ve Kürtler için devlet taleplerine karsi sert söylemler gelistirmekte,’ilkel milliyetçilik’le suçlamaktadir. PKK Türkiye’nin de altina imza attigi ve bu güne kadar askeri vesayet ve silahi eylemler nedeniyle gündemlesemeyen Avrupa Özerklik Sarti’ni yani yerel yönetimlerin güçlendirilmesini ‘demokratik özerklik’ diye sanki bir statüymüs gibi sunmaktadir.
Kürtlerin sadece Kuzeyde degil, Güneyde de devletlesme taleplerine çok sert söylemlerle karsi çikmaktadir.
Oysa ayni çevre örnegin Filistin meselesinde farli bir turum sergilemektedir. HDP parti Programinda ‘Filistin halkinin bagimsiz devlet kurma hakkini’ açikça savunmaktadir.
Özetle AK Parti Hükümeti, ve devlet PKKyi tasfiye etmekten ziyade onun eliyle Kürtleri kontrol etmek, Kürt sorununu da devletin birligi ve bütünlügü çerçevesinde, yani üniter yapi içinde ‘ancak bireysel ve kültürel haklarin kullanilmasi’ çerçevesinde, tirnak içinde ‘çözmek’ çabasindadir.
Çatismalarin bitmesini, PKK’nin silahsizlandirilmasini, küçük de olsa kimi demokratik adimlarin atilmasini olumlu buluyoruz.
Kürt sorununun yaygin olarak tartisilir hale gelmesi bu sürecin en olumlu yanlarindan biridir denebilir.
Ama bu durumu çözüm diye sunanlar ancak kendilerini kandirirlar.
Kürt halki da diger uluslar gibi kendi kaderini kendisi tayin edecektir. Nasil yasayacagina kendisi karar verecektir.
Kürt sorununun esasen Kürdistan sorunu oldugunu,Kürtlerin kendi kendilerini yönetme haklarinin taninmasiyla çözüme kavusacagini bunun yolunun da asgari olarak Federasyon oldugunu belirterek Türkiye’deki son güncel meselelere de bir göz atalim.
Gezi Olaylari
Baslangiçta bir çevre hareketi olarak ortaya çikan ve Gezi Parki’na Topçu Kislasi yapilmasini engellemeye yönelik eylemleri dagitmak için güvenlik güçlerinin bas vurdugu siddet genis protestolara neden oldu.
Türkiye’ye yayilan protestolar Hükümeti sarsti.
AK Parti iktidarinin dis politikasinda ki degisiklikler, AB reformlarini gevsetmesi, giderek otoriterlesme egilimi göstermesi, kutuplastirici, buyurgan ve toplumun hassasiyetlerini görmeyen uygulamalari, toplumu kendi Islami degerleri çerçevesinde sekillendirme çabalari, muhalefet partilerinin de islevsizligi nedeniyle biriken toplumsal öfke, Hükümetin uygulamalarindan rahatsiz olan çok farkli kesimleri sokakta bir araya getirdi.
Bu protestolar sirasinda 2 güvenlik görevlisi 8 sivil yasamini yitirdi. Binlerce kisi yaralandi.
Sonuçta hükümet gösterileri kontrol altina almayi basardi.
Ancak o günden bu yana iktidar ve muhalefetin dersler çikardigini söylemek mümkün degil. Toplumdaki kutuplasma devam ediyor.
17 Aralik AKP ve Cemaat kapismasi
Kemalist militarist kesimle AK Parti’nin iktidar savasinin baslangicinda Erdogan’in yaninda yer alarak güven saglayan Gülen Cemaati, dershane ve okullarinda yetistirdigi kadrolari ile öncelikle, milli egitim, emniyet, yargi, bürokrasi ve hatta ordu içinde kritik tüm alanlarda Hükümetin destegi ve tesvikiyle kadrolasti. Cemaatin, MIT’te de kadrolasma talebi üzerine Tayip Erdogan için tehlike çanlari çalmaya basladi.
Zira bu bir iç iktidar mücadelesiydi. AK Parti ile Gülen Cemaati arasinda daha önce Mavi Marmara olayi sirasinda kendini hissettiren ufak tefek gibi görünen ayriliklar, 7 Subat 2012 tarihinde Istanbul’da özel yetkili savci Sadrettin Sarikaya’nin KCK sorusturmasi nedeniyle MIT Müstesari Hakan Fidan ve diger MIT yetkilerini ifadeye çagirmasiyla tirmandi. Hakan Fidan’in tutuklanmasina neden olabilecek bu girisime Hükümet el koydu. Yeni bir yasayla MIT koruma altina alindi.
MIT üzerinde tirmanan bu gerilim Hükümeti yeni önlemler almaya itti. Gülen Cemaati’nin tirmanisinin kisitlanmasi için dershanelerin kapatilmasi gündeme geldi. Gülen Cemaati’ne bagli oldugu söylenen savcilar, bes bakan ile bürokrat, is adami, banka müdürü, hakkinda yolsuzluk ve rüsvet sorusturmasi açtilar. Çok sayida kisi gözaltina alindi.
Hükümet bunu bir darbe girisimi olarak gördü ve sert tedbirler aldi. Savcilarin ve gözalti emrini uygulayan polislerin yerleri degistirildi, meslekten men edildi. Yeni bir yasa çikarilarak HSYK’nin yapisi degistirildi. Gülenci olarak bilinenler tasfiye edildi ve Hükümetin denetimi saglandi.
Haklarinda sorusturma açilan bes bakan görevlerini birakti ve yeni bir kabine olusturuldu.
Öte yandan Ak Parti’den Gülen’e yakin 7 milletvekili de istifa etti.
Hükümet, Gülen Cemaati’nin devlet içinde bir paralel yapi olusturdugunu iddia etti ve sert önlemlerin artarak devam edecegini ilan etti.
Bu kosullarda toplumda var olan kutuplasma ilginç bir hal aldi.
Geçmiste AK Parti karsitligi üzerinde sekillenen CHP, MHP, Kemalist Sol blokuna, Gülen cemaati de eklendi.
Öyle ki yapilan yerel seçimlerde CHP ve MHP (Ankara belediye seçimlerinde oldugu gibi) fiilen ittifak yaptilar.
Seçimler genel olarak AK Parti’nin zaferiyle sonuçlandiysa da kutuplasma bitmedi, daha da derinlesti.
Bu arada özel mahkemelerce görülen tüm davlarin zemberegi bosaldi. Darbe ve KCK davalarindan tutuklu olanlar serbest birakildi.
Bu kosullarda Türkiye, Cumhurbaskanligi seçimleri için sandiga gitmektedir.
Yapilan anayasal degisikliklerle ilk kez halk tarafindan seçilecek Cumhurbaskanligi seçimlerine 3 aday katilmaktadir.
Cumhurbaskaninin Parlamento tarafindan degil de direk olarak halk tarafindan seçilecek olmasi yari baskanlik sistemine geçis tartismalarini da beraberinde getirmektedir.
Ak Parti adayi Tayip Erdogan’in karsisinda, CHP MHP tarafindan ‘Çati adayi’ olarak sunulan Ekmelattin Ihsanoglu yer alacak. Ihsanoglu’nu Büyük Birlik Partisi, Demokrat Parti, liberal Parti, Bagimsiz Türkiye Partisi, DSP de destekleyeceklerini açikladilar.
Bu çati adayi projesinin arkasinda Gülen Cemaati’nin oldugu iddia edilmektedir.
Üçüncü aday ise PKK çevresinin Türkiyelilesme projesi üzerinden, adayligini açiklayan
Selahattin Demirtas oldu.
Adaylar ilk turda gerekli oyu alamamalari halinde ikinci tura en yüksek oy alan iki aday katilacak. HDP Adayi daha çok Türkiyelesme projesini topluma anlatmak ve mümkünse oylarini yükselterek hem bu projenin desteklendigi mesajin vermek, hem de ikinci turda pazarlik yapmayi planlamaktadir.
Öcalan çok önce ikinci turda Erdogan’i destekleyebileceklerine dair mesajlar verdigi, ‘Çözüm süreci’ konusundaki hassasiyetleri, son günlerde çikan ‘Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünlesmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’da hatirlanirsa seçimin ikinci turunda HDP’nin alacagi pozisyonu simdiden görmek mümkündür.
Sonuç olarak, Dünya, Ortadogu, Türkiye degisti ve degismeye devam ediyor.
Dünyadaki degisimin dönüstüren rüzgari, halkimizin özgürlük mücadelesi ile de birlesiyor.
Iki kutuplu dünya dengeleri üzerine kurulu rejimlerle beraber statüko çökerken Kürt halkini özgürlük mücadelesi üzerindeki agir beton da çatliyor.
Kürt halki egemenlerin tuzaklarini bosa çikararak, engellerini asarak özgürlük yürüyüsünü sürdürüyor.
Kürtler degisimin rüzgarini da arkaya alarak çok daha donanimli ve en önemlisi çok daha umutlu yola devam ediyor.
Arif Sevinç
18 Temmuz 2014
Arif Sevinç