Demokrasi hazmedilmesi zor bir sanat’tir!
Toplumlarin var olmasiyla birlikte insan oglununun tarihinde yeni yönetim ve yasam tarzlari olusmaya basladi.
Tarihsel bakimdan kendi dönemlerine uygun biçimler alan yönetim biçimleri insanlarin deger yargilarina ve yasam biçimlerine sekil vermeye basladi.
Köleci toplumlari bunun disinda tutmaya kalktigimizda, bunun akabinde gelisen feodal toplumlar insanlik toplumuna yeni düzenlemeler getiren yari köleci toplum yaratma’da kalici ve kökleri uzun bir süreye yayilan bir toplumsal yasam tarzi olmakta israrciligini yillarca korudu.
Özellikle 17. ve 18. yüz yillarda orta Avrupa ülkelerinde bas gösteren kendi dönemine göre ilerici küçük burjuva ayaklanmalari olarak bilinen bir dizi devrimler gerçeklesti.
Bu devrimler Bati Avrupa ülkeleri için büyük bir dönüm noktasi oldu ve bu konuda bati Avrupa ülkeleri gerçeklestirdikleri, demokrasi ataklarini gelistirerek kendilerini günümüz modern çaga hizla hazirladilar ve tekonolojik olarak dünyada büyük basarilara imza attilar.
Bu ülkeler bugün de demokrasi yönünde ciddi adimlar atiyor, bu adimlari dahada kalici hale getirmek için de ciddi çabalar içerisindeler.
Yine Avrupa ülkelerinin, kendi birliklerini olusturma adimlari, sinirlarin kaldirilmasi, özelikle soguk savasin sona ermesiyle birlikte dogu blogu ülkelerinin’de bu birlige katilmasiyla birlikte çogulcu demokrasiyi içlerine sindirmede bir hayli mesafe aldiklari açiktir.
Bazilarimiz bu birliklere farkli bir açidan bakabilirler. Elbette günümüz dünyanin tek merkezde yönettigi emperyalist güçlerin kendi arasindaki rekabet veya güç mücadelesi olarakta algilanabilir.
Her nekadar öyle olsa bile gelisen dünya içerisinde gösterdikleri bu adimlari da görmezlikten gelemeyiz.
Diger yandan bölgemize baktigimizda, feodalizm’de israr eden çevremizde bir hayli otokratik ikdidarlar küçümsenmeyecek düzeyde kendisini islamiyet kisvesi altinda bunu kati bir sekilde yürüten devletler olduguna sikça rastlarsiniz.
Bütün bunlara ragmen bölgemizde, Körfez krizinden sonra; Saddam Hüseyin iktidarinin yikilmasiyla birlikte olusan Güney Kürdistan Federal hükümeti demokrasi mücadelesi bakimindan büyük adimlar atarak bölgesinde istisna da olsa büyük bir sinavi basariyla gerçeklestirdi.
Güney Kürdistan için sürec daha taze bunun için ileriye yönelik tahminlerde bulunmak bu konuda yorum yapmak yanlis olur.
Peki genel olarak bizim gibi geri kalmis, hala feodalitenin etkisinden kurtulmayan ve hala bu sistemde israr eden ortadogu ülkeleri demokrasiyi ne kadar hazm edebilirler?
Demokrasi mücadelesi uzun soluk’lu bir hak arama mücadelesidir.Bu mücadeleyi vermekte o kadar zordur.
Ne yazik’ki ortadogu cografyasinda bu ugurda verilen küçük örnekler olsa da bir bütün olarak ciddi anlamda bir mücadele biçimi görülmemistir.
Genelikle bu ülkelerin feodal yapiyi sürdürmesinde din önemli faktörlerden biri olmustur. Kati dini kurallar insan hayatina müdahale etmede büyük bir rol almistir.
Yine geldigimiz 21.yüzyilda ortadogu toplumlarinda degisik ulusal ayaklanmalarin yani sira otokratik yönetimlere karsi halk ayaklanmalarina rastlamak mümkün hale gelmistir.
Peki bu halk ayaklanmalari demokrasi için atilan adimlar midir?
Elbette demokrasi için atilan adimlardir bunu küçümsemiyorum. Ancak bu halk ayaklanmalarini demokrasiye dönüstürecek ilerici toplumsal güce rastlamak mümkün degil.
Bir yandan otokratik yönetime karsi bayrak açarken, kendiside otokratik yönetimlerin vazgeçilmesi mümkün olmayan dini olusumlardan olusmaktadir.
Örnegin Misir, Libya,Tunus bunlarin açik göstergesidir.
Her ne kadar Türkiye bu ülkelerden farkli bir konumda olsa’da feodal yapinin etkisinden kurtulmus degildir.
Halen bu yapiyi korumak ve bu yapiya siki siki sarilmaya çalisan ciddiye alinacak, büyük bir kesimin varligini görmemezlikten gelemeyiz.
Eger bir ülkede hala töre cinayetleri devam ediyorsa, kadinlar üzerinde ciddi baskilar sürüyor, kadinlari ikici sinif çerçevesinde korumakta israr eden büyük bir kesim varken buralarda demokrasiyi bulmak biraz zor olur.
Yazimin basinda’da belirtigim sekilde feodalizm bu ülkelerde insanlarin yasam tarzi olarak kemiklerine kadar islemistir. Bundan vazgeçmeleri mümkün görünmüyor.
Bunun yanisira Türkiye gibi ülkeler’de zaman zaman büyük demokrasi mücadelerine rastlamak mümkündür. Örnegin 12 Eylül öncesi gerek Kürt sol hareketi, gerkse Türk sol hareketleri bazi yanlislarina ragmen ciddi bir mücadele içerisine girdiler. Ancak kisa sürede sol hareket içerisinde birbirlerine karsi tavir almaga basladilar. Sol hareketler diger birbirlerinin varligina tahmmül edemiyor, hatta onu fiziki olarak ortadan kaldirmak için savas açtiklarina rastlamak mümkün.
Yani var olan sol hareketler bile kendi içerisinde demokrasiyi hazmedememisken, kendi kadrolarina bile demokratik davranmadigi bir toplumda demokrasiyi gelistirmek kolay degildir.
Yine soruyorum, var olan Türk ve Kürt sol hareketlerinde ne kadar demokrasi var? Her örgüt kendine demokrat diyebilir ancak gerçek hiç de öyle degil.Örgütler bile kendi içerisinde farkli düsünen yoldaslarina karsi tahamül etmede yoksundur.
Bu anlamda demokrasi mücadelesini iyi kavramak ve hayata geçirmek için önce insanin kendisi demokrasiyi kabüllenmeli ve onu hayata geçirmek için mücadele yürütmelidir.
Sêxo Burcak