Demokrasi, Medeni Dil, Tilmun Adasindaki Tanri Marduk ve Zorba Kullari
Sevgili okuyucular daha önceleri bir-iki yazimda bilebildigim kadariyla hem demokrasi sözcügünün ne anlama geldigini, hem de Türkiye gibi bir Islâm ülkesine demokratik bir rejimin nasil gelip gelemiyecegi konusunda genel düsünce ve görüsümü siz okuyucularla paylasmistim. Bu yazimda ise müsaadenizle yine bu konuya biraz deginmek istiyorum. Önce ‘Demokrasi’ sözcügünden baslamak istiyorum. Türkçe sözlükte demokrasi sözcügü nasil tarif edilir, önce ona bakalim. Sözlükte tarifi söyle: ‘Halkin egemenligi temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlik’. Sahiden doksan yillik TC Devleti ve bu devleti yöneten hükümet kadrolari demokrat mi? Bu kadrolar demokrasi’nin ne oldugunu gerçekten biliyorlar mi? Halkin gerçek egemenligi bu ülkede var mi? ‘Vardir’ diyen bir Allah’in kulu çiksin da söylesin ve bizi inandirsin. Bir kere su gerçek kesinlikle unutulmamali. Bu devleti kuran insan kasaplarinin hiç biri ne demokrat ve ne de halkin egemenligine inanan kisilerdi. Kuranlarin hepsi askeri okullarda insan denen canli yaratigin nasil öldürülmesi konusundaki barbar, fasist, gayri insani egitim alan asker kisilerdi. Bu devletin temel çimentosunu insan kaniyla harç yapanlar, üstüne demirden tugla ördüler. Bu beton, bu demir tuglalar zamanimizin güçlü teknolojik boldezerleriyle yikilmadan, yerine çaga uygun temel kazilmadan, gerçek insan alinteriyle çimento-kum harç edilmeden, mevcut temel üzerine bina dikmek, o binanin içine demokratik anlayisi, kültürü, egitimi verip yerlestirmek imkansiz. Bahsettigim o yapi, o bina yikilmadan, yerine gerçek yeni ve saglam bir bina yapilmadan, demokrasi kültürünün gelmesi, halkin egemenligi bir hayaldir. O binayi pas tutmus, her yani, bütün kaportasi çürümüs, motoru hiç çalismaz hale gelmis bir arabaya de benzetebiliriz. Çürüyen arabanin direksiyonuna, çalismaz hale gelmis motora, hangi uzman söförü getirirseniz getirin, motor çalismaz, araba yürümez. Arabayi yenilemek lazim, baska hiç bir çare yok. Yani var olan mevcut mafya, çete, soygun, insanlgin düsmani sistemi degistirmeden, o ülkeye demokrasi gelmez. Evde bulunan hali, lime-lime olmus, kokuyor, eve yeni hali lazim. Iste Türkiye’deki var olan gerçek durum budur, bu ülkede demokrasiden bahsedilmez. Çünkü yok, gelmesi, getirilmesi zor. Bir kez olsun açik gözlerle bakin sevgili okuyucular, hergün demokrasiden bahseden, ‘Demokratim’ diyen Rizeli Gürcü asilli, Islâm dini egitimiyle küçük yasta egitilmis, kafasi hürafalarla doldurulmus, Kasimpasa Küçük Piyale mahalesinde büyüyen Basbakan Recep Tayyip Erdogan, onun Bakan ve tüm milletvekilleri; hangileri gerçekten demokrat? Imam-Hatip’te okuyan, yetisen hangi insan Alevi bir insana ve onun inancina saygi gösterdi, onun ibadetini de kendi ibadeti kadar kutsal saydi? O fasist devlet mekanizmasini elinde bulunduran hangi insan Kürd halkinin kendi kaderini kendi tayin etmesini istedi? O fasist ve zorba devleti kuran hangi biri Kürd insanini da kendi gibi insan gördü? Günümüzde, o devleti yöneten kadrolar, Kürd anasini da kendi anasi gibi ana görüyor mu? Kesinlikle hayir. Bir diger hatirlatma. Neden hâlâ bu kadrolarin ‘Kafir-Gavur’ kelimeleri agizlarindan eksik olmuyor? Eger gerçekten bunlar demokrat olsalar, demokratik bir rejime, halkin egemenligine inansalar, neden hergün halkin demokratik oylariyla seçilen Kürd Belediye Baskanlari ve meclis üyelernini tutukluyorlar? Neden barbar askeri operasyonlarla hergün onlarca Kürd gencini, çocuklarini ‘Terorist’ diye paramparça ediyorlar? Neden onbin yillik ülkemizi bize zindan ediyor, o cennet cografyamizi yakip, yikiyorlar? Neden her Allah’in günü kendi okullarinda gencecik çocuklarimiza zoraki fasist, irkçi, igrenç yemini ettirerek ‘Varligim Türk varligina armagan olsun’ dedirttiriyorlar? Iste burada demokrasiden bahseden Türk fasist yöneticilerine sormamiz gerekiyor, bu uygulamalarin neresinde demokrasi var? Böyle bir anlayis ve fiili fasist yöntem ve uygulamalarla nasil demokrat olabilirsiniz?. Gerçek demokrasiyi ülkenizde nasil gerçeklestirebileceksiniz?
Bir baska soru. Bu ülkede yasayan bir vatandasin Mustafa Kemal’i, Allah ve Peygamberi elestirme hakki var mi? Bu ülkede bir vatandas, oturdugu yerde, ülkenin Basbakan’ini görüp de, ayaga kalkmazsa, gören polis ve görevliler ne yapar? Bu ülkede bir vatandas bir Basbakan ve ya bir Milletvekili’ne hakaret edici bir laf söylese ne yapilir? Bir vatandas süratli araba kulanir, trafik polisi de yakalar ceza sonrasi sürücü polis’e ‘You are a bastard, yani Türkçesi sen piçsin’ derse, polis ne yapar? Iste mesele bu, demokrasi burada.
Evet sevgili okuyucular ben, kirk iki (42) yildir Avustralya gibi demokratik bir ülkede yasiyorum. Bu ülkede halktan biri televizyona çikip zamanin ülke Basbakan’i olan sayin Bob Howk’a ‘He is a bastard, yani piç’ dedi, ama ne Basbakan kizdi, ne de halktan biri. Üstelik Basbakan da dahil herkes güldü geçti. Bizzat ben ayni sözü bir Milletvekili’nin ofisinde kendisine söyledim, adam ancak bana ‘Lütfen ofisimden çik’ dedi. Ayni sözü -ceza sonucu- kizarak bir trafik polisine, söyledigimde, o bana gülerek ‘Beyefendi ben görevimi yapiyorum, senin ve diger insanlarin hayatlarini korumakla görevliyim’ dedi ve beni son derece utandirdi. Iste budur demokrasi, insan haklari, halkin egemenligi. Bunlar Türkiye’de olacak mi? Türk yöneticileri gerçek birer demokrat olabilirler mi? Tabii halki da. Kanimca bu zor ve ben yastakiler bunu göremiyecegiz. Gören insanlarimiza ne mutlu.
Gelelim medeni dil meselesine.
Iste bu cümlede de yine insanlik, vicdan ve demokrasi kültürünü aramak lazim diye düsünüyorum. Türk Basbakan yardimcisi Bülent Arinç ‘Kürd dili medeni bir dil degil’ demis. Bu cümleyi Güney Kutbu’nun bu ülkesinde internette okudugum zaman gerçekten üzüldüm. Insan vicdansiz, merhametsiz olur da, Türk yöneticileri kadar vicdansiz ve merhametsiz olamaz. Bu kadarina da pes dogrusu. Adamlar gözlerinin önündeki mertegi görmez, baskalarinin gözü önündeki killa alay ederler. Yahu Allah askina at üstünde hep talan, yagma, her çesit canliyi öldürmeyi bir kültür anlayisi haline getiren barbar bir kavmin dili medeniyet dili oluyorda, kökü insanlik tarihinin fiskirdigi Kadim Mezopotamya topraginin yerli halki, ilk hayvanlari evcillestiren, ilk topraga tohum eken, su bentleri yapan, insan medeniyetine büyük katkisi olan Kürd halkinin dili de medeniyetsiz bir dil oluyor. Eger varsa Allah kabul etmesin, baska ne diyeyim.
Evet sevgili okuyucular, bilebildigim kadariyla günümüzde dünyada 6800′ den fazla dil var deniliyor. Bu kadar dil ailesinden, yeni yapilan bir arastirmaya göre Kürd dili 31’inci sirada yer aliyor. Hemde yüzyila yakin bir zamandan beri barbar bir yöntemle inkâr edilen, yok sayilan, bütün gayri insani davranislarla yasak edilen bir dil eger yukarida rakamini verdigim dillerin içerisinde 31’inci sirayi aliyorsa, bu demektir ki bu dil dünyanin en zengin dilidir. Hangi dildir ki bu kadar barbar bir yöntemle, yüzyil yasaklarla, inkârla hayatta kalabilmis? Bülent Arinç hiç utanmadan, sikilmadan, her anaya saygiyi bir yana birakarak bu denli pervasiz ve vicdansizlasabiliyor. Eger bir ana çocugunu yüz kelimeyle egitiyorsa, o anaya saygi insani bir borçtur. Anaya saygisi olmayan bir insanin, Tanri’ya karsi sevgisi, inanci yok demektir. Iste burada Bülent Arinç, dine, Tanri’ya agizdan inaniyor, halki kandirmak için, içten, kalpten ve beyinden degil. Inanin insan bu denli de saygisiz olamaz 50 milyonluk bir halka karsi. Burada sayin Arinç’a sormak lazim, Türk dili medeni bir dil ise -bütün dilleri ana dilim kadar severim, çünkü diller insanligin ürünüdür, hiç bir halkin tekelinde degildirler, buna Türk dili de dahil- neden adin Türkçe degil de Kürdçe? Bülent Türkçe ne anlama geliyor? Ya Arinç? Bülent Kürdçe ve Farsça da ‘Bilind’ yani yüksek, Arinç da -ki c yerine ç konmus- sizi ve apse demektir. Eger varsa Allah, Kürd anasina hakeret eden kisinin dilini sizidan eksik etmesin; Amin.
Sevgili okuyucular, bu konuda giyaben de olsa çok sevdigim sayin Osman Aydin, ayrica Muhsin Kizilkaya, Yilmaz Çamlibel dostum gibi, diger bir çok degerli arkadas yazdilar, benim bu konuyu daha fazla uzatmama gerek yok; yalniz burada sayin Bülent Arinç ve onun gibi düsünen bütün Türklere soruyorum, haftanin yedi gününün hangisi Türkçe, lütfen söylermisiniz? Ya senenin 12 ayin isimleri? Hadi Arapça olan Insan’a, Dünya’ya, Siyaset’e, Devlet’e, Millet’e bir sözcük bulun, biz de sizin dilinizin zenginligini bilelim. Bugün eger Türk dili içinden Arapça, Farsça, Kürdçe, Yunanca, Ermenice, Italyanca ve diger halklarin kelimeleri alinirsa, ortada bir asiret dili bile kalmaz. Bunu söylerken sakin Türk dilini küçümsedigim anlasilmasin. Diller insanligin ortak malidir, toplumlar birbirlerinden sözcük alabilirler, ki bugün dünyamizin gerçegi budur. Kimse, kimsenin ana dilini küçümsemesin, analara saygili olsun. Dilerim sayin Arinç anamizdan özür dileyecektir.
Gelelim Tilmun adasindaki Tanri Marduk, Samas ve onlarin zorba kullarina.
Sevgili okuyucular, bagislayin beni, bu konuya girmeden, size bir fikra, bir de babamin dayisinin bir yakininin oglu, Bavo adli birinin bir deyisini anlatmak istiyorum.
Önce fikra: Adamin biri bir dostuna misafir olur. Dostu ev sahibi misafirine kirk (40) çesitten patlican yamegi yapar, sofrayi donatir. Misafir sofraya oturunca bakar kirk çesit patlican yemegi, biraz yedikten sonra ev sahibi arkadasina söyle der: ‘Dost, bir su rica edecegim, lütfen patlicansiz olsun’. Bizim Marduk, Samas ve Tilmun’daki Ayyildizli Tanrilarin zorba kullarinin durumu da misafirin deyisine uygun. Yayinlarina bakiyorum, yazarlari olan kisilerin yazilarini okuyorum hep Kemal Burkay, Ibrahim Güçlü ve onlara hakaret, küfür, tehdit, ajan, isbirlikçi diyorlar. Yani akla gelen her seyi söylüyorlar. Burada da ise durum ayni. Marduk, Samas ve Tilmundaki Ayyildizli Tanrilarin kullari her beni gördüklerinde, sanki baska bir sey yokmus gibi Ibrahim Güçlü’yü, Kemal Burkay’i sikayet ediyor, birgün onlarin ve benim de bu kendi tanrilarinin gazabina ugrayacagimizi söylüyorlar. Böylesi anlarda kendilerine ‘Yahu Ibrahim’siz, Kemal’siz baska bir sorunuz yok mu? Lütfen Ibrahim’siz, Kemal’siz bir sey konusun’ diyorum, adamlar papagan misali yine ayni laf, ayni sözler ve tehdit. Bazen kiziyor ve çileden çiktigim da: ‘Ulan sizden korkan alçaktir’diyor ve yine kendilerine ‘Ulan Tilmun’daki büyük Marduk Tanri’niza, Ayyildizli Tanrilar, Anu dergahinda, yeryüzündeki Tanriça Istar’in yerini temsil eden Iluna ve Tehiptila gibi rahibeleri de kendisine dans etsinler diye götürüyorlar, Marduk mutlu ada da mutlu yasiyor’ dedigim de ne hainligim kaliyor, ne de ajanligim. Sahiden bunlar olmuyor mu?….
Gelelim Bavo meselesine.
Bizim köyde Hesê Beytes adli kisi, babamin dayisinin amca çocugu idi. Hesê Beytes’in iki kizi, iki oglu vardi. Büyük oglunun ismi Bavo, küçügün ise Imam’di. Ben Bavo’yu görmedim, babam anlatirdi herkese. Iki kizin ismi, büyügü Surmê, Küçügü Fadime idi. Birgün köylüler oturup sohbet ederlerken, birden Bavo: ‘La-law ez di keserê da mam ku va xuska min Surm jî, rojekî ji min ra ‘Bavo min qeda girto, ez qurbana te bim’ bibêje. Türkçesi: Ben hep hasret kaldim ki bu kiz kardesim Surmê de bana ‘Bavo sana kurban olayim, kadani belani alayim’ desin. Sahiden bende hasret kaldim ki birgün bir Marduk müridi, kulu de Marduk’nun ayetlerini iyice okusun, yorumlasin, onu tanisin, kendilerinden baska birilerinin de onlar gibi Kürd, vatanini, halkini seven oldugunun farkina varsin ‘Yahu gelin kardes olalim, birimiz, hepimiz, hepimiz birimiz desin. Adamlar bir türlü kendilerinden baska Kurdistan’i sevenleri görmüyorlar. Kürd tarihi bizimle basladi, Tanri Marduk yazdi diyor ve insanlara küfür ediyorlar. Benim Hermon daginin sedir ormanlarinin içinde karargah kuran Humbabayla ilgili yazimi okuyan agzi süt kokan biri nereden almissa benim e-mailime hakaret dolu bir yazi göndermis, benim, Kürd halki için hiç bir sey yapmadigimi, egitimsiz, cahilin biri oldugumu yazmis. Sanki ben kendime ‘filozofum’ demisim gibi. Yani agzi süt kokan biri, ki torunum yasinda, benim gibi yasli bir adama hakaret ediyor. Kemal Burkay ve Ibrahim Güçlü’ye hakaret edenleri dogru buluyor ve alkisliyor. Zaten bu igrenç anlayis, Kürd halki içindeki saygi ve ihtirami da yok etti. En kutsal degeryargilarimizi soysuzlastirdi, torun dedesine, babasina, nenesine, on bes yasindaki kiz ve oglan çocuklar doksanlik dedeye ‘Heval’ dedi. Ne büyüge saygi, ne de küçüge sevgi birakti. Evet bu anlayis bizi bu hale getirdi, yazik, çok yazik.
Ne diyelim, zalim Timurlenk’in bir lafi aklima geliyor. Aknara savas sonrasi Osmanli Padisah’i Yildirim Bayazit’i esir alinca. Ulan dünya bir köre, bir topala kalmis. Çünkü kendisi topal, Yildirim’da bir gözden kör. Biz Kürdlerin durumu da böyle. Körler, topallar anamizi aglatti. Varsa Tanri bunu kabul etmesin, bu halki bunlardan korusun. Amin
Kürdçe bir-kaç dörtlükle son vereyim.
Kilamek jibo Mardo
Mardo derket Hîlvanê
Deng da bin xetê, Wanê
Tifîng da dest keç xortan
Bu sedema ês, janê
Çek, tifîng ji dijmin girt
Jibo Kurd-Kurdperweran
Bi hezaran mêjî kust
Sakir dilê neyaran
Ji neyar ra got ‘Xalo’
Lê qûlên wî fam nekir
Pênce hezar xort wî kust
Dilê xalan pirr sakir
Ev jî nakaret
Mardo, Mardo Mardê me
Wî xira kir mala me
Welat tevda sewitand
Gîrî xist dê-bavê me.
Evqas bes ê, lewra gels gelek dirêj e.
Selâmlar, saygilar. Riza Çolpan
Riza Çolpan