Makale

Netekim… bugünkü dersimizin konusu: ‘Hukuk Devleti’

‘Seyleri degistirmek mümkün olmadiginda, kelimeler degistirilir’.*

Yüksek devlet ricâlinin adamlari [kadinlar pek yoktur], siyasetçiler, akademisyenler, köse yazarlari ve televizyon yorumculari, ‘konunun uzmanlari’ ve ne demekse ‘terör uzmanlari’… söze: ‘ Türkiye bir hukuk devletidir’le basliyorlar. Sanirsiniz ki, bu dünyada hukuku olmayan bir devlet mümkündür… Bu, sirke eksidir demek gibi bir sey. Siz hiç sirke diyenin onun eksiligini de telaffuz ettigini duydunuz mu? Eger hukuku olmayan bir devlet mümkün degilse, su ‘hukuk devleti’ meselesi de ne demek oluyor? Daha önce hukuk devleti degil miydi? Ne zamandan beri hukuk devleti oldu? Ne degisti de hukuk devleti oldu? Kenan Evren anayasasinda öyle yazildigi için mi? Kelimelerin ve kavramlarin önüne niteleme sifatlari bosuna eklenmez. Amaç bir seyi, bir olguyu, oldugundan farkli [yeni/daha iyi] bir seymis gibi göstermektir. Simdilerde pazarlama uzmanlari bu isi çok iyi yapiyor. Esasen ideolojik manipülasyon uzmanlarinin yaptigi da zaten bir tür pazarlamadir… Cunta anayasasinin ikinci maddesinde: ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ deniyor. Oysa söz konusu anayasa devlet terör rejimini kurumsallastirmak amaciyla yapilmisti. Eger öyleyse 1982 anayasinin ilgili maddesinde: ‘Türkiye bir devlet terör rejimidir’ yazilmasi gerekmez miydi? Söz konusu olan, varligi ve bekâsi evrensel hukuk ve adalet ilkelerinin inkârina dayali bir rejim degil miydi? O halde ideolojik manipülasyonun bu kadar kolay yapilmasi nasil açiklanacak. Her halde bu durum, politik kültürün azgelismisligiyle, entellektüel gerilikle açiklanabilir…

Türkiye’de olup-bitenleri anlamak gibi bir kaygisi olanlarin öncelikle resmi ideoloji ve resmi söylemle arasina mesafe koymasi ve tabii her söylenene de inanmamasi gerekiyor. Okullarda aldigi köreltici egitimle hesaplasmasi gerekir. Bilindigi gibi, her devletin bir ‘Raison d’Éstat’si vardir. Raison d’État, devletin ‘yüksek çikarlari’ için kendi hukukunun disina çikmasi, hukuk disi, ahlâkla, vicdanla, adaletle, insan haysiyetiyle bagdasmayan gayri mesru isler yapmasi demektir. Devlet, bu amaç için olusturulmus kurumlari ve görevlendirilmis ‘adamlari’ vasitasiyla cinayetler isler, kitle katliamlari yapar, komplo ve provokasyonlar tertipler, insanlari ‘kaybeder’… Yüksek çikarin ne olduguna da, mülk sahibi egemenler adina devletin tepesindeki dar bir ekip karar verir. Bu islerin finansmani da ‘örtülü ödenekten’ yapilir. Bütçeden örtülü ödenek için fon ayrilmasi demek ‘örtülü isler’ yapilacak demektir. Daha yalin ifade edilirse, örtülü ödenek demek, en azindan gayri ahlâkî bir seyler yapilacak demektir… Bir devletin halktan gizlenmesi gereken ne gibi bir ‘yüksek çikari’ olabilir? ‘Yüksek çikarin’ ne oldugunu bilen bu adamlarin bu müstesna yetenegi nereden kaynaklaniyor? Eger devletin ‘yüksek çikari’ diye bir seyin varligi kabul edilirse, o zaman bir de ‘devletin alçak çikari’ var demektir… O halde ‘yüksek çikarla’ ‘alçak çikar’ arasinda nasil bir iliski olabilir? Halkin oylariyla seçilenlerden olusan parlamentolarda neden ‘gizli oturumlar’ yapilir? Parlamento üyelerinin kendilerini seçip oraya getiren halktan gizleyecegi ne olabilir? Gerçekten halktan gizlemeyi gerektiren bir sey olabilir mi? Insanlar temsilcilerini oraya kapali kapilar ardinda karanlik isler peydahlasinlar, gizli-kapakli isler çevirsinler, insanlik suçu islesinler diye mi yolluyorlar? Bunlari söylediginizde, su sefil Raison d’État’yi sorun ettiginizde cevap hazirdir: Bu bütün devletlerde böyledir… Baskalarinin ayip etmesi, insanlik suçu islemesi sizin de ayni seyi yapmanizi mi gerektiriyor? Sui misal emsâl olmaz denmemis midir?

Her devletin bir ‘Raison d’État’si vardir ama kutsal devlet anlayisinin ve inancinin son derecede köklü oldugu, hiç bir zaman bir modernite devrimi de yasamamis [ama israrla ve abartili bir sekilde yasamis gibi yapan] TC söz konusu oldugunda, durumun çok daha vahim olmasinda sasilacak bir sey yoktur. Daha önce de defaaten yazdigim gibi, kutsal devletin geçerli oldugu yerde hukuk bir teferrüattan ibarettir ve ahmaklari aldatmaya yarar. Hem kutsal devlet olacak, hem de hukuktan, adaletten, insan haklarindan, demokrasiden söz edilecek… Böyle bir sey mümkün degildir… Siz kanunlarin varligini hukuk mu saniyorsunuz? Kanunlari kimin ne amaçla yaptigi ortada degil mi? Türkiye’de kanunlar devleti toplumdan korumak, bir de insanlar arasindaki anlasmazliklari halletmek içindir. Iste simdilerde ve oldum olasi hukuk devleti denilen böyle bir seydir… Mesela Anayasa Mahkemesi niçin var? Ortalama insan onun kanunlarin anayasaya ‘uygunlugunu’ saglamak amaciyla kuruldugunu sanir… Oysa söz konusu mahkemenin misyonu ve varlik nedeni, devleti korumaktir. Baska türlü söylersek, muhtemel bir demokratiklesme girisimini engellemektir… Aslinda kemalist yargiçlar, savcilar, avukatlar, hukuk otoriteleri, kutsal devleti korumaya memur edilmislerdir. Mustafa Kemal’in yolundan gidiyorlar o bakimdan son derecede tutarli olduklarini söyleyebiliriz. Kutsal devleti korumayi kutsal bir amaç sayiyorlar… [ Elbette her seyde, her alanda oldugu gibi istisnalar da vardir… ama istisnalar sadece istisnadir ve sorunun esasini angaje etmez]. Nitekim Mustafa Kemal: ‘Vatandasin islerine iliskin konularda mahkemeler bagimsizdir. Kimse müdahale etmesin. Ama siyasi konularda yargi yürütmeye baglidir’ demisti. Mustafa Kemal, ‘vatandaslar arasindaki uyusmazlik, anlasmazlik ve çatismalarda yargi, yargi gibi davranmali, hukuk islemeli ama devletle vatandaslar arasindaki sorunlarda devleti gözeteceksiniz’ demek istiyordu. Bu konudaki süreklilik hakkinda söylenecek bir sey yok. 2012’de olup-bitenlere bakin ne demek istedigimi anlarsiniz… Her zamanki gibi ‘devletin yüksek çikarlari için geregi yapilmaya devam ediliyor. Demek ki herkesin kendine göre bir ‘hukuk devleti’ anlayisi var ve herkesin hukuk devleti kendine denecektir…

O halde Türkiye’nin onca zamandir demokratiklesme konusunda patinaj yapmasinin sebebi nedir? Neden dönüp-dolasip hep ayni yere geliyoruz? Yapilanlarin ve yapilmak istenenlerin, dillerden düsmeyen ‘demokrasi’ söyleminin neden hiç bir kiymet-i harbiyesi yok? Zira, demokratiklesme olarak sunulan, kurumlarin adini ve kanunlarin numarasini degistirmekten ibaret: Iste Istiklâl Mahkemelerinin adi önce Siki yönetim mahkemesi [veya askerî mahkeme] oluyor, sonra Devlet Güvenlik Mahkemesi [DGM] oluyor, daha sonra Özel Yetkili Mahkeme [ÖYM] oluyor… Bunlarin adi yakinda yine degisir ama isin esasinda kayda deger bir degisiklik olmaz… Ayni sekilde ikinci bir manipülasyon gelenegi de kanunlarin numaralarinin degistirmekle ilgili… Mesela eski TCK’daki ünlü 141-142’inci maddelerin yerini 3713 nolu TMK aliyor, Eski TCK’deki 159’un maddenin yerini Yeni TCK’daki 301 madde aliyor… Aslinda demokratiklesme olarak sunulan, kurum adlarinin ve kanun numaralarinin degistirilmesinden ibaret. [Bir yazimdan dolayi ceza evinde oldugun günlerde beni oraya tikan maddede bir degisiklik yapilmisti. Yasa degisikligi yapildigi günün aksaminda televizyonlar, ertesi sabah da gazeteler : Demokrasinin zaferi olarak sunmuslardi. Oysa yapilan degisiklik cezayi daha da agirlastirmisti… ].

Neden böyle oluyor ve neden devlet ricali bu kadar genis bir manevra alanina ve manipülasyon yetenegine sahip? Bu sorunun cevabi gerilerde bulunabilir. Kutsal devleti sorun etmeden bu soruya doyurucu bir cevap mümkün degildir. Osmanli Imparatorlugu’nun da dahil oldugu devlet geleneginde, devlet bürokrasisi ayni zamanda hâkim siniftir. Ya da egemen siniftan bagimsiz, onun disinda ayrica bir devlet bürokrasisi mevcut degildir. Örnegin, tipik kapitalist bir sosyal sosyal formasyonda bürokrasi, egemen sinif fraksiyonlarinin sadece disinda degil, ona tâbidir ve onun hizmetindedir. Osya Osmanli Imparatorlugu söz konusu oldugunda, devlet biçiminde örgütlenmis bir egemen/yönetici sinif vardir. Bu yüzden, bazi teorisyenler hakli olarak bu tür devlet biçimini sinif- devlet olarak niteliyorlar. Bu niteleme bana isabetli görünüyor. Tabii böyle bir durumun varligi demek de, her seyin devlette baslayip devlette bitmesi demektir. Devlet artik bir fetistir. O zaman da sinif-devletin adamlarinin çikari, devletin kutsanmasini yüceltilmesini gerektiriyor. Bunun nedeni, sinif-devletin adamlarinin varligi ve bekâsi, dogrudan devletin varligi ve bekâsiyla özdes olmasindandir. Sinif-devlet bütünüyle emekçi halk kitlelerine yabancilasmis durumdadir. Devlet-halk iliskisi tek yönlü ve devletten halka dogrudur…

Bu tür egemenlik biçimlerinde egemen sinif [sinif-devlet] içi mücadele, devletin yapisini veya devlet-toplum iliskisini ilgilendiren bir mücadele degildir. Üstelik bu tür bir isleyis gelenegi, demokratiklesmenin önünde önemli bir baraj olusturuyor. Son dönemde AKP hükümetiyle birlikte devlet içi dengelerde ortaya çikan bazi kismî degisikliklerin [askerin bir adim geri, polisin iki adim ileri gitmesi, yarginin hükümeti daha çok gözetir hâle gelmesi, vb. ] müthis bir demokratiklesme/sivillesme sayilmasi, seylerin gerçek karakterini anlamaktan âciz alaturka ‘liberellerin ve ne demekse bir kisim ‘eski solcunun’ bir kuruntusundan ibarettir… Zira, yapilanin ve yapilmak istenenin asla demokrasiyle, demokratiklesmeyle bir ilgisi yok ve olmasi da mümkün degildir… Bütün bu ‘tanzimatlarin’ demokrasiyle bir ilgisi yoktur ama neoliberal otokratiklesmeyle kesin bir ilgisi oldugunu rahatlikla söyleyebiliriz… Ne tarafa dogru gidildigini görmek için çok ileri görüslü olmaya gerek yok. KCK tutuklamalarina, agzini açan her muhalifin kodesi boylamasina, hapisteki onca gazeteci ve sendikaciya, Uludere’de yapilan katliama, son MIT dalasina bak anlarsin… Uludere’de insani utandiran bir katliam yapildi ve komisyona havale edildi… Bir sey neden komisyona havale edilir? Cevap belli degil mi: Üstünü örtmek, unutturmak, gündemden düsürmek için… Eger bu rejim asgari hukuk, adalet ve demokrasi kirintisi içerseydi, hükümet hâlâ yerinde durur muydu? Sadece yerinde dursa… bir de basbakan Genel Kurmay Baskanina tesekkür ediyor… Su utanç verici duruma bir bakin… Oysa her sey apacik ortada… Birileri masum insanlari katletti. Birileri emir verdi, birileri de bombaladi… O halde neye, kendinizi alçaltan utanç verici yollara bas vuruyorsunuz… Utanmazca yalanlar söylüyorsunuz, insanlik sunuçunu örtmek için nâfile çabalar içine giriyorsunuz? Emir verenle bomlalayani bulmak için saatlerce heron görüntüsü seyretmek mi gerekiyor… Derin arastirmalar yapmak mi gerekiyor… Bu devletin genetigini, mantigini ve gelenegini sorun etmezseniz, sorunun kaynagina inmeye cüret etmezseniz, kutsal devlet de katliamlarina kaldigi yerden devam eder… Tabii bu arada birileri de Türkiye’nin demokratiklesme yolunda nasil hârikalar yarattigini anlatmaya devam edecektir… Kendi vicdanlarini kirletmeyi marifet sayan hukukçular, siyasetçiler, resmi ideolojinin rahle-i tedrisinden geçmis çok ünvanli akademi üyeleri ve ‘konunun uzmanlari’, her seyi bilen köse yazarlari, kutsal devletlerini kutsamaya, bu amaçla da derin tahliller ve yorumlar yapmaya kaldiklari yerden devam edeceklerdir… Iyi de, daha ne zamana kadar? Kitleler sokaga çikincaya kadar…
——————————————————————————–

* Halk deyisi [ atasözü]

Fikret Baskaya

Back to top button