Demokrasiden geriye ne kaldi?
Rejimin hizla otoriterlestiginden sikâyet edenler, Erdogan’in Hizmet Hareketi’ne açtigi savasi neden bir demokrasi sorunu olarak görmezler?
Demokrasi standartlari hizla düsüyor. Çogulculugun en klasik sekli olan kuvvetler ayriligi prensibi islemiyor. Iktidar üzerinde halk denetimi, siyasî denetim bir kenara yargi denetimi bile islemiyor. ‘Fiilî baskanlik sistemi’ lafi çok gereksiz, resmen ve fiilen Aksaray’in odalarinda paralel bir devlet yapilanmasi ve onun en tepesinde modasi geçmis bir otokrasi olusturuluyor. Anayasada, kanunlarda yazmayan devlete paralel yapiyi, artik her gün Ak-Saray haberlerinden izleyebilecek duruma gelmisken, bu ‘paralel devlet heyulasi’ ile kimin feraseti ile dalga geçiliyor? Iktidar karsilastigi yolsuzluk ithamlari kiskacindan, üzerindeki her türlü denetimi kaldirarak çikarken neden sadece Hizmet Hareketi’ni yegâne düsman olarak hedef tahtasina koyuyor? Bu kadar esitsiz ve adaletsiz bir tablo nasil ‘Cemaat de devlete göz dikmeseydi’ denkligine mesned olusturabiliyor? En basit tarafindan ‘yesinler birbirlerini’ muhabbeti, otokrasinin önünü açmaya yariyor. Ezeli ve ebedî bir demokrasi mücadelesi, yani iktidarin kisisel çikarlar için denetimsiz bir sekilde kullanilmasi sorunu, bugün Erdogan’in Hizmet Hareketi’ne karsi yürüttügü topyekün imha savasi ile sürüyor. Bu savasi, demokrasinin anlam dünyasina yerlestiremeyenler, ülkenin demokrasi standartlari adina çok sey kaybetmis olacaklar.
Demokrasi paranteze alindigi zaman magdur olanlar hep ayni toplumsal gruplar. En son 28 Subat sürecinde yasandigi gibi bugün, fislemelere dayali memur kiyimlari yasaniyor. Benzerlik o kadar fazla ki, dün birbirinin ayagini ‘mürteci’ diye kaydiranlar, bu sefer ayni isi ‘paralelci’ diye yapiyor. Dün ‘yesil sermaye’ vardi, bugün ‘paralel sermaye’ var; devletin ekonomik iktidari bu sermayeyi yok etmek için ayni sistematik içinde seferber ediliyor. Ayni okullar dün de bugün de iktidarlarin hedef tahtasinda. Daha ötesi bankalarin içi dün patronlari tarafindan bosaltiliyordu, bugün kamu bankalari batik kredilerle kevgire dönmüs durumda. Demek ki temel çatisma bugün oldugu gibi dün de toplumun farkli inanç veya etnik gruplari, laikler ve dindarlar, muhafazakârlar ve çagdaslar arasinda degil devlet iktidarini elinde tutan güç ile toplum arasindaymis. Devlet iktidarini eline geçiren azinlik hizla tekellesmeye ve ortaklarini safdisi birakmaya girisiyor, sonra da devlete özgü egemenlik araçlarini topluma çevirerek bir otokrasi olusturuyor. Devletin ekonomik iktidarini kullanarak, rant paylasimi ve finans sektörü araciligiyla toplumu kontrol altinda tutacak bir siyasî-ekonomik ag olusturuyor.
AK Parti sonrasinda Türkiye bugün 12 yil öncesine göre daha dindar bir ülke degil. ‘Devlet dini’, devlet tarafindan üretilen her sey gibi kaba ve sevimsiz. Dindarligin gelisebilecegi dogal zemin devletin resmî ve soguk kurumlari degil, toplumun canli yapisi. AK Parti iktidarina kadar Imam Hatiplerin neredeyse tamami halk tarafindan yapilmisti, bu yüzden dindarlarin ilgi odagiydi; bugün 15 kat artan ögrenci sayisi, kamu fonlariyla veya devlet rantlarindan alinan bagislarla insa edilen binalarda egitim görüyor. Demek ki bu mekteplerin dindarliga bir katkida bulunma sanslari artik kalmadi.
Tekrar ayni soruya dönelim. Cemaatlerin, bilhassa Hizmet Hareketi’nin devleti ele geçirme niyeti yok mu?
Klasik devlet-toplum çatismasi, bugün devleti ele geçiren ve tekeline asan AK Parti ile cemaatler arasinda sürüyor. Bu çatismayi baslatan tarafin iktidar kanadi oldugunu unutmayalim. Cemaatler devleti ele geçirdikleri için degil, iktidari denetledikleri ve dengeledikleri için, otokrasi insasi önünde engele dönüstüler.
Sorun bir demokrasi sorunu; öyleyse çözümü karsilasan iki güç arasindaki denge noktasinda degil, demokrasinin evrensel prensipleri ve mekanizmalari içinde aramaliyiz.
————————————————–
5 Aralik-Zaman
Mümtazer Türköne