Makale

Devleti yeniden tanimlamak ve sol

Toplum, çesitli sekillerde ortaya çikan toplumsal çatisma alanlarindaki sorunlari, uzlasma kültürünü, siyasi temsili ve siyasi yöntemleri kullanarak çözmede basari ve beceri gösterdigi durumlarda merkez-çevre iliskisi demokratik bir çerçeveye oturabilir. O zaman ortaya demokratik- devlet, daha çok toplum ve birey- yurttas çikabilir. Sorunlarin siyaset tarafindan çözülemedigi ve uzlasmaya varilamadigi durumlarda ise toplumun karsisinda egemen, baskici, topluma ve siyasi kurumlara karsi özerk bir devlet vardir.

Devlet, yüklendigi islevler nedeniyle varligini sürdürse de, toplumun tahakkümcü hiyerarsik yapilardan kurtarilmasi ve devletçi önlem ve kanunlarin elden geçirilmesi gerekmekte. Özgürlükçü bir yaklasimla seffaf yönetimler ve kurumlar olusturulmasi ve devletin, birey karsisinda güvenceye alinmasinin aksine onun devletin müdahalesine karsi güvenceye kavusturulmasi gerekir.

Devleti arindirmanin baska bir boyutu da belli inanç, düsünce ve ideolojileri yerlestirme yönündeki zihinsel yönlendiriciliginden, baskisindan ve toplum mühendisliginden vazgeçirilmesidir. Türkiye’de askerî bürokrasinin agirliginin oldugu dönemlerde bu dayatma, tekçi ideoloji dogrultusunda demokrasiyi içermeyen bir modernlesmeyi ve Kemalist bir gençlik yetistirmeyi hedefliyordu. Geldigimiz noktada ise AKP iktidari bu dayatmayi Islam- Türk ideolojisi dogrultusunda demokrasiyi içermeyen bir muhafazakârligi ve dindar gençlik yetistirmeyi hedefleyerek yapiyor. Oysa rejim kendini sahih bir demokrasi ve mesru hukuk temelinde var etmeli. Hedeflenmesi gereken ise gençlerin arastirici, merakli, yaratici, analitik ve elestirel düsünebilen ve kendi dünya görüsünü olusturabilen bir özgürlük ortamina kavusturulmasi olmali.

Devletin islevlerinin yeniden tartisilarak, ‘siddete basvurmadan devlet siddetten ne ölçüde arindirilabilir’ sorusuna cevap ararken, devletçi anlayisa dayali tahakküm yapilarinin yikilmasini öngören bir özgürlükçü talep gerekir. Bunun için de her alani devletlestirmeye çalisan merkeziyetçi yaklasimlara karsi çikmak zorunlulugu bulunmakta. Merkezilestirme egilimleri egemenligin ‘otoriter iktidar’ elinde toplanmasina neden olmakta, toplumlar militaristlestirilir ve silahlandirilirken otoriter yapilarin güçlendirilmesine yönelik teknolojiler gelistirilmekte. Milliyetçi duygular kiskirtilarak aslinda yabancilastirici bir etki yaratan merkeziyetçilik korunmakta, bölgesel kültür farkliliklarinin üstü örtülerek etnik ve dini azinliklar üzerinde baski yaratilmakta.

Bu nedenlerle gerek özyönetim ve gerekse toplumun kendi kendini belirleme olanaklarinin genisletilmesi yoluyla merkeziyetçi yapilarin geriletilmesi zorunlu. Türkiye açisindan ise gelinen nokta yasamsal önemde. Devletin toplumsallastirilmasiyla gelinecek nokta bireyin kendi kendini belirlemesi ve toplumsal isbirligine dayali olarak kendi kendini yönetmesi olacak, böylece demokrasi özgürlestirici bir içerik kazanmis olacak.

Solun eksiklikleri olarak, radikal bir devlet elestirisinin yoklugu, ademimerkeziyetçi bir özyönetim anlayisinin olmayisi, uzlasmaya açik bir merkeze ve kendi kendini örgütleyip düzenleme temeli üzerinde kurulu, isbirligine yer veren bir topluma iliskin tasavvurun bulunmayisi ve devlet elestirisinin yani sira ekonomik ve sosyal alani da kapsayan tahakküm sorunlarini elestiren bir yaklasimin düsünülmemesi ortaya çikmakta.

Bu nedenle solun otorite ve siddet karsiti, özyönetimci, özgürlüklerden yana bir tavir almasi gerekmekte. Solun, daha az devlet- daha çok toplum ve bireyi gerçeklestirme konusundaki toplumsal tasavvuru projelendiren ve her alandaki tahakkümcü yapilari geriletecek öneriler getiren bir temelde yeniden yapilanmasi zorunlu hâle gelmis durumda.

Devleti bu anlamda yeniden kim tanimlayacak? Temel soru budur.

————————————————–

Taraf-6 Ekim

Ümit KARDAS

Back to top button