Enfal Dosyasi-8; Enfal Dört Dörtlük Jenosiddir

Kürdistan Parlamentosu aldigi bir kararla 14 Nisan’i Enfal günü olarak ilan etti. Her yil 14 Nisan’da yapilan etkinliklerle, tarihin sahit oldugu en kanli soykirimlardan biri olan Enfal aniliyor.
Dema Nû-Hewlêr olarak, Kuzeyli Kürtlerin Enfal konusunda daha fazla bilgi sahibi olmalari için, 2006 tarihinden bu yana degisik zamanlarda Enfal ile ilgili yaptigimiz haberler Dema Nû gazetesi ile Dengê Kurdistan sitesinde yer aldi.
Bu yil Enfal’in 24. yildönümü. Bu vesile ile Güney’de degisik etkinlikler yapiliyor. Biz de Kuzeyli Kürtlerin hafizasini tazelemek amaciyla, yaptigimiz haberlerden bir demeti yeniden sunuyoruz.
Faydali olmasi temennisi ile
Dema Nû-Hewlêr
Enfal Dosyasi-8
Enfal Dört Dörtlük Jenosiddir
Irkçi-soven BAAS yanlilariyla öteki Arap sovenistler, ilk baslarda Enfal’i, Halepçe katliamini inkardan geldiler. Irak’i yipratmak isteyen ‘teröristlerin’, Iran Islam Cumhuriyeti’nin iftiralaridir dediler.
BAAS diktatörlügü uluslararasi kamuoyunun yüzüne baka-baka yalan söylemekle kalmadi, ayni zamanda onunla dalga geçmekten de geri durmadi. Kimyasal silahlarla gerçeklestirilen Halepçe katliamiyla ilgili sahneler, fotograf kareleri televizyon ekranlarini, gazete sayfalarini süsledigi günlerde, Bagdat’ta, yabanci basin mensuplarina yönelik bir toplanti düzenleyen Ali Kimyayi (Ali Hasan Mecid), basin mensuplarini, ‘gaz maskelerinizi takmadan gelmissiniz!’ diyerek girgira aliyordu.
Bir etnik veya dini toplulugu toptan ya da bu toplulugun bir bölümü ortadan kaldirmak, jenosidin en genel ve kabul görür tarifi içinde yer alir.
Dini ve etnik bir toplumun üyelerini öldürmek, onlarin moral degerlerini alt-üst edip bulunduklari ortam disindaki bir baska ortamda yasamaya mahkum etmek, toplumun üremesini engellemek, toplumun bir parçasi olan çocuklari zorla kopartip bir baska toplumun parçasi haline getirmek de, jenosidin bu genel ve kabul edilir tanimi içine girer.
Daha önce yayinladigimiz yedi bölümde yer alan olaylar, Enfal olaylarinin, yukaridaki tanim uyarinca tam bir jenosid oldugunu gösteriyor.
Ayrica jenosid, uluslararasi belgelerde, uluslararasi müdahaleyi ve uygulayicilarinin uluslararasi mahkemelerde yargilanmasini gerektiren bir insanlik suçu olarak yer alir.
Ama Halepçe katliami basta olmak üzere Enfal operasyonlarinin tam bir jenosid uygulamasi oldugu gün gibi ortada iken, birakin uluslararasi müdahaleyi, dogulusu ve batilisiyla dünya devleri olaylari görmezden, duymazdan geldiler, giklari bile çikmadi.
Daha sonra ortaya çikan belgeler, ABD basta olmak üzere tüm batili ülkelerin Enfal operasyonlarindan haberdar olduklarini ortaya koyuyor.
YNK’nin yayin organi Rêbazê Nû, Enfaller sirasinda yayinlanan bir sayisinda, kimyasal silah üretiminde BAAS diktötörlügüne yardim eden 70’i askin Sovyet teknik elemaninin adlarini yayinlamisti.
8 yillik Irak-Iran savasi süresince, silah üreticisi sosyalist ve kapitalist devletlerin (bu arada Israil’in de), her iki ülkeye silah satisi konusunda sinirsiz kredi açtiklari ve her iki ülkeyi silaha bogduklari biliniyor.
Basta Almanya ve Hollanda olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin, BM kararlari uyarinca yasak olmasina karsin Irak’a kimyasal ve biyolojik silah üretiminde kullanilan malzeme sattiklari, Sovyetler Birligi’nin de kimyasal silah üretimine teknik yardimda bulunarak katki sundugu da..
Bu ve benzeri gelismelere iliskin belgeler genis bir biçimde basin yayin organlarinda yer aldi, bazi Alman ve Hollanda sirketleri, mahkemelerce suçlu bulunarak mahkum edildiler.
Sadece emperyalist ve sosyalist kampin sessiz kaldigini düsünmek büyük bir yanilgi olur. O dönemde uluslararasi politikada az-çok etkisi olan Baglantisiz Ülkeler de dut yemis bülbül gibiydiler.
Çünkü Irak bu toplulugun zengin bir üyesiydi!.
Çünkü Irak bu toplulugun üyelerine ucuz petrol satiyordu, onlarin ürettigi mallarin iyi bir alicisiydi!
Çünkü Irak, sosyalizmi insa yolunda yürüyen bir ülkeydi, BAAS Partisi de anti emperyalist ve devrimci bir partiydi!..
Islam ülkeleri de, Haçli Seferlerine karsi Islami koruyan, Kudüs’ün yeniden müslümanlarin eline geçmesini saglayan Selahaddin-i Eyyubi’nin torunlarinin soykirima tabii tutulmasi karsisinda sessiz kaldilar.
Halepçe Katliami’ndan dört gün sonra, yani 20 Mart 1988 tarihinde gerçeklestirilen Islam Ülkeleri Toplantisi’da, bölgenin, Islam aleminin tüm sorunlari konusuldu. Irak-Iran savasi, Filistin sorunu, Afganistan’daki durum ve hatta Bulgar Türklerinin talepleri masaya yatirildi. Ama bir tek cümleyle de olsa, Halepçe Katliamindan, birinci Enfal Operasyonundan, Enfal kurbani 8 bin Barzani erkeginden bahsedilmedi
Dogulusu ve batilisiyla, baglantisizi ve islamiyla tüm devletlerin Enfal operasyonlari karsisinda sessiz kalmalarinin basta gelen nedeni, hiç kusku yok ki onlarin bencil çikarlaridir.
Uluslararasi durum, bölgesel dengeler ve bencil çikarlar, Irak’in Iran savasini kaybetmemesini gerektiriyordu. Bir baska deyimle, anti emperyalist ve anti Israil sloganlari dilinden düsürmeyen, Islam ülkelerine ‘islam devrimi ihraç’ eden Iran’in burnu yere sürtülmeliydi.
Sosyalist kamp ise, ‘kapitalist olmayan kalkinma yolu’ stretejisini uygulayarak sosyalizme dogru ilerleyen Irak’i ekonomik, askeri ve siyasi olarak zaten destekliyordu!..
Tüm bunlar Mela Mustafa Barzani’nin tarihi bir lafini bir kez daha dogruluyordu. Bir varil petrol, tonlarca adalete bir kez daha üstün gelmisti, petrol bir kez daha Kürt kanina tercih edilmisti..
BAAS’çilar mizrak çuvala sigmayinca, Enfallerle, Halepçe katliamini inkar etmek mümkün olmayinca, bu kez de Irak-Iran savasina sarildilar. Enfal kurbanlarinin ‘teröristlere yataklik ettigini’ ‘Iran’in casuslari’ oldugunu söylemeye basladilar. Sürgünleri, köylerin yerle bir edilmesini, Irak-Iran savasinin zorunlu kildigi güvenlik amaçli bir operasyon olarak lanse ettiler..
Oysa daha önceki bölümlerde de anlattigimiz gibi, Enfal Operasyonlari için, Kürdistan’da bulunan 3 ordu Irak-Iran savasi cephesinden çekildi. Güney Irak’da ‘batakliklari kurutmakla’ mesgul (yani Dicle ve Firat nehirlerinin birleserek olusturduklari batakliklarda yasayan Sii Araplari temizlemekle görevli) bir ordu da Kürdistan’a getirildi. Ve birlestirilen 4 ordu, öteki sivil ve askeri kurumlarin yardimiyla planli ve programli bir biçimde Enfal operasyonlarini gerçeklestirdi.
Dört dörtlük bir jenosid olan Enfallerle neyin amaçlandigini en iyi biçimde, BAAS üst düzey yöneticilerinden biri dile getiriyor. Enfallerle ilgili çok degerli çalismalar yapan ve su anda Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nde, hükümet sinirlari disinda kalan Kürt bölgelerinden sorumlu bakan olarak görev yapan Dr. Mehemmed Ihsan, bir roportajinda, sözkonusu üst düzey BAAS yöneticisinin kendisine, ‘Saddam’in en büyük hatasi tüm Kürtleri yoketmemesidir’ dedigini aktariyor.
BAAS’çilarin soykirimi inkar ve gizlemek amaciyla dile getirdikleri gerekçeler bize yabanci degil, degil mi?
Ermeni soykirimini inkar etmek ve hakli göstermek isteyen Türk irkçi ve sovenleri de, jenosidi savas esnasinda alinan güvenlik önlemlerine baglamiyorlar mi?
Türk sömürgecileri de, son kirli savas sürecinde binlerce köyün yerle bir edilmesini, milyonlarca insanin sürgüne gönderilmesini, ‘teröristlere yardim ve yataklik’ ya da ‘güvenlik’ nedenine bagliyorlar.
Dengê Kurdistan


