Makale

Erdogan’in korkusu

Ülke, korkunun teslim aldigi bir siyasetçi tarafindan yönetiliyor.

Içeride ve disarida uyguladigi çatismaci, baskici, tehdide dayali politikalar Erdogan’i dünya nezdinde istenmeyen bir siyasetçi konumuna sürükledi.

Erdogan, bütün dünyanin kendisini yok etmek için hesaplar yaptigi vehmine teslim oldu.

Gülen cemaatinin içeride ve disarida yaptigi kirli isler de Erdogan’in korkusunu besledi.

Bu korkunun olusmasinda kuskusuz Irak’in, Suriye’nin, Libya’nin ve bu ülke yöneticilerinin basina gelen olaylarin etkisi yok degil.

‘Acaba sira bizde mi?.. Dünya sistemi simdi de Türkiye’yi ve beni mi yok etmek istiyor’ düsüncesi korkuyu daha da körüklüyor.

Bu endisenin bütünüyle yersiz oldugunu düsünenlerden degilim. ABD’nin Suriye’de yapip ettiklerine bakinca ülkemize dönük hesaplari oldugu çok açik.

Fakat bu korkuyla belirlenen politikalar bu odaklarin amaçlarina ulasmasini daha da kolaylastiriyor.

Çünkü Erdogan’in bütün politikalarini, bütün söz ve davranislarini ne yazik ki artik bu korku belirliyor.

O kadar tedirgin, o kadar gergin, o kadar hassas ki en küçük itirazdan, sesten, hareketten büyük bir tedirginlik duyuyor.

Tavirlarini, bütün bunlarin kendisine karsi bir kalkismanin kivilcimi olabilecegi endisesi belirliyor.

En büyük sorunumuz

Evet, hukuk sisteminde, ekonomide, egitimde, dis politikada, hak ve özgürlüklerin kisitlanmasinda… bir çok alanda devasa sorunlar var.

Fakat hepsinden daha büyük sorun, iktidari kilitleyen bu korku.

Çünkü korkuya teslim olmus, gerçekligini kaybetmis birinin atacagi yanlis bir adimin neden olacagi büyük yikim bizi 100 yil geriye götürür.

Erdogan korktukça daha büyük yanlislar yapiyor.

Tam da korkusunu gerçege dönüstürecek politikalara yöneliyor. ‘Olacaklari engelleyeyim’ derken olacaklara zemin hazirliyor.

Mesela içeride kendisine karsi elestirilerin, itirazlarin önünü kesebilmek için baskici politikalara daha da agirlik veriyor.

‘Herkes bana düsman’ düsüncesiyle dis politikada attigi adimlar, çizdigi zikzaklar, savurdugu tehditler, hakaretler disaridaki karsitlarini daha da agresiflestiriyor, amaçlarina ulasmalarinin bahanesi oluyor.

Erdogan sadece korkuya teslim olmakla kalmadi.

‘Bati Türkiye’yi bölmek istiyor’ anlayisiyla geçmiste ülkeyi yasanmaz hale getiren kimi ulusalci çevrelerle ittifak da kurdu.

Diyecegim o ki, ülke olarak büyük bir korku tünelinin içinde uçuruma dogru yol aliyoruz.

Ülke ne yazik ki giderek iki kampa ayriliyor.

Bir tarafta ‘Erdogan kalsin da ne olacaksa olsun’ diyenler, diger tarafta ise Erdogan’in korkuyla yaptigi haksizliklardan ötürü olusan öfke nedeniyle ‘Erdogan gitsin de ne olacaksa olsun’ diyenler.

Bu açmaza sikisip kalamayiz. Bu, hepimiz için büyük bir felaket olur.

Akliselimle hareket etmeliyiz. Ülkemiz daha büyük bir yikima ugramadan bu tünelden çikmanin yolunu bulmaliyiz.

Bulabiliriz. Mutlaka bir yol bulunur.

Dis müdahaleye umut baglayamayiz

Disaridan gelecek bir müdahalenin ülkemizi daha da yasanmaz hale getirecegi ortada.

Beri taraftan Erdogan’in bu korkuyla ülkeyi yangin yerine dönüstürme olasiligi da çok yüksek.

Erdogan, kendisini Türkiye olarak görüyor. Ona yapilan her itirazi, her elestiriyi Türkiye’ye yapilmis gibi görüyor, gösteriyor.

Fakat aslinda Erdogan, Türkiye olamiyor. Bütünlestiremiyor. Kusatamiyor. Ülkenin yarisi ile kavga etmekten kendini alamiyor. Çünkü korkusu buna müsaade etmiyor.

‘Türkiye Erdogan’dir, Erdogan Türkiye’dir’ yaklasimi bu ülkeye büyük bir kötülüktür.

Türkiye’nin tek umudu, tek kurtulusu, tek lideri, tek yolu budur anlayisi bizi yikima götürür.

‘Erdogan kalsin da ne olursa olsun’ demek, Irak olmayi, Suriye olmayi pesinen kabul etmek demektir.

Diger taraftan ‘Erdogan gitsin de ne olacaksa olsun’ yaklasimi da farkli degil.

Bu tür durumlarda disaridan müdahalelerin ülkeleri nasil bir yikima götürdügünü hepimiz gördük.

Dünya sisteminin derdinin otoriter liderler olmadigini, otoriter liderlerle kavga ederken o ülkeleri nasil harabeye döndürdüklerini hepimiz biliyoruz.

Ne disaridan gelen sahte elestirilere, kinamalara, ayak oyunlarina bel baglayabiliriz, ne de kaderimizi, ülkemizin kaderini korkuya teslim olmus bir kisinin iki dudagi arasina birakabiliriz.

***

Bu durumun farkina varip ona göre politika, ona göre yaklasimlar gelistirmeliyiz.

Önceligimiz ne Erdogan’dan kurtulmak ne de Erdogan’i kurtarmak.

Tek bir önceligimiz olmali, o da ülkemizi daha büyük bir felakete ugramadan bu girdaptan sag salim çikarmak.

Kendi sorunumuzu kendimiz çözebiliriz.

***

Disarida, Erdogan üzerinden olusan Türkiye karsitligina ve ona dayali kirli hesaplara ‘Hadi oradan, sizi isinize bakin’diyebiliriz. Ayni zamanda Erdogan’a ‘Türkiye senden ibaret degil’ deyip siyaseten farkli çözümler üretebiliriz.

Gidisatin ülkeyi bir felakete sürükledigini artik AK Parti’ye oy verenler de görüyor.

Farkinda misiniz, bilmiyorum ama Erdogan olmasa ayakta kalabilecek, yasamini sürdürebilecek tek bir kisi bile artik Erdogan’i, onun politikalarini açiktan desteklemiyor.

Herkes suskun, herkes mutsuz.

Bir grup bagimli yandas disinda kimse Erdogan’in yaptiklarinin dogru oldugunu söylemiyor.

Destekleyenlerin de Erdogan’a dostluk degil düsmanlik yaptiklarini düsünüyorum.

Çünkü onlarin alkisi uçuruma dogru gözü bagli kosan bir kisiyi cesaretinden dolayi alkislamaktan, pohpohlamaktan baska bir sey degil.

Diyecegim o ki, korkuya teslim olmus bir liderin bu durumuna sevinecek degiliz.

Tam tersine daha özenli, daha hassas, daha dikkatli olmaliyiz.

Yoksa iktidardan kurtulalim derken ülkemizi de kaybedecegiz.

Aynen Irak’ta, aynen Libya’da aynen, Suriye’de oldugu gibi.

Erdogan’i teslim alan korkuyu ve bu korkuyla yapip ettiklerini görünce ‘Bu ülkede Erdogan’i uyaracak, durduracak bir tek dostu kalmadi mi?’ sorusunu sormaktan kendimi alamiyorum.

—————————————————————–

Diken-3 Temmuz

Levent Gültekin

Back to top button