Kiliçdaroglu ve adalet yürüyüsü
Önce Reisicumhur, HDP’li parlamenterlerin dokunulmazliklarinin kaldirilmasi yönündeki arzusunu açikladi. Ardindan dönemin Basbakani, anayasa disi ve hukuk disi bir formülle, savcilar tarafindan haklarinda sorusturma açilmis bütün parlamenterlerin dokunulmazliklarini ortadan kaldiracak bir tasari hazirlandigini ilan etti. Reisicumhur, gerçeklesmesi zor gibi görülen bu öneriyi, ipe un sermek gibi ifade ederek sürecin hizlandirilmasindaki israrini tekrarladi. Tasariya göre, milletvekillerinin mevcut prosedürden kaynakli müktesep haklari hiçe sayildigi gibi, ne komisyonda ne de genel kurulda savunmalari bile alinmayacak; keza Anayasa Mahkemesi’ne basvuru haklari da olmayacakti. Neticede 1982 Anayasasi’na bile aykiri düsen hukuk disi yöntemlerle adeta bir yargi organi gibi davranan TBMM, kavgali gürültülü oturumlari sonucu, 20 Mayis 2016 tarihinde milletvekili dokunulmazliklarinin kaldirilmasina dair Anayasa degisikligini kabul etti.
Bu hukuksuzlukta en büyük günah, Kiliçdaroglu ve CHP’ye aittir. Tabii ki, AK Parti ve MHP birinci dereceden bu hukuksuzlugun basini çektiler, elbette ‘Hirsizin hiç mi suçu yoktu?’ denilebilir; ama eger Kiliçdaroglu ve CHP, Anayasaya ve hukuka aykiri oldugunu ilan ettikleri halde bu suça bilerek ve isteyerek ortak olmasalardi, bu islem gerçeklesmeyecekti. 29 Haziran günü bir TV kanalina çikan Kiliçdaroglu’na bunun gerekçesi soruldugunda, ‘Canim, zaten istelerdi dokunulmazliklari 139 oy ile kanun yoluyla da kaldirabilirlerdi. Biz referandumun önünü kesmek için evet dedik!’ gibi gülünesi bir cevapla kendisini savunmaya kalkti.
Türkiye’de, basta siyasi davalar olmak üzere cezai yargi söz konusu oldugunda, yillarca sürecek mahkeme safhasina ragmen, zanlilarin pesinen suçlu bulunup cezalandirilmak üzere hapishaneye kapatilmasi temel bir prensip gibidir. HDP yönetici ve milletvekilleri, Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticileri, keza baska birçok gazeteci ve yazar, üniversite hocasi, aydin ve son olarak Enis Berberoglu’nun tutuklanmalari, bu temel prensibin örnekleri oldular.
Enis Berberoglu tutuklaninca, Kiliçdaroglu biraz ihtiyatla da olsa, birdenbire ülkede bir adalet ihtiyaci oldugunu fark etti ve bu gidise karsi harekete geçme karari aldi. Adalet arayisi için yürümek, demokratik ve sivil bir eylem olarak elbette olumlu bir girisimdi ve buna kimse karsi gelemezdi. Hatta Kiliçdaroglu, ‘kedi olali nihayet ’ sözünü de akla getirdi ve ilk günlerde biraz heyecan bile yaratti.
Ne var ki, Onuncu Yil Marsi, Gençlik Marsi, Izmir Marsi vb. esliginde yürünür ve sadece 1930’lu yillara duyulan özlemler ifade edilirse bu yoldan ‘Adalet’e ulasilmaz. O yillar Türkiye’deki hukuksuzluk ve zulmün taslarinin dösendigi yillardir. Eger gerçekten adaleti ariyorsaniz, bu sürecin gelisimindeki günahlarinizi itiraf edip, kendi siyasi öngörüsüzlügünüzü toplum önünde masaya yatirmaniz gerekir. 90 sene boyunca yapilmis hukuksuzluklarla yüzleserek inandirici olabilirsiniz. Pili bitmis fenerlerle karanlikta bir seyler arayarak zaten hiçbir sey göremezsiniz. Hatta buradan toplumda giderek artan hosnutsuzluk ve adalet taleplerine bagli olarak ortaya çikabilecek sivil ve demokratik arayislarin içini bosaltmaktan öteye de bir sonuç çikmaz.
Öte yandan HDP’lilerin yürüyüse katilmasi ve bunun yarar ve zararlari da tartisilmakta. Kiliçdaroglu adalete ihtiyaci olan her bireyin yürüyüse katilabilecegini söylerken, bazi siyasi yorumcular HDP’nin bir terör örgütü uzantisi oldugunu, HDP’lilerin bu yürüyüse katilmalari halinde eylemin masumiyetine gölge düsecegini ileri sürüyorlar.
Muhalif Kürt çevreleri, HDP’nin yürüyüse katilmasina, CHP ve Kiliçdaroglu’nun günahlarina ortak olma anlamina gelir diyerek karsi çikiyorlar. Oysa HDP, Türkiye’nin ‘milli birlik ve bütünlügünü’ savunan ‘solcu’ bir parti olarak zaten yillardir CHP ile ortak bir eylemde bulunmak için zemin ariyordu, katilmasi oldukça çok uygun olur.
Beyaz Türklerin cici çocuk muamelesi gösterip sevimli bulduklari Demirtas’in sahneden çekilmesiyle dogan bosluga Ahmet Türk’ün ‘Bilge Adam’, ‘Duayen siyasetçi’ gibi tanimlarla cilalanarak piyasaya sürülmesi, Deniz Baykal’la dostluk tazelemesi, zamanin ruhuna çok uygun düsüyor. Ahmet Türk ve HDP’lilerin yürüyüse katilmasiyla Kürtlerin küçük düsürülecegini düsünenler, bosuna vehme kapiliyor. Ahmet Türk’ün Derik’teki satosunda oturup misafir agirlamak yerine, sagligi elverdigi ölçüde eski partisinin yürüyüsüne katilmasi Kürtleri küçük düsürmez. Oysa 10 Aralik 2015’te Sayin Mesud Barzani HDP’yi ziyaret ettiginde, hiç utanmadan kendisiyle muhatap ettikleri es baskanlari Figen Hanim tarafindan azarlandiginda Ahmet Türk ve diger HDP’liler seyirci kaldiklari için Kürtler küçük düsmemisler miydi?
Ahmet Türk, 11 Haziran’da Rudaw gazetesinde yayinlanan röportajinda, ‘Türk yetkililerle araniz nasil?’ Sorusuna verdigi ‘Tayyip Erdogan’la birkaç kez görüstük, esi Emine hanimla da tanisiyoruz’ cevabiyla Tayyip Beyle aile dostlugu oldugunu mu söylemek istiyor? Keza ‘Sürgünde yasayan Kürt siyasetçilerden Yasar Kaya, Kemal Burkay ve Sivan Perver gibi birçok ismin Türkiye’ye dönmesinden sonra neden onlarla hiç görüsülmedi?’ sorusuna, ‘Onlar bizim kararimizla dönmedi. Onlar devlet yetkilileriyle görüserek ülkeye döndü’ diye cevap vermis. Acaba sürgündeki Kürtlerin geri dönüsleri için devlet disinda hangi merci ile görüsmeleri gerekiyordu? Yine ayni röportajda Ahmet Bey bu güne kadar hiç duymadigim bir sifatla Mesud Barzani’ye ‘Mesud Bey’ derken, Acaba diyorum, PKK önderini Abdullah Bey, digerlerini de Cemil Bey, Duran Bey, Salih Bey diye mi zikrediyor?
HDP’lilerin bu yürüyüse katilip katilmamasinin pek bir önemi yok. Esas itibariyle Kürtleri küçük düsüren sey, bir devlet projesi olarak kurulan HDP’nin kendisi ve onun arkasindaki siyasi iradedir.
————————————————————–
Basnewss-3 Temmuz
Ümit Firat