Makale

Erdogan, baskan olabilmek için çok önemli bir sey kesfetti

Prof Dr. Baskin Oran, açilan sorusturmalarin insanlarin susmalari için yapildigini kaydetti

Baskin Oran: Erdogan, baskan olabilmek için çok önemli bir sey kesfetti

Prof Dr. Baskin Oran, ‘Erdogan, baskan olabilmek için çok önemli bir sey kesfetti: Kürt meselesi. Besbenzemez’i bu sayede biraraya getirdi. Islamcilar, TSK, derin devlet, MHP, ulusalcilar. Bunlar, Kürt kavramina geleneksel olarak alerji duyan gruplar. Iste bu koalisyondan cesaret alarak, Kürt meselesi, direnenleri bodrumlarda öldürüp yakarak ‘hallediliyor” ifadelerini kullandi

Baskin Oran, baris bildirisini, açilan sorusturma ve tutuklamalari, Kürt sorununu, hendekleri ve baskanligi degerlendirdi.

Sokaga çikma yasaklari ve operasyonlarla Kürt kentlerinin Kürtsüzlestirildigini ifade eden Oran, PKK’nin da Erdogan’in ekmegine defalarca reçel sürdügü görüsünü dile getirdi. Erdogan’in politikalarini elestiren Oran, “Baskanlik için ülkeyi hem iç hem dis politikada kaosa boguyor” dedi.

Haberdar’dan Bilgehan Uçak’a konusan Baskin Oran’in söyledikleri:

Çok gürültü koparan o bildiriyle baslamak istiyorum. Akademisyenler, imzaladiklari bildiriyle neyi amaçliyorlardi?

Temel olarak iki seyi. Bir, insanlarimiz iki tarafli ölüyor, artik bu savas hemen dursun, devlet kendi vatandasini korumak için vardir, öldürmek için degil. Ikincisi, Kürtler ülkeye yabancilasiyor, bir daha bir araya gelemeyiz. Temeldeki amaç bunlardir.

Bir daha bir araya gelemeyiz, dediniz. Daha önce de ‘Genç Kürtler rahatsiz’ demistiniz. Bu ikisini birlikte düsünmemiz lazim saniyorum.

Evet. Bugüne kadar benim kusagim, hatta benden bir sonraki kusak bile ‘ben Türkiyeliyim’ diyordu. Ama artik onlu yaslarinin sonu ile yirmilerinin basinda olan Kürtler bunu söylemiyorlar.

Hele bu tanklarla imha politikasi karsisinda. Iste bu inanilmaz gidisi bir an önce durdurmak için 1.128 akademisyen imza verdi.

Sonra bu sayi daha da yükselirken toplumun çesitli kesimlerinden de destek yagdi…

Bunu gören Erdogan da, temel özelliklerinin basinda gelen korkunç bir öfkeye kapildi ve bu akademisyenleri mahvetmeye yemin etti. Su anda oradayiz. Bu akademisyenler bildirisi konusunda, pek fazla kisi farkinda degil ama, çok önemli bir olay var: Bundan kat be kat sert bir bildiri, tam tarih de vereyim, 23 Aralik 2015’te YARSAV tarafindan yayinlandi. Yenilmez yutulmaz seyler söylüyordu:

‘Devletin idari ve kolluk görevlileri ile askerî makamlarina, kanunsuz emirlere uymak zorunda olmadiklarini, bu türden emirlere uymanin kendi sorumluluklarini ortadan kaldirmayacagini, gerek TCK ve gerekse uluslararasi sözlesmelerde ‘insanliga karsi suç’ olarak degerlendirilebilecek bu türden eylemlerin zaman asimi süresinin olmadigini hatirlatmak isteriz.’

Erdogan bu bildiriyi görmezden geldi, insanlar bu yüzden hatirlamiyor bunu, çünkü halkin büyük çogunlugu yargiçlara saygi duyar. Ama halkin önemli bir kesimi ‘kolejliler’e alerji duyar; Erdogan akademisyenler bildirisinde bunu kullanmak istedi.

Otuz iki sene önce de ayni tepkileri aldiniz, simdi de… Neden bazi seyler hiç degismiyor?

Degismese daha ne isteriz! Çünkü 1984’ün Aydinlar Dilekçesi gibi degil ki durumlar, çok daha kötü. O tarihte Aydinlar Dilekçesi’ni imzalayan bin 383 kisinin hiçbiri gözaltina alinmadi, tutuklanmadi. Sadece 56 kisiye dava açildi ve bu davalarin hepsi beraatla sonuçlandi. Düsün, bu o fasist askerî dönemin en azgin zamanlarinda oluyor. Sikiyönetim günlerinde. Orgeneral Evren de imzacilari son derece dolayli bir biçimde kinadi: ‘Biz çok aydinlar gördük vatan hainligi yaptilar, sairler gördük yurtdisina kaçtilar, onlar aydin degil miydi ne yapayim böyle aydini, son padisah Vahdettin de aydindi ama memleketi düsmana teslim etti.’

Evet, dolayli söylemis…

Erdogan ise dogrudan ve üstelik defalarca hakaret ediyor. Sayayim söylediklerini: ‘Alçak’, ‘lümpen’, ‘zalim’, ‘hain’, ‘güruh’, ‘cahil’, ‘terör örgütü masasi’, ‘tiksindirici’, ‘kapkaranlik aydin müsveddeleri’.

Ve en az dört ayri konusmasinda tekrarladigi bu laflar TV’lerden milyonlara ulastigi gibi, asil, bürokrasi ile yargiya talimat veriyor. Mesela Ankara Bassavciligi, Ankara’dan imzalayanlari TCK 301’den yargilayacakti ama bunun için izni gereken adalet bakani o riski almak istemediginden bassavcilara, hiçbir yetkisi olmamasina ragmen, resmen talimat yazip dosyayi Istanbul’a yollatti. Simdi terörden yargilanacagiz.

ERDOGAN’IN TEMEL PRENSIBI KORKUTMAK

Bassavcilik boyun egmeseydi ne olurdu?

HSYK, o savcilari oradan oraya defalarca sürerdi. Erdogan’in temel prensibi ibret-i alem yaratarak korkutmak çünkü…

Bu biraz da ‘sallandiracaksin Taksim’de iki kisiyi’ felsefesini hatirlatiyor bana…

Aynen. ‘Sallandir iki kisiyi bak bir daha kimse yapiyor mu?’ Mantik bu. Birine yetkin disinda ve çok sert vurdun mu herkes dersini aliyor.

Akademisyenlere yapilanlardan baska sorunlar da var; gazetecilere davalar açiliyor, gazetelere el konuyor, Chris Stephenson sinirdisi ediliyor… Bu kâbus nasil bitecek?

Bu soruyu sormak için erken çünkü kâbus yakin zamanda bitmeyecek, bilakis tirmanacak. Çünkü Erdogan için tirmanmasi gerekiyor. Sebebi, Erdogan temel kurali biliyor: ‘Ürkütülen insan otoriteye siginir.’ Onun içindir ki ‘Ya ben ya kaos’ diyor. ‘400’ü ver rahat et’ diyor. ‘Ya benimsin ya kara topragin’ der gibi.

En son ‘Ya bendensin ya terörist’ dedi…

O daha yeni. Ülkeyi hem iç hem dis politikada kaosa boguyor. Baskanlik için yapiyor bütün bunlari. Bu gerginligi ve kutuplasmayi da durmadan hakaret ederek sürdürüyor. Ama çok daha önemlisi, Kürt meselesini ‘tamamini imha edecegiz’ (17 Mart konusmasi) diyerek bu amaçla kullaniyor. Erdogan, baskan olabilmek için çok önemli bir sey kesfetti: Kürt meselesi. Besbenzemez’i bu sayede biraraya getirdi.

Kim onlar?

Islamcilar, TSK, derin devlet, MHP, ulusalcilar. Bunlar, Kürt kavramina geleneksel olarak alerji duyan gruplar. Iste bu koalisyondan cesaret alarak, Kürt meselesi, direnenleri bodrumlarda öldürüp yakarak ‘hallediliyor’. Üstelik, bir de asagilayabilmek için, oralarda öldürülen kadinlari kastederek, ‘bodrumda ask baskadir’ yazdiriliyor duvarlara. Burada Kürtlerin ebediyete kadar kaybedilebilecegini görmemiz gerekiyor. Türkiye artik onmaz bir duruma çekiliyor ama Erdogan için önemi olan tek sey baskanlik. Baska hiçbir sey düsünmüyor.

Bu asagilayici duvar yazilarini yazanlarin basina hiçbir sey gelmiyor.

Maalesef. Ben bunu baris isteyenler olarak üç partiyi ziyarete gittigimiz zaman (AKP, CHP ve HDP), Basbakan Davutoglu’na da söyledim. Çankaya ziyaretinde Efkan Âlâ da vardi ve ‘Bunlara sorusturma açiyoruz’ dedi.

Ben de dedim ki, ben Aziz Nesin’in hikâyeleriyle büyüdüm, onlarin birinde ‘Büyüklerimiz bu mesele üstünde hassasiyetle duruyoruz deyince ödüm kopar benim’ der Aziz Nesin. Iste benim de ‘sorusturma açiyoruz’ dendigi zaman ödüm kopuyor çünkü bu sorusturmalar insanlarin agzi kapatilsin diye açiliyor. Hangi sorusturmalardan hangi yaptirim çikti bugüne kadar? Hiçbirinden! Dedim ya, pek bitecek gibi gözükmüyor…

Peki, bitecek olmadigina göre neredeyiz?

Suradayiz: Erdogan, otoriterlikten totaliterlige geçme noktasinda. Otoriter rejimlerde insanlar söyledikleriyle suçlanirlar. Su andaysa insanlar, söylemedikleriyle suçlaniyorlar. Akademisyenler bildirisine, ‘Devleti suçluyorsunuz peki PKK’yi niye suçlamiyorsunuz!’ diye saldirilmasi bu geçisin habercisi. Bir de az önce ‘Benden degilsen teröristten yanasin’ sözünü hatirlattin ya, bu aynen 20 Eylül 2001’de yani Ikiz Kuleler olayindan sonra George W. Bush’un Kongre’nin ortak toplantisinda söyledigi sözlerin Türkçe tercümesi.

Ne demisti orada?

‘Either you are with us or you are with the terrorists.’ Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle. Erdogan ile Bush arasinda bir fark var üstelik: Bush ‘bizimle’ derken Erdogan ‘benden yana’ diyor. Biz falan yok, ‘ben’ var. Simdi bir de yeni bir kavram atti ortaya: ‘Silahsiz terörist’. Korkunç bir sey.

Bunu ilk kez duyduk…

Yani havuz medyasi gibi yazmadin mi terör propagandasindan mahkûm edilirsin, diyor. Totaliterlige geçiyoruz deyisimin sebebi de bu. Hatta, buraya gelmisken, diktatör’ün en yaygin tanimini da vereyim: ‘Diktatör, kendi koydugu kurallarla kendisini bagli saymayan kisiye denir’.

Bunu hangi baglamda söylediniz?

2010 referandumunda AYM’nin artik bireysel basvurulara da bakacagi kuralini kendisi getirdi, simdi akillara seza bir biçimde AYM’nin Can Dündar ile Erdem Gül karari hakkinda ‘Karara uymuyorum, saygi da duymuyorum’ diyor. Saygi duy-duyma, senin bilecegin is. Ama ‘uymuyorum’ ne demek yahu? Sen diger yargi organlarindan biri misin ki uyup uymaman söz konusu olsun? Burada açikça, Yargi’yi vesayet altina aldigini ilan ediyor. Vahim ki nasil vahim.

Ilginç bir sey daha. Bugüne kadar su kural geçerliydi: ‘Ifade özgürlügü var, ifadeden sonra özgürlük yok, gözalti ve tutuklama var’. Simdi geçmeye basladigimiz asamada bu kadari da olmayacak.

“ERDOGAN’A, AKADEMISYENLERE ETTIGI HAKARET NEDENIYLE DAVA AÇACAGIM”

Bu geçis nasil mümkün oldu?

Bir kere fizik kurallari nedeniyle. Fiskeyle yuvarladigin bir bilye, eger hava direnci falan gibi bir karsit güç yoksa, sonsuza kadar yuvarlanir. Erdogan’in karsisinda da bir muhalefet olmadigindan sonsuza kadar gidebilecek. Zaten, baskan olacagim diye kendisini öyle bir çikmaz sokaga soktu ki, artik geri gidemez, hep daha ileri daha ileri gitmesi lazim. Olayin felaketi burada.. Bütün hukuk yollarini zorlayarak kendisine karsi çikmak lazim.

Mesela ben, bildiri yüzünden akademisyenlere ettigi hakaretler nedeniyle dava açacagim. Yukarida saydigim kelimelerin herhangi bir tanesini ben kendisine söyleseydim derhal mahkum olurdum.

Cumhurbaskani’na hakaretten…

Evet, TCK 299’dan. Birak cumhurbaskanini, siradan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandasina bu sözleri söylemek bile mahkûmiyet gerektirir. Simdi ben kendisine bu hakaretleri sebebiyle tazminat davasi açacagim.

Bu fizik kurali, yani muhalefetsizlik elde bir. Ikincisi, 19. yüzyilda Lord Acton’in söyledigi söz: ‘Iktidar bozar, mutlak iktidar mutlak biçimde bozar.’ Erdogan, 2011 seçimlerini de kazaninca önünde hiçbir engel kalmadigina, her seyi yapabilecegine inandi. Üçüncüsü, Erdogan bu psikolojiye girmisken Mayis 2013’te Gezi Olaylari, 17-25 Aralik 2013’te tapeler, Ocak 2014’te MIT Tirlari olayi patlak verdi. Bütün bunlar ve özellikle de 17-25 Aralik baglaminda Erdogan çok korktu ve siddet kullanmaya basladi. Devlet siddeti.

2011 seçimlerinden sonra bir umut vardi ülkede. Hatta 2013 Nevruz’unda milyonlarin katildigi bir miting düzenlenmisti. Baris umudu yayiliyordu. Simdiyse her sey terse döndü. Âkillerin çalismalari ve yazdiklari raporlar gündemden düserken sehirlere tanklar girdi.

Âkiller heyetiyle Ege’de dolasirken su gözlemi yaptim: MHP’lilerle ulusalcilar bu sürecin tamamen karsisindaydilar; AKP’liler ise bir kenarda sessiz duruyorlardi. Bu ne demek? Her hafta kamuoyu arastirmasi yaptiran Erdogan bakti ki Baris Süreci kendisine oy kaybettiriyor, hemen birakti. Birakmakla da kalmayip Dolmabahçe masasini devirdi.

Böyle bir olaydan, tanklarla kendi sehirlerimizi bombalama girme noktasina geldik. Tankla girdigin yerleri ‘düsman topragi’ sayiyorsun demektir bu. Fasist askerî darbeciler bile yapmadi bu kadarini. Artik bunlari yasayan genç Kürt kusagi Türkiye’den duygusal olarak koptu. En büyük bölücülük budur iste, bu insanlari duygusal olarak Türkiye’den koparmak.

Diger yandan, bu tankla topla yikmanin bir mantigi da var.

Nedir o?

Bir kere, 1990’larda nasil bilinçli olarak Kürt bölgeleri insansizlastirildiysa, simdi de Erdogan Kürt sehirlerini insansizlastirmaya karar verdi. Kürt kentlerini Kürtsüzlestiriyor. O zaman köylerden göç vardi, simdi kentlerden göç ediyor insanlar.

O tarihte ve daha önceki Kemalist dönemde o göç ettirilen insanlarin yerine Balkan mültecileri yerlestirilmisti ama tutmamisti. Erdogan’sa, oralara vatandas yapacagi Suriyelileri yerlestirecek. Hem onlar bölge insani, hem onlarin oylarini alacak, hem de Kürt oylarini onlar vasitasiyla sulandiracak. Politikasi budur. Tankla topla yikmanin bir amaci da budur. Ayrica buraya, dikkat ettiysen, ‘kentsel dönüsümü sokacagiz’ diyorlar. Bu sana neyi hatirlatiyor? Baron Haussmann…

Paris 1…

Ortaçag’dan kalma Paris sokaklari dar oldugundan barikat kurmak çok kolaydi. Onlari yikarak, ordu birliklerinin geçebilecegi çok genis bulvarlar açti, o bulvarlarin iki yanini büyük burjuvaziye satarak para kazandi. Erdogan’in yapacagi sey de bu. Baron Haussmann’in III. Napolyon için yaptigini, Erdogan simdi TOKI’nin ‘kentsel dönüsüm’üne yaptiracak.

Siz daha önceki yazilarinizda israrla bir yasadisi örgütün parçalanmasinin çok tehlikeli oldugunu vurguladiniz. TAK ve PKK baglaminda da bunu söyleyebilir miyiz?

Yasadisi örgütle muhatap olmak kolay ve yararlidir çünkü bir muhatap vardir. Fakat örgüt parçalanirsa ekstrem uçlar ortaya çikar ve bunlarin kontrol edilebilmesi imkansizdir. Mesela Öcalan bunlara söz geçiremez. Neden? Çünkü bunlar, meshur uluslararasi tabirle ‘desperados’tur. Umutsuzlardir, umudunu kaybetmislerdir.

TAK libero mu oynuyor yoksa PKK adina mi yapiyor bilemem. Bildigim tek sey, Erdogan’in PKK’yi buna zorladigi. Bir kediyi köseye sikistirirsan sonunda intihar gibi atlar senin üstüne, ölecegini bilse.

Erdogan PKK’yi nasil zorladi?

Üç politikayi devreye sokarak yapti, yapiyor: Bir, hendeklerden yararlanip Kürt sehirlerini Kürtlere haram etti; iki, dokunulmazliklar yoluyla Kürtlere politikayi haram ediyor; üç, Kürtlere yapilanlari tüm ülke için çok tehlikeli bulup konusanlara yazanlara Türkiye’yi haram ediyor. Yalniz, burada PKK’ya söyleyecegim de çok söz var…

Ne gibi hocam?

Erdogan’in ekmegine defalarca reçel sürdü. Bir kere, iki seçim arasinda HDP’yi çok yipratti. Simdi bir seçim olsa HDP’nin baraji geçip geçemeyecegi meçhul. Yüzde 10 sinirinda gidip geliyor parti.

Neden yipratti? Neden yapti bunu göre göre?

Dünyasi çok küçük. Kandil’e sikismis vaziyette. Ikinci sebep, kendilerinin devreden çikmakta oldugundan korktular. Üçüncü sebep, sol örgütlerden geldikleri için kafalarinda partileri ve parlamentoyu ‘burjuva demokrasisi’ diye asagilamak var.

‘Cici demokrasi’ de derler galiba…

Evet, 1970’lerin tabiri. Ama ne olursa olsun, totaliterlige geçis yapmaya çalisan Erdogan’a koltuk degnekligi yapiyor PKK su anda. Eger Erdogan’i iktidardan düsürmek istiyorlarsa, derhal masum insanlari vuran bu terörü sona erdirdiklerini açiklamalari lazim. Kendilerine solcu diyen, Türkiye’de devamli olarak her türlü halka alerji enjekte etmekle taninan, ‘devrimci siddet’ diye felaket bir felsefeleri olan küçük ‘sol’ örgütlerle ayni safta eylem yapacagini açiklamak kadar yanlis bir strateji olamaz.

Diger yandan, Erdogan’in Suriye’deki fevkalade yanlis Kürt politikasi hem Rusya’yi, hem AB’yi, hem de özellikle ABD’yi müthis rahatsiz ediyordu. Simdi PKK masum insanlari vurmaya baslayinca en azindan ABD Erdogan’a mecburen daha yumusak davranmaya baslayacak.

Yalniz, Erdogan’a bir dönüs daha yapmak istiyorum burada. Irak’a gitmek için istenen koridora izin verilmedigine dair çok önemli bir haber çikti. Erdogan gitsinler istemiyor, ‘tamamini imha’ istiyor.

Âkiller gezisi sirasinda israrla ayni seyi söyledim: Bu ateskesten yararlanarak meseleyi her yönüyle radikal bir reforma kavusturmak lazim. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yani ademimerkeziyetçilik sart. Istenen de atla deve degil, Türkiye’de bir Kürt olarak yasayabilmek…

Ben bunu deyince birisi hisimla atildi: ‘Reform yapilmazsa ne olur?’ Dedim ki, ‘AVM’lere gidemez hale gelebiliriz’. Ertesi gün Izmir gazeteleri ve sitelerinde ana manset: ‘Baskin Oran Egelileri Tehdit Etti!’. ‘Ben Ege’de Akilken’ kitabimda var bunlar. Ama dogrusu, bugünkü durum kadar kötüsü aklima gelmemisti.

Çözüm Süreci’nin oyalama stratejisi olduguna dair bir inanç çok yaygin artik…

Oyalama miydi, bilmiyorum. Saniyorum Kürt oylarini da almak için deneme yapti. Ama baris sürecinin kendisine batida oy kaybettirmeye basladigini görünce Süreç’i bitirdi, onu biliyorum. Müzakere masasini deviriverdi. Kimin hangi koltuga oturacagina kadar karistigi müzakere masasini. Haberim yok, dedi.

ÖFKE KONTROLÜ YOK

Demirtas’in ‘seni baskan yaptirmayacagiz’ çikisi da çok etkili oldu herhalde

Öfke kontrolü yok kendisinde. Ayrica, daha önce de konustuk, ürken insanlarin otoriteye siginacagi kuralini biliyor. Bu öfke ile bu politikayi sogukkanli bir biçimde birlestirip ülkeyi kutuplastiriyor.

‘Kürt 10 yili’ diye bir söylem var. YPG’nin hem Rusya hem de ABD tarafindan destekleniyor olmasi, Ortadogu’da ISID’e karsi savasan basi açik genç kadinlar… PKK’nin savas stratejisine dönmesinde bu konjonktürün bir etkisi var mi sizce?

Var tabii ki. Söyle ki, Irak Kürtlerinin neredeyse bagimsiz, Suriye Kürtlerinin ise neredeyse özerk olmasinin etkisi hissediliyor. Isler buraya gelmeden yapmak lazimdi reformlari.

Kürtlerle Türkler arasinda barisi yeniden nasil saglayacagiz? Bu ates nasil kesilecek?

Tayyip Erdogan varken hiçbir sey yapilamaz bu noktadan sonra. Erdogan, her seyiyle iç ve dis politikayi kendisini baskan yaptirmak üzere kullanmaya karar verdi. Bunun saglamak için de XIV. Louis’yi, hatta ötesini oynuyor.

XIV. Louis’yi oynamak?

Erdogan, 16 Mart’ta aynen söyle dedi: ‘Erdogan gitsin demek, devletimizin tek olmasi anlayisi yikilsin demektir.’ Günes Kral dedigimiz, Fransa tarihinin en müstebit krali XIV. Louis biraz daha basite indirgeyerek söylemisti bunu: ‘L’Etat, c’est moi.’ Yani, ‘Devlet ben’im.’ Erdogan’in yaptigi da bu. Ama üstüne, bir de Türkiye’deki parçalanma paranoyasini kullanmaya çalisiyor.

Peki, sizce basaracak mi?

Basarmaktan kastin ne olduguna bagli. Eger kasit baskan olmak ise Erdogan belki baskan olabilir ama Türkiye’yi yönetemez. Türkiye, ‘yönetilebilir’ olmaktan çikti çünkü. Diger yandan, hayir, sonunda basaramayacak. Kendisinin iki adet sermayesi var çünkü ve bu da yeterli olmaz.

Nedir bunlar? Paralel, paralel, paralel. Terörist, terörist, terörist. Baska bir seyi yok. Bu insana neyi hatirlatiyor?

Senatör McCarthy… 1940’larin sonu ile 50’lerin basindaki meshur Senatör McCarthy. Onun tek sermayesi de çantasinin içinde oldugunu iddia ettigi komünistlerin listesiydi. Artik komünist kalmadigindan sadece paralel ve terörist var. McCarthy, her an komünist komünist diyerek o kadar biktirdi ki herkesi, tarihin çöplügüne atildi. Erdogan da baska sermayesi olmadigi için öyle olacak.

Bir de, basarili olup olamayacagini anlamak için tarihin su anda bulundugumuz noktasina bakmak iyi olur. Bir kere, az yukarida da konustuk, Kürtler ayni Kürt degil. Irak’ta neredeyse bagimsiz, Suriye’de neredeyse özerk. Zaten, Kürt öldürerek Kürt meselesi halledilebilecek olsaydi, 1937-38’de Dersim’de halledilirdi. Resmî sayilara göre bile 13.800 Dersimli öldürüldü. Sayisiz Kürt de Bati’ya sürüldü.

Ikincisi, Türkiye ayni Türkiye degil. 1930’larin Türkiyesi degil, 2010’larin Türkiyesi. Askerî darbelerle bile mücadele etmeyi ögrenmis bir Türkiye.

Erdogan, anakronik bir sahis. Anakronik demek, takvimini sasirmis demek. Kendisini 1930’larda saniyor ve belki o dönemde yasasaydi basarili da olabilirdi, yani baskan. Ama bugün olamaz.

Çok sansli bir insan. Bir yandan PKK yanlis politika güdüyor, diger yandan Avrupa Birligi mülteci meselesinde ABD de Suriye’de sikistigi için Erdogan’i sikistiramiyor. Üstüne, medyaya yapilan baskilarin bu noktasinda bir de CUMOKçular bildiri yayinlamazlar mi, ”Tehlikenin farkinda misiniz!’ diyen gazetemizi geri istiyoruz!’ diye! Vallahi bu kadar olabilir ancak!

Ama bunlar konjonktürel durumlar. PKK böyle gidemez. AB ve ABD de su sikisik andan kurtuldugunda, Erdogan anakronik davranmanin sonucunu görecek.

Görecek de, Türkiye perperisan olduktan sonra görecek…

—————————————–

Haberdar-21 Mart

Baskin Oran

Back to top button