Eski darbecileri yargilarken yeni darbecilere sahip çikmak…
5 Nisan 2012 günü Türkiye’nin demokrasi tarihine darbeyle hesaplasma sürecinin kilometre taslarindan biri olarak geçecek.
Iste 32 yil gecikmeyle de olsa, darbeci seflerin çogu ölmüs, hayatta kalanlarin bir ayagi çukurda da olsa, 12 Eylül’ü yargi önüne çikartmayi basardik.
Bu dava, yasalar ne derse desin, darbe suçunun zaman asimina ugramayacagini, aradan kaç yil geçerse geçsin darbecilerin affedilmeyecegini gösterdi.
Ve dava bu mesajiyla, 28 Subatçilar’in, Ergenekoncular’in, e-muhtiracilarin, Balyozcular’in yüregine bir kez daha korku saldi.
Ama ne yazik ki ben bunu Türkiye halkinin darbelere karsi topyekûn bir bilinçlenme tablosu olarak göremiyorum.
Çünkü bu ülkede “iyi darbeler”, “kötü darbeler” ayrimi hâlâ devam ediyor. Herkesin kendi ideolojisine, siyasi çizgisine ve bireysel magduriyetinin ölçüsüne göre aktif olarak destekledigi, makul buldugu, sessiz kalarak uzlastigi ya da karsi çiktigi darbeler var.
“Benim darbem iyidir”
Çifte standartla malul olmayan o kadar az kesim var ki… 27 Mayis’tan baslayin:
Solcular, sosyal demokratlar ve onlarin etkisindeki sol kamuoyu karsi devrim dedikleri Menderes iktidarini alasagi ettigi için 27 Mayis’i sevinçle karsiladilar.
DP’liler gizli gizli aglarken CHP’liler bayram yapti. Biraz deseleseniz, birçogunun bugün hâlâ 27 Mayis’a toz kondurmadigini görürsünüz.
Ayni kesimler, 1971’de sol bir darbe yapmak için ordu içindeki sol cuntacilarla isbirligi yaptilar ama tezgahladiklari 9 Mart Darbesi, 12 Mart’ta fasist bir darbeyle bastirilinca bu defa magdur duruma düstüler.
Bu kez bayram yapan milliyetçi-sagci kamuoyu idi. 12 Mart darbesi bütün kurumlariyla birlikte solu yok ederken, suçlu-suçsuz binlerce insani ezip geçerken Türkiye’nin genis muhafazakâr kesimleri “komünizmin kökü kaziniyor” diye ellerini ovusturuyordu.
12 Eylül günlerinde de manzara farkli degildi. Darbe “sagda ve solda vurusanlari” hedef alirken topluma “huzur ve güvenlik” vaadinde bulunuyor ve bu vaat muhafazakârindan sol tandanslisina, çok genis halk kesimleri tarafindan hiç sorgulanmadan, alkislarla karsilaniyordu.
Evet, itiraf etmesi zor belki ama bugün yargilanan 12 Eylül Darbesi, dogrudan magdur ettigi sol ve milliyetçi kadrolar disinda bütün halkin destegini aldi. Bu güçlü ve yaygin destek, darbenin bas “kahramanlarinin” yakin zamana kadar el üstüne tutulmasina, bas taci edilmesine kadar vardi.
28 Subat 1997’ye geldigimizde, yine bir darbe ve farkli bir saflasmayla karsi karsiya kaldik. Bu defa, bir yanda darbenin hedefi olan genis dindar kitleler ve onlarin siyasi temsilcileri; öbür yanda ise 28 Subat’a açik destek veren bütün bir sol ve sosyal demokrat kamuoyu ile örgütler vardi.
Bütün darbeler karsisinda yekvücut olmadikça
Peki, darbelere karsi birlesemedik de darbe tesebbüslerine karsi birlesebildik mi? Ne yazik ki hayir!
Türkiye kamuoyu, ortaya çikarilan darbe tesebbüsleri karsisinda da ortak bir sevinç duyamadi.
Ay Isigi, Sarikiz darbe tesebbüslerinin desifre olmasi, Ergenekon Örgütü’nün ve Balyoz Darbe Plani’nin açiga çikmasi da tipki daha önceki darbeler gibi toplumu ikiye böldü ve bu bölünme hâlâ devam ediyor.
Sol ve sosyal demokrat kamuoyunun genis kesimleri bugün var güçleriyle bu tesebbüsleri aklamaya çalisirken, genis muhafazakâr kitleler, onlarin siyasi temsilcileri ve bir avuç demokrat, darbe tesebbüsünde bulunanlarin yargilanmasi için ugrasiyor.
Bugün 12 Eylül Davasi’nda müdahil olan pek çok kisi ve kurum, ayni zamanda Ergenekon ve Balyoz Davasi saniklarinin avukatligina soyunmus durumda.
Düsünün ki, bu ülkenin ana muhalefet partisi lideri, bir yandan eski darbecilerin yargilandigi davada müdahil olup bir yandan da yeni darbecilerin örgütüne sahip çikiyor ve “Nerede su Ergenekon Örgütü, söyleyin de ben de gidip üye olayim” diyebiliyor.
Kisacasi Türkiye, simdiye kadar yasanan darbe ve darbe tesebbüslerinin karsisina hiçbir zaman yekvücut olarak çikamadi.
Ve bu tablo benim Kenan Evren’in nihayet yargi karsisina çikmasi karsisinda duydugum sevinci fena halde gölgeliyor.
———————————–
Bugün-6 Nisan
Gülay Göktürk