Makale

Firsatlardan yararlanma ustaligi

Yilmaz Çamlibel
Basinizi ellerinizin arasina alip bir düsünün. Hayatiniza yön veren, hayatinizi ciddi sekilde degistiren, mutluluk ve mutsuzluklariniza neden olan olaylari bir düsünün. Acaba bunlarin ne kadari tesadüftü, ne kadarini siz planladiniz? Baska bir deyisle, yasaminizin kaçta kaçini, beyninizin yaraticiligiyla düzenleyebiliyorsunuz? Bu konuda ne kadar ustasiniz?
Insanlarin, kisisel, ailesel, örgütsel ve ulusal çikarlardan yararlanma konusunda ustalasmasi için, neler yapmamiz gerekiyor acaba?
Bunun için, bakmak, görmek, yorumlamak, sentezlere varmak, stratejik hedefler tesbit etmek, yirmi, otuz, elli yil sonrasi için projeler yapmak, önümüze gelen firsatlardan yararlanmak için, insanlarin belli bir bilgi, birikim ve olgunluga erismesi gerekir. Beynimizin düsünen, üreten, yaratan bir fabrika haline gelmesi gerekir.
Ne kadar yetenekli ve donanimli olursak olalim, kisisel yaraticiligimizla, hayatimizi fazla sekillendiremeyiz. Bunu yapmak için, baska beyinlerle is ve güç birligi yaparak, toplumsal bir beyin yaratmamiz gerekir. Yani toplumsallasmamiz gerekir. Toplumsallasmak, ama nasil?
Çagdisi kalmis statükocu bir toplumsallasma, insanlarin özgür, zengin ve mutlu olmasina izin vermez. Hayata elestiriyel bakan, tarihten ders alan, gelecekle ilgili uygulanabilir projeler yapan, bakan, gören, yorumlayan ve sentezlere varan bir toplumsallasma ise, insanligi sürekli olarak daha iyiye ve daha güzele tasir.
Beynimizi harekete geçiren, yaratici kilan, üretici hale getiren temel argumanlari su sekilde özetleye biliriz:
Hayatin bir karmasa yumagi oldugunu görmek. Bu nedenle üniter degil, plural düsünmek. Hayata elestiriyel bakmak. Kendi dogrularindan bile süphe etmek. Düsünme ve düsünceyi örgütleme özgürlügünü savunmak. Devleti kutsal olmaktan çikarip, teknik bir araç durumuna getirmek. Toplumda var olan tüm kimlikleri esit hale getirmek. Kendisi için istedigi seyleri digerleri için de istemek. Kendi düsüncelerini digerlerine dayatmamak. Aykiriliklarini koruyarak birlik içinde olmak. Karsilikli olarak etkilesmek ve ortak degerler yaratmak için, kapilarini bir birine açik tutmak. Insan haklari ve hukukun üstünlügünü basta olmak üzere, evrensel degerleri savunmak. Katilimci, paylasimci, çok renkli ve çok sesli bir kültür, toplum ve devlet yaratmak.
Bu ve buna benzer evrensel ilkeleri özümsemeyenlerin, kisisel ve toplumsal yasamini düzenlemesi olanaksizdir. Bu tür insanlar, partiler ve devletler, onun bunun kuyruguna takilmaktan kurtulamazlar. Önüne gelen tarihi firsatlardan yararlanma ustaligini gösteremezler. Kürtlerin durumu buna çarpici bir örnektir.
Yirminci asra girildiginde, Osmanli Imparatorlugu dagilma sürecine girmisti. O dönemin emperyalist devletleri, bu dagilmayi hizlandirmak için Osmanli halklarini ulus devlet olmaya özendiriyorlardi, onlari tesvik ediyorlardi. Bu halklarin önder kadrolari da tarihi gidisi görüyor ulusal devletini kurmak için, dünyanin egemen güçleriyle, is ve güç birligi yapiyorlardi.
Osmanli egemenligi altinda yasayan tüm halklar, ulus devletlerini kurdular. Ne yazik ki Kürtler, mevcut tabloyu ve tarihi gidisi okuyamadilar. Ulusal çikari her türlü çikarin önüne koyan bir proje yaparak, paylasim sofrasina oturamadilar. Kemalistlerin ‘Iki Müslüman halk olarak önce padisahimizi ve ülkemizi kurtaralim, daha sonra da ortak bir devlet kuralim.’ zokasini yuttular ve devletsiz kaldilar.
Günümüz kosullarinda da, Kürtlerin önüne ayni sekilde tarihi bir firsat gelmis bulunuyor. Iç ve dis kosullar, Kürtlerin devletlesmesine uygundur. Günümüzün egemen çevreleri, BOP araciligiyla Ortadogu cografyasini yeniden dizayn etmek istiyorlar. Bu konuda ciddi adimlar attilar, atmaya devam ediyorlar. Bu konuda, Kürtlerin önemli bir aktör oldugu ortada.
Ne var ki Kürtler, önüne gelen bu tarihi firsatlardan yararlanma ustaligini gösteremiyorlar. Stratejik projeler yapma becerisi gösteremiyorlar. Onun bunun akliyla hareket etmekten yakasini kurtaramiyorlar. Kürtler adina konusan zat-i muhteremler, Kürtlerin Ortadogu’da dengeleri bozabilecek bir güç ve aktör haline geldigini göremiyorlar. Oyun kurucu olma yerine, onun bunun pesine takiliyorlar.
Kuzey Kürdistan parçasindaki önderlerinin durumu, tek kelimeyle felaket. Inadina devlet, toprak, bayrak diyeceklerine, skürel ve dindar Kemalistler gibi, ‘Tek baskan, tek ideoloji, tek parti, Türkiyelilesiyoruz, bayrak istemiyoruz, toprak istemiyoruz, ulus devlet gericiliktir.’ diye bagirip duruyorlar.
Çünkü, karanlik güçlerin atadiklari akil hocalari, onlara böyle akil veriyorlar. Bunlarin eski bas danismanlari Dogu Perinçekti. Sonra Yalçin Küçük bu göreve atandi. Daha sonra da Büyük Üstat Mihri Belli yoldas, bu görevi yüklendi. Ha! bu arada Mahir Kaynak yoldasi da unutmamamiz gerekiyor. Daha sonra gelenleri ise hepiniz iyi taniyorsunuz. Isimlerini yazmama gerek var mi? Hepsi ayni fabrikanin degisik ürünleri.
Türk isçi sinifini sömürüden kurtaran(!) bu anli sanli Türk komünistler, simdi de Kürtleri kurtarmak için kollari sivamis bulunuyorlar. Bunun için parlementer, belediye baskani, belediye meclis üyesi, sivil toplum kurum yöneticisi oluyorlar ve nafakalarini dogrultuyorlar.
Daha sonra kalkip bize akil veriyorlar. Ulusal mücadeleyi birakip sinif mücadelesine yönelmemizi istiyorlar. Elimize kurtulus projeleri tutusturup ‘Yürüüü’ emrini veriyorlar. Gençlerimizin eline silah verip savas alanina sürüyorlar. Bizi sömürü ve kölelikten kurtarmak için daha ne yapsin adamlar?
Peki biz kürtler ne yapmaliyiz? ‘Allah Türk komünistlerinden razi olsun.’ diyerek yan gelip yatmamiz mi gerekiyor, ne dersiniz?
Not: Tatil dolayisiyle bir süre yazi yazamiyacagim. Okurlarimin bilgisine sunarim.

Yilmaz Çamlibel

Back to top button