GÖRÜLMÜSTÜR; Damgali savas karari

Ümit Firat
Abdullah Öcalan, 5 Eylül 1999 tarihinde yani tam 13 yil önce, PKK Merkez Komitesi’ne ve Baskanlik Konseyi’ne iletilmek üzere avukatlarina bir çagri metni vermisti. Metnin ilk 5 maddelik bölümünde, Öcalan’in alisilmis kaba ve dayatmaci üslubundan uzak, ölçülü ve anlasilir bil dil hâkimdi. Öcalan, 3 Agustosta yaptigi çagriya uygun olarak örgütün 1 Eylül 1999 tarihli karariyla tüm silahli güçlerini Türkiye Cumhuriyeti sinirlari disina çekerken, artik silahli mücadele sayfasinin kapanmasi ve geçmisteki hatalarinin tekrar edilmemesi gerektigini vurguluyor; Türkiye, Ortadogu, Kürdistan, Avrupa ve uluslararasi iliskilerde yeni dönemin ruhuna ve gereklerine göre nasil bir politika ve hareket tarzi izlenmesinden, kadin özgürlügüne kadar birtakim görüs ve tavsiyelerini açikladigi metnin basinda söyle diyordu:
‘( )Tümüyle bir tehlike olarak ortadan kalkmamakla birlikte, ulusal ve uluslararasi iliskilerde siddet unsurunun giderek etkinligini yitirecegi, fazla bir çözüm degeri tasimayacagi, dolayisiyla anlamsizlasacagi ve var olan askeri güçlerin de daha çok caydirici ve sinirli kullanilabilecegi kesindir. Bunun da ancak uluslararasi iradeyle olabilecegi, bunun yerine bilimsel-teknik temele dayali; ekonomik, sosyal, siyasal birliklerin öne çikacagi, bunun basari sansinin bu birliklerin demokratik düzeyiyle orantili olacagi, diger bir deyisle, agir basacak gelismenin barisin evrim dili olacagi açiktir. Gelismeler her geçen gün bunu dayatmakta, engelleri asmakta ve yavas da olsa basarilarini kaçinilmaz kilmaktadir(…)
Bu anlamda geçmiste yanlisliklari kadar asiriligiyla da elestirilecek temelde siddet agirlikli mücadele, bir demokratik devrim sürecinin yöntemi olarak degerlendirilirken, artik buna stratejik olarak son verme ve temel mücadele yönteminin demokrat çerçevelerde barisçil olacagi açiktir. ( ) Devrimin siddet anlayisina çok ters ve çogu suç teskil eden gelismeler bilinmektedir. Benim karsi çiktigim agirlikli olarak 1988-’98 arasi bu çizgi disi ve giderek ürperten, büyük acilara yol açan ve bizi büyük çikmaza saplatan, esasta siddet uygulamalarindaki yozlasmaydi. Bu yillar benim açimdan yüzde doksan bu anlayis ve kisiliklere karsi verildi. Dolayisiyla erkenden devlet yaklasimlarini görmek kadar, çözüm alternatiflerini gelistirememenin de en temel nedenidir. Bunu çok iyi degerlendirmek, herkes payina düseni görmek ve dogruya ulasmak göreviyle, özelestiri ve gerekli dönüsüm çabalariyla karsi karsiyadir( )
Kendini kandirarak da hiç olmuyor.’
Genelkurmay’dan Öcalan’a tavsiye
Ne var ki, bu metni yazip silahli savasi terk ettigini söylemesine karsin, kendisini ziyaret eden bir Genelkurmay yetkilisinin tavsiyelerini ise ancak 1 yil sonra, 13 Eylül 200 günkü görüsmesinde avukatlarina su sözlerle iletiyordu, ‘ Çatisma gücü olarak. Tümüyle disari çikmamiza Genelkurmay yetkilisi kusku ile bakti. Neden tümüyle disari çikmayi anlamadilar diye simdi düsünüyorum. Ilk konustugum Genelkurmay temsilcisi bu konuda kuskuluydu. Saglam bir ateskes olmali. Tam disari çikmamali dediler. Ilk basta ciddiye almadim. Simdi daha iyi anlasiliyor. Baska güçler kullanabilirler.’
Örgüt yönetimindeki savas karsiti kanadi etkisizlestirip tasfiye ettiginden emin oldugu 19 Mayis 2004 tarihinde avukatlariyla görüstügünde ise yukarida aktardigim satirlar sanki kendisine ait degilmis gibi davraniyor.
‘Avukat: HPG’nin mesaji var Kendilerinin güçlü bir mesru savunma savasina hazir olduklari belirtiliyor. Kendilerini 1 Haziran tarihine göre planladiklarini sizin son açiklamalariniz ekseninde beklediklerini belirtiyorlar.
Öcalan: Mesru savunma haklarini kullanacaklar HPG’ye söyleyin komutanliklarini saglam tutsunlar. Kendi can güvenliklerine sonuna kadar dikkat etsinler. Daha önce de söylemistim çocuk, kadinlar vurulmasin, intihar eylemleri olmasin. Ormanlara yönelik sey olmasin. Mesru savunmalarini güçlü gelistirsinler. Daglarda üsleriniz var.’ Caninizi korumak için ben yapmayin desem bile dogal olarak yapacaksiniz. Ülkenizden kaçmayin. Caninizi ve ülkenizi koruyun. Israrla imha etmek isteyen güçler üzerinize gelebilir, onlari sey edersiniz. Sizin üzerinize gelmezlerse gidip orayi surayi imha etmek olmaz. 15 agustos seyi gibi olmaz. Gidelim su karakolu imha edelim ile olmaz. Önceden ilan edilir. Su alan mesru müdafaa alanidir diye. Mayinlidir diye. Duyuru yapilir. Kimse ölmesin. Diyelim ki Cudi Dagi. Imha amaciyla üzerinize mi geliyorlar, yer altilarinizi gelistirirsiniz. Biz bu ülkenin birligine saygiliyiz, ama kendimizi savunuyoruz denilir. Bu söylediklerimi HPG birliklerine gönderirsiniz.’
Esas hedef AK Parti
Ardindan Kongra-Gel adina Zübeyir Aydar‘in 1 Haziran 2004‘te Kandil’de kamera karsinda okudugu bir metinle ateskesin sona erdigini ve yeniden silahli çatisma sürecine girildigi açiklandi.
1 Temmuz 2012 PKK’nin Kandil’de gerçek 1 numara (Cuma Kod) Cemil Bayik’tan sonraki 2 numara (ABBAS Kod-Selahattin Erdem Mahlas) Duran Kalkan, ANF’de yayinlanan röportajinda özetle söyle diyordu:
‘Kuskusuz içinde bulundugumuz süreç bir çözüm sürecidir. Fakat geçmiste oldugu gibi siyasi çözüm süreci degil, askeri çözüm sürecidir. Biz iki yil önce stratejik degisiklik yaptik. Artik mevcut AKP yönetimi devam ettikçe Kürt sorununun siyasi çözümünün gerçeklesemeyecegi kanaatine vardik. Dolayisiyla da AKP’yi siyasi yenilgiye ugratacak aktif bir mücadele konumuna geçtik, strateji degistirdik. Devrimci halk savasiyla AKP siyasetini yenilgiye ugratip Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü böyle bir direnis temelinde gerçeklestirmeyi öngördük. Simdi bu temelde mücadele ediyoruz.(…)
15 Agustos atilimi temelinde gelisen savasla Ankara’yi askeri yenilgiye ugratip Türkiye’de bir silahli devrim yapmayi hedefliyordu. Simdi bunda da degisiklige gitti. Ankara’yi askeri olarak yenilgiye ugratamazsa da siyasi olarak yenilgiyi hedefleyen bir mücadele anlayisini esas aldi, öngördü. Belki Ankara’da askeri gücü, devleti tümden yenilgiye ugratamaz ama AKP siyasetlerini gelistirdigi direnisle yenilgiye ugratabilir. Ankara’da bir siyasi degisime yol açabilir. Fasist AKP siyasetini yenerek demokratik siyasetin Ankara’da zafer kazanmasini saglayabilir. Bu gayet mümkün ve gerçekçi bir durumdur. Bu çerçevede de Kürt sorununun demokratik çözümünü gerçeklestirebilir. Bu da bir çözümdür ve PKK’nin simdi mücadelede esas aldigi, hedefledigi bir çözüm tarzidir(…)
Kimler mutlu ve umutlu?
2 Numara nihayet baklayi agzindan çikardi ve bu satirlarin yazarinin 2004 yilindan bu yana israrla altini çizerek belirttigi tezi dogrulayarak savastan ne amaçladiklarini açikça ifade etti. ‘Devrimci halk savasi’ ile Basbakan Tayyip Erdogan’i ve AK Parti Hükümetini Ankara’da yenilgiye ugratacaklarini ve yok edeceklerini söyledi. Böylece Milliyetçi, Ulusalci, Fasist, Neo-Nazi, Ergenekoncu, Kemalist, Stalinci, Istemezükçü, kronik muhalif eski kafa solcu, bilumum bilmis-bilgiç Beyaz Türk ve PKK saflarindaki ‘Siyasi Mülteci’nin yüreklerine su serpildi. Onlar artik kimi zaman muhalefette etseler, Ankara’da kaybettikleri eski devletlerinin yeniden insasi için PKK’yi bir can simidi gibi görmeye basladilar.
Bu arada kendi Kürtlerine yapmadiklari eziyet kalmamis olan ve Kürdü olan Türkiye’ye komsu devletler de ellerindeki firsatlari her zaman oldugu gibi yine en verimli sekilde degerlendirme sansi bulmaya çalisiyorlar. Yillardir PKK’ye ev sahipligi yapan; silah, mühimmat ve her türden destegi saglayan bu savasin bölgesel aktörleri, Türkiye ile hesaplasmak için iyi bir firsat yakalamis oldular. Saddam sonrasi Irak’ta olusan Kürdistan Otonom Yönetimi Baskani Mesut Barzani’den oldukça rahatsizlardi. Bölgesel politikalarinin olusmasinda hiçbir sekilde dikkate almadiklari Kürtler, simdi bütün baski ve engellere ragmen tarih sahnesindeki rollerini almislar, ‘artik buralarda bir seylere karar verildiginde bizim de irademiz dikkate alinacak!’ demekteydiler. Tahran ve Sam’in Bagdat’taki yeni müttefikleri Basbakan Maliki yönetimini takmiyorlar, üstüne üstlük bir de Türkiye ile dogrudan iliskiler kuruyorlardi. Bu hiç iyi bir gidis degildi ve bunun Esat sonrasi Suriye için bir örnek ve tekrari olmasini istemiyorlardi. O zaman Suriye Kürtlerinin simdiden bazi emin ellere teslim edilerek yeni bir Barzani’ni örneginin orada ortaya çikmasinin yolu kesilmeliydi. Olusturmaya çalistiklari yeni Kürt yapilanmasina ve Esad’a askeri destek saglamasi için de Bagdat’taki yeni müttefiklerine görev verdiler. Ancak Barzani bu senaryoyu iyi okudu ve derhal karsi tedbirlerini aldi. Öncelikle Maliki’nin Bagdat’tan gönderdigi askerlerinin önünü keserek tasarlanan askeri destek ve ittifaki etkisizlestirdi. Tek basina bir PYD yönetimine firsat vermeyerek Suriye’nin bütün Kürtlerinin temsil edildigi bir konseyin kurulmasini saglayarak yeni yapilanmada Tahran-Bagdat-Sam vesayeti ihtimalini bertaraf etti. Keza bir yandan da Türkiye Disisleri Bakani ile görüsmeler yaparak muhtemel problemlerin minimize edilmesini saglamaya çalisti.
PKK bildik PKK ve asla ezberini bozmadi. Hakkâri ve Kürdistan daglarinda ‘Önder Apo’nun ve Kürt halkinin özgürlük yürüyüsünü basariya tasima direnisi’ adi altinda yüzlerce genç insan açikça ölüme gönderildi; binlerce insan bir kez daha yerinden yurdundan edilip acilar içinde birakildi. Yillar boyu Kürtlere olmadik acilar yasatan ve yok sayan bir gelenegin mensuplari, bugün AK Parti tarafindan ellerinden alindigini iddia ettikleri vesayet ve egemenlik haklarini eski metot askeri darbelerle saglayamayacaklarini gördükleri için, belki PKK’nin sayesinde yeniden kazanabileceklerini umuyorlar.
Allah cümlemizin akil ve ruh sagligini korusun.
(Star Açik Görüs – 12 Agustos 2012)
Dengê Kurdistan


