Haber

Kemal Burkay: Diyaloga ve barisçi çözüm çabalarina sans tanimaliyiz

Sorular: Murat Aksoy

Kemal Burkay’dan not:
Asagidaki söylesi Yenis Safak Gazetesi’nden Murat Aksoy’la yapildi ve 9 Agustos 2012 tarihli Yeni Safak’ta, oldukça kisaltilmis olarak su baslik altinda yayinlandi: ‘Bölgedeki tüm Kürtlerin gelecegi Türkiye’dedir.’ Oysa ben söyleside böyle bir ifade kullanmadim, bu anlama gelecek bir sey de demedim. Ayrica, söz konusu baslik benzeri uyduruk bir ifade de söylesinin sonuna eklenmis: ‘Kürt sorununu çözmüs Türkiye bölgedeki tüm Kürtler için çekim merkezi olur.’

Sayin Aksoy’un son biçimiyle bana gönderdigi metinde bu ifade yoktu. Bunu gazetecilik etigi bakimindan dogru bulmuyorum. Benim görüslerim neyse odur. Kimsenin bu görüsleri kendi gönlüne göre degistirmeye, ekler yapmaya bir hakki yok. Ne yazik ki böylesi tutumlar Türk medyasinda zaman zaman karsilastigim can sikici bir sey. Bu tür çarpitmalar ilgili medya organlarina olan güveni de sarsar. Bu nedenle Yeni Safak’in bu tavrini kiniyorum.

Söylesinin tümünü ekte okurlara sunuyorum. (9 Agustos 2012)

Ramazan’dan önce ateskes beklentisi vardi ama simdi artan siddetle karsi karsiyayiz. Neden?

Evet, bir beklenti vardi, ama kuvvetli degildi. Çünkü PKK tarafinda o tür açiklamalar yoktu; aksine son dönemde PKK daha çok savas yanlisi beyanlar verdi. Bu olumsuz bir sey tabii ki.

Neye bagliyorsunuz PKK’nin bu tavrini?
Bir yili asan bir durum bu. Duran Kalkan geçen yil Nisan ayinda bir makale yazdi ve orada devrimci halk savasi stratejisini ortaya koydu. Yani PKK, en azindan onun içinde bir kanat, daha seçimler öncesinde devlet-Öcalan görüsmeleri iyi giderken çözümü baltalamayi hedeflemisti. Seçim sonucunda BDP CHP ile birlikte Meclis’i boykot etti, ardindan da PKK’nin Silvan’la baslayip devam eden zincirleme eylemleri gelince diyalog ortami koptu. Ayni dönemdeki tek yanli demokratik özerklik ilani ise yanlisti. Bu tür bir statü, güç dengeleri uygun degilken tek yanli ilanla gerçeklesmez. Nitekim kagit üzerinde kaldi, unutuldu. Sonuç olarak PKK içinde çözüm istemeyenler kazandi. Çözüm süreci sabote edildi.

PKK’yi böyle bir tutuma yönelten nedenler veya etkenler ne olabilir?
Derin devletin öteden beri PKK içinde var olan eli bu etkenlerden biridir. Bunlar PKK’nin politikalarini AK Parti karsiti politika haline getirmeye çalistilar. Yani Kürt sorununun çözümünden öte, AK Parti’yi düsürmek için bu süreci baslattilar. Derin devlet darbe planlariyla AK Parti’yi düsüremeyince bu kez PKK’yi devreye soktu gibi görünüyor. PKK hedef olarak salt AK Partiyi seçti, politikasini AK Parti düsmanligi üzerine odakladi. Bu politika yanlistir, çünkü…

Çünkü…
Söz konusu dönemde hükümetle sürdürülen bir diyalog vardi ve AK Parti demokratiklesme yönünde ve Kürt sorunu bakimindan -tam gönlümüze göre olmasa da- olumlu adimlar atiyordu. Bu savasçi tutum ise diyalog ortamini sonlandirdi ve yeniden kan dökülmesine yol açti. Bu tutum Kürt halkinin çikarina degildi, hatta PKK’nin de çikarina degildi. Bizzat Öcalan’in da istemedigi seydi. Öcalan, seçimlerin hemen ardindan ‘Biz hükümetle anlastik, savasa gerek yok’ demisti. Buna ragmen yapilanlar açikça Öcalan’in baypas edilmesidir. Çatisma devletin derin kollarinin istedigi bir süreçti. Zaten 30 yil boyunca bu yapildi. Oysa BDP’nin 12 Haziran seçimleri sonrasi eli pek çok açidan güçlüydü. Ama PKK, BDP’ye sans tanimadi. Bugün gelinen noktada Iran ve Suriye’nin de payi oldugu kanisindayim. Suriye ile iliskilerin bozulmasindan sonra özellikle PKK’nin yol açtigi son çatismalarda bu iki ülkenin etkisi oldugunu düsünüyorum.

PKK’nin son saldirilarinda esas hedefi ne?
PKK’nin merkezi bütünlügü olsa bu konuda yorum yapmak daha kolay olurdu. Ama özellikle son yillarda PKK çok basli bir manzara gösteriyor. Karar mercii hangisi, Imrali’daki Öcalan mi, Avrupa’daki siyasiler mi, Kandil mi?.. Kandilse hangi kanadi: Murat Karayilan mi, Duran Kalkan mi, Fehman Hüseyin mi?.. Son eylemlerde derin devletin mi, Suriye ve Iran ikilisinin mi payi var? Yoksa üçünün birden mi?..
Bu nedenle bu eylemler için hedef saptamak kolay degil. Ama bu hedefin hem PKK’ya basari, hem de Kürt halkina bir yarar saglamayacagi açiktir.

Bu tür gelismeler kimin isine yarar?
Yasananlar Kürt halkinin isine yaramaz, bizzat PKK’nin de isine yaramaz. Ben Öcalan’in bu süreci onayladigini sanmiyorum. Son olarak Leyla Zana’nin açiklamasi var çok önemli. PKK’nin silahli eylemlere son vermesi yönündeki çagrisina katiliyorum, bu benim de öteden beri önerdigim sey. Bu asamadan sonra silahin çözecegi bir sey yok. PKK, çözüm istiyorsa, muhatap alinmak istiyorsa bunu çatisma ile saglayamaz. Bu gelismeler son yillarda Kürt sorunu konusunda makul çizgiye gelmis olan Türk kamuoyunun da kaybedilmesine yol açiyor. Bölgede önemli degisiklikler oluyor. Böyle bir asamada yanlis ata oynamamak lazim. Suriye’deki rejim gidicidir. Ona dayanarak özgürlükler kazanilamaz.

Peki Suriye’de olan nedir?
Suriye’deki gelismeler Türkiye’ye yanlis yansidi. Sanki orada PYD ve Kürtler yönetime el koymuslar ve PKK-PYD’nin yönetiminde bir Kürt devleti kurulmakta… Bu gelismeler Türkiye’deki bazi korkulari deprestirdi. Oysa böyle bir durum yok. Rejim çökse de PYD’nin bölgede devlet kuracak gücü yok. PYD oradaki partilerden biri ve kitlesel tabani gösterilmek istendigi gibi güçlü degil. Kürt bölgesinde varliklari geçmise dayanan çok daha kitlesel partiler var. Suriye’de PYD’nin öne çikmasi Esat’in planiydi.

Nasil yani?
PYD düne kadar yasakliydi. Baskani Moskova’daydi. Türkiye Esat’a karsi muhalefeti destekleyince Suriye PYD liderini çagirdi ve ona belli roller verdi. Son aylarda 1000-1500 silahli PKK’li Kandil’den Suriye’ye geçti. Bu durumdan Suriyeli Kürtler rahatsizdir. Rejim PKK-PYD eliyle Kürtleri kendi aralarinda çatistirmak istiyor. Kürt liderlerden Mesal Temo’nun öldürülmesi bu planin bir parçasiydi. Sayin Mesut Barzani ise PYD’yi ikna ederek Kürtleri bir araya getirdi ve böylesi bir çatisma ve kaos durumunu önlemeye çalisti. Suriyeli Kürt partileri gerçekçiler. Bagimsiz devlet isteyeni yok; ama kendi bölgelerini yönetmek istiyorlar. Yani ademi merkeziyetçi ve demokratik bir Suriye istiyorlar.

Barzani yönetiminin Irak Merkezi hükümeti ile gerginligi nasil bir netice verir?
Irak merkezi hükümetiyle Barzani liderligindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasindaki gerilim Suriye’deki gelismelerle daha da artti. Bu açidan Türkiye ile Kürdistan Federe Bölgesi’nin pek çok noktada ortak çikarlari var. Maliki Iran’la birlikte Esat rejimine destek veriyor. Türkiye de, Barzani de buna evet demiyorlar. Hasimi konusunda da ayni noktadalar. Suriye’de kadim Kürt partilerinin de Türkiye’ye düsmanca bir tavri yok. Türkiye, Suriye’deki Kürt muhalefetiyle iliskilerini gelistirmeli. Ki Davutoglu son ziyareti sirasinda söz konusu muhalefetle de görüstü. Bu devam etmeli. Kisaca Kürdistan yönetimiyle Türkiye’nin iliskileri her iki tarafin da yararina. Maliki yönetiminin Davutoglu’nun Kerkük ziyaretinden rahatsiz olmasi dogal.
Bütün gelismeler Türkiye’yi Kürt sorununda adim atmaya zorluyor. Kürtlerin taleplerini karsilayip Kürt sorununu çözmek ve çatismaya son vermek Türkiye’nin yararinadir.

BDP’nin son dönemdeki tavri hakkinda ne düsünüyorsunuz?
BDP önüne çikan firsatlari degerlendiremedi. BDP’nin çikmazi kendisine düsen rolü oynayamamasidir. PKK ile arasina mesafe koyamadi. 12 Haziran seçimlerinden güçlü çikmalarina ragmen Meclis’i boykot etmeleri yanlis oldu. BDP’nin yapmasi gereken boykot degil, yeni anayasa için, Kürt sorununun çözümü için çalismalara agirlik vermesiydi. Ama öyle yapmadilar. Üstelik silahlarin susmasini isteyen Osman Baydemir’e, Leyla Zana’ya sahip çikmadilar. BDP bu çikmazi asmadigi sürece kendisinden beklenen rolü oynayamaz.

CHP’de Kürt sorunun çözümü için çikis oldu. Ne düsünüyorsunuz?
Türkiye’ye döndükten sonra CHP’lilerle de görüstüm. CHP Gençlik Kollari’nin düzenledigi bir toplantida Kürt sorunu ile ilgili konustum. CHP lideri sayin Kiliçdaroglu ile de görüstüm. Kiliçdaroglu’nun ‘Kürt sorunu’ konusundaki söylem degisimi, bu sorunu siyasetin, Parlamento’nun çözmesi geregine dair açiklamasi, bu kapsamda bir genel affin bile düsünülmesine yönelik açiklamalari elbette olumlu ve önemli. Ama bu kadari yetmez. Yapilacaklari dört partinin ittifakina baglamak yanlis. Özellikle MHP’nin bu konuda ne kadar tutucu oldugunu biliyoruz. Elbette ittifak önemlidir ama o sarta baglamamak lazim. Ikincisi de CHP henüz derli toplu projelerle ortaya çikmis degil. Erdogan ve partisi güçlü ve isterse bu sorunu çözer. Bu dogru, ama CHP’nin de destegi lazim. Bu asamada Basbakan’in CHP’ye önerdigi iki partili formül makul. Iki partinin uzlasmasi Kürt sorununda Türkiye’ye büyük nefes aldirir.

Semdinli’de ne oluyor?
Baslangiçta ben de ne oldugunu kavramakta zorluk çektim. Çünkü kamuoyuna yeterli bilgi yansimadi. PKK söylendigi gibi 500-600 kisilik bir gerilla gücüyle bir çikis yaptiysa ve bu Suriye’deki gibi bir Arap Bahari dalgasi yaratmak içinse, bu gerçekçi degil. Elbette Kürtler haklari için mücadele ediyorlar ve bu devam da edecek. Ben kendim de bu mücadelenin içindeyim. Ama su anda gerçekçi olmak lazim: 30 yillik çatisma ortami hiçbir sonuç vermedi. Savasin bu saatten sonra ne PKK’ye ne de Kürt halkina bir yarari olur. Ben Semdinli türü girisimlerin vakti geçmis girisimler oldugunu düsünüyorum. Ve bundan, gereksiz yere kan dökülmesinden, gençlerin hayatini kaybetmesinden baska bir sey çikmaz. PKK bununla hava yaratacagini düsünüyorsa yaniliyor. Yanlistan dönmek lazim. Bunda israr etmenin yarari yok. Kürt halkina gerçek söylenmeli, oyun bitmeli. Savas artik oyuna dönüstü. Bu oyun bitmeli. Bu gençlere yazik. Iki tarafa da yazik. PKK’nin askeri ve siyasi plandaki yetkililerinin artik bu sorumlulugu duymalarini istiyorum. Zana’nin çagrisina katiliyorum. Savasin artik kazandiracagi bir sey yok. Diyaloga, siyasi ve barisçi çözüm çabalarina sans tanimaliyiz.

Dengê Kurdistan

Back to top button