Makale

Hadi bana eyvallah!

12 yillik yazarlik hayatimin, son 5 yili bu gazetede geçti.

Lafa böyle baslayinca anlamissinizdir…

Köseyi birakiyorum.

Yazarlik hayatimi askiya aliyorum.

Lafi hükümete, sansüre, baskiya baglamayacagim.

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, yazarin görüsü (elbette elestirisi) yazari baglamaktan çok, gazete sahipliginin iradesi olarak yansiyor ve yansitiliyor. Bu kendi adima tasimak zorunda kaldigim gereksiz ve beni otokontrole zorlayan bir yük.

Özellikle Gezi olaylarindan sonra sert yazilar yazdim. Gezi olaylarinin toplumsal dinamiklerinin hükümetin algiladigi ve algilatmaya çalistigindan farkli oldugunu islemeye basladim. Sanirim ilk kopma böyle basladi.

Yolsuzluk sorusturmalarinda ortaya dökülen yasal dinlemelerden anladim ki (bizzat dönemin Basbakan’inin agzindan çikan laflar bile yeter) iktidarin düsman gördügü sinifa çoktan girmisim.

O günlerde bu gazetenin sahibi Turgay Bey’e ‘ayrilmak istedigimi” söyledim. Kabul etmedi.

Yakin zamanda bir kez daha istifa yazisi yolladim. Sayfaya konulmadi ve ‘Isine bak” denildi.

Sonunda sartli kabul ettiler.

***

Bu ayriligin arkasinda birkaç temel neden var.

Birincisi, bir yazar iktidar açisindan düsman olarak görülemez. Eger bu hale geldiyseniz, geliyorsaniz, hükümetleri veya kamuyu uyarma görevini de saglikli yapamazsiniz. Siyasi olarak karsit olmaktan çok, sadece görevinizi yaptiginizi kimseye de anlatamazsiniz. Kendin çal, kendin dinle pozisyonunda olmak, kamusal görev yapan bir gazeteci açisindan çekilecek bir durum degil.

Ikinci neden, yeni bir iktidar var, yeni bir Basbakan, yeni bir kabine var. Buna ragmen her gün agir elestiri yapasim var! Yolsuzluk sorusturmalarinin önünün kapatilmasini, ‘yok hükmünde” sayilmasini içime sindiremedim. Bu ruh halinin, yazi tonumu mesleki birikimime ihanet edecek nitelikte sertlestirmesine yol açtigini fark ettim. Yapici elestiriden uzaklasma ihtimalim giderek yükseliyordu. Yolsuzluklar konusunda samimiyetine inandigim Basbakan Ahmet Davutoglu’nu cesaretlendirmek yerine sanki yolsuzluklarin nedeniymis gibi gören anlayisin beni esir aldigini itiraf etmeliyim…

***

Ve yönetime, köseden ayrilmazsam eninde sonunda beni atarak ‘kahraman yazar” sinifina sokacaklarindan emin oldugumu söyledim. Yasamim boyunca kullanacagim bir malzemenin aslinda fena bir fikir olmadigini da ekledim.Ve dedim ki:

‘Bunu yapmayalim. Gazetemize zarar vermeyelim. Ben yazmayi birakayim. Eger kabul ederseniz ekonomi yorumculugundan keyif aldigim Bloomberg HT’de her sabah yaptigim isime devam edeyim. Ve isterseniz gazetemize haftalik dosyalar veya yazi dizileri hazirlayayim. Bu arada üzerinde çalistigim aile hikâyem olan Dersim’le ilgili romanima da vakit ayirmak istiyorum.”

***

Ve meslegimde yeni bir süreç basladi. Basarili olur muyum bilmiyorum. Bildigim, bu ülkenin her zamankinden çok demokrasiye, özgürlüge, birbirini anlamaya, birlik olmaya ve rehabilitasyona ihtiyaci oldugu. Buna katki vermek için köse yazmaya gerek yok!

Üstelik, kendimi ‘köse yazari olmayi sadece hükümete çakmak veya kalemini hükümetin emrine tahsis etmek sananlarin’ disina atmanin da beni sakinlestirecegine inaniyorum.

***

Bu sayfada politik yazilar içeren köse yazmaktan (son 6 ayi çikarirsam) büyük zevk aldim. Harika bir deneyimdi. Bana bu imkâni saglayan basta Turgay Ciner olmak üzere herkese tesekkür ederim. Verdigim rahatsizlik için özür dilemeyecegim. Bir gazeteci kadar rahatsizlik vermeye özen gösterdim. Tasan kisimlari için de hosgörünüze sigindim…

———————————————–

Habertürk-10 Eylül

Yavuz Semerci

Back to top button